• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Protokoller Ermenileri Bölüyor, Sınırları Garanti Altına Alıyor

taval

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
12 Mar 2009
Mesajlar
487
Beğeniler
38
Puanları
28
#1
Protokoller Ermenileri Bölüyor, Sınırları Garanti Altına Alıyor

Ermenistan’la imzalanan iki protokol incelendiğinde Ermeni sorunu açısından Lozan Antlaşması’ndan çok daha iyi olduğu anlaşılacaktır. Çünkü Lozan’da Türkiye Ermeni sorununu Ermeniler olmaksızın çözdü, daha doğrusu çözüdüğünü düşündü.

Lozan Konferansı’nda Ermeniler Boghos Nubar Paşa heyeti yoluyla konferansa dahil olmak istediler, “biz de Türklere karşı savaştık, taraf olmak bizim de hakkımız” dediler. Ancak bu istekleri hiçbir şekilde kabul görmedi.

Ayrıca Türkiye konferansta “Anadolu’da Ermenilere yurt” vs. tarzında gelen her türlü öneriyi tartıştırmadı dahi. Lozan'da bir kapitülasyonlar, bir de Ermeni iddiaları adeta Türkiye'nin kırmızı çizgileri oldu. Lozan Antlaşması imzalanınca antlaşmada Ermeniler ile ilgili hiçbir düzenlemenin olmaması Türkiye açısından sorunun çözümü olarak görüldü. Ankara rahatladı, "Ermeni sorunu kapanmıştır" düşüncesine kapıldı.

Böylece Ankara, Ermeni sorununu çözdüğünü düşündü, ancak tatmin olmamış Ermeni milliyetçiliği özellikle diasporada Türk düşmanlığı üzerinde büyümesini sürdürdü. 1930’lar, 40’lar, 50’ler böyle geçti. 1965’de Ermeni milliyetçiliği adeta patlama yaptı ve Erivan’dan Addis Ababa’ya kadar pek çok ülkede düzenledikleri büyük gösterilerde 1915 olaylarını ‘soykırım’ adı altında andılar. Buna rağmen Türkiye sorunu görmezden geldi, ta ki 1973’e, Yanıkyan adlı Anadolu göçmeni bir Ermeninin iki Türk diplomatını Kaliforniya’da katletmesine kadar. Yanıkyan’ı ASALA ve Taşnak teröristleri (JCAG) izledi. 1980’lerin ortasında terör durmuşsa da, bu kez de diğer ülke meclislerinde Türkiye’ye karşı büyük bir ‘soykırım tasarısı terörü' başladı. Türkiye’nin hemen her ülkedeki her türlü çıkarı Ermeni diasporası tarafından hedef alındı.

1991 yılında Sovyetler çöküp, Ermenistan bağımsız olunca Türkiye buna çok sevindi. Çünkü artık meseleyi görüşecek ve çözüme kavuşturabilecek bir muhatap ortaya çıkmıştı. Uzun yıllardır devletsiz olan Ermeni milliyetçiliği artık sorumlulukları da olacak olan bir devlete sahipti. Bu devletin başında Türkiye ile sorunları çözmeyi bir numaralı hedef sayan bir devlet başkanını da (Levon Ter Petrosyan) bulunca Türkiye, Ermenistan ile ilişkilerine büyük bir önem verdi.
Osmanlı’dan kalan belki de en son büyük sorunlarından birini de yeni Ermenistan ile kapatmaya çalışan Türkiye ne yazık ki Karabağ Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte barış için ümitlerini büyük oranda kaybetti. Ermenistan Azeri topraklarını işgal ederken Türkiye de Ermenistan’la olan sınırlarını kapatmak zorunda kaldı. Petrosyan zamanla Türkiye’nin Karabağ nedeniyle elinin kolunun bağlandığını anladı ve 1990’ların sonunda bu sorunu çözmek için radikal adımlar atmaya başladı. Ancak bu kez de Taşnaklar ve Rusya buna izin vermedi ve onun yerine gelebilecek en radikal Türkiye karşıtı isim, yani Robert Koçeryan Ermenistan'a başkan oldu.

Koçeryan Türkiye ile sınır sorunlarından bahseden tek Ermeni başkanı olurken, Erivan bu dönemde diasporanın Türkiye karşıtı faaliyetlerine de tam destek verdi. Öyle ki 2001 Fransa kararı Erivan’sız zor çıkardı. Buna rağmen Türkiye Koçeryan'la da anlaşmaya çalıştı. Tarih komisyonu önerildi, kendisi İstanbul’a davet edildi, fakat olmadı, olmadı… Ne zaman ki Koçeryan gitti ve yerine Sarkisyan geldi, manzara değişmeye başladı. Türklerle anlaşmadan Ermenistan’ı yaşatmanın olanaksız olduğunu gören Sarkisyan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün jestine karşılık verdi ve protokoller süreci böylece başlamış oldu.

***

Geldiğimiz noktada iki protokol de imzalanmış durumda ve meclislerin onayını bekliyor.

Elbette bir de Karabağ’da gelişme şartı yerli yerinde duruyor.

Eğer Karabağ’da Azerileri tatmin edecek bir gelişme olur ve protokollere onaylar da gelirse Türkiye, Ermeni sorununu kalıcı olarak çözmede olağanüstü bir adımı atmış olacak. Ayrıca bu sayede Türkiye’nin üç önşartı da yerine gelmiş olacak:

(1) Ermeniler sınırları tanıdıklarını yazılı hale getirecekler, (2) soykırım iddialarını tartışmayı kabul etmiş olacaklar ve elbette (3) Karabağ da çözüm yoluna girecek.

Tüm bunların karşılığında Türkiye sadece sınırlarını açacak, ki bu aslında normal şartlarda bir taviz bile değildir. Olması gereken tüm sınırların açık olmasıdır ki Türkiye Suriye, Yunanistan gibi komşularıyla dahi en zor şartlarda sınırlarını kapatmış değildir.

Kısacası "protokoller Türkiye için olabilecek en iyi metinler" diyebiliriz.

Ermeniler ile protokol imzalıyorsunuz ve hiçbir yerinde ‘soykırım’ kelimesi geçmiyor.

Bu dahi tek başına sorunların kalıcı olarak çözülmesi için büyük bir adım sayılabilir. Zaten diaspora Ermeni örgütlerinin ve Taşnaklar’ın protokolleri “davaya ihanet” olarak görmelerinin en önemli nedeni de bu. Türklerle soykırım kelimesi kullanmadan konuşulması dahi şu ana kadarki Ermeni tavrından ciddi bir sapma olarak görülüyor ve bu açıdan bakılırsa Taşnaklar haklı. Protokoller imzalanır ve yürürlüğe girer ise Türk-Ermeni ilişkilerinde yeni bir dil inşa edilmiş olacak ve artık iki tarafın yapıcı-sağlıklı bir şekilde konuşması mümkün olacak.

***

Ermenistan Sınırları İmzadan Önce Tanıdı Bile

Protokoller yürürlüğe girmese bile Türkiye süreçten almak istediklerinin bir kısmını şimdiden almış durumda. Örneğin sınırların tanınması konusu. Protokollere bakıldığında en çok yer ayrılmış konulardan bir tanesi sınır meselesi:

Protokollerde “mevcut sınırları iki taraf tanır” deniyor. Üstelik hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde. Bununla da yetinilmemiş, belli ki Türk tarafı Viyana’dan BM’ye sınır tanıma ile ilgili akla gelebilecek her türlü yazılı antlaşmayı ve düzenlemeyi de protokole yerleştirmiş.

Doğrusu “mevcut sınırları iki taraf tanır” ifadesi diaspora örgütlerini adeta çıldırtan bir ifade oldu. Doğu Anadolu’yu ‘Batı Ermenistan’ sayan ve bir gün buraları almak isteyen milliyetçiler için Ermenistan devletinin “sınırları tanıyorum” demesi büyük bir davanın sonu gibiydi. Bu yüzden protokollere karşı çıkan Ermenilerin en çok üzerinde durdukları iki noktadan biri de sınırların tanınması hususu oldu.

Protokoller 10 Ekim 2009 günü imzalandı. Meclis onayları olmadan protokoller geçerli değil, ancak Ermeni hükümetinin bu metinlere imza atması dahi Türkiye açısından önemli. Daha da önemlisi protokollerin imzalanmasından birkaç gün önce Ermenistan Başbakanı Tigran Sarkisyan, mevcut sınır hattını tanıdıklarını hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak şekilde tüm dünyaya ilan etti. Sarkisyan, Ermenistan Parlamentosu’nda muhalefetteki Miras Partisi lideri Raffi Hovanisyan’ın sorusunu yanıtlarken “Ermenistan Cumhuriyeti’nin, Sovyet Ermenistan döneminden miras kalan sınırlarını fiilen ve hukuken tanımaktadır” dedi. Başbakan Sarkisyan, sınırın Ankara ile yürütülen uzlaşı müzakerelerinde tartışma konusu yapılmadığı gibi ileride de yapılmayacağını açıkladı. Sarkisyan ayrıca mevcut durum dikkate alındığında Türkiye ile mevcut sınırları sorgulamanın “gerçekçi olmadığı”nı da vurguladı ve “bu tür tartışmalar elbette ki devam edecek, ancak biz, bize (Sovyetler’den) miras kalan gerçeği tercih ediyoruz” diye konuştu.

Bazı Ermeniler bu sözlerin yeni olmadığını, Ermenistan’ın resmi olarak sınırları tanımadığını hiçbir zaman söylemediğini iddia edebilir, ki bu doğru değil. Başkan Koçeryan’ın ağzından Ermenistan, Türkiye ile sınır sorunları olduğunu dile getirmişti. Ayrıca sınırların sorgulandığı dönemlerde Ermenistan yetkilileri çıkıp net bir açıklama dahi yapmıyorlardı. Ancak şu an geldiğimiz noktada Ermenistan en yetkili ağızlardan sınırları fiili (de facto) ve hukuki (de jure) olarak tanıdığını resmen tüm dünyaya ilan etmiş oluyor ki bunu protokoller yürürlüğe girmeden yapmış oluyor.

Bu anlamıyla Türkiye, Osmanlı sonrasında sınırlarını kesinleştirme çabalarına hukuki bir garanti daha almış oluyor. Elbette Başbakan Tigran Sarkisyan sınırları tanıdıklarını söylemekle birlikte “o sınırların içindeki Ermenilerin mallarıyla ilgileneceklerini” de söylüyor. “Türkiye toprakları içinde yer alan ve 1915 öncesi Ermeni ahalinin mülkleri olan bölgeyle ilgili meseleyi protokollerin imzalanmasından sonra gündeme getireceğiz. Aramızdaki sınırı şimdiki haliyle tanıyor olmamız, Türkiye toprakları içinde yer alan ve 1915 öncesi Ermeni ahalinin mülkleri olan bölgeyle ilgili meseleyi bitirmiyor. Protokollerin imzalanmasından sonra, iki devlet arasındaki temaslarda konuyu muhakkak gündeme getireceğiz. Türk tarafından, arşivlerde bulunan tapu kütüklerini açmasını talep edeceğiz. Miras hakkına sahip Ermenilerin davasının arkasında durulacak” diyor Sarkisyan.[1]

Fakat Türkiye için bu konu, sınır sorunu kadar hayati değil. Çünkü hukukun çalıştığı yerde Türkiye rahat. Gerekirse bireysel hataların tazminatları ödenir ve bu meseleler kapatılır. Kaldı ki Cumhuriyet kurulduktan sonra Türkiye’yi terk etmiş tüm Ermenilere makul bir süre verilmiş ve gelip malları ile ilgilenmeleri, Türk vatandaşlığına geçmeleri istenmişti. Bu hakkı kullanmayan kişilerin durumlarının ne olacağına da yine hukuk karar verecektir ve buna da Türkiye doğal olarak razıdır.

‘Soykırım’ Konusu

Sınır konusundan belki de daha fazla diasporayı ‘çıldırtan’ mevzu ‘soykırım’ konusu.

Malum, Ermeniler 1915 olaylarını ‘soykırım’ olarak tanımlıyor ve bırakınız olayların soykırım olmasından şüphe etmeyi, konunun tartışılmasını dahi büyük bir suç olarak görüyorlar. “Bu tartışmasız bir gerçektir, ya kabul edersiniz, ya da inkârcı olursunuz” diyorlar.

İlk başta bu kelime olmasa da zamanla ‘soykırım’ kelimesi Ermeniler arasında iman derecesinde katılaşmış, onu sorgulamak Ermeniliği sorgulamak anlamına gelir olmuş. Taşnakları ve diğer bazı milliyetçileri adeta çıldırtan da bu zaten. Çünkü protokollere bakıldığında ortak bir tarih komisyonu kurulmasından bile bahsediliyor. Bu komisyon diyalog için oluşturulacak hükümetlerarası komisyonun alt komisyonu olarak düşünülmüş. Protokolde mealen “iki halk arasında karşılıklı güven tesis edilmesi amacıyla, mevcut sorunların tanımlanmasına ve tavsiyelerde bulunulmasına yönelik olarak, tarihsel kaynak ve arşivlerin tarafsız bilimsel incelemesini de içerecek şekilde bir diyaloğun uygulamaya konulması” ibaresi yer almış. “Tarihsel Boyut Üzerine Alt Komisyon” olarak tanımlanan bu komisyonun amacı iki toplum arasındaki karşılıklı güveni tesisi etmek, tarihsel belgeleri ve arşivleri bilimsel bir tarafsızlıkla incelemek ve mevcut sorunları bu yolla tanımlayıp, tavsiyeler üretmek. Komisyonda sadece Ermeniler ve Türkler değil İsviçreli ve diğer uluslardan kişiler de olacak.

Aslında tarih komisyonu protokolde yer alan tek komisyon değil, yasal işler; bilim ve eğitim; ticaret, turizm ve ekonomik işbirliği; siyasi danışmalar; taşımacılık, iletişim ve enerji altyapısı; çevre sorunları gibi çeşitli komisyonlardan yalnızca bir tanesi tarih komisyonu. Ancak diaspora için aslolan soykırım iddialarının tartışmaya açılmış olması. Ddiasporanın iddialarına karşı Ermeni hükümeti protokollerin soykırımı tanımaya imkân vermediğini söylüyor. Sarkisyan ve adamları protokollerin hiçbir yerinde ‘soykırım’ın geçmediği, protokollerin başka bir konu olduğunu hem diaspora turunda, hem de ulusal konuşmalarında anlatıp durdu. Fakat gerçek biraz farklı elbette...

Eğer Türklerle tarihi bir metin imzalıyorsanız ve bunun hiçbir yerinde ‘soykırım’ kelimesi geçmiyorsa bu yepyeni bir Ermeni tavrıdır ve bunu özellikle Ermeni diaspora gençliğine anlatmakta zorlanırsınız. Çünkü diasporada ilgili ilgisiz, her açılışta, her kapanışta, neredeyse her faaliyette 1915 olaylarına değinme fırsatı kaçırılmaz. Türkiye ismi geçecekse ‘soykırım’ kelimesi atlanmaz. Resmi sergilerinde, tiyatro gösterilerinde, mezuniyet törenlerinde, spor müsabakalarında ve daha nice akla gelmeyecek yerde Ermeni milliyetçisi fırsatını bulmuşsa Türkiye’ye ve 1915’e değinmekten kendini alamaz. Hal böyle iken Türkler ile tarihinizin en önemli anlaşmasını ‘soykırım’ kelimesini bir kez olsun geçirmeden imzalıyorsanız buna isyan edecek pek çok Ermeni olacaktır ve vardır da.

Dahası bir tarih komisyonu öngörüp, sonra da bu komisyonun 1915 olaylarını tartışmayacağını söylerseniz buna kargalar bile güler. Ermeniler sağolsun dünyada herkes bilir ki Türkler ile Ermeniler arasındaki en önemli sorun 1915 olaylarıdır. 1915’i tartışmayacak bir ortak tarih komisyonu hiçbir şeyi tartışamayacak demektir. Kısacası protokollerle iman haline gelmiş soykırım inancı tartışılmaya açılmaktadır. Kim ne derse desin bundan sonra soykırım lobisinin işi çok ama çok zordur. Diaspora örgütleri tıpkı sınır tanıma konusunda olduğu gibi soykırım iddiaları konusunda da Ermenistan tarafından ihanete uğratıldıklarını düşünmektedirler ve yaşadıkları hayal kırıklığında pek de haksız sayılmazlar.

Ermenistan ve Diaspora İkiye Bölündü

Sınır tanıma ve 1915 olaylarını tartışma şokları yetmezmiş gibi Ermenistan’ın karşısında bir de Karabağ şoku var. Ermenistan Karabağ’da en ufak bir ilerlemeye dahi razı olsa bu Ermeni askerlerinin geri çekilmesi, Ermeni milliyetçilerine göre kazanılmış toprakların kaybedilmesi demektir. Hiç kimse bu toprakların aslında Azerbaycan’a ait olduğu gerçeğini hatırlamaz ve Sarkisyan Ermeni tarihine toprak veren adam olarak geçer. Karabağ’da ilerleme ise toprak kaybından geçiyor, başka türlüsü mümkün değil. Sarkisyan bu konuda ABD ve Rusya’nın baskısı altında. Türkiye de protokollerin onayı için Karabağ’da ilerlemeyi şart koşuyor. Dışarıda yoğun baskı altında olan Başkan Sarkisyan içeride ise çok daha ağır bir baskı altında. Protestolar, hatta tehditler her geçen gün artıyor.

9 Ekim Cuma akşamı onbinlerce Ermeni[2] Başkanlık Ofisi’ne yürüdü. Yürüyüşün öne çıkan düzenleyicileri Taşnaklar ve Miras Partisi idi. Kalabalık protokollerin yırtılıp atılmasını talep etti. Taşnaklar 50.000’den fazla imzalı dilekçe topladılar ve protokollerin imzalanmamasını istediler. Bu tür gösterilerde en çok öne çıkan slogan ise “Yüksek Bedel Ödeyerek Ermenistan-Türkiye Normalleşmesine Hayır”.[3] Taşnaklar daha önce açıklamışlardı, “eğer Sarkisyan protokolleri imzalarsa istifa etmesi gerekir” demişlerdi.[4] Dahası Taşnaklar protokollerin imzalanmasının Ermenistan’da rejimi değiştireceğini de söylüyorlar, elbette gönüllü değişim olmazsa zorla değişimi ima ediyorlar. Muhalefetin ve diasporanın baskıları elbette Erivan’ı zorluyor ve zorlamaya da devam edecek. Ermenistan gibi küçük bir ülkede bu tür baskıları kaldırmak kolay değil. Ancak sevindirici olan ‘soykırım endüstrisi’nde bir çatlağın açılmış olmasıdır. Örneğin Aleksandr Arzumanian Taşnaklar’ın sert eleştirilerine aynı sertlikte karşılık veriyor ve “Bakın muhalefet tarafına kaç kez girmiş ve çıkmışlar. Onlar her seçim öncesinde hükümeti terk ederler ve muhalefet olurlar. Taşnaksütyan 1915 katliamlarını kendi çıkarları için istismar ediyorlar. Bu insanlar için soykırımın tanınması bir iş, bir sektör.”[5]

Sonuç olarak Ermeniler neredeyse son bir asır içinde belki de ilk defa olarak bu derece büyük bir hesaplaşmanın tam da ortasına girmek üzereler. Eğer bu hesaplaşmayı sağlıklı bir şekilde atlatabilirlerse soykırım tartışmalarında duygusal boyutun işgali önemli oranda azalacaktır ve Türkler ile Ermeniler daha rahat konuşabileceklerdir.


________________________________________
[1] Nerdun Hazıoğlu ‘Sınırları Tanıyoruz’, Hürriyet, 9 Ekim 2009.
[2] Kimi kaynaklar 30-40.000 protestoculardan bahsederken, organizatörler sayıyı 100.000’e kadar çıkarıyor. Bu rakamlar Ermenistan gibi küçük bir devlet için oldukça yüksek rakamlardır.
[3] Suren Musayelyan ‘Thousands in Yerevan Demand Scrapping Armenia - Turkey Protocols’, ArmeniaNow, 10 October 2009.
[4] ‘Dashnak Leader Threatens ‘Regime Change’ Drive’, RFE/RL, 8 October 2009.
[5] ‘Dashnak Leader Threatens ‘Regime Change’ Drive’, RFE/RL, 8 October 2009.


Sedat Laçiner
 

Alperen Selçuklu

Veziri Azam
Vezir-i Azam
Katılım
12 Mar 2009
Mesajlar
858
Beğeniler
45
Puanları
28
#2
Ermenistandan bize gelecek faydayı kim izah eder , Azerbaycan Kafkasların en güçlü ülkesi haline gelmişken Ermenilere verilecek imtiyazlar sayesinde Ermeniler sıkıştıkları kıskaçtan kurtulacak , Ermenistana son protokolle bizim yaptığımız iyiliği diasporaları bile yapmadı. Bizim yetkililerin açıklamaları şöyle "Ermenilerin bundan sonra Karabağ dan çıkmasını bekliyoruz " Beklemek ? Acelemiz neydi Karabağ dan çıktıktan sonra imzalasaydık ya bu protokolü . Hiçbir fayda sağlamayacak Ermenilere yapılan bu kıyakla Azeri kardeşlerimiz küstürülmüştür. Bu yapılan iş Türkiye ve Türk Dünyası arasındaki ilişkileri baltalamak için bizzat ABD tarafından tezgahlanmış bir oyundur. Yıllar öncede Elçibey beklemişti Türkiyeden gelecek bir yardım bir helikopter beklenmişti o zamanki hükümet bırakın Azerbaycana helikopter göndermeyi Ermenilere Avrupadan gönderilen buğdayı sınırdan geçirmişti. İşte biz böyle hoşgörülü bir milletiz . Yalnız unutulan şudur sadece milletler hoşgörülü olabilir devletler bu gibi ilişkilerde hoşgörülü olamazlar. Ayrıca son açılımların aynı anda yapılmasının sebebi nedir acaba ?

Çözülmeyen sorunlar dururken çözülmek üzere olan meselelerde Türk milletini uzun yıllar uğraştıracak meseleler haline getirilmiştir. Alın size Kıbrıs meselesi , AB ilişkileri ne oldu? Terör 2001 de sıfır haline gelmişti ( o dönem doğuda bizzat şahidim) şimdi terör neden hortladı ? İşsizlik ne alemde ? Cari açık ne alemde ? vs.

Son olarak, bu sorunları biz çözmezsek başkaları halleder tarzında bir anlayıştır . Türk milletinin halledemeyeceği hiç bir siyasi mesele yoktur. Türk devlet geleneğini bilenler son cümleleri anlamıştır ...
 

sultaniye

Yeniçeri Ağası
Yeniçeri Ağası
Katılım
21 Mar 2009
Mesajlar
30
Beğeniler
0
Puanları
6
#3
Bu protokolün bize hiçbir yararı yok.24 Nisanı bekleyin görün bakalım soykırım iddiaları bitecek mi?Emin olun bitmeyecek.Bu protokolün bize hiçbir yararı yok ama Ermenilere çok yararı var.Ülkemizde yaklaşık 100 bin kaçak Ermeni vardı.Şimdi bu sayı 200 bini bulur bu da yine bize zarar verir.Ama ABD emretti.Biz de yaptık.Hatırlarsanız Obama mecliste konuşma yaptığında sınırlar açılsın dedi.Bizimkiler de ona biz karar veririz dediler.Ama kim karar veriyormuş onu gördük.Azerbeycan ile de hem gönül bağımız var hem de ekonomik çıkarlarımız var.Ermenileri kazanıp Azerileri kaybedersek çok yazık olur.

Ermenilere de düşmanlığımız yok ama anayasalarından soykırım tanıtılacak ifadesini çıkarsalar,soykırım anıtlarından vazgeçseler,24 nisanlarda nefret yerine barıştan bahsetseler,Doğu Anadolu'yu Batı Ermenistan olarak gösteren haritalar çizmeseler herhalde o zaman onlarla gerçekten komşu olurduk.
 

taval

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
12 Mar 2009
Mesajlar
487
Beğeniler
38
Puanları
28
#4
siyaset; kötüye giden manzaradan makul gidişata dönüş sanatıdır.
19 ülkenin parlemantosunda soykırım uyguladığımıza dair kararların alınma modasına ve giderekte yayılmasına karşı Türkiye ne yapabiliyordu.
şimdi soykırım iddiasından bizzat ermenistan dünya kamuoyu önünde sözetmekten vazgeçmişse, yarın hangi ülkenin meclisi bu modaya uymak zorunda hisseder kendini...
malumunuz olduğu üzre ermeni halkıyla bizim iyi zamanlarımız kötü zamanlarımızdan çok çok fazladır.
dış mihraklarca iyi zamanlar kötüye dönüştürülmüşse, bu kıyamete kadar böyle mi gitmelidir...
 
I

ilbilgehatun

Ziyaretçi
#5
Bu protokolün savunulacak hiçbi yanı yoktur. Sorunlarımız halledilmeden nasıl barıştan söz edilir? Önce sorunlar halledilir sonra uzlaşı sorunlar bittikten sonra sağlanır.

Ermeniler hala Karabağ işgalindeyken, soykırım iddialarından tamamen vazgeçmeden, bize yaptkları soykırımlardan ötürü özür dilemeden nasıl olur da sınırlar açılır dostluk kurulur? Düşmana el uzatılır mı? Verilen el yerine kol kaptırılmaz mı? Hala diaspora soykırım iddialarından vazgeçmiş de değil, sarkise tepki veriyorlar hem Türklerden hem de ondan nefret ediyorlar şimdi bir imza ile bu düşmanlık bitecek mi ne saçma.
 

sultaniye

Yeniçeri Ağası
Yeniçeri Ağası
Katılım
21 Mar 2009
Mesajlar
30
Beğeniler
0
Puanları
6
#6
Keşke soykırım iddialarından vazgeçseler.O zaman çıkarımız olmasa da sınırlar açılsın diyebilirdik.Ama zaten soykırım iddialarından vazgeçeceklerine dair protokolde birşey yok. (Diasporanın buna niyeti de yok) Obama'nın Ermenilere sözü vardı ve bu sözü dolaylı olarak da yerine getirdim demek için sınırların açılması için uğraştım ve açtırdım demeye getiriyor.
Bize düşen Amerikan çıkarlarını uygulamak değildir.Ulusal çıkarları yerine getirmektir.
 

taval

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
12 Mar 2009
Mesajlar
487
Beğeniler
38
Puanları
28
#7
Asırlık ihtilâf çözülürken​

Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun Zürih’te yapamadığı konuşmayı gazetelerden okurken, bu kadar güzel ve birleştirici bir tarihî konuşmanın, Ermenistan tarafının lüzumsuz hassasiyeti yüzünden yapılamayışından dolayı esef ettim. Gelecekte iki ülke ilişkilerinin tarihi yazılırken, bu çok iyi hazırlanmış konuşmanın yapılamamış olması, Ermeni tarihçileri de üzecektir.

Davutoğlu, bu tür adımları ancak vizyon ve cesaret sahiplerinin atabileceğini ifade edecek ve bölgenin bütününde istikrar vurgusu yaptıktan sonra konuşmasını şu veciz cümlelerle bitirecekti: “Gün barış günüdür. Gün cesaret günüdür. Gün aklın günüdür. Ve bu salondaki herkesin bu barış vizyonunu paylaştığına samimiyetle inanıyorum.”

Ermeni tarafının Davutoğlu’nun konuşma metninde tepkisini çeken iki nokta ise, görüş ayrılığından bahsederek, ‘Bu algılama farkı gelecek nesillerimize önyargı ve intikam duyguları olarak yansımamalıdır’ demesi ve ‘Bu yolculuk ancak buradaki ortaklarımızla ve Kafkasların bütün halklarıyla elele yapılabilir’ vurgusunu yapması ki, bu iki hususun da ne derece doğru olduğu açıkça ortadadır.

***

Türkiye ile Ermenistan arasında Zürih Protokolleri’nin imzalanması, sadece bu iki ülke bakımından değil bütün dünya politikası bakımından fevkalâde önemlidir. Nitekim, Zürih Protokolleri’nin imza töreninde, ABD Dışişleri Bakanı, Rusya Dışişleri Bakanı, Fransa Dışişleri Bakanı, İsviçre Dışişleri Bakanı ve AB Dışişleri Sorumlusu vardı. Bu protokollerin imzalanması bütün küresel güçleri rahatlatmıştır.

Zürih Protokolleri birçok bakımdan önemlidir.

1. Bu protokollerin imzalanmasıyla iki ülke arasındaki 100 yıllık husumet sona ermiştir. Daha doğrusu, Türk halkında Ermenilere karşı herhangi bir düşmanca tutum bulunmadığı için bu ifadeyi, Ermenistan halkının 100 yıllık husumetinin sona erdirilmesinde önemli bir adım atılmıştır şeklinde düzeltebiliriz.

2. Bu sâyede Kafkasya’da barış konusunda önemli bir merhale katedilmiştir. Bundan sonra, Azerbaycan’daki Ermeni işgalinin ortadan kalkmasıyla Azerbaycan-Ermenistan münasebetleri de düzelebilecektir.

3. Zürih Protokolleri, Türkiye,
Azerbaycan ve Ermenistan’ın birlikte kârlı çıkmasını sağlayacaktır.

a) Türkiye, 100 yıllık ithamların sebep olduğu sorunlardan büyük ölçüde kurtulacaktır. Soykırım iftirasının baskı unsuru olarak kullanılması tesirini kaybedecektir. Bilimsel Tarih Komisyonu’nun kurulmasıyla soykırım ihtilâflarının akademik araştırmalara göre sonuçlandırılması, bu konuda bütün arşivleri incelemiş ve hazırlıklarını tamamlamış olan Türkiye’nin teklifidir. Ayrıca, Kars Antlaşması’nın tanınmasıyla Ermenistan’ın toprak talepleri de sona ermiş olacaktır.

b) Azerbaycan, yıllardır Ermenistan’ın işgali altında bulunan topraklarını tekrar ele geçirme şansını yakalayacak ve bir milyondan fazla göçmenin yerine dönmesi sağlanacaktır. Azerbaycan ile Ermenistan arasında barış sürecine geçilecektir. Karabağ sorununun halli için fırsat doğacaktır.

c) Ermenistan, bu protokollerden en fazla kârlı çıkacak ülkedir. Diyaspora’nın ve Taşnak Partisi’nin itirazlarına rağmen Ermenistan yöneticilerinin bu anlaşma sürecine girmeyi kabul etmesi, kendisini ülkesine hapsetmiş Ermenistan’ın dışarıya açılmasını ve fert başına düşen GSMH’sinin süratle katlanmasını sağlayacaktır. Artık yeni Ermenistan Taşnakların ve diyasporanın kin ve intikam çığlıkları altında aç ve yoksul yaşamaktan kurtulacak; diyasporanın ianesine muhtaç olmayacaktır. Sadece Türkiye ve Azerbaycan ile ekonomik ilişkileri dahi Ermenistanı âbâd etmeye yetebilecektir. Bu sürecin başlamasıyla Ermenistan, kin ve intikamı ideolojik var lık sebebi bilmekten kurtulacak, yeni aydınlık ufuklara açılabilecektir.

***

Bu hayırlı dönemin işletilebilmesi için, iki ülke arasında imzalanan protokollerin parlamentolar tarafından onaylanması şartı bulunmaktadır. Bu konuda Ermenistan parlamentosu’nun onayı için Türk tarafı bütün tedbirlerini almış, hattâ Dışişleri Bakanı’nın konuşmasından dahi vazgeçmiştir.

TBMM’nin onaylaması ise, protokollerde bir hüküm bulunmamasına rağmen, Ermenistan’ın Karabağ sorununda atacağı olumlu adımlara bağlıdır. Esasen bu konuda hem Başbakan Erdoğan’ın, hem de Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun açık taahhütleri bulunmaktadır. Bu vesileyle bir defa daha vurgulayalım ki, Azerbaycan’ın menfaatlerinin korunması,
bizim için Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesinden daha önemlidir.

***

Türkiye ile Ermenistan arasındaki münasebetlerin gel iştirilmesi konusunda ümitliyiz. Gene, 19. asrın sonunda batılı emperyalistlerin kurdurduğu çetelerin öncesinde olduğu gibi, Ermenilerle aramızdaki bin yıllık dostluğu -100 yıllık kesintiden sonra- eskisi gibi devam ettirmek istiyoruz.

H.C.Güzel
 
Üst Alt