• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Mizancı Murat

  • Konbuyu başlatan Aslı
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar : 0
  • Görüntüleme : 9K

Aslı

Usta Üye
Emekli
Katılım
11 Mart 2009
Mesajlar
10,457
Tepkime puanı
418
Puanları
83

İtibar:

MİZANCI MURAD


(1854-1917) Jön Türkler'in önde gelen isimlerinden, fikir adamı, gazeteci ve yazar.


Dağıstan'ın Huraki kasabasında doğdu. Asıl adı Mehmed Murad'dır. Babası kadı*lık ve müftülük yapmış olan Hacı Mustafa Efendi'dir. Mehmed Murad küçük yaşta dinî bilgiler almaya başladı ve Arapça öğ*rendi. Daha sonra Timurhan Şûra Rüşdi-yesi'ni(1864), İstavropol Gimnazyumu'nu ve Moskova Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi (1866). Ruslar'ın baskıları kar*şısında küçükyaştan beri İstanbul'a gi*dip halifeye ve İslâm dinine hizmet etme arzusu içinde büyüdü. Bu idealle 1873 yı*lında İstanbul'a geldi. Matbûât-ı Dâhiliy-ye Kalemi'nde çalışırken aslen Kafkasyalı olan Maliye Nâzın Şirvânîzâde Mehmed Rüşdü Paşa'nın himayesini gördü, onun konağına yerleşti, bir süre sonra da mü*hürdarı oldu.

1876-1877 yıllarında VaAif veîttihad gazetelerinde dış politikayla ilgili yazılar yayımladı. Açılan bir imtihanı kazanarak Mekteb-i Mülkiyye'ye hoca oldu; burada ve Mekteb-i Hukukta tarih dersleri verdi, ayrıca Dârülmuallimîn-i Âliye'de hocalık ve müdürlük yaptı. Muhtelit Muhacirin Komisyonu'nda ve Maarif Nezâreti Teftiş ve Muayene Heyeti'nde çalıştı (1879-1882). Bir ara memleketi Dağıstan'a gitti, dönü*şünde Mizan gazetesini çıkarmaya baş*ladı.[1359] Önceleri 11. Abdülhamid'in teveccühünü kaza*nan gazete eleştiri dozunu giderek arttı*rınca sansür tarafından zaman zaman kapatıldı .1891 'de dört yıl kadar görev ya*pacağı Düyûn-ı Umûmiyye komiserliğine getirildi. İkinci rütbeden Mecîdî nişanı ve altın liyakat madalyasıyla taltif edildi (1893) burada millî menfaatleri gözeten haysiyetli ve tavizsiz bir tutum izledi. Memleketin içine düştüğü siyasî, iktisadî ve içtimaî felâketlerden kurtulabilmesi için çoğu Mekteb-İ Mülkiyye'den talebesi olan genç nesil onun kendilerine rehber olmasını istiyordu. Bu amaçla hazırladığı bir reform lâyihası 11. Abdülhamid tara*fından ilgi görmeyince yönetimle arası açıldı. Düyûn-ı Umûmiyye'den tanıdığı bir kısım Batılıların da teşvik ve telkinleriyle düşüncelerini rahatça dile getirebilmek için Avrupa'ya kaçmayı planladı.

Kasım 1895'te Sivastopol üzerinden ön*ce Dağıstan'a, oradan Kiev Viyana yoluyla Paris'e gitti. Ermeni hareketini ve Şark meselesini çözüme kavuşturmak için Jön Türklerle, İttihat ve Terakkî lideri Ahmed Rızâ Bey'le görüştü. Konuyla ilgili olarak Le Figaro gazetesinde bir mülakatı ya*yımlandı. Daha sonra Londra'ya geçerek Lord Salisbury ve bazı Ermeni komitacıla-rıyla temaslar kurdu; ancak kısa sürede büyük hayal kınklığıyla Paris'e döndü. Ah*med Rızâ'dan da umduğu ilgiyi göreme*di. Jön Türkler'in bir kısmı Ahmed Rızâ'-nın yerine cemiyetin başına geçmesini teklif ettilerse de kendisi Mısır'a gitti ve Mizan gazetesini Kahire"de yayımlama*ya başladı.[1360] Bu dönemde yaz*dığı yazılarda saraya ve Özellikle II. Ab-dülhamid'e açıktan açığa cephe aldı ve ağır eleştirilerde bulundu. Padişahı ya meşrutiyeti kabule ya da saltanatı ter-ketmeye davet etti. Bunun üzerine gıya*ben idama mahkûm edildi.

Temmuz 1896'da tekrar Paris'e döndü ve Ahmed Rızâ'ya muhalefet eden Kaymakam Şefik, Çürüksulu Ahmed, İshak Sükûtî, Şerefeddin Mağmûmî, Süleyman Nazif ve Ali Kemal gibi Jön Türkler'in des*teğiyle İttihat ve Terakkî Cemiyeti'nin ba*şına geçti.[1361] Ahmed Rızâ'nın çevresindeki Jön Türkler'le ihtilâfları ar*tınca cemiyetin merkezini Paris'ten Ce*nevre'ye nakletti, Mîzan gazetesini de cemiyetin yayın organı olarak orada çı*karmaya başladı.[1362] Ancak İt*tihat ve Terakkî mensupları arasındaki anlaşmazlıkları ortadan kaldırma teşeb*büslerinde başarılı olamadı. Serhafiye Ah*med Celâleddin Paşa'nın padişah adına birtakım vaadleri ve 1897 Türk Yunan Muharebesi'nin zaferle sonuçlanması üzerine II. Abdülhamid'in ilân ettiği ge*nel af ve biraz da aile hasretiyle cemiye*tin reisliğini bırakarak İstanbul'a döndü. Fakat verilen sözlerin hiç*biri gerçekleşmediği gibi İstanbul'a döner dönmez göz hapsine alındı. 1899'da Şûrâ-yı Devlet Maliye Dairesi üyeliğine ge*tirildi, 1908'de 11. Meşrutiyet'in ilân edil*mesiyle istifa ederek Mîzan'ı tekrar çı*karmaya başladı.[1363] İkti*dardaki İttihat ve Terakkî Fırkası'na şid*detle muhalefet edince gazetesi kapatıl*dı. Daha sonra, Otuzbir Mart Vak'ası'nın tahrikçileri arasında bulunduğu ileri sü*rülerek müebbet kalebentlik cezasına çarptırıldı ve Rodos'a sürgüne gönderildi.[1364] Bir süre Rodos'ta, bir sü*re de Midilli'de kaldı. Burada iken Târih-i Ebü'î-Fârûk adlı eseriyle hâtıralarını ka*leme aldı. 1913'te çıkan af üzerine İstan*bul'a döndü. Hayatının son yılları tam bir yalnızlık ve sefalet içinde geçti. 15 Nisan 1917'de Anadoluhisarf ndaki yalısında öl*dü ve Anadoluhisan Mezarlığı'na defne*dildi.

Tanzimat'tan sonraki Türk fikir haya*tının önde gelen şahsiyetlerinden olan Mizancı Murad, gerek Mekteb-i Mülkiy-ye'deki hocalığı gerekse Mîzan gazete*sindeki yazılarıyla hürriyet ve meşrutiyet özlemi çeken genç nesle önderlik yapmış, onlara tarih bilinci kazandırmış bir aksi*yon adamıdır. Hayatı boyunca fikir ve ha*yallerinin doğruluğuna inanmış, bu şuur onda giderek kendi kendini idealleştir*me duygusu meydana getirmiştir. Bun*dan dolayı kendini daima örnek bir idea*list olarak görmüş, çevresini ve yaşanan olayları kolayca değiştirebileceğini san*mış, ancak hep çatışma halinde ve so*nunda yalnızlık içinde kalmıştır. Bir müd*det fiilen aralarında bulunmasına, hatta liderliklerini bile yapmasına rağmen re*jim meselesinde Jön Türkler'den çok farklı düşünen Mizancı Murad bu konuda daha çok Yeni Osmanlılar'a yaklaşır. Mısır'da iken yayımladığı "Fırkamızın Hatt-ı Hare*keti" başlıklı yirmi bir maddelik reform projesi onun diğer Jön Türkler'den ayrılan taraflarını göstermektedir. Mizancı Mu*rad, devlet yönetimi için ileri sürdüğü meşveret usulünün şeriatın gerektirdiği bir sistem olduğunu savunur. Ona göre devletin resmî ideolojisi Osmanlılık, kül*türel anlamdaki ideolojisi de ittihâdı İs*lâm olmalıdır. Osmanlı Devleti'nin siyasî ve coğrafî bütünlüğüne zarar vermeye*cek millî bir politika izlenmesini isteyen Mizancı Murad bunun için dış politikada muvazeneden yanadır.

Mizancı Murad'ın hemen hepsi gazete sayfalarında kalan makalelerinde devri*ne göre oldukça yeni ve modern sayılabi*lecek görüşlere sahip olduğu dikkati çe*ker. Onun çıkardığı Mîzan bir haber ga*zetesi olmaktan ziyade fikir politikacılığı organı niteliğindedir. Burada gerek dış gerekse iç politika konusunda çok sayıda fikir yazısı yazmış. "İç Siyaset" başlığı al*tında devlet, rejim meselesi, yöneticiler, iktisat, maliye, eğitim Öğretim ve sanayi konulan ile fakirlere yardımdan fuhşun yasaklanmasına kadar dönemin hemen bütün sosyal meselelerini ele almıştır.

Bir romanı, bir piyesi. "Mebâhis-i Ede-biyye" ve "Üdebâmızm Numûne-i İmtisal-leri" başlıklı yazılarıyla aynı zamanda ede*bî bir hüviyeti oian Mizancı Murad'a göre edebiyat bir milletin maddî ve manevî hayatının ifadesidir. Bir mületi millet ya*pan bütün değerler o milletin edebî eser-lerindedir. Geçmişte yazılı bir edebiyatı olan milletler çeşitli sebeplerle yeryüzün*den silinseler bile adlan, hayat macera*ları, fikirleri ve medeniyetleri edebiyatları sayesinde yaşamaya devam eder. Bir top*lumun ahlâkı, düşünceleri, gayeleri, bü*tün değer hükümleri ve medeniyet sevi*yesi de edebî eserlerinde görülebilir. Ede*biyat toplumların hem aynası hem de ge*lişme vasıtasıdır; bu önemli rolü yerine getirebilmesi için belli bir ahlâk anlayışı*na bağlı olmalıdır. Mizancı Murad'a göre şiir, roman ve tiyatro türündeki eserle*rin esas amacı mensup olduğu milletin ahlâkî güzelliğini geliştirmeye çalışmak*tır. Bu görüşlerini edebiyata uygulayan Mizancı Murad eski Türk edebiyatını "iki üç yüz senelik hâb-ı gaflet" olarak nite*lendirir. Yeni Türk edebiyatında ise güzel eserler ortaya konulmaktadır, fakat bun*lar henüz Batılı eserler seviyesinde değil*dir. Türk edebiyatının gerçek anlamda millî ve Avrupaî olmasını önleyen iki önemli zaafı vardır: Taklitçilik ve ahlâkî edebiyata önem vermemek. Körü körü*ne Doğu'yu veya Batı'yı örnek almak aynı derecede zararlıdır. Nâmık Kemal gibi divan edebiyatını müstehcen ve gayri ah*lâkî bulan Mizancı Murad, edebî eserler*de ele alınan konu ve şahısların mutlaka topluma örnek teşkil etmesi gerektiği üzerinde ısrarla durur. Ona göre bir şiir*de mâkul ve dengeli olmak şartıyla hem hayal hem fikir bulunmalıdır. Ahlâkî ede*biyatın bir türü olan şiirin gayesi de "teh-zîb-i ahlâk"tır. Roman ve piyeslerde anla*tılan konu ve olayların pek fazla önemi yoktur, çünkü bunları çok defa yazarlar uydurur. Fakat olay ve konuların mutla*ka millî terbiyeye ve genel âdaba uygun olması gerekir. Mensup olduğu milletin duyuşlarını ve görüşlerini aksettirmeyen eserler okuyucuda gerçeklik duygusu uyan-dıramaz. Bir edebî eserin mükemmelliği üslûp ve ifadesinin sade ve düzgün ol*ması yanında okuyucuya bir ibret dersi vermesine bağlıdır. Bir toplumun hayata bakış tarzını, manevî değerlerini en veciz şekilde aksettiren atasözlerine de ayrı bir önem verilmelidir. Felsefeleri olmadığı iddiasıyla eleştirilen Türk milletinin sade*ce atasözlerine bakmak bile bu tenkidin yanlışlığını gösterir. Bu sebeple Mizancı Murad, yazarların tasvirlerinde Ölçülü olmak şartıyla atasözlerini kullanmalarını hayata bakış tarzlarını göstermesi bakı*mından gerekli görür.

Mizan gazetesinde Nâmık Kemal'in Vatan yahut Silistre, Recâizâde Mah-mud Ekrem'in Vuslat piyesiyle Sâmipa-şazâde Sezai'nin Sergüzeşt romanı hak*kında "Üdebâmızın Numûne-i İmtisalle-ri" başlığı altında yayımlamış olduğu ya*zılar, Tanzimat devrinde Türk edebiyatın*da uygulamalı tenkit türünün ilk örnekleri kabul edilmektedir. Turfanda mı Yoksa Turfa mı? adıyla kaleme aldığı tek ro*manında yazılarında teorik biçimde İleri sürdüğü fikirleri somut örneklerle orta*ya koymuştur. Mizancı Murad, bu eseriyle Türkiye'de ilk defa sosyal kalkınma ve iler*lemenin ilkokuldan başlamak suretiyle yukarıya doğru gerçekleştirilebileceği gö*rüşünü ele almıştır. Tarihçiliği ilmî olmak*tan ziyade ideolojik olan Mizancı Murad'ın hâtıraları ise hem kendisi hem içinde ya*şadığı devir açısından önem taşımaktadır. Devr-i Hamîdî Âsân da Türk kütüpha*necilik tarihi bakımından dikkate değer bîr eserdir.



Eserleri.


Târîh-i Umâmî [1365] Muhtasar Târîh-i Umûmî [1366] Devr-i Hamîdî Âsân [1367] Muhtasar Târîh-i İslâm [1368] Turfanda mı Yoksa Turfa mı? [1369] Le palais de Yildiz et la sublime port [1370] Müdafaa Niyetine Bir Tecavüz [1371] La force et la fai-blessedela Turquie [1372] Mu-câhede-i Milliyye [1373] Ten*cere Yuvarlandı Kapağını Buldu [1374]Târîh-i Ebü'l-Fârûk İstanbul 1325-1332 hürriyet Vadisinde BirPençe-i İsübdâd [1375]En-kâz-ı İsübdâd İçinde Züğürdün Tesel*lisi [1376] Meskenet Mazeret Teşkil Eder mi? Tahar-rî-i İstikbâl [1377] Tatlı Emeller Acı Hakikatler Akıldan Belâ.[1378]

Turfanda mı Yoksa Turfa mı? romanı [1379] ayrıca Mücâhede-i Milliye: Gur*bet ve Avdet Devirleri [1380] ve Mizancı Murad Bey'in 11. Meşrutiyet Dönemi Hâtıraları: Hürriyet Vadisin*de Bir Pençe-i İstibdad, Enkâz-ı İsüb*dâd İçinde Züğürdün Tesellisi, Tatlı Emeller Acı Hakikatîer [1381] adlarıyla hâl ralan yeni harflerle de yayımlanmıştır.


Bibliyografya :


Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyâsî Fikirle. 1895-1908, Ankara 1964, s. 46-92; Hilmi Zi; Ülken, Türkiye'de Çağdaş Düşünce Tarih Konya 1966, s. 178-188; Ali Çankaya Mücel. eloğlu, Yeni Mülkiye Tarihi ue Mülkiyeliler, Aı kara 1968-69,11, 1047-1050; E. E. Ramsaur, Jc Türkler ve 1908 İhtilali (trc, Nuran Ülkeni, İi tanbul 1972, s. 42-45; Birol Emil. Mizana Mı rad Bey; Hayatı ue Eserleri, İstanbul 197Î a.mlf.. Jön Türklere Dair Vesikalar I: Edeb yatçı Jön Türklerin Mektupları, İstanbul 198i tür.yer.; R. P. Fİnn, The Early Turkİsh Nouc 1872-1900, istanbul 1984, s. 51-64; M. Şükr Hanioğiu. Bir Siyasal Örgüt Olarak Osman İttihad ue Terakki Cemiyeti oeJon Türklül 1889-1902, İstanbul 1985, I, tür.yer.; Cevde Kudret, Türk Edebiyatında Hikâye ve Roma: İstanbul 1987, i, 150-155; Sina Aksin, Jön Türl ler ue İttihat ue Terakki, İstanbul 1987, s. 3A 35; Fevziye Abdullah Tansei, "Mizancı Mehme Murad Bey", TD, il/3-4 (1952), s. 67-88; Adna Akgün, "(Mizancı) Mehmed Murad Bey", Yec İklim, sy, 34, İstanbul 1993, s. 83-86; Abdulla Uçman, "Mîzancı Murad'ın Yeni Bir Eseri: İt Münevverin Hasbıhâli", İlmî Araştırmalar, s; 7, İstanbul 1999, s. 215-234; Mustafa Kutlu "Mehmed Murad", TDEA,V1, 211-212; "TUrfan da mı Yoksa Turfa mı", a.e., VİN, 393-394; M 0. H. Ursinus. "Mizândji Mehmed Murâd", El (Irtg.l, VII, 205-206.




 
En Çok Görüntülenen Konular
  • Mehmedkuluzâde Celil
  • Ziya Gökalp
  • Farabi
  • Emir Şekib Arslan
  • Aynı Kategoriden Son Konular
  • Mirza Melkum Han
  • Miras Kamil
  • Mîr Said Sultan Galiyev
  • Gün Sazak
  • Ali Fehmi Cabiç
  • Ali Baş Hanbe
  • Benzer Konular





    Üst Alt