• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Tarihi olaylarda amiller

Yorgun

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
13 Mar 2009
Mesajlar
14,257
Puanları
113
Web sitesi
www.tarihsinifi.com
Tarihi olaylarda amiller:

Ferdi faaliyetlerde doğrudan doğruya ferdin kendisi vardır. Diğerlerinde bir toplumun muhtelif şahısları bahis konusudur. Bu faaliyetlerin hepsi cemiyet içinde olup, bunlar da birbirlerine tesir eder. Bu tesirleri biz iki ana bölümde toplayıp inceliyoruz. Yani her tarihî hadisenin diğer tarihî olaylarla iki türlü münasebeti vardır. Bu da, vakalar arasında sebep-netice bağlantısını meydana koymaktır.
a) Genel amiller umumi bağlar veya genel şartlar. Genel amiller dernek her toplum için mevcut ve yürürlükte olan âmiller demektir. Bu amiller hırs, fütuhat, iktidar cazibesi, din heyecanı, yeni bir ideolojiye giriş heyecanı, iyi yaşamak arzusu, üstün olma arzusu vs.dir.
b) Özel amiller: Tarihî olayın cereyanı esnasında içinde bulunduğu ve kendilerine değer kazandıran âmillerdir. Birincisi her ne kadar umumî ise de, bu her olayı içine alacak derecede hususîdir. Tarihin görevi hem genel, hem de öz, amilleri aynı değer altında tutmaktır. Bunun içinde her iki âmili ayrı ayrı ön planda almak gerektir. Tarihi olaylar ancak böylece eksiksiz olarak ortaya çıkar. Önce bir hadisedeki umumî amiller, sonra da özel âmiller ile ele alınmalıdır. Bazen önce özel âmiller de ele alınabilir.
Bir tarihî olaydaki genel ve özel âmilleri Selçuklu Hakanı Tuğrul Bey'in 1055'de Abbasî hilâfetinin merkezi Bağdat'a girerek halifeden doğu ve batının kumandanı beratını almasında görelim: Tuğrul beyin bu hareketi Türk, İslam ve Cihan tarihi bakımlarından önemi haizdir. Türklerin yeni Müslüman olan bir şubesi gayet kısa zamanda İslâm dünyasında bir hâkimiyet tesis ediyorlar ki, bunların siyaset sahnesine çıkmaları da çok yenidir, henüz siyasi alana çıkan ve bir devlet kuran Selçuklular, Arapların ve İranlıların elinden İslam dünyasının liderlik bayrağını almışlardır. Bu olay İslam tarihi bakımından da ehemmiyetli idi. Atlas Okyanusundan Çin şeddine kadar uzanan İslam alemi önceden mücadele ettiği Türkleri, iktidara davet etmek mecburiyetinde kalmıştır. Hilâfet her ne kadar Araplarda ise de, Tuğrul beyle İslam dünyasında Türklerin lider oldukları devre başlar. Bu liderlik 1517’de Yavuz'un hilâfeti de almasıyla perçinlenir ve 1924’e kadar devam eder.
Bu hadise, dünya tarihi, bakımından da önemlidir. İslâm dünyasında Türklerin hâkimiyeti ele alarak getirdikleri yeni akidelerle bağlı oldukları Sünnilik ve dolayıyla İslamiyet’i kurtardıkları gibi batı âlemine karşı da bir üstünlük kurdular. Bizans'ın İslâmlar aleyhindeki ilerleyişi durduruldu ve Anadolu'ya doğru Türk istilası başladı, işte bu Anadolu'ya doğru Türklüğün hamlesi batı dünyasını telaşa düşürdü. Bizans’ın maddi-manevi kuvveti Anadolu'nun elden gitmesi, Avrupa'nın kaynaşmasına sebep oldu. Kudüs'ü kurtarmak için ayaklanan Avrupa'nın bu hareketi, aslında İslam aleminin yeni kazandığı üstünlüğe karşı bir reaksiyon idi. Zira kurtarılmak istenen Kudüs, daha VII.asır ortalarında İslamlar tarafından fethedilmişti. Haçlıların hakiki hasımları İslâm alemine yeni ve taze bir kuvvet getiren Türklerdi. Haçlı seferleri sonunda İslâm kültürüyle tanışan ve onu alan Avrupa Rönesans'ın temellerini atmış-tır, iv. Bu suretle Rönesans’a vesile olan, Avrupa’ya hür düşünceyi getiren bu Haçlı seferleri, Tuğrul beyin 1055'deki bu hareketine bağlanabilir. ,Görülüyor ki bu olay, insanlığın medeni hamlesini ilerleten bir hadisedir.
Zikredilen tarihi olayların özel âmilleri hadisenin vukuuna, devrinde tesir eden şartlardır. Bunların başlıcası ise, İslâm dünyasının o zamanki durumudur: XI. yüzyılda birbirleriyle uzlaşmaz akideler, bütün İslam dünyasını kaplamıştır. Sayısız mezhepler arasında amansız bir mücadele vardır. Bir yığın sapık mezhep, Rafızilik, Şiilik ve diğer birçok saçma akide, İslâm alemini doldurmaktadır. İslamiyet’in tek bir fikir etrafında toplanamaması, korkunç bölünmelerle parçalanmıştır. Öylesine ki, mesela Şiiliğin sadece Galiye kolunun 70 şubesi mevcuttu. Kendilerini Müslüman sayan Karmatilere göre ise, bir müslümanın katli vaciptir. XI. asırda bu hale düşen İslamiyet, VII.yüzyılda dünyayı fethe çıkmıştı. İslam aleminde bu fikir ayrılıklarından başka, siyâsi parçalanmalar da büyüktür. Sünnilik adeta halife ile birlikte Bağdat1da sarayda hapsolmuş, etrafa Şii temayüllü sergerdeler hâkim olmuştur. Ayrıca zengin bir diyar olan Mısır da Şii eğilimli Fatımi'ler elindedir. Halife hem bunların, hem de Bağdat’taki Şii temayüllü sergerdelerin tehdidindedir. Ayrılık sadece bunlardan ibaret olmayıp, İslam dünyası küçük büyük bir sürü devletçiğe bölünmüştür. Yalnız İran sahasında bir düzineye yakın devletçik bulunuyordu. Bunların yanında Bağdat'da aciz Abbasi halifesi ve mısır'da da bu hilafeti yıkmağa çalışan Fatımiler vardır.
Bunlar gibi Orta Asya sahasındaki Türk devletleri de birbirleriyle mücâdele ediyorlardı. Gazneliler Karahanlılarla, bunlar da Samanilerle ihtilaf ve savaş halinde idiler. Karahanlı ailesi içinde de çatışmalar mevcuttur, işte böyle bir Türk âleminde Selçuklular taze ve yıpranmamı ş bir kuvvet olarak ortaya çıktılar. 1040'da Dendanakan savaşı ile Gaznelileri bozguna uğratarak Horasan'da Selçuklu devletinin temelim attılar. Bu Türkler Sünni akide ve adaletin temsilcisi idiler. Tuğrul Bey kısa zamanda binbir entrikanın hüküm sürdüğü İran’ı almış, Bağdat'a kurtarıcı olarak girmiş ve bütün sergerdeleri temizleyerek halifeyi kurtarmıştır.
İşte bu tarihi olayın genel sebepleri veya âmilleri olarak da şunlar söylenebilir:
1- Türklerde bir "hâkimiyet psikolojisi” vardır. Yani Türk daima hâkim olmak, emretmek ve idare etmek ister.Türk'ün hâkim olmak isteyen yaratılışı her millette yoktur. Türk hükmetmek için mücâdeleye atılır. Türklerdeki bu fütuhat felsefesi en eski destanlardan en yenilerine kadar hepsinde görülür. Dünyayı sadece Türk idare edecektir ve bu kabiliyet Türk'e ve başındaki Hakan'a "Tanrı" tarafından yüklenmiştir. Oğuz Han’ın destanî şahsiyetindeki bu duygu, cihanı bir padişaha az bulan Yavuz’da da vardır. Şüphesiz aynı hisler Tuğrul Bey’de de vardı.
2- Selçuklular sahradan geldiler; bunlar bozkır kültürünün ve saffetinin temsilcisi idiler. İran ise yerleşik medeniyetin temsilcisi ve bu sebeple bozulmaya müsâiddir. Böyle olan İran'a zinde, sağlam ve kuvvetli olan Selçukluların hâkim olacağı tabiidir.
3- Yabancı dine giren bütün herkeste olduğu gibi, İslâmiyet’e yeni dahil olan Türklerde din heyecanı yüksekti. Hele Türklerin bu dini heyecanına zaten hep mevcut olan fütuhat psikolojisi de eklenince böylesine muazzam bir tarihi olayın zuhur edeceği açıktır. Bu sebepler aynı tarihi olayın genel âmilleri arasında sayılır. Bunun gibi, bütün tarihi hadiselerin hem genel, hem de özel amilleri bulunmaktadır.

TARİH METODOLOJOSİ DERS NOTLARI

Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu
 
Üst Alt