• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Serdengeçti Dergisi

alp-eren

Usta Üye
Emekli
Katılım
14 Mart 2009
Mesajlar
2,567
Tepkime puanı
8
Puanları
38

İtibar:

Serdengeçti Dergisi ve Osman Yüksel Serdengeçti




Serdengeçti, gazeteci Osman Yüksel Serdengeçti'nin sahip ve Yazı İşleri Müdürü olduğu (1947-Şubat 1962) devresinde toplam 33 sayı olarak yayımlanan dergidir. Serdengeçti'nin kadrosunda Osman Yüksel Serdengeçti'den başka birçok ünlü şair ve yazar da yer almışlardır.

Osman Zeki Yüksel SERDENGEÇTİ

Ömrünce,sürekli hep indifa halinde kükreyen bu yanardağa; alevlerini söndürmek için üzerine zulmetin en iğrenç ıslaklığındaki zindanlar örtülen, küfrün kızıl hançeriyle bağrı bin kez yırtılan; tabutluklarda, karanlık şafağa uzanırken can evine zulüm okları dürtülür. Din, millet, vatan ve adalet dendiği zaman bu sevda uğruna çılgınlara dönmüş, bu ideallerin binde biri kadar nefsine pay vermemiştir. Karşısında kabaran kızıl dağa karşı, baş döndürücü bir çağa karşı boğulmayan bir nefes, susturulmayan bir ses olarak hep dimdik durdu. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” diye haykıran sesini zindanlar, prangalar susturamayınca dünya nimetleriyle susturmaya çalıştılar. Ruhu şad olsun..

1917’de Akseki’de doğdu. Bu ilçenin en eski ve en büyük ailelerinden birine mensup olup Müftü Hacı Selim’in oğludur. İlkokulu Akseki’de, orta ve liseyi Antalya’da bitirdikten sonra 1940’da Ankara Dil Tarih Coğrafya fakültesinin Felsefe bölümüne girdi. Fakültedeki milliyetçiliği ve ele avuca sığılmazlığıyla üniversite kampüsünde binlerce öğrencinin huzurunda okuduğu bir şiirle (Moskofname) sesini ilk defa duyurur. Ülke çapında ünlenlenmesi ise Adsız-Sabahattin Ali davasında olur. Sabahattin Aliyi tokatladığı için Cürmümeşhut mahkemesine götürürülür ve 12,5 lira para cezasına çarptırılır. Davanın ikinci celsesinde hükümetin aldığı güvenlik tedbirlerine rağmen onbinlerce insan “Kahrolsun komünistler!” diye bağırarak Türkiye’yi inletirler ve Sabahattin Aliyi yuhalarlar. Tarih 3 Mayıs 1944’tür ve hemen ertesi günü yapılan tevkiften sonra Osman Yüksel SERDENGEÇTİ’de nasibini alır. Milli şefin tabutluk ve işkence hanelerinde misafir(!) edilir bir süre.

1940-1947 arasında çeşitli gazetelerde yazılar yazdı. 20 Nisan 1947’de kendi dergisini (SERDENGEÇTİ) çıkarmaya başladı ve dergisinin adı kendi adı olarakta anılmaya başlandı. Derginin ilk sayısı defalarca basıldı. Bir fakültenin iç yüzü ve Azap hücrelerinde yazılarıyla fakülteden kaydı silindi. Yapılan soruşturma ve mahkemeden sonra suçsuzluğu anlaşıldı ve serbest bırakıldı. Atıldığı fakülteye yeniden girmek için ilgililer nezdinde çalmadık kapı bırakmadı ise de fakülteye giremedi ve diplomasını alamadı. Bunun üzerine dönemin Maarif vekili Hasan Ali Yücel’e hitaben “Yüksek vekaletin alçak vekiline” başlıklı dilekçe yazarak vekilin eline tutuşturdu. Tekrar tutuklanarak hapse girdi. Hapisten sonra SERDENGEÇTİ’yi çıkarmaya devam etti, fakat dergi haksız zulüm ve yöneticilerce toplatılıyordu.40 yıl boyunca 33 sayı çıkartabildi. Her sayı ayrı adreslerde basıldı. Her sayı sonrası hapse giriyordu ve dergi çıkmaz oluyordu ve paralarını da alamıyordu. Bütün neşriyat hayatında savcılarla ve Bab-ı Adi simsarlarıyla uğraşıyordu. Bütün bunlara rağmen o davasından, yolundan, ülküsünden vazgeçmedi. 1954 yılında Antalya’dan milletvekili oldu. Politikayı hiçbir zaman becerememiştir. Protokollerden her zaman uzak durmaya çalışmıştır. 1961 yılında Konya’dan aday oldu fakat faaliyet gösteremeden yıllar önceki bir yazısından dolayı hapse girdi.Millet aşkına atıldığı siyaset onu hep itmiş ve dışlamıştır. Osman Yüksel uzaktan akrabası olan bir ailenin kızı olan İsmet hanımla evlenmişti. Bu evlilikten bir oğlu olmuştu fakat,oğlu 2 yaşına gelmeden öldü. Bir daha da çocukları olmadı. Siyasetten çekildikten sonra Ankara,Antalya,Akseki ve İstanbul’da dolaşarak geçirir.

SERDENGEÇTİ aniden hastalanır. Parkinson olmuştur. O aldırmaz, zaman zaman hastalığını da alaya alır. “Parkinson öyle hoş bir isim ki araba markasına benziyor. İnsanın keşke benimde bir parkinsonum olsun diyesi geliyor. Mao’da bu hastalık varmış yahu. Eh yinede büyük adam hastalığı. Ne de olsa serde fukaralık var, bu da proleter hastalığıymış, bize de böylesi yakışır. Siroz olup ta burjuva hastalığına tutulacak değildik ya” der. Bir hemşehri ziyaretinde gece su içmek için kalktığında düşer ve kalçasını kırar. Yatış o yatış bir daha yerinden kalkamaz. Önce Konya Üniversitesinde sonrada Hacettepe Üniversitesinde tedavi görür. Yurdun dört bir tarafından ziyaretçileri gelmektedir.Ve SERDENGEÇTİ son esprisini patlatır. Nerdeyse o gün ölmek bile yasaktır, ama o yine dinlemez ve ölüme kanatlanır Hakka kavuşur. Tarihler 10 Kasım 1983’ü gösteriyordur. O, dünyaya, kabına sığmayan insan şimdi Cebeci Asri mezarlığında mütevazı kabrinde yatmaktadır.


Eserleri

Osman Yüksel Serdengeçti’nin sadece 5 eseri vardır. Bu eserleri SERDENGEÇTİ dergisinde yazdığı yazılar ve şiirlerinden oluşmaktadır..

Bu kadar az esere sahip olmasının sebebi hayatının zindanlarda geçmesidir. 40 yıl yayınladığı SERDENGEÇTİ dergisinin sadece 33 sayısı vardır. Satılan dergilerinin parasını bile doğru dürüst alamamıştır. Bu yüzden Türk Edebiyatına fazla eser kazandıramamıştır.

Yazılarını cesurca yazması, yalınkılıç bir dil kullanması eserlerinin en çarpıcı özelliğidir. Onun zamanında kimsenin söyleyemeye cesaret edemediği şeyleri o yazmıştır. Hatta bu sebepten okulunu bile bitirememiştir.

Eserlerinin tamamı Türk Edebiyatı Vakfı tarafından yayımlanmıştır.

Şiirleri
Ağıtlar
Asri Aile
Ayasofya
Bir Kahraman Bekliyoruz
Bu Kervan Böyle Gitmez
Böyle Geçer Günlerimiz
Bulamazsın
Dağlar Gibi
İmparatorluğa Mersiye
Veda (Son Şiiri)
Yurt Kan Ağlarken Yiğit Kaçamaz


Diğer Eserleri

Mabetsiz Şehir
Gülünç Hakikatler
Bir Nesli Nasıl Mahvettiler?
Bu Millet Neden Ağlar?
Akdeniz Hilalindir
 
İlginizi çekebilecek benzer konular
  • Büyük Doğu Dergisi
  • Diriliş Dergisi
  • Diriliş Dergisi
  • En Çok Görüntülenen Konular
  • Büyük Doğu Dergisi
  • Abdülhak Hâmid Tarhan
  • Enis Behiç Koryürek
  • Kılıçzâde Hakkı
  • Mehmet Kaplan
  • Aynı Kategoriden Son Konular
  • Miskîn ed-Dârimî
  • Mis'ar b. Mühelhil
  • Mîr Muhammed Takı
  • alp-eren

    Usta Üye
    Emekli
    Katılım
    14 Mart 2009
    Mesajlar
    2,567
    Tepkime puanı
    8
    Puanları
    38

    İtibar:

    Serdengeçti Dergisi 1. Sayı 3.sayfa








     
    Moderatör tarafında düzenlendi:

    alp-eren

    Usta Üye
    Emekli
    Katılım
    14 Mart 2009
    Mesajlar
    2,567
    Tepkime puanı
    8
    Puanları
    38

    İtibar:

    25 yıl sonra “Serdengeçti”

    25 yıl sonra “Serdengeçti”

    Bindokuzyüzellili, altmışlı yılların efsane ismi Osman Yüksel, namı diğer “Serdengeçti” bugün –maalesef- unutulmuşlar arasında. Türkiye Yazarlar Birliği, bir zamanlar ciddî tesirler uyandırmış, sistemi sarsmış ve bilhassa genç kitleleri etkilemiş bu önemi mücadele adamını vefatının 25. yılında anmak üzere bir toplantı düzenledi.

    Vefatından çeyrek asır sonra Serdengeçti’nin unutulması fazla olağanüstü bulunmayabilir. Çünkü ne büyük bir şairdi, ne de büyük bir yazar... Bununla birlikte büyük bir tavır adamı olduğu ve kocaman bir kalb taşıdığından şüphe yok.

    Necip Fazıl’ın, Nihal Atsız’ın, Nureddin Topçu’nun fikrî ağırlıklarını hissettirdikleri bir dönemde, esas olarak onların düşüncelerini harmanlayarak görüş ve tavır geliştiren Osman Yüksel, her şeye rağmen ihmal edilmemesi gereken bir şahsiyettir. Elbette “uzlaşma” ve “diyalog” kavramlarının fazlasıyla etkili olduğu zamanımızda, “tavır” pek fazla önemsenmiyor. Fakat, bugünün Türkiyesini yöneten siyasî kadroların oluşmasında bu tavrın, dolayısıyla Serdengeçti’nin rolünü gözardı edebilirmiyiz?

    Türkiye’nin “aydınlanmacılık” iddiasındaki kadrolar tarafından karanlıklaştırıldığı, en temel hürriyetlerin hiçe sayıldığı bir dönemde, Osman Yüksel her şeyin rağmına sesini yükseltmişti. Bunun ne anlama geldiğini şu cümleler gayet açık olarak ortaya koymaktadır: “Serdengeçti, Allah’dan başka kimseden korkmadan mücadele eden bir mecmuadır. Bu yüzden yedi defa hapishaneye düşmüş, elliyedi defa mahkeme huzuruna çıkmış...”

    Osman Zeki Yüksel, 1917’de Antalya’nın Akseki kazasında doğmuştu. Babası müftü idi. Bu taşra delikanlısı Ankara’ya tahsil görmeye geldi. Cumhuriyet’ten sonra oluşturulan merkez, milletin bin yıllık varlık değerlerini reddetmiş; köksüz, dayanaksız bir varoluş iddiasındaydı. Yüzden fazla camisi bulunan kadim Ankara’nın, Hacı Bayram Veli’nin şehrinin yanına güya “mabedsiz şehir” kurmuştu! Şehrin kapısındaki taşra delikanlısı bu yanlışlığa isyan etti. 1944’te tutuklandı. 1947’de Serdengeçti dergisini çıkarmaya başladı. Derginin başlığının altında “Allah-Millet-Vatan Yolunda” ibaresi vardı. Matbaacı, Osman Yüksel’in bazı yazılarını basmaya cesaret edemedi. Merkez, kağıttan şatosunun yıkılmasından korktuğu için, en ufak fikrî muhalefeti bile şiddetle cezalandırıyordu. Böyle zamanlarda, sabit mevzilerden hücum tehlikeli idi. O yüzden Serdengeçti’nin her sayısı başka bir şehirde yayınlanıyordu. 1. ve 2. sayılar Ankara’da, 3. sayı Konya’da, 4. sayı tekrar Ankara’da yayınlanmıştı... Gezginci dergi Serdengeçti’nin yayın yerleri arasında o zamanlar yayıncılık açısından hiç de elverişli bir yer olmayan Eskişehir bile vardı. Dergi aylıktı, fakat periyodu belli değildi! O yüzden şiar şuydu: “Nerede, ne zaman çıkacağı belli olmaz. Fakat muhakkak çıkar. Bir çıkar pir çıkar.”

    Serdengeçti’nin ilk sayısı 1947’de, son sayısı 1962’de yayınlandı. Son nüshası 33. sayı olduğuna göre, on beş yıllık yayın hayatında nâdir olarak yılda iki defadan fazla neşredilebilmişti! Mahkemeler, mahkumiyetler, hapisler, mahrumiyetler...Belki de istikrarsızlığın, dikkatsizliğin, disiplinsizliğin belli başlı sebebi idi. Yayın tarihi, sayı, imza, başlık, ebat...değişmeyen birşey yoktu. Esasında vardı: Fikir ve tavır asla değişmiyordu! Yardım almayan, ilan basmayan dergi geçim için yayınlanmıyordu. Osman Yüksel esasen varlıklı bir ailenin çocuğu idi. Şahsî rahatını düşünse idi, birçok Aksekilinin tuttuğu yolu tutar, ticaretle meşgul olur, gününü gün ederdi.

    O büyük bir nizamın, hem bütün insanlık ve millet için doğru, âdil, insanî bir sistemin; hem de ferdin kurtuluşu olacak ahlâkî bir düzenin peşindeydi. Osman Yüksel, Serdengeçti’nin 1959’da yayınlanan 31. sayısında “İç nizam” başlıklı yazısını şöyle bitiriyordu: “O halde ne yapmamız lâzım? Ne yapacağımızı, nasıl hareket edeceğimizi yıllardır söyleyip duruyoruz. Bu dış görünüş ve gösterişlerden sıyrılıp, parti patırtılarını bir yana bırakıp el birliği ile kendi içi nizamımızı, ahlâkî nizamızı kurmak. İşte bu nizamı kurabildiğimiz gün biz de kurtulacağız, memleket de millet de...”

    Osman Yüksel’in gençlik üzerindeki tesiri, 20. Yüzyılın başında batıdan ithal edilen pozitivist milliyetçiliği dönüşüme uğrattı. Milletin manevî dinamiklerini yok sayan, halkı dönüştürmek için her türlü baskıyı uygulayan milliyetçilik değişim geçirerek 1970’lerde dinî değerlerle barışık bir muhteva kazanmaya başladı. Belki de bu dönüşüm 1980 darbesinin dışa vurulmayan sebeplerindendi. Milletin çocukları, ideolojik kamplaşmaları kırarak ve iman temelinde birleşerek köksüz sistemin sonunu getirebilirdi. Nitekim, askerî anayasaya “Atatürk milliyetçiliği” tabiri konuldu!

    Vefatından 25 sene sonra, onun gençliğin rolüne dikkat çeken şu cümlesi hâlâ Ergenekon rezaletleri ile meşgul edilen memleketimizde kulağımıza küpe olmalı: “Bu memlekete ve millete bitmiş tükenmiş insanlardan, İttihat Terakki artıklarından, hayır gelmez, ne varsa gençliğimizdedir!”
    Osman Yüksel unutulmasaydı, onun sisteme karşı koyduğu kesin tavır yaşatılsaydı, sentetik milliyetçilik tekrar güç kazanamaz genç kitlelerdeki kafa karışıklığı bu raddelere gelmezdi...

    Mehmet Doğan
     

    Alperen Selçuklu

    Usta Üye
    Emekli
    Katılım
    12 Mart 2009
    Mesajlar
    858
    Tepkime puanı
    48
    Puanları
    28

    İtibar:

    Allah'a Millete Vatana Koşanların Dergisi

    Hakka Tapar Halkı Tutar
     

    alp-eren

    Usta Üye
    Emekli
    Katılım
    14 Mart 2009
    Mesajlar
    2,567
    Tepkime puanı
    8
    Puanları
    38

    İtibar:

    HİÇ bİr zaman tabİ mİllet olmadik

    HİÇ BİR ZAMAN TABİ MİLLET OLMADIK

    Ey bu toprakları tam bin yıldır kanıyla sulayan Müslüman Türk!.. bugün çok büyük tehlikeler karşısındasın. Her tarafın düşmanlarla sarılmıştır. Bunlar silahlı düşmanlardır. Bunlardan da tehlikeli iç düşmanlar vardır. Bunu görmezsen, sen kendine dönmezsen, seni öyle bir döndürecekler, öyle bir benzetecekler ki buna sende şaşırıp kalacaksın. Zira kuvvetli olan, her zaman her yerde zayıfı döndürür, kendine benzetir. Düşman insanın ve milletlerin üzerine yalnız topla, tüfekle gelmez... bazen ve ekseriya türlü propaganda, türlü vasıtalarla gelir. Bu vasıtalar filmler, kitaplar, mecmualar, yabancı zevkler, eğlenceler, adetler, kısaca yabancı kültürlerdir. Biz buna “kültür emperyalizmi” diyoruz. Bu emperyalizm toplu tüfekli, askeri, siyasi emperyalizmden daha tehlikelidir. Tarihte bir milletin, zorla, kılıçla askeri istilayla yok edildiği görülmemiştir. Askeri, siyasi taarruz ve tecavüzlerle imparatorluklar, devletler, hükümetler yıkılır yok olur.. Milletler asla.. Milletler ancak yabancı kültürlerin dinlerin tesirleri altında kendi adet anane ve milliyet hususiyetlerini kaybettiği takdirde yok olur, tarihten silinir. Her yerde ve her şeyde yabancıları üstün görmek, onlara benzemeğe çalışmak, beslemeler gibi, her şeyi peynire ekmeğe varıncaya kadar onlardan beklemek, onarın yollarına düşmek, kollarına atılmak, bütün bunlar büyük Türk milletinin haysiyetine, şerefine yakışan şeyler değildir. Türk milleti benzeyen bir millet değil, benzeten bir millettir. Nice nice tahtlar, taçlar devrilmiş, onları korumuş, beslemiş bir millettir. Türk milleti, bütün tarih boyunca ağa millet, paşa millet olmuştur. Besleme millet, tabi millet değil..

    Mazisine, ecdadına, tarihine bağlı her Türk münevverini kültür istismarcılarına, kültür emperyalistlerine karşı mücadeleye davet ediyoruz. Mehmetçik nasıl, vatanın sınırlarını müstevlilere karşı müdafaa ediyorsa, bizler de aynı iman, aynı heyecan ve şuurlu milli kültür sınırlarımıza dikilerek, türlü maskeler, türlü kılılar altında memleketimize, milletimizin en mahrem yerlerine girmeğe çalışan bu yabancı, yalancı, talancı zevklere, kültür emperyalistlerine karşı mücadele edeceğiz. Bu mücadelede” ben sen yoğuz, biz varız..” Koskoca bir milletin istiklali, istikbali var.

    Daha evvel de söylemiş, yazmıştık.. Çanakkale’yi geçemeyen kuvvet, bugün türlü kılıklar, türlü şekiller ve tertipler altında geçmeye çalışıyor. Sözde münevverlerimiz de asrilik, garpçılık, modern gibi monden kelimelerin arkasına sığınarak bu girişi, bu geçişi hızlandırmakta, Türkiye’yi yabancı zevklerin, yabancı hayatların, yabancı adetlerin bir panayırı haline getirmektedirler. Noel Babadan tutun da Meryem Anaya kadar en hususi işlerimize, en mahrem yerlerimize kadar bizim olmayan, bizden olmayan bir kültürün tesirini görmekteyiz. Midemize Amerikan peyniri, ağzımızda Amerikan şarkıları. Bugün domuz eti yemek, asriliğin, ileri fikirliliğin alameti farikası sayılmakta, aksini yapmak ise geri kalışımızın sebeplerin biri olarak gösterilmektedir.

    Büyük şehirlerimizi dolaşınız. Kitapçı vitrinlerinin önünde durunuz. Vitrinler baştan başa yabancı dillerle yazılmış kitap ve mecmualarla doludur. Türkçe kitap ve mecmualar, sanki onların kavası, hizmetçisi, kapıcısı gibi. Bu renk renk boy boy ekselans kitapların arkasında bir sığıntı, yabancı sefaretlere iltica etmiş bir mülteci durumunda. Biz garp tekniğinin ve Amerikan dostluğunun aleyhinde değiliz. Sözlerimiz yanlış anlaşılmasın. Bizim üzerinde durmak istediğimiz şey, bizi biz yapan bizi diğer milletlerden ayıran, hususiyetlerimizi bir hiç pahasına, silinip süpürülmek istenmesi, koskoca bir mazisi, medeniyeti olan bu milletin temsil edilmesi, yabancılara benzeme, benzetilme tehlikesidir. İşte bu tehlikeye karşı milliyetçi, mukaddesatçı Türk gençliğini mücadeleye davet ediyoruz. Tarihlere istikamet veren, kıtalara hükmeden bir millet, benzetilemez, temsil edilemez. Biz Türk doğduk. Türk kalacağız...

    Osman Yüksel SERDENGEÇTİ

    ...... ....... ........
    HAK YOLUNDA BAĞRIYANIK YOLCULAR


    Hak yolunda bağrı yanık yolcularız. Yollar ki, her zaman insanlarla doludur. Fakat insan her zaman yolcu değildir. Bizim yolculuğumuz ebedî bir yolculuk.. Bizler ebedî yolcularız!.. Önü, sonu olmayanın, bitmeyenin, tükenmiyenin, göçmiyenin, çökmiyenin yolundayız!..
    Biz bu yolda cefayı sefa, mihneti nimet bilen insanlarız.. Bu yol, çetin bir yoldur.. Bu yol kıldan ince, kılıçtan keskindir. Öyle, her kişinin kârı değildir bu yolda yürümek... Er kişinin kârıdır, bizler er kişileriz.. Allah’a giden bütün yollar, şer kuvvetler, kötü niyetliler tarafından tutulmuş. Bunu biliyoruz. Şerirler, zorbalar, zalimler, türlü maskelerle bizi can evimizden vurmak istiyorlar.
    Bu yolda yürürken istiklâlimizden, istikbalimizden, her şeyimizden olacakmışız!.. Hapishanelere düşecekmişiz.. Eyvallah!.. Eyvallah.. hepsine razıyız!.. Ölümden ötesi var mı? “Urganda da ölüm, yorganda da..” diyoruz!.. Biz bu yolun, delisi divânesi, bu işin hastasıyız..
    Aslı olduk, Kerem olduk, sıtma olduk, verem olduk!.. Yıllardır ve yıllardır, onlar yediler, biz baktık onlar dediler, biz dinledik! Onlar yaşadılar biz inledik!. Yıllardır yıllardır, din için, iman için canımızı cânânımızı, bütün vârımızı verdik. Ne kadar öldürdülerse o kadar yarattık, ne kadar yıktılarsa o kadar yaptık, ne kadar batırdılarsa o kadar kurtardık dediler..
    Biz hakiki kurtarıcıya sığındık.
    Biz hep sustuk. Ağzımızda dilimiz var demedik... Onlar nutuk çektiler! Biz dert çektik, çile çektik! İçlendik, dertlendik! Derdimizi kimseye dinletemedik!
    Ne milletmişiz, biz de bilemedik?!
    Biz bu sırra eremedik. İyi bir gün göremedik...
    Fakat sabrın da bir sonu vardı. Artık konuşuyoruz. Garip ve dertli Anadolu’yu dile getireceğiz. Biz onun dâvasiyle dâvalandık, sevdasıyla sevdalandık. İmansızlara teslim edemeyiz onu. Soygunculara,vurgunculara istismar ettirmeyiz!..

    Osman Yüksel SERDENGEÇTİ

    10 Ağustos 1952
     

    alp-eren

    Usta Üye
    Emekli
    Katılım
    14 Mart 2009
    Mesajlar
    2,567
    Tepkime puanı
    8
    Puanları
    38

    İtibar:










     
    Tüm sayfalar yüklendi.
    Üst Alt