• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Topkapı Sarayı

  • Konbuyu başlatan Ece
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar : 3
  • Görüntüleme : 2K

Ece

Usta Üye
Emekli
Katılım
11 Mart 2009
Mesajlar
14,019
Tepkime puanı
34
Puanları
48

İtibar:

Topkapı Sarayı

--------------------------------------------------------------------------------

Osmanlı padişahlarının Fatih Sultan Mehmed'den Sultan Abdülmecid'e kadar oturdukları ve devlet işlerini yürüttükleri saray.

İstanbul'da eski adı Zeytinlik olan Sarayburnu'nu bütünüyle kaplar. Bir tepenin üzerine kurulan sarayın çeşitli bina ve bahçeleri, Sur-i Sultani adıyla anılan ve 1478'de yapılmış 1400 m.'lik bir surla çevrilmiştir. Surun çeşitli şekillerde 28 kulesi vardır. Ana giriş bugün de eskiden olduğu gibi Ayasofya arkasındaki Bab-ı Hümayun adı verilen kapıdan sağlanır. Bu kapının üzerinde 1866

yılında yanan bir köşk vardı. Surun Marmara'ya bakan Otluk Kapısı ve Haliç tarafındaki Demirkapı adlı büyük kapıları ile aralarında koltuk kapılar vardır. Kıyıda Bizans surları üzerinde saraya sonradan adını veren Topkapı (Toplukapi) ve ayrıca üzerinde yapılmış köşkler bulunmaktaydı. Bu köşklerden Sultan İbrahim zamanında yapılmış olan Sepetçiler Köşkü günümüze kalan tek örnektir. Sur-i Sultani üzerinde bulunan Alay Köşkü, padişahın geçit alaylarını seyretmesi amacıyla II. Mahmud tarafından 1819-1820 yıllarında yaptırılmıştır. Sarayın Sarayburnu'nda ve Marmara tarafında bulunan kıyı yapılarının bir bölümü 1863'teki yangınla diğer bir bölümü de demiryolu yapımı sırasında ortadan kalkmıştır. Bunların arasında Balıkhane Kasrı, İncili Köşk, Bamyacılar Kasrı, Gülhane Kasrı, Hasan Paşa Köşkü, Bostancıbaşı Köşkü, kaptan-ı deryanın sefere giderken padişahla vedalaştığı Yalı Köşkü ile Topkapısı'ndan başlayarak, Sarayburnu'na kadar devam eden bir kıyı şeridi üzerine III. Ahmed tarafından küçük bir daire olarak başlatılan I. Mahmud, III. Osman, I. Abdülhamid, III. Selim zamanlarında ilaveler yapılarak genişletilen Topkapı Sahil Sarayı bulunmaktaydı. Yanan bu sarayın adı sonradan bütün saray için kullanılmıştır.

Saray içindeki en önemli ve en eski köşk Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan Çinili Köşk (Sırça Saray)'tür.

Topkapı Sarayı yapı ve bahçeleriyle Sur-i Sultani ve Bizans surları (deniz surları) ile çevrili olan yaklaşık 700.000 m2'lik bir alana yayılır. Esas saray kısmı 4 avludan oluşur.

Saray, Dış Saray (Birun), İç Saray (Enderun) ve Harem olmak üzere üç bölümdür.

Fatih Sultan Mehmed, fetihten sonra ilk sarayını Bayezid semtinde şimdiki İstanbul Üniversitesi merkez binasının bulunduğu yere inşa ettirmiştir. Topkapı Sarayı Bayezid'da yapılan saraya göre yeni olduğu için Saray-ı Cedid (Yeni Saray) adı verilmiştir. Bu saraya her padişah tarafından yeniden birçok oda, köşk, hamam, salon ve kütüphaneler eklenmiştir. Bu bakımdan Beyazid'deki eski saray da Saray-ı Atik (Eski Saray) adıyla anılır.

Topkapı Sarayı'nın birinci avlusuna Bab-ı Hümayun'dan girilir. Bu büyük avlunun sağında 1866 yılında yanan Maliye Nezareti ve Enderun Hastanesi bulunmaktaydı. Sağ tarafta ayrıca sarayın ekmek ihtiyacını karşılayan fırınlar vardı.

Avlunun solunda bir Bizans kilisesi olan Aya İrini, yüzyıllarca Cebehane olarak kullanıldı. Onun yanında Darphane yer almaktadır. Aya İrini ile sur arasında Odun Ambarı Ocağı ve Hasırcılar Ocağı vardı.

Babüsselam adı verilen orta kapının her iki yamada birer kule bulunmaktadır. Bunları, Kanuni Sultan Süleyman'ın Avrupa seferinden sonra Avrupa şatolarının kuleleri biçiminde yaptırdığı söylenir. Kapının iç tarafına III. Mustafa devrinde geniş saçaklı bir revak yapılmıştır. Bu noktadan itibaren sarayın ana sınırları da başlamış olur. İkinci avluya Alay Meydanı da denirdi. Yeniçerilere burada ulufe dağıtılırdı.

İkinci avlunun sağında sırasıyla Dolap Ocağı, Mimar Sinan'ın yaptığı mutfaklar, aşçılar koğuşları, hamamı ve Aşçılar Camii ile Vekilharç Dairesi ve yağhane bulunur.

Avlunun solunda yokuşlu bir yoldan sonra sarayın Raht Hazinesi'ne inilir. Bu çukur alanda ayrıca Beşir Ağa Camii ile Harem'e doğru has ahırlar, Zülüflü Baltacılar koğuşu bulunmaktadır. Avlunun solunda, ortada vezirlerin toplanarak devlete ait bütün önemli kararlan aldıkları Divan-ı Hümayun (Kubbealtı) vardır. Burada padişah arzu ettikçe bir kafes arkasından toplantıları takip ederdi. Kubbealtı, Kanuni döneminde inşa edilmiştir. Bunun arkasında sarayın gözetleme kulesi olarak da kullanılan bir kule vardır. Divan Kulesi adı da verilen bu yapı birçok değişiklikler görmüştür. Kubbealtı'nın yanında halen silah müzesi olarak kullanılan Divan-ı Hümayun Hazinesi yer alır.

Enderun denilen üçüncü avluya geçiş Babüssaade veya Akağalar Kapısı yardımıyla olur. Son şeklini III. Selim zamanında almıştır. Cülus ve bayram tebrikleri merasimi bu kapının önünde yapılırdı. Her iki yanında Akağalara ait koğuşlar yer alır.

Babüssaade'den geçtikten sonra karşıdaki ilk yapı Arz Odası'dır. Böylece üçüncü avluya da girilmiş olur. Fatih devrinde yapılan Arz Odası, etrafı revaklı ve geniş saçaklı bir binadır. Yabancı elçiler ve vezirler burada huzura kabul edilirdi.

Arz Odası'nın arkasında III.Ahmed'in yaptırdığı Enderun Kütüphanesi vardır.

Osmanlı yapı sanatının XVIII. yüzyıla ait güzel örneklerinden biridir. Karşısında ve avlunun sağ tarafında Kiler Koğuşu ve onun yanında da Fatih Köşkü olarak bilinen Enderun Hazinesi yer alır. Seferli Koğuşu'nun sağ tarafında ayrıca Enderun mektebi ve meşkhanesi yer alır.

Avlunun sol tarafında Hırka-i Saadet Dairesi, Kutsal Emanetlerin sergilendiği bir daire olarak olduğu gibi muhafaza edilmektedir. Onun yanında silahtar hazinesi bulunur.

Üçüncü avlunun solunda yer alan Ağalar Camii, sarayın bütün kitaplarının toplandığı bir kütüphane haline getirilmiştir. Bunun yanında padişah yemeğinin hazırlandığı Kuşhane vardır. Harem'in Kuşhane Kapısı da burada bulunur.

Enderun'dan Sarayburnu tarafındaki dördüncü avluya geçilir. Buraya Baş Lala Kulesi'nden dolayı Lala Bahçesi denmekteydi. Sarayburnu tarafında yer alan bu küçük yapı, hekimbaşının çalıştığı ve saray eczanesinin bulunduğu bir yerdir.

Bahçenin solunda merdivenlerle çıkılan büyük havuzlu teras, İstanbul'un en güzel manzaralarının görüleceği bir noktadır. Haliç tarafındaki köşesinde yer alan Bağdat Köşkü her yönüyle Osmanlı mimarisinin şaheserleri arasında yer alır. IV. Murad tarafından Bağdat seferinden sonra yaptırılmıştır. Önünde Haliç'e doğru balkon biçiminde dört zarif sütunlu ve altın yaldızlı kubbesiyle Sultan İbrahim'in yaptırdığı İftariye Kameriyesi vardır. Padişahların iftar yaptıkları bu kameriyenin önünde eskiden İncirlik denilen saray bahçesi bulunurdu.

Hırka-i Saadet Dairesi'nin arkasında yer alan Sünnet Odası'nda şehzadelerin sünnet edildikleri veya padişahların sünnet namazlarını kıldıkları sanılıyor.

Fıskiyeli havuzun hemen yanında Marmara'ya doğru gene IV. Murad tarafından yaptırılan Revan Köşkü yer alır. Revan seferi hatırasına yaptırılan bu köşkün birde küçük kütüphanesi vardı. Köşk, Bağdat Köşkü'ne benzer.

Abdülmecid tarafından yaptırılan Fransız ampir üslubundaki Mecidiye Kasrı, Topkapı Sarayı'nın son yapısıdır. XIX. yüzyılın ortasında yapılmıştır. Bu tarihten sonra padişahlar Dolmabahçe Sarayı'nda oturmuşlardır.

Atatürk'ün isteği ve Bakanlar Kurulu kararıyla müze haline getirilen saray, 3 Nisan 1924'te halkın ziyaretine açılmıştır.
 
En Çok Görüntülenen Konular
  • Tetimme Medreseleri
    • Konbuyu başlatan ilbilgehatun
    • Başlangıç tarihi
  • Teşkilât-ı Mahsûsa
  • Totemizm
  • Tercüman-ı Ahval
  • Tımar
  • tiranlık
  • Aynı Kategoriden Son Konular
  • Tartıg
  • Tarım
  • Tarhanlık
  • Ece

    Usta Üye
    Emekli
    Konuyu Başlatan
    Katılım
    11 Mart 2009
    Mesajlar
    14,019
    Tepkime puanı
    34
    Puanları
    48

    İtibar:

    Topkapı Sarayı
    İstanbul’da Sarayburnu sırtlarında yaklaşık 400 yıl Osmanlı Devletinin idâre merkezi olan saray

    Sultanahmed ile Haliç ve Boğaz sâhilini kaplıyordu Asıl alanı 700000 m2 kadardı İnşâsına Fâtih Sultan Mehmed Han (1451-1481) zamânında 1465 yılında başlandı Osmanlı teşrifâtında ilk adı “Saray-ı Cedîd-i Âmire” olup, “Yeni saray” demekti Fâtih, sarayın tek binâdan değil, birçok köşk ve dâirelerden meydana gelmesini istiyordu Saray inşâatına bu istek üzerine başlandı Osmanlılar devrinde devâmlı ilâve ve tâdilât yapılıp, genişletilerek, ihtiyaca cevap verilecek hâle getirildi Sultan İkinci Mahmûd Han zamânında, 1825 yılında ahşap olarak “Topkapı Sarayı” adıyla yeni bir saray yapıldı Bütün yeni saraya“Topkapı Sarayı” denildi Yangınlar ve demiryolu inşâatı sebebiyle pekçok köşk ve dâire tahrip olup, yıkıldı 3 Nisan 1924 târihinde müze hâline getirildi

    İstanbul’un fethinden on iki yıl sonra 1465’te inşâsına başlanılan sarayın ilk kısmı 1472’de bitirildi “Sırçasaray” denilen “Çiniliköşk” ile “Hasoda” ve “Arz Odası” ilk yapılan kısımlarıdır Sarayın etrafını çeviren surlarda da inşâsından îtibâren devamlı tâdilât yapıldı

    Deniz tarafındaki sur, Sirkeci İskelesi ve Sepetçiler Köşkünden başla***** Ahırkapı’ya kadar gelir Uzunluğu ikibuçuk kilometre kadardır Ahırkapı’dan îtibârense, İshakpaşa Yokuşunu tâkip ederek Ayasofya Câmiinin yanına açılan Fâtih’in yaptırdığı Bâb-ı Hümâyunu geçip, Soğukçeşme tarafında dikaçı teşkil eder Bunun üzerinde Sultan Üçüncü Murâd Hanın yaptırdığı “Alayköşkü” vardır Salkımsöğüt Caddesinden Demirkapı’ya varıp, buradan denize kadar uzanırdı Tam sâhilde “Yalı Köşkü” bulunurdu

    Pâdişâh, donanma sefere çıkarken Kaptan paşaları Yalı Köşkünde kabul ederdi Sur kulelerinin üstünde Sepetçiler Köşkü, bundan sonra Hamlacılar Ocağı ve Kayıkhâne, odun ve erzak anbarıyla Topkapı gelirdi Kapıya bu adın verilme sebebi, limanın ağzının müdâfaası için toplar yerleştirilmiş olmasıdır Bu mevkide Sultan Üçüncü Ahmed Han tarafından 1709’da bir köşk ve odaları bulunan kâşâne ve Sultan İkinci Mahmûd Han tarafından 1825’te ahşap olarak Topkapı Sarayı yapıldı Topkapı Sarayı 1862’de yanıp, yıkılmasına rağmen, Yeni Sarayın bütünü bu adla anılmaya başlandı Bunun arkasında, Sultan Üçüncü Selim Han (1789-1807)ın annesi Mihrişah Sultan için yaptırdığı “Serdâb Kasrı” vardı Bundan sonra, Sarayburnu’ndan başla***** Hasbahçe ve deniz kenarında Değirmen Kapısı ve üst kısmında Gülhâne Meydanı yer alır Gülhâne Meydanında “İshakiye Köşkü” ile “İncili Köşk” bulunurdu İncili Köşk 1827’de yıkıldı, bunun üst kısmında Sultan Dördüncü Murâd Han (1623-1640) ve Sultan İkinci Mahmûd Han (1808-1839) tarafından yaptırılan köşkler vardı

    SultanMahmûd Han Köşkü, Sultan Abdülazîz Han (1861-1876) zamânında “Arslanhâne” adını aldı Cebehâne ve İki Nişantaşı vardır Nişantaşları Sultan Üçüncü Selim Han ve Sultan İkinci Mahmûd Hana âit olup kitâbelerini meşhur hattat Yesârî Efendi yazmıştır

    Cebehâne Meydanının sâhil kısmında Sultan İkinci Bâyezîd Han (1481-1512) zamânında yaptırılan “Sinan Paşa Köşkü” ve hizâsında Yavuz Sultan Selim Han (1512-1520) zamânında yapılan “Mermer Köşk” vardır Mermer Köşkten sonra Tabhâne Kapısı ve yanında TabhâneCâmii gelir Nekahathâne de denilen Tabhâne’de, sonradan GülhâneHastânesiyle Askerî Rüştiye yapıldı Tabhane’den sonra fener olup, yanında Ahırkapı ile Balıkhâne Kapısı vardır

    Topkapı Sarayı, Birûn, Enderûn ve Harem olmak üzere üç kısımdan meydana gelirdi Bu kısımlar surun içinde olup, sarayın kendisini meydana getirirdi

    Birûn kısmı: Sarayın dışı olup Bâb-ı hümâyûndan Bâb-üs-saâdeye kadar uzanan, birinci ve ikinci yer diye anılan kısımları ihtivâ eder

    Birinci yer; Bâb-ı hümâyûnla Ortakapı da denen Bâb-üs-selâm arasındaki sahadır Bugün Topkapı Sarayına buradan girilir Bâb-ı hümâyûndan girilince sağ tarafta Mâliye Nezâretinin binâsı vardı Bunun yanında şimdi mevcut olmayan Çizme Kapısından yokuş vâsıtasıyla Cebehâne Meydanına inilirdi Çizme KapısındanOrtakapıya kadar olan kısımdaysa Has Fırın ile Fodla Fırını, iki kapının ortasında Siyâset Çeşmesi vardı Ortakapının önünde Seng-i ibret denilen ibret taşı bulunurdu Sol tarafta silâh ambarı ve askerî müze olarak kullanılan Ayaİrini Kilisesi yer alırdı Bununla sur arasında, divanda hizmet eden Sim Sakalarla Hasırcıların koğuşları vardı Askerî Müzenin yanında, 1716’da nakledilen Darphâne bulunurdu Darphâneden Soğukçeşme’ye inen yolun ortasında Darphâne Kapısı, Darphâne yanındaki yokuşla Ortakapı arasında Deâvi Kasrı vardı Kubbealtı’nda divan toplandığı zaman, kubbe vezirlerinden birisi nöbetle buraya gelerek verilen dilekçeleri toplar ve mürâcaat sâhiplerini dinleyip, dâvâlarını hülâsa ederek divana bildirirdi

    Deâvi Kasrı, bugün mevcut değildir Ortakapının iki tarafında iki kule ve bunların altında kapıcılara mahsus odalar vardı Ortakapı geçilince Birûnun “İkinci Yer” tâbir edilen mahalline gelinirdi

    İkinci Yer; yüz seksen metre uzunlukla yüz otuz metre genişliktedir Burada bayram alayları merâsimi yapıldığı için “Alay Meydanı” da denir Meydanın dört tarafı mermer direkli ve revaklıydı Meydanda dört yol vardır Sağdaki yol, sağdaki sarayın mutfağı Matbâh-ı âmireye; ortadaki Enderûnun kapısı olan Bâb-üs-saâdeye; soldaki dünyâ siyâsetine yön veren Kubbealtına; en soldaki de Meyyit Kapısı denilen kapıya giderdi Meyyit Kapıdan sonra mescit ve bunun karşısında has ahır memurlarına mahsus uzun binâ vardı Uzun binâ, kısım kısım Harem Ağaları Hastahânesi,Bahçıvanlar Koğuşu, Yakalı Baltacılar Ocağı olarak kullanılırdı Sol taraftaki revakların sonundaysa Harem Dâiresinin kapısı vardı Bu kapının yanındaki kapıdan, Zülüflü Baltacıların koğuşlarına gidilirdi Zülüflü Baltacılar Koğuşunun duvarları güzel çinilerle süslüydü

    Sarayın dış kısmı olan Birûn, herbiri birer hizmet için yapılan bu binâlardan meydana geliyordu

    Enderûn: Sarayın iç kısmı olup, saray üniversitesi mâhiyetindeydi Hânedan mensupları ve özel testlerle seçilen ülkenin en zeki ve kâbiliyetli şahsiyetlerinin eğitim öğretim müessesesiydi Çok muazzam bir teşkilâta ve seçme bir kadroya sâhipti

    Enderûn, Bâb-üs-saâde diye anılan Akağalar Kapısıyla başlar Bâb-üs-saâdede iç içe iki kapı olup, burada Akağalar vazife yaptığından Akağalar Kapısı da denir Kapının ön kısmında mermer sütunlara dayanan bir revak vardır Pâdişâhın tahta geçiş merâsimi olan cülûslarda, ayak dîvânı gibi fevkalâde hâllerde ve bayramlarda, pâdişâhın tahtı buraya çıkarılırdı Bâb-üs-selâmda bayramlaşma merâsimi de yapılırdı Sefere çıkıldığında, Sancak-ı şerîfin sadrâzama bu kapının önünde verilmesi âdetti Sancak-ı şerîfin konması için yerde bir delik açılmıştı Burası ayak basılmaması için mermer taşla örtülürdü Bâb-üs-saâdenin iki kapısının arasında sağda Kapıağası Dâiresi, solda Akağalar Koğuşu vardı

    Bab-üs-saâde kapısından “Üçüncü Yer” denilen meydana girilirdi Kapının karşısında Arz Odası bulunur Pâdişâh, dîvândan sonra vezirleri ve gerektiğinde elçileri Arz Odasında kabul ederdi Arz Odasında Sultan Üçüncü Mehmed Han tarafından 1596’da yaptırılan Tahtla tunçtan bir ocak, iki tekneli bir çeşme vardı İçerideki konuşmaların duyulmaması için çeşme açılarak, suyun çağıltısı gizliliği sağlardı Arz Odasının duvarları güzel çinilerle süslüydü Arz Odasının arkasında Sultan Üçüncü Ahmed Han (1703-1730) tarafından yaptırılan kütüphâne vardır Üçüncü Yer Meydanının sahası dört bin metrekaredir Sağ kenarında Enderun odalarından Seferli Koğuşu ile Hazine Dâiresi vardır Karşı kenarında Kiler Odası ve Hazine Kethüdâlığı Odası yer alır Bunun solunda Hazine Koğuşu ve ikisinin arasında Dördüncü Yer Meydanına inen üstü kapalı bir merdiven bulunmaktadır

    Üçüncü Yer Meydanının sol kenarında Hırka-i Saâdetle diğer mübârek emânetlerin muhâfaza olunduğu dâireyi ihtivâ eden Hasoda Koğuşu ile Akağalar Mescidi ve üst tarafında Kuşhâne Mutfağı ve Harem Kapısı vardır Hırka-i Saâdet Dâiresi pek muhteşem olup, duvarları kıymetli çinilerle süslüdür Topkapı’daki Hırka-i Saâdet Dâiresinde 25 Temmuz 1518’den, 3 Mart 1924 târihine kadar dört yüz altı seneden fazla aralıksız Kur’ân-ı kerîm okunmuştur Daha sonra 19 Mart 1991’den îtibâren tekrar Kur’ân-ı kerîm okunmaya başlanmıştır

    Hırka-i Saâdet Dâiresi; mukaddes emânetlerin muhâfaza edildiği odadan başka büyük bir salonla Arzhâne adlı diğer bir salonu, bir de Silâhtarağa hazînesini ihtivâ eder Bugün bu dört odadan üçü ziyâretçilere açık olup, Hırka-i Saâdetin bulunduğu oda kapalıdır İçi aydınlatılmış olan bu odayı ziyâretçiler ancak dışarıdan Hâcet penceresinden görebilirler Hırka-i Saâdet Peygamber efendimizin hırkası olup, bir başka hırkası da Hırka-i Şerîf Câmiindedir Bu ikincisini ayırmak için Hırka-i Şerîf denilmektedir

    Mukaddes emânetlerin en değerlisi Hırka-i Saâdet sayılmaktadır Burası, Yavuz Sultan Selim’den sonra dört yüz yıl belirli günlerde, pâdişâh tarafından, büyük bir hürmetle ziyâret edilmiştir Hırka-i Saâdet Dâiresinde ayrıca Kâbe’den getirilen tövbe kapısı, hazret-i Ömer’e ve hazret-i Osman’a âit birer kılıç, Peygamber efendimize âit bir yay, hazret-i Ali’nin el yazması Kur’ân-ı kerîmi, hazret-i Fâtıma’nın seccâdesi, İmâm-ı A’zâm hazretlerinin cübbesiyle İslâm büyüklerinden yirmi birinin kılıcı bulunmaktadır Hırkâ-i Saâdet Dâiresinin Harem’e açılan bir de kapısı olup, pâdişâhlar Harem’den, doğru buraya gelirlerdi Hasoda’da bir koğuş, bir yemekhâne, ayrıca silahtarağa, hasodabaşı ve diğer ileri gelen ağaların ve sır kâtibinin dâireleri vardı Bâb-üs-saâdeden girilince sağ tarafta bugün nakışhâne olarak kullanılan Büyükoda, Kuşhâne Mutfağıyla Hasoda arasında Küçükoda vardır

    Dördüncü yer, Boğaziçi’ne bakar Sağda doğu köşesinde Sofa Câmii bulunur Boğaz’a ve Marmara’ya bakan merdiveni de olan Sultan Abdülmecîd Han Köşkü ise, uzun bir binâdır Lâle bahçesine mermer merdivenden çıkılır Lâle Bahçesinin yanındaki seddin sağında Hekimbaşı odası, bundan sonra da “Sofa Köşkü” gelir Lâle Bahçesinin iç tarafına doğru olan yönde Sultan Dördüncü Murâd Hanın yaptırmış olduğu “Revan Köşkü” yer alır Murâd Han tarafından yaptırılan ve Sarık Odası da denilen Revan Köşkü, geniş saçaklı ve dışı pek zarif çinilerle kaplı bir binâdır Revan Köşküne bitişik güzel fıskıyeli bir havuz, sonra bir set, sol tarafta da sünnet odası vardır Seddin kenârında “İftâriye Köşkü” olup, yaldızlı bakırdan yapılan kubbeli bir kameriyedir Seddin sağ tarafına, Sultan Dördüncü Murâd Han, Bağdat Seferi hâtırası olarak, “Bağdat Köşkü”nü yaptırmıştır Bağdat Köşkünün içerisi pek kıymetli mâvi çinilerle kaplıdır Köşkün önündeki mermerlikten bir kapı ile Hırka-i Saâdet Dâiresine girilir Dördüncü yerden, üçüncü kapı da denilen bir kapıdan Sarayburnu’na çıkılır

    Enderûn, sağlam temeller üzerine kurulan, yüksek kadroya ve geniş, muazzam teşkilâta sâhip bir müesseseydi Burada yüksek din ve fen bilgileri, İslâm ahlâkı, yabancı diller, kültür dersleri verilerek, talebeler tam bir Müslüman olarak yetiştirilirdi Enderûn’da çok sıkı bir intizâm ve teşrifât vardı Burası, Osmanlı kültür ve medeniyetiyle teşkilâtının beşiğiydi Üç kıtaya hâkim olan Osmanlı Devletinin mülkî, askerî, adlî ve diğer bütün sâhalarda yükselmiş en mümtâz şahsiyetlerinin vazîfe yapıp, devlet adamlarının yetiştirildiği eğitim ve öğretim müessesesiydi Fâtih’ten sonraki Osmanlı sultanları, Birinci Selim Handan sonraki İslâm halîfeleri, pekçok sadrâzam, vezir, kumandan, devlet adamı hep Enderûn’da yetişti

    Harem Dâiresi: Sarayın asıl ikâmet yeridir Harem-i hümâyûn da denir Pâdişâhlar, zevceleri, câriyeleri, hizmetkârları, şehzâdeleri, sultanları (kızları) ve varsa anneleriyle berâber kalırlardı İkâmet yeri yanında bütün zarûrî ve sosyal ihtiyaçları en güzel şekilde karşılayan bölümler de vardır Harem mensuplarının yetiştirilmesi için bölümlerle küçük yaştaki pâdişâh çocukları, yeğenleri ve amcaoğulları, Şehzâdeler Mektebinde eğitim ve öğretim görürlerdi

    Harem’de mahremiyet ve ahlâk kâidelerine çok dikkat edilip, burada güzel ahlâk ve iffet timsâli şahsiyetler yetişip, ikâmet etmiştir Muazzam bir teşkilât, teşrifat (protokol), âdâb-ı muâşeret, umûmî ahlâk kâideleriyle âdâb ve erkâna riâyet vardı

    Harem Dâiresine, Zülüflü baltacılar Koğuşunun yanında bulunan ve Araba Kapısı diye anılan yerden girilir Araba Kapısı denmesine sebep, Sultan Efendiler ve Kadınefendilerin bu kapıdan arabaya binip şehre inmeleridir

    Dolaplı Kubbenin çevresi dolaplarla çevrilidir Fıskıyeli Şadırvan da denen Fıskıyeli Havuz geometrik şekildedir Sağda Kule Kapısı, solda da Perda Kapısı vardır Kule Kapısından Âdil Kulesine çıkılır Âdil Kulesi, kırk iki metre yüksekliğinde, yüz beş basamaklıdır Perde Kapısından sonra geçitten Haremağalarına mahsus hamam ve “Kızlarağası Köşkü”ne geçilir, ilerisinde Haremağalarına mahsus dâirelerle Şehzâdeler Mektebi, Başmuhasip Ağa ve Başhazinedâr Ağa dâireleri vardır Haremağaları Dâiresi üç katlı olup, rütbelerine göre Haremağalarının dâireleri sıralanır Kızlarağası Köşkü ve Şehzâdeler Mektebi çok güzel binâlardır Şehzâdeler Mektebinin salon ve koridorları pek muhteşem olup, altın yaldızlı nakışları, çinilerle kaplı duvarları göz kamaştırır

    Veliahd Dâiresinden sonra Ocaklı Sofa gelir Buradaki iki kapıdan biri Çeşmeli Sofaya, öteki Hasekiler Dâiresine açılır Çeşmeli Sofa, genişce bir hol olup, çinilerle kaplıdır Üstü kubbeli olup, bir duvarında da çeşme vardır Çeşmeli Sofadan Hünkâr Sofasına geçilir

    Hünkâr Sofası, en güzel yerlerdendir Mermer sütunları salonu ikiye böler Üstte, parmakları sedef kakmalı bir balkon vardır Üç tarafında üç çeşme olup; su, çini, sedef ve mermer ihtişamı gözleri kamaştırır Soluna birkaç kapı açılır Pâdişâhlar, bayram tebriklerini bu salonda kabul ederdi Sonra Sultan Üçüncü Murâd Han Odasına geçilir Bu oda Mîmar Sinân’ın eseri olup, Osmanlı mîmarlık sanatının şâheserlerindendir Baştan başa kırmızının hâkim olduğu çinilerle örtülüdür İlerisinde Sultan Birinci Ahmed Han Kütüphânesi ve Sultan Üçüncü Ahmed Hanın Yemişlik Odası, sonra Hünkâr Hamamı ve çinilerle süslü Vâlide Sultan Dâiresi gelir Daha sonra Asmabahçe denen, içinde Sultan Üçüncü Osman Hanın köşkü de bulunan Havuzlu Taşlık’a geçilir Koridordan Sultan Birinci Abdülhamîd Hanın Yatak Odasına gelinir; devamında Sultan Üçüncü Selim Han Odası vardır Haremde daha pekçok oda olup, sayısı üç yüz seksen kadardır Haremdeki dâire, oda ve diğer bölümlerin bugün hepsi mevcut değildir Topkapı Sarayı yangın, yıkım, tahribât ve yüzyılların zaman aşımına uğradığından asıl şekli ve fonksiyonunu kaybetmiştir Bugün müze olarak kullanılmaktadır

    Topkapı Sarayı Müzesi, mîmârî sanat eseri kompleksi olup, binâları ve içindeki paha biçilmez hazine ve kolleksiyonlarıyla yerli ve yabancıların hayranlık dolu alâkasını üzerinde toplar Bütün İslâm âleminin hürmetine şâyân herkesin gıptayla seyrettiği, maddî ve mânevî paha biçilemiyecek kadar kıymetli Mukaddes Emânetler, büyük bir îtinâyla muhâfaza edilmektedir

    Topkapı Sarayındaki köşklerin herbiri birer sanat âbidesi mâhiyetindedir Topkapı Sarayında onbinlerce nâdide parçadan meydana gelen pekçok eşyâ kolleksiyonu mevcuttur 10700 parçadan meydana gelen Çin porselenleri, 4000 parçadan meydana gelen Seladon porselenleri, Japon porselenleri, Avrupa krallarının Osmanlı pâdişâhlarına gönderdikleri paha biçilmez porselen ve diğer eşyâ takımları, asırlık İstanbul porselenleri, billurlar ve çeşm-i bülbüllerin herbiri birer hazine kıymetindedir

    Muhteşem saltanat arabalarından bâzıları mevcut olmasına rağmen, çoğu da yağmalanmıştır Saltanat arabaları, eyer takımları ve koşumları çok alâka çekicidir Saraydaki tabloların târihî ve sanat kıymeti çoktur Saraydaki tablolar resim galerisinden çok müze karakterindedir

    Saraydaki Silâh Müzesi, çok zengin olup, Osmanlıların her devrine âit ateşli, kesici ve vurucu silâhların yanında çeşitli yüzyıllara âit ganimet eşyâsı veya İslâm ve Avrupa devletlerinden hediye olarak gelen silâhlar vardır Osmanlı sultanlarının kılıçları, zırhları ve takımları da mevcuttur Silâh Müzesinde târihî bozdoğanlar, şeşperler, salıklar, tulgalar (miğfer), kılıçlar, hançerler, tüfekler, tabancalar, piştovlar, mızraklar, harbeler, yaylar, oklar ve daha pekçok silâh mevcuttur

    Topkapı Sarayında dünyânın en ünlü yazma eserleri vardır Binlerce Osmanlıca, Farsça, Arapça kitabın çoğu minyatürlü, tezyinâtlı, yâni süslemelidir Hârika ciltler, mücevherler, inciler kakılmış ciltler ve en eski İslâm yazmalarının tek nüshaları burada bulunmaktadır Kütüphânede iki bin büyük hattatın levhâsından meydana gelen nâdide bir hat kolleksiyonu mevcuttur Sarayın Arşiv Dairesinde binlerce kaynak belge vardır Bu kaynaklar bütün dünyâ târihini alâkadar eder mahiyette belgelerdir
     

    Ece

    Usta Üye
    Emekli
    Konuyu Başlatan
    Katılım
    11 Mart 2009
    Mesajlar
    14,019
    Tepkime puanı
    34
    Puanları
    48

    İtibar:

    TOPKAPI SARAYI



    15-19 uncu yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu'nun merkezinde bulunan Topkapı Sarayı, labirentleriyle, Boğaz, Haliç ve Marmara Denizi'nin sularının karıştığı noktada, bir kara parçası üzerinde yer almaktadır. Yeni sarayın (Topkapı Sarayının) yapımına 1466'dan sonra başlanmış ve Fatih ölmeden birkaç sene önce 1478'de tamamlanmıştır. Bu saray diğer Avrupa Sarayları gibi tek bir binada olmayıp çeşitli köşk ve dairelerden oluşmuştur. İlk olarak yapılan Çinili Köşk Sırça Saray'dır ve 1472'de bitmiştir. Orta Asya mimarisi karakterinde ve iki katlı köşk 1875'te Arkeoloji, 1908 senesinde de Türk İslam Eserleri Müzesi olmuştur. 1953'te ise Fatih Eserleri Müzesi olarak açılmıştır. Çinili Köşkü, Kubbealtı Arzodası, Hasoda, Hazine, Kiler ve Seferliler gibi koğuşlar, mutfakların bir kısmı, hastalar odası, hamam şimdi kütüphane olan Ağalar Cami, ahır ve diğer binaların yapımı izlemiş ve son olarak da yapı 1478'de Saray surlarının ve Bab-ı Humayun denen Sultanahmet yönündeki asıl kapının inşaatı ile tamamlanmıştır.

    Fatih devrinde ortalama 750 kişi olan saray halkı gittikçe artmış ve XIX. yüzyılda normal günlerde 5000, bayram günleri gibi fevkalade zamanlarda ise 10.000'i bulmuştur. Bu sebeple bu saraya zamanla yeni yeni ilaveler yapılmıştır.

    Topkapı Sarayı Harem kısmı III. Sultan Murat devrinde 1574 - 1595 yıllarında yapılmış ve ondan sonra Bayazıt'daki harem halkı buraya nakledilmiştir. XIX. yüzyıl başlarında harem halkı 474 kişi idi. Harem'e girerken Kızlar Ağası Dairesi ve onun üst katında da küçük şehzadelerle Sultanlar için Şehzadeler Mektebi vardı. Sarayda zamanla Enderun Mektebi, Hekimbaşı Odası, Enderun Eczanesi, iç avlulardaki köşklerle Sarayburnu sahillerinde yazlık köşkler yapılmış, mutfaklar, ahırlar genişletilmiş, yeni yeni cami ve küyüphaneler ilave edilmiştir.
     

    kibela24

    Usta Üye
    Emekli
    Katılım
    12 Mart 2009
    Mesajlar
    7,910
    Tepkime puanı
    95
    Puanları
    48

    İtibar:

    Konular birleştirildi.
     

    Benzer Konular

    Önceki konu
    Sonraki konu
    Üst Alt