Yazdır

Talebe

Yönetici
Vezir
Ayın En Çok Mesaj Göndereni
2. ÜNİTE

DEĞİŞİM ÇAĞINDA AVRUPA VE OSMANLI

2.1. AVRUPA’DA DEĞİŞİM ÇAĞI

-XVI. yüzyılın başlarına kadar Avrupa’da siyasi, sosyal ve ekonomik alanda en yetkili kurum Roma Katolik Kilisesi ve bu kiliseyi temsil eden Papalık’tır.

-Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünden kilise, her alanda yetkilerini genişletmeye ve Orta Çağ Avrupası’nı şekillendirmeye başlamıştır.

-Papalık, XVI. yüzyılın ilk çeyreğinde uyguladığı etkin politikalarla özellikle eğitim ve öğretim alanında etkinliğini artırmıştır.

-Aristo ve Batlamyus’un öğretilerini okutmuş, bu öğretilere karşı çıkanlar ise Engizisyon mahkemelerinde yargılanmıştır.

-Hristiyanlıktan uzaklaşan insanları cezalandırmak amacıyla kurulan Engizisyon mahkemeleri ile kilise Bilimsel çalışmalar durağanlaşmıştır.

-Kilise zamanla zenginleşerek güç kazanmıştır.

-Avrupa’da burjuvazinin aristokrat sınıfa karşı yükselişi hızlandı.

-Burjuvazi sınıfının yükselişe geçtiği dönemde Avrupa, İslam kültür ve medeniyeti ile sistemli bir temasa geçti.

-Arapça ilim ve felsefe eserler Latinceye tercüme edildi.

-XI. yüzyıldan XVI. yüzyıla kadar geçen süreçte Batı, İslam dünyasından yaptığı çevirilerle skolastik düşünce yüzünden yitirdiği Eski Yunan felsefesini yeniden keşfetti.



Rönesans ve Reform

-“Yeniden doğuş” anlamına gelen Rönesans, XV. yüzyılın sonunda İtalya’da başlamıştır.

-Rönesans, Avrupa ülkelerinde görülen bilim, güzel sanatlar ve edebiyat alanındaki gelişmeleri ifade eder.

-Avrupa’da radikal değişimler yaşanmıştır.

-Avrupalılar Yunan ve Roma dönemi eserlerini İslâm dünyası aracılığıyla yeniden hatırlamışlardır.

-Roma, Venedik ve Floransa’da ilk akademiler ve halk kütüphaneleri açılmıştır.

-Hümanizm akımı gelişmeye başlamıştır.



Reform’u Hazırlayan Koşullar

-Hümanizm sayesinde, Hristiyanlığın kaynaklarına inilmesi ve serbest düşüncenin yayılması,

-Matbaanın yeni fikirleri geniş halk kitlelerine yayması,

-Papalık’ta çöküşün hızlanması ve ıslahat düşüncesinin yayılmasıdır.

-Hümanistlerin Yunan-Roma dünyasına olan ilgisi, kilise için tehlike oluşturmuştur.

-Antik dünya anlayışı, hümanistlerin dünya anlayışını oluşturmuştur. Bu anlayışa göre insan, yeryüzündeki yaşantısında mutlu olmalıdır. Hristiyanlık anlayışında ise gerçek hayat, ölümden sonra başlamaktadır

-Hümanistlerin inançla ilgili düşünceleri, Reform hareketinin ortaya çıkmasını sağlamıştır.



Reform

-XVI. yüzyılda Katolik Kilisesi’ne bağlı bir kısım hümanist din adamının kiliseye karşı yapmış olduğu dinsel harekettir.

-Reform hareketi Almanya’da başlamış daha sonra Fransa, İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde etkili olmuştur.

-Ruhban sınıfında reform yapılması gerektiğini savunan hümanistler, İncil’in ve Hristiyanlık inancını içeren metinlerin orijinal şekillerine dönüştürülmesini istemiştir.

-Reform hareketlerinin sonucunda “Dinin esas kaynağı Tanrı’nın sözlerinden ibarettir. Buna havarilerin ve ilk Hristiyan azizlerin yorumundan başka bir şey katılamaz.

-Din ve ibadet herkesin vicdanına ait bir iştir.” esasları benimsenmiştir.

-Reform hareketi, Protestanlık mezhebinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

-Protestanlığın ortaya çıkması ile Papalık, Hristiyanların üzerindeki dinî, politik ve ekonomik üstünlüğünü kaybetmiştir.

-Hristiyanlığın devlet ve toplum hayatındaki etkisi azalmış ve sekülerleşme adı verilen kavram ortaya çıkmıştır.

-Antik Roma’da kullanılan hâliyle kutsal olanın dışını yani dünyevî olanı, dinî olmayanı anlatan bir kavram olan sekülarizm, XVII. yüzyıl sonrasında giderek devlet ve kilise hukukunun ayrımı anlamında kullanılmıştır.

-Avrupa’da sekülerleşmenin uygulanarak dinî kurumlar ile sembollerin egemenliğinin kaldırılması, uzun bir süreçte gerçekleşmiştir.



Bilim Devrimi

-Rönesans hareketine öncülük eden diğer bir felsefe de akılcılık yani rasyonalizmdir. Rasyonalizm, insan aklının her türlü rehberliği yapacak güçte olduğunu ve başka hiçbir kaynağa gerek olmadığını dile getirir.

-Rasyonalistlere göre akıl, işleyişini engelleyen dış faktörler olmadığı takdirde doğru düşünmeyi sağlayacak tek kaynaktır.

-Aklın doğruya ulaşmasını engelleyen en önemli unsurlar; kilise, hukuka dayanmayan devlet, batıl inançlar, bilgisizlik, yöntemsizlik ve ön yargılardır.

-Akla karşı olan unsurları gidermek, bilimsel bir çevre hazırlamak ve aklın aydınlanmasını sağlamak esastır.

-Rönesans ve Reform’un ortaya çıkardığı fikir hareketleriyle birlikte filozoflar, kurallar ve kanunlar geliştirmiş ve doğal dünyayı nasıl anlayabileceklerini araştırmıştır.Bu filozofların “İnsanlık, yaşamı bilimin kurallarıyla anlayabilir.” düşüncesi, bilimde büyük değişimleri ortaya çıkarmıştır.

-Bilimin yeni kanunlar ortaya koymak için kullanılması, bu dönemin Akıl Çağı olarak adlandırılmasını sağlamıştır.

-Akıl Çağı’nda Galileo (Galile), Kepler (Keplır), Copernicus (Kopernik) ve Newton (Nivtın) gibi bilim insanları sayesinde Avrupa’da, Bilim Devrimi gerçekleşmiştir.



Ulus Devletlerin Ortaya Çıkışı

-Yeni Çağ Avrupası’ndaki fikrî-manevi dönüşüm siyasi, sosyal, ekonomik ve askerî alanlarda da etkisini göstermiştir.

-Krallar ve asiller, Rönesans’la siyasi güç kazanmış ve devletin kiliseden ayrı olabileceği fikri gelişmiştir.

-Orta Çağ’daki derebeylerin yerine devleti bir merkezden yöneten krallar ortaya çıkmış ve merkezî yönetim güç kazanmıştır. Bu kralların yönetimi altındaki halklar, ulus olarak tanımlanmaya başlamış ve kral, otoritesini ulusun varlığına dayandırmıştır.

-Krallar güç ve yetkilerini artırarak bu ulus-devletlere mutlakiyetçi bir karakter kazandırmıştır.

-Sekülerleşmenin etkisiyle her ulus-devletin kendi çıkarları için yaptığı ulusal savaşlar gündeme gelmiştir.

-Bu süreçte devletin içeride ve dışarıda görevlerini yerine getirebilmesi için güçlü olması gerektiği ortaya çıkmıştır.

-Ulus-devletlerin kurulma sürecinde yaşanan mali sorunları çözmek için devletlerin sömürgeciliğe yönelmesi, daimî ve merkezî bir ordu bulundurma zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.

-Bu durum kralların hazinede sürekli altın bulundurmasını gerekli kılmış ve bu gereklilik merkantilizmin doğmasına neden olmuştur.

-Avrupalı devletlerin üretim ve ihracatı artırabilmek için kurdukları atölyeler, şehirleri büyük merkezler hâline getirmiştir.

-Bu merkezlerin ihtiyacı olan iş gücü, Avrupa’da kırsaldan kente göçlerin yaşanmasına sebep olmuştur.

-Feodalizmden merkantilizme uzanan dönemde, Avrupa’da yaşanan askerî ve teknolojik dönüşüm savaş teçhizatlarının üretiminde de büyük gelişmelere neden olmuştur.

-XV. yüzyılın ikinci yarısından itibaren barutlu silahlar, savaşın zorunlu araçları hâline gelmiştir.

-Ateşli silahların etkin bir şekilde kullanılmaya başlanması, Avrupa’da Askerî Devrim’in başlangıcı kabul edilmiştir.



XVII-XVIII. Yüzyıllarda Avrupa Düşünürleri

-Rönesans Dönemi’nde yaşanan bilimsel ve kültürel gelişmeler sayesinde Batı dünyası, XVIII. yüzyılda Aydınlanma Dönemi’ne girmiştir.

-Bu dönemde ortaya çıkan Aydınlanma düşüncesi, bireyin özgürlüğünü esas alan bir felsefe hareketidir.

- Aydınlanma; Avrupa’da ilk olarak İngiltere’de toplumsal değişimle başlamış, Fransa’da özgürlük hareketine dönüşmüş ve Almanya’da da felsefi temelleri atılmıştır.

-Aydınlanma düşüncesinin ortaya çıkışında; Copernicus (Kopernik), Machiavelli (Makyavel), Thomas Moore (Tamıs Mur), Immanuel Kant (İmanuel Kant) ve Jean Jacques Rousseau (Jan Jak Russo) gibi düşünür ve bilim insanlarının fikir ve eserleri önemli rol oynamıştır.

-Copernicus, Güneş Sistemi’ni keşfetmiş, Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve Güneş’in etrafında döndüğünü ispatlamış ve teorisini 1543’te yayımlamıştır.

-Machiavelli, Aydınlanma Dönemi’nde yeni toplumun ve yeni devletin şekillenmesine yardımcı olmuştur. “Hükümdar” adlı kitabında Machiavelli, İtalya’da siyasi birliğin ancak güçlü bir hükümdarla sağlanabileceği fikrini ortaya atmıştır.

-Thomas Moore, İngiltere’de sanayileşmenin getirdiği sorunlardan etkilenerek “Ütopya” adlı eserini kaleme almıştır. Eserinde özel mülkiyetin bulunmadığı bir devleti hayal eden ve anlatan Moore , İngiltere’deki toplum düzenini ve adalet sistemini eleştirmiştir

-Immanuel Kant, XVIII. yüzyılda “Aklını kendin kullanma cesaretini göster.” diyen Alman Filozof Kant, aydınlanmanın parolası olan bu sözüyle insanın aklını başkasının kılavuzluğuna bırakmaması gerektiği üzerinde durmuştur. Ön yargılarından, dinsel inançlarından ve skolastik düşünceden kurtulan insan, aklını kullanarak yeni bir toplum inşa etme sürecine girmiştir.

-Jean Jacques Rousseau da halkın iktidarını, her alanda eşitliğini ve mutlak demokrasiyi savunan bir düşünürdü. Rousseau’ya göre doğal yaşamında bir birey olarak özgür ve eşit olan insan, toplumsal yaşamda eşitlik ve özgürlüğü kaybedebilirdi. Bu sebeple Rousseau, insanların toplum içinde de özgür ve eşit yaşamaları için bir sistem geliştirdi. Bu sistemde toplumun bir araya gelerek düzen içinde yaşaması için bir “sözleşme” oluşturacağını böylece devletin halkın egemenliği ile yükseldiğinde meşru olacağını ifade eder.
 

İlginizi Çekebilecek Aynı Kategoriden Konular

  • :)
  • ;)
  • :(
  • :mad:
  • :confused:
  • :cool:
  • :p
  • :D
  • :eek:
  • :oops:
  • :rolleyes:
  • o_O
  • :cautious:
  • :censored:
  • :cry:
  • :love:
  • :LOL:
  • :ROFLMAO:
  • :sick:
  • :sleep:
  • :sneaky:
  • (y)
  • (n)
  • :unsure:
  • :whistle:
  • :coffee:
  • :giggle:
  • :alien:
  • :devilish:
  • :geek:
  • :poop:
  • :ninja:
Benzer konular
Üst Alt