• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Mısır

Aslı

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
10,583
Puanları
83
#1
MISIR


Büyük bîr kesimi Afrika'da, küçük bir kesimi (Sînâ yarımadası) Asya'da yer alan ülke.

I. Fizikî Ve Beşerî Coğrafya

II. Tarih

III. Kültür Ve Medeniyet

Batıdan Libya, güneyden Sudan, kuzey*doğudan İsrail, kuzeyden Akdeniz ve do*ğudan Kızıldeniz'le çevrili olan Mısır'ın res*mî adı Mısır Arap Cumhuriyeti, [1208]yüzölçümü 1.001.450 km2, nüfusu 71.000.000 (2004 tah.), başşehri Kahire (10.769.000), nüfusu 500.000'i aşan diğer önemli şehirleri İs*kenderiye (3.977.000) ve Port Said'dir (Bûr Saîd, 560.000).​


1. Fiziki Ve Beşeri Coğrafya


Ülke topraklan eski Gondvana kıtasının. temelinde genellikle üzerleri daha genç yaşta tortul tabakalarla (kum taşı, kireç taşı) örtülü gnays, granit, şist gibi krista*lin kayaçlar bulunan bir parçasıdır. Sert kayaçlar Nİ1 vadisinde yeryüzüne çıktık*ları yerlerde çağlayan basamaklarını oluş*turmuşlardır. Mısır fizikî coğrafya açısın*dan dört bölgeye ayrılır: Nil vadisi ve del*tası, Doğu çölü (Arap çölü). Batı çölü (Lib*ya çölü), Sînâ yarımadası. Doğu Afrika'*nın Göller bölgesinden doğan Nil nehri Sudan'dan sonra Mısır topraklarına gi*rer. Nil vadisi Asvan çevresinde derin ve dardır. Tropikal bölgede çok genişleyen nehir ülkeye girince daralır ve herhangi bir kol almadan 1100 km. uzunluğunda*ki vadiyi hafif bir eğimle aşarak Dimyat ve Reşîd ağızlarından Akdeniz'e dökülür; eski metinlerde adları verilen diğer ağız*lar kapanmıştır. İki kolla deltayı aşan nehrin sahilde kıyı kordonlarıyla deniz*den ayrılan bazı lagünleri (Maryût, İdku. Burullus ve Merızele gölleri) bulunmakta*dır. Nil'in doğusunda kalan Doğu çölü, Kızıldeniz'e doğru Kızıldeniz tepeleri de*nilen ve bazı dorukları 2000 metreyi ge*çen bir dağ sırasıyla sınırlanır. Batı çölü Libya sınırına kadar uzanır; Doğu çölün*den daha geniş ve alçaktır. Çok geniş ve derin çukurlara dolan sular çevrelerini ta*rıma ve yerleşmeye uygun vahalar [1209] haline getirmiştir. Batı çölündeki Kat-târe çukurluğu deniz seviyesinden 136 m. aşağıdadır ve kurak oluşundan dolayı yerleşime uygun değildir. Jeolojik yapısı bakımından Doğu çölüne bağlı yarımadası Süveyş ve Akabe körfezleri arasında yer alır ve Akdeniz sahilinde al*çak bir kıyı ovasıyla sınırlanır.

Mısır. Kuzey Afrika çöl kuşağında oldu*ğundan kurak ve sıcak çöl ikliminin etkisi altındadır. Yıl boyunca iki ana mevsim ve kısa geçiş dönemleri yaşanır. Yaz her yer*de sıcaktır; en sıcak ay olan haziranda en yüksek günlük sıcaklık ortalamaları Ka-hire'de 33° C, Asvan'da 41 ° C'dir. Ülke bü*tün yıl boyunca güneşli olup günlük güneşlenme süresi yaz aylarında on iki sa*at, kış aylarında on saattir. En fazla yağışı kış mevsiminde kıyı ve delta alır [1210]Kahire ve çevresinde azalan yağışlar (30 mm.) gü*neyde ve vahalarda çok düşüktür.[1211] Sînâ yarımada*sında yağmurlar yüksekliğinden dolayı daha fazladır. Nisan ayından hazirana ka*dar güneybatıdan gelen ve yaklaşık elli gün süren Hamsın (Hammâsîn) rüzgârı güçlü eserse toz ve kum fırtınalarına se*bep olur ve çevre kumla kaplanır; onun arkasından Yukarı Nil'e yelkenle gitmeyi kolaylaştıran kuzey rüzgârları başlar.

Mısır'da doğal bitki örtüsünün dağılı*şını kurak çöllerle Nil vadisi ve deltasının yoğun tarım alanları kısıtlar. Yağış azlığı*na rağmen doğal bitki örtüsü çeşitlidir. Kurak çöllerde mimoza ve ılgın gibi bo*dur ağaçlarla çalılar ve kokulu otlardan oluşan bitki örtüsü yer altı suyunun bulunduğu yerlerde palmiyelere dönüşür. Kıyı kuşağı ilkbaharda zengin bitki çeşit*lerine sahiptir. Nil vadisi ve sulama kanal*larında su bitkileri görülür (nilüfer ve kamışlar). Antik çağlarda yaygın olan papi*rüsün artık doğal yetişme ortamı kalmadı*ğından günümüzde tarımı yapılmaktadır.

Kilometrekare başına yetmiş bir kişinin düştüğü ve nüfusun Nil'in kenarlarıyla deltasında toplandığı Mısır'da halkm % 35'i on beş büyük şehirde yaşamakta ve şehirlerde nüfus hızla artmaktadır. Nil va*disindeki yerleşmeler Kahire'nin güne*yinden itibaren Asvan'a kadar uzanır. Ül*kenin bundan sonraki bölümü olan Mısır Nûbe'sinin toprakları ve köyleri Asvan Ba-rajı'nın sulan altında kalmış, bölge ahali*si Kom Ombo yakınlarında Yeni Nûbe'ye nakledilmiştir. Nüfusun diğer kısmı göçe*belerle çöllerdeki vahaiarda yaşayan yer*leşik insanlardan oluşmaktadır. En kala*balık vaha Batı çölündeki Libya sınırında bulunan Sîvavahasıdir. Doğu çölünde yer*leşik nüfus kıyı boyunca birkaç kasabada yaşar; gerisi sayılan kesin olarak bilinme*yen göçebeler halindedir.

Tarım alanları ülke yüzölçümünün sa*dece % 4'ünü kaplar. Kullanılabilir arazi*nin kısıtlı olması sebebiyle devlet çölden yeni topraklar kazanılması ve kanal, gö*let, baraj inşası için büyük yatırımlar yap*maktadır. Asvan Barajı tarım alanlarına sulama imkânı sağlamış ve ekili alanların oranını arttırmıştır. Sulama yoluyla yılda iki defa ürün alınır. Taşkınlardan sonra yapilan kış ekimlerinde (kasım -mayıs) buğ*day, arpa, sebze. Özellikle soğan ve daha önemli olan yaz ekimlerinde şeker kamı*şı, pirinç ve pamuk gibi büyük gelir sağla*yan ürünler tercih edilmektedir. Liflerinin uzunluğu ile tanınan Mısır pamuğu dün*yanın en kaliteli pamuğudur. Nil deltasın*da narenciye bahçeleri artmıştır.

Mısır'ın başlıca yer altı kaynakları de*mir cevheri, fosfat, kireç taşı, talk. jips ve asbesttir. Ayrıca ülkede enerji sektörüne yönelik kömür, doğal gaz ve petrol rezerv*leri bulunmaktadır. Petrol Sînâ yarıma*dası, Süveyş körfezi ve Batı çölünden, do*ğal gaz ise delta alanından elde edilir. Pa*muk ipliği ve pamuklu giyim sanayiinde dünyanın ilk on ülkesi arasında yer alan Mısır'da diğer Önemli sanayi alanları ma*den (özellikle hidrokarbon), altı adet pet*rol rafinerisinde sürdürülen petrokimya ve otomotivdir. İnşaat sektörü yeni açılan çimento fabrikaları ile gelişme göster*mektedir. Nil vadisinde baraj yapımı kü*çük boyutlu ilk örnekleriyle XIX. yüzyılda deltada, XX. yüzyılın başında da Yukarı Mısır'da başlamıştır. Nil'in taşkın sularını biriktirmek için güneyde gerçekleştirilen ilk büyük baraj 1902 yılında İngilizlerin granitten yaptığı Asvan Barajı'dır. 1960-1970 yılları arasında Cemal Abdünnâsır'ın girişimiyle Ruslar, bu barajın 6 km. güne*yine dünyanın en büyük suni göllerinden birine sahip olan bugünkü barajı (es-Sed-dü'f-âlî) inşa etmiştir.

Mısır'da karayolu ve demiryolu ulaşımı*nın başlıca kavşak noktası Kahire'dir. Burası bütün büyük şehirlere, Süveyş'e, As-van'a ve Feyyûm vahasına karayoluyla, İs*kenderiye, Süveyş ve Asvan'a demiryoluy*la bağlıdır. İskenderiye'den Libya'ya bir karayolu, bir de demiryolu hattı devam eder. Ayrıca tarım alanlarında şeker ka*mışının açık vagonlarla taşındığı dar de*miryolu hatları vardır. Kızıldeniz ve Akde*niz arasında deniz ulaşımını sağlayan Sü*veyş Kanalı 1869 yılında açılmıştır. Başlı*ca havaalanları Kahire, İskenderiye, Lük-sor ve Şarmeşşeyh'te bulunmaktadır. Mı*sır ekonomisinde turizmin ağırlığı gün geçtikçe artmaktadır. Dış ticarette ihra*cat ithalâta oranla düşüktür. Tekstil ürün*leri, çeşitli aletier (imalât sanayii], ham pamuk ve petrol ürünleri ihraç edilir; gı*da maddeleri, makineler, elektrikli alet*ler, taşıtlar, kimyasal maddeler, kâğıt, ke*reste, yağ ve mineraller ithal edilir.


Bibliyografya :


P. Birot - J. Dresh, La Medİterranee et le mo-yen orient, Vendome 1955, II, 241-243; Sami Öngör. Orta Doğu (Siyasi ue iktisadi Coğraf*ya), Ankara 1964, s. 231-243; G. Baer. "Urba-nization İn Egypt, 1820-1907", Beginnings of Modernization in the Middle East (ed. W. R. Polk- R. L. Chambers), Chicago 1968, s, 155-169; Türkkaya Ataöv, Afrika ulusal Kurtuluş Mücadeleleri, Ankara 1977, s. 27-29; M. Ad-ams, The Middle East, Oxford 1983, s. 11 -20; R Beaumont v.dğr., The Middle East: A Geog-raphical Study, Chichester 1985, s. 471-487; Nasr es-Seyyid Nasr. Coğrâfıyyetü Mışri'z-zİrâ-'iyye, Kahire 1408/1988; W. R. Polk. The Arab Wodd Today, London 1991, s. 6, 134-144,279-281; Selamı Gözenç, Afrika Ülkeler Coğrafyası I, İstanbul 1995, s. 123-130; Aydoğan Koksal, Af*rika Gene! ue Ülkeler Coğrafyası, Ankara 1999, s. 339-351; A. Atasoy, Kıtalar ve Ülkeler Coğ*rafyası, Bursa 2003, s. 775-788; Danyal Bediz. "Süveyş Kanalının Önemi", DTCFD, IX/3 (1951), s. 329-352; Ali Tanoğlu, "Mısır ve Süveyş Kana*lı", İÜ Coğrafya Enstitüsü Dergisi, ü/3-4, İstan*bul 1952-53, s. 17-47; E. Ehlers. "Population Growth and the Food Sııpply Margin in Egypt", Applied Sciences and Deuelopment, XIII, Tübingen 1979, s. 65-87; G. Meyer. "Effects of the New Valley Project upon the Development of the Egyptian Oases", Applied Geography and Deoelopment, XV, Tübingen 1980, s. 96-116; Suna Doğaner, "Mısır'da Coğrafyanın Tu*rizme Etkisi", Türk Coğrafya Dergisi, sy. 29, İs*tanbul 1994, s. 83-113; Besim Darkot, "Mısır", İA, V11I, 217-218. SunaDoğaner




II. Tarih


Başlangıçtan Bizans Dönemine Kadar.

Çivi yazılı tabletlerde Misri Musri Mu-sur ve İbrânîce belgelerde Misrayim şek*linde geçen Mısır adının Proto-Semitik masör (sur, kale) kelimesinden, bugün Batı dillerinde kullanılan Egypfin de [1212] başşehir Memfis'in eski Mısır dilindeki İlk adı olan Ha-kuptah Hikuptah'tan geldiği sanılmak*tadır Mısırlılar ise ülkeleri*ne verimli arazisine işaretle Kemet (kara toprak). Tawy ("iki ülke": Aşağı ve Yukarı Mısır) veTo Meri(anlamıbilinmiyor) di*yorlardı.[1213]

Mısır prehistoryasında Avrupa, Afrika ve Avrasya'nın diğer bölgelerinden pek farklı geçmediği anlaşılan Paleolitik (eski-taş) ve Mezolitik (ortataş) çağlardan sonra milâttan önce yaklaşık 5000-3800 yılları arasında sürdüğü tahmin edilen Neolitik çağ (yenitaş) gelir. İnsanların toplu şekilde yerleşik bir hayat yaşadıkları ve tarım, hayvancılık, dokumacılık, çömlekçilik bil*dikleri Neolitik medeniyet iki ayrı tarzda gelişmiştir (Orta Mısır'da ve deltanın he*men güneyinde); bunun etnikveya tarihî bir sebebe dayandığı sanılmaktadır. Pre-dinastik (hanedanlar öncesi) dönem olan Eneolitikçağda (bakırçağı) metalin Mısır'a yabancılar tarafından getirildiği düşünül-mekteyse de bunun işgalle geldiğini gös*teren bir iz yoktur. Mısır'ın kendine has sanat ve din anlayışı (Mısır uygarlığı] bu dönemde filizlenmeye başlamıştır.

Milâttan önce III. yüzyılda yaşayan Mı*sırlı tarihçi rahip Manethon, eski Mısır hakkındaki ilk bilgilerin alındığı Aigypti-aka adlı Grekçe eserinde iki ülkeyi (Aşağı ve Yukarı Mısır) birleştiren kişinin Tinis Kralı Menes (Narmer) olduğunu söyler. Böylece hanedanlar devrini Menes'le baş*latan Manethon, 3000 yıl gibi çok uzun bir süre devam eden bu dönemi günü*müzde iiim adamlarının da benimsediği otuz bir hanedanın hüküm sürdüğü eski, orta ve yeni krallıklar adı altında üç bölü*me, bunları da kendi içlerinde çeşitli alt bölümlere ayırmıştır. Mısır birliğinin sağ*landığı ilk dönem, belgelerin yetersizliği*ne rağmen yine de firavunların teokra*tik- otokratik yönetimlerinin başladığı,

hemen bütün öğeleriyle Mısır uygarlığı*nın doğduğu zaman dilimi olarak kabul edilir. Mİ. hanedan firavunlarından Cûser idare merkezini Tinis"ten iki ülkenin sını*rında bulunan Memfis'e taşıdı. Arkasın*dan da milâttan önce 2650'ye doğru Sek-kâre'deki basamaklı ilk piramidi ve çev*resinde yer alan mezar kompleksini yap*tırarak Mısır mimarisinde ehram gele*neğini başlattı. IV. hanedanın kurucusu Snefru, kendisi için üç piramit inşa ettir*mek suretiyle en mükemmel örneği elde etmeye çalıştıysa da bu iş oğlu Keops za*manında gerçekleşti ve onun büyük pira*midi eski dünyanın yedi harikasından biri sayıldı. Keops'un oğlu Kefren (Hûfû) daha küçük, torunu Mikerinos da onunkinden ufak birer piramit yaptırarak babalarına saygılı bir biçimde geleneği sürdürdüler. Bu dönemde yüksek rütbeli saray görev*lilerinden oluşan krala yakın bir sınıf or*taya çıkmıştır l.Teti, I. Pepi ve II. Teti gibi firavunların hüküm sürdüğü VI. hanedan devrinde merkezî otoritenin gittikçe zayıflayarak eyaletler*de bağımsızlaşma eğiliminin arttığı ve va*lilerin merkezden uzaklaşmaya başladığı görülür. II. Pepi ile Mısır'ın eski krallık dö*nemi çöküş sürecine girmiş ve firavunun sınırsız gücü tehlikeye düşmüştür. Eski krallık devri firavunları, Sînâ yarımadası ve Nûbe'nin güney kesiminde tampon böigeler ve kendi denetimlerinde ticaret yolları yaptırdılar. Mısır gemileri Kızılde*niz, Somali ve Doğu Akdeniz sahillerine ticarî seferlerde bulunuyordu. Lübnan'*dan sedir ağacı, Afrika'dan fildişi ve de*ğerli taşlar, Sînâ'dan bakır cevheri getirili*yordu. Yine bu dönemde kanal açma giri*şimlerinin olduğuna dair işaretler vardır. Birinci ara dönem denilen dört hanedanın

Mısır firavunlarından Keops, Kefren ve Mikerinos'un Cîze'-deki piramitleri zaman diliminin başlarında eski krallık devrinde sağlanan birlik siyasî ve idarî olumsuzluklarla beraber dağılmaya baş*ladı. Ayrıca kuraklık, kıtlık ve yoksulluğun bunlara eklenmesiyle toprak kavgalarının önlenememesi sonucu merkezî yönetim parçalandı ve eski krallık çöktü. IX ve X. hanedanlar Herakleopolis'te (Feyyûm) otokratıkyönetimin devamını sağladıysa da bu Orta ve Aşağı Mısır'la sınırlı kaldı. Teb firavunlarından II. Mentuhotep'in tekrar siyasî birliği tesis etmesi orta kral*lık döneminin (m.ö. 2065-1785] başlangıcı olarak görülür. XI. hanedanın son firavu*nunun ölümünün ardından tahta el ko*yan vezir, I. Amenemhet adıyla XII. hane*danlığı kurdu ve karışıklıklara son verdi. Memfis yakınlarında yeni bir başşehir in*şa ettiren I. Amenemhet'in devlet adam*ları ve kendisinden sonra gelecek firavun*lar için hazırlattığı yönetim kurallarını be*lirleyen talimatname bu konuda kaleme alınmış dünyadaki ilk yazılı belge sayıl*maktadır. İkinci ara dönem adıyla anılan milâttan önce 1785-1570 yıllan arası Mı*sır tarihinin en karışık ve en az bilinen de*virlerinden biridir. Hanedan çekişmeleri*nin artması ülkenin tekrar bölünmesine yol açarken Mısır'ın kuzeyini işgal ederek Avaris şehri çevresine yerleşen Hiksoslar XV ve XVI. hanedanlara sahip oldular. Ar*kasından, ilk defa böyle bir işgale uğrayan Mısır halkı arasında bağımsızlık hareket*leri ortaya çıktı ve Teb prenslerinin önder*liğinde Hiksos hâkimiyetine son verildi.

Hiksoslar'ı Filistin'e kadar süren I. Ah-mose güneyde Nûbe'yi Mısır'a bağladı. Böylece XVIII. hanedanın kurulmasıyla ye*ni krallıkdönemifm.ö. 1570-1200) başla*mış oldu. Mısır'ın en güçlü zamanının ya*şandığı bu devirde sömürgeci ve yayıl*macı bir dış siyaset neticesinde zenginlik artarken birçok önemli makam askerle*rin eline geçti. I. Tutmosis (m.ö. 1506-1494) ölen firavunların gömülmesi işine yenilikler getirdi ve ilk defa ünlü Krallar vadisinde kendisi için mezar hazırlattı. IV. Amenofis (m.ö. 1375-1354) dinî alanda büyük bir reform gerçekleştirerek ülkeye güneş monoteizmini getirdi ve diğer tan*rıları reddetti. Yeni güneş tanrısı Aton is*mini taşıyor ve güneş kursu şeklinde gös*teriliyordu. Adını Akhetaton (güneşin ku*lu) olarak değiştiren IV. Amenofis diğer tanrıların heykellerini tahrip ettirerek birçok Aton tapınağı yaptırdı ve eski baş*şehirden ayrılıp yeni kurduğu Akheta-ton'a yerleşti. Ancak halk ve din adamları, özellikle Amon rahipleri tarafından büyük bir hoşnutsuzlukla karşılanan yeni din onun ölümünden sonra kanlı bir şekilde kaldırıldı. Yeni krallık döneminin en önem*li firavunlarından biri II. Ramses'tir. II. Ramses Hititler'le Kadeş savaşını yaptı; ardından dünyanın ilkyazılı antlaşması olarak bilinen antlaşmayla (m.ö. 1270) Su*riye'nin yansını aldı ve III. Hattuşili'nin kızıyla evlendi. II. Ramses mimariye çok önem verdi. Kendisi için Ebû Simbeİ'de iki devâsâ tapınak, Pi - Ramses (Per-Ram*ses) adını verdiği idare şehri ve Teb'de sonraları Ramesseum denilen, içinde bir astronomi gözlem odası da bu kompleksi yaptırdı. İsrâiloğullan'n sır'dan onun zamanında çıktığı san tadır.

Mısır tarihinde XX. hanedandan ren milâttan önce 1200-1085 yıllar çöküş dönemi olarak adlandırılır. II sonlarına doğru Mısırlılar'ın deniz 1 leri dedikleri Hint-Avrupalilar'ın k lık bir şekilde Libya'ya, Akdeniz'e ya'ya gelmeleri güç dengelerini etti. Tarihinde ilk defa denizden sa uğrayan Mısır karadan gelen istilâ da uzun süre savaşmak zorunda XI. Ramses zamanındaki karışıklık istifade eden Teb başrahibi Heriho nin güneyine hâkim oldu. Aynı fira ölümünden sonra milâttan önce civarında kuzeyde Tanis Valisi Sır kendini firavun ilân ederek XXI. hâı kurdu. Ardından yönetim Teb rahip XXI. hanedan arasında paylaşıldı, cü ara dönem olarak adlandırılan z Mısır'ın kuzey kesimi Libya kökeni hanedanın yönetimine girdi; Teb XXIII. hanedan ortaya çıktı. Mısır XXIV ve XXV. hanedanlar zamanın rihinde en büyük bölünmelere uğr bunun sonucunda Asur Kralı Ass; don, Sînâ çölünü ve deltayı geçerek fis'e girdi. Ancak Sais Kralı İ. Ps birkaç yıl sonra Asurlular'ı ve Suda uzaklaştırarak XXVI. hanedanı (m.ö. 6631; ülke bir süre daha mü ve sanat açısından parlak bir döne şadı. Mısır milâttan önce 525'te Per Kambises tarafından işgal edildi lâttan önce 404'e kadar XXVII. sül; nilen Pers hükümdarlannca yöneti tarihte Persler'i ülkeden çıkarar.

Amyrtaios XXVIII. hanedanı tesis etti. Ül*ke, onun ardından gelen XXIX ve XXX. ha*nedanlar zamanında da millî birlik politi*kasıyla yönetildi. Fakat II. Nektanebo dev*rinde Persler ülkeyi tekrar ele geçirdiler ve bir satrapiık olarak doğrudan merke*ze bağladılar. Dört yıl kadar sonra Nûbeli bir prens, XXXI. hanedanı kurarak Pers-ler'e karşı şiddetli bir mücadele başlattıy-sa da milâttan önce 332'de Pers İmpara-torluğu'nu yıkan Büyük İskender Mısır'ı da hâkimiyeti altına aldı. Mısır'a giren İs*kender halk tarafından bir kurtarıcı gibi karşılandı. Ziyaretlerine gittiği Amon ra*hipleri onu Amon'un oğlu sıfatıyla bir tan*rı olarak kutsadılar.

İskender'in âni ölümü üzerine Mısır topraklan generallerinden Ptolemaios Soter'e kaldı. Onun başlattığı Ptolemaioslar (Lagos hanedanı) döneminde Mısır ve Yu*nan geleneklerinin sentezi olan yeîıi bir kültür anlayışı içinde Akdeniz dünyası ile yakın bir ilişkiye girildi. Bu amaçla idare merkezi Memfis'ten İskender'in kurduğu İskenderiye'ye taşındı. Bir ticaret limanı olarak gelişen şehirde ünlü İskenderiye Kütüphanesi kuruldu ve limanın karşısın*daki adaya dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen İskenderiye Feneri inşa edildi. Bu devirde ülke topraklan Libya'ya kadar Kuzey Afrika. Güney Suriye, Kıbrıs, Ege adaları, Kilikya ve Marmara'ya kadar birçok Anadolu sahil şehrini kapsıyordu. Yavaş yavaş zayıflayan devlet milâttan ön*ce 195'te Selevkoslar'ın himayesine girdi ve onların tamamen eline düşmekten an*cak Roma'nın müdahalesiyle kurtuldu. Artık Mısır'ın başında kalabilmek için hü*kümdarlar Roma'nın desteğini kazanmak zorundaydılar. XII. Ptolemaios'un kızı ve XIII. Ptolemaios'un eski Mısır geleneğine göre evlendiği kız kardeşi olan Vll. Kleo-patra fm.ö. 51-30), hanedanı tekrar güç-iendirebilmek için Roma kumandanları Julius Caesar ve Marcus Antonius'u Kul-landıysa da Octavianus (Augustus) tarafın*dan Actium deniz savaşında yenilgiye uğ*ratıldı; böylece Ptolemaios Devleti yıkıldı. Bir Roma eyaleti haline gelen Mısır gerek stratejik konumu gerekse verimli toprak-larıyla imparatorluğun önemli bir parçası oldu. Toprak reformu niteliğinde bazı gi*rişimlerle tapınakların arazilerine el ko*nulurken maliye ve vergi işlerine düzen vermek amacıyla özerk yönetimler oluş*turuldu. Roma hâkimiyeti döneminde halk sınıfları arasında farklılaşmalar baş*ladı. Yunan kökenliler çeşitli imtiyazlar kazanarak şehir aristokratı görünümü aldı. İskenderiye'deki yahudi topluluğu da geleneklerine bağlılığıyla ayrı bir sınıf teş*kil ediyordu. Milâttan sonra 50 yıllarında onlarla Yunanlılar arasında çatışmalar baş gösterdi; 66 ve 117yıllanndaki ayak*lanmalarda binlerce yahudi öldürüldü.

Roma'nın karışıklıklar içine düştüğü İH. yüzyılda Mısır'da da çeşitli ayaklanmalar vuku buldu, ancak bunlar kısa sürede bastırıldı. Hıristiyanlığın yayılmaya başla*ması Mısır'ın dinî ve siyasî hayatında kök*lü değişikliklere yol açtı. Hıristiyanlık önce İskenderiye yahudileri, ardından bütün halk tarafından benimsendi. Çöle gelen keşişler burada misyonerlik faaliyetlerin*de bulundu. Fakat bu arada teolojik tar*tışmalar baş gösterdi ve mezhepleşmeler başladı. Hıristiyanlığın gnoslsln yüksek bir şekli olduğunu ileri süren İskenderiye*li Klemens baskılardan kaçmak zorunda kalırken İskenderiye Okulu'nda onun ye*rine geçen Orİgenes de Helenizm ile İn*cil'i uzlaştırmak istediği için görevinden uzaklaştırıldı. Hz. îsâ'nın kişiliği çevresihudileri, ardından bütün halk tarafından benimsendi. Çöle gelen keşişler burada misyonerlik faaliyetlerin*de bulundu. Fakat bu arada teolojik tar*tışmalar baş gösterdi ve mezhepleşmeler başladı. Hıristiyanlığın gnoslsln yüksek bir şekli olduğunu ileri süren İskenderiye*li Klemens baskılardan kaçmak zorunda kalırken İskenderiye Okulu'nda onun ye*rine geçen Orİgenes de Helenizm ile İn*cil'i uzlaştırmak istediği için görevinden uzaklaştırıldı. Hz. îsâ'nın kişiliği çevresin*de dönen tartışmalar III. yüzyılın sonları*na doğru had safhaya ulaştı. Roma İmpa-ratorluğu'nun 395'te ikiye bölünmesinin ardından Mısır Doğu Roma'ya (Bizans) bağlandı.

Eski Mısır'da bilim çok gelişmişti. Gerek firavunlar döneminin son aşamalarında gerekse Pers, Yunan ve Roma hâkimiyet*leri sırasında buraya çok sayıda yabancı âlim ve seyyah gelmiş, bunlar ülkedeki gelişmeleri kendi ülkelerine aktarmışlar*dı. Ayrıca Mısır'ın dinî hayatı Yunanlılar'] ve Romalılar'ı etkilemiştir. Eski Mısır peygamberler tarihi açısından da çok önem*lidir. Ahd-i Atîk'te ve Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Musa'nın firavunla mücadelesi ve İs-râiloğullan'nın onun önderliğinde Mısır'*dan çıkışı, Hz. Yûsuf kıssası gibi konular geniş yer alır.


n*de dönen tartışmalar III. yüzyılın sonları*na doğru had safhaya ulaştı. Roma İmpa-ratorluğu'nun 395'te ikiye bölünmesinin ardından Mısır Doğu Roma'ya (Bizans) bağlandı.

Eski Mısır'da bilim çok gelişmişti. Gerek firavunlar döneminin son aşamalarında gerekse Pers, Yunan ve Roma hâkimiyet*leri sırasında buraya çok sayıda yabancı âlim ve seyyah gelmiş, bunlar ülkedeki gelişmeleri kendi ülkelerine aktarmışlar*dı. Ayrıca Mısır'ın dinî hayatı Yunanlılar'] ve Romalılar'ı etkilemiştir. Eski Mısır peygamberler tarihi açısından da çok önem*lidir. Ahd-i Atîk'te ve Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Musa'nın firavunla mücadelesi ve İs-râiloğullan'nın onun önderliğinde Mısır'*dan çıkışı, Hz. Yûsuf kıssası gibi konular geniş yer alır.


Bibliyografya :


Herodotos, Tarih (trc. Müntekim Ökmen), İs*tanbul 1973, s. 103-185; Arif Müfid Manseİ. Mi-sır ve Ege Tarihi Notları, İstanbul 1938; Yusuf Ziya Özer, Mısır Tarihi, Ankara 1939; Afetinan, Eski Mısır Tarihi oe Medeniyeti, Ankara 1987; Bülent İplikçİoğlu, Eskiçağ Tarihinin Anahat-tarı, İstanbul 1990, s. 107-126; Letters from Ancient Egypt (trc. E. R Wente, ed. E. S. Meltrer), Atlanta 1990; M. A. Hoffman, Egypt before the Pharaohs: ThePrehistoric Foundations of Egyp-tian Cİuüızatİon, Texas 1991; J. Vercoutter, Es-ki Mısır (trc. Emine Su), İstanbul 1992; E. Hor-nung. Einfilhrung in die Aegyptologİe: Stand, Methoden, Aufgaben, Darmstadt 1993; a.mif., Mısır Tarihi (trc. Zehra Aksu Yılmazer). İstanbul 2004; K. A. Kitchen, "Egypt", NBD, s. 337-353; Die Altorİentaiischen Reiche (ed. E. Cassin v.dğr), Augsburg 1998,1, 210-374; II, 222-293; III, 256-282; Ali Cengiz Üstüner, Mısır Uygarlı*ğı, İstanbul 1998; R Johnson, The OuUisation of Ancient Egypt, London 1999; J. Tyldesley, Judgement of the Pharaoh: Crime and Punish-ment in Ancient Egypt, London 2000; J. Ray, The Reflecttons of Osiris: Liues from Ancient Egypt, London 2001; M. R. Bunson, Encycio-pedia of Ancient Egypt, New York 2002; L. Cap-poni, The Creation of Roman Prouince: The Case of Augustan Egypt (doktora tezi. 2003). üniversity of Oxford; "Mısır", ABr., XVI, 33-36; "Mısır", Büyük Larousse, İstanbul 1986, XIII, 8117-8121; Ömer Faruk Harman, "Firavun", DİA, XIII, 118-121; Mustafa Uzun, "Firavun", a.e.,XIII, 121-122; The Oxford Encyclopedia of Ancient Egypt, Oxford 2001 (ed. D. B. Redford). 1-111 Hilal Görgün



Bizans Dönemi.


Geniş Roma İmpara*torluğu toprakları Bizans'ın kurucusu sayılan Büyük Konstantinos (306-337) tara*fından dört ana bölgeye (praefectura) ay*rılırken Ön Asya ve Trakya ile birlikte do*ğu bölgesini oluşturan büyük eyaletler*den biri haline getirilen Mısır, Bizans dö*neminde de siyasî ve kültürel açıdan öne*mini korudu. Praefectus Augustalis un*vanlı bir genel valinin yönettiği Mısır ken*di içinde altı İdarî birime bölünmüştü. Resmî dil Grekçe olmakla birlikte halk arasında yaygın biçimde Kıptîce konuşu*luyordu. Bizans İmparatorluğu'nun en zengin eyaleti olan Mısır ülkenin tahıl am*barıydı; valinin görevlerinden biri de ürü*nün gemilerle başşehir İstanbul'a (Kons-tantinopolis) taşınmasını sağlamaktı. Eyalet merkezi İskenderiye, Roma döne*minde Doğu'nun en büyük ve imparator*luğun Roma'dan sonra ikinci Önemli şehri iken Bizans devrinde de İstanbul'dan son*ra ikinci büyük şehir olmuştu. Limanının işlekliğiyle tanınan İskenderiye'nin İpek yolu güzergâhı üzerinde bulunması hem şehrin hem de Mısır'ın Bizans için öne*mini arttınyordu. Bizanslı tacirler önce İs*kenderiye'ye gider, daha sonra Eyle'den (Akabe] Kızıldeniz'e açılarak veya karayo*lunu takip ederek İpek yolu ticaretine ka*tılırlardı. Aden - Kızıldeniz yoluyla İsken*deriye Limanı'na gelen ticaret mallan da buradan Batı'ya taşınırdı.

İdarî ve ticarî olduğu kadar dinî ve kül*türel açıdan da Mısır'ın merkezi olan İs*kenderiye'de Özellikle tıp, felsefe ve mate*matik alanlarında çeşitli ekoller ortaya çık*mıştır. Yeni Eflâtuncu İskenderiye felse*fe ekolü mensuplarından IV-VII. yüzyıllar arasında yaşayan Theon, Proklus, Am-monius. Simplikius, Damaskius, Olympi-odoros, loannes Philoponus, Stephanus, Apameialı loannes, Amidalı Aetius, Aegi-nalı Paulus ve Ahron, eserleriyle eski Grek bilim ve felsefesinin müsiümanlara geçi*şinde önemli rol oynamışlardır. İslâm tıp tarihinde CevâmFu '1-İskenderâniyyîn adıyla şöhret kazanan külliyat İskenderi*ye'de okutulan Câlînûs'a (Galen) ait on altı eserden oluşmaktaydı.[1214]

II. yüzyıldan itibaren Mısır'a girmiş olan Hıristiyanlık burada önemli sayıda taraf*tar bulmuş, III. yüzyıl başında İskende*riye'de özellikle Klemens ve Origenes'in temsil ettiği teoloji ekolü kurulmuştu. Aziz Pakhomios'un 320'den sonra Yukarı Mısır'daki Tabennisi'de bir manastır aç*masıyla Mısır ilk hıristiyan manastır ha*yatının da merkezi oldu. Öte yandan İm*parator Büyük Konstantinos'un tanıdığı serbestlik neticesinde Hıristiyanlık Mı*sır'da hızla yayılmaya başlamıştı; dinî çevrelerde Grekçe'nin yanı sıra Kıptîce de kullanılmaktaydı. Ancak İskenderiye ile imparatorluğun diğer patriklik merkez*leri arasında çeşitli anlaşmazlıklar müca*delelere yol açıyordu. IV. yüzyılda Yeni Ef*lâtuncu felsefenin de etkisiyle Hıristiyan*lık'taki teslîs anlayışına karşı görüşler ileri süren ve İskenderiye'de verdiği vaazlarla tanınan rahip Arius'un fikirleri din adam*ları ve halk arasında geniş ilgi uyandırdı. İskenderiye Piskoposu Alexander, Arius ve taraftarlarını görüşlerinden vazgeçir*mek amacıyla 320 yılında bir sinod top*ladı; onları inançlarından çeviremeyince de aforoz etti. Ariusçular'la İskenderiye Piskoposu Alexander arasındaki teolojik görüş farklılıklarının bütün kiliseleri et*kisi altına aldığını, tartışmaların dinî yön*den olduğu kadar siyasî birlik açısından da devlete zarar verdiğini gören İmpara*tor Konstantinos ihtilâfı bertaraf etmesi için Cordoba (Kurtuba) Piskoposu Hosius'u Ossius görevlendirdi. Hosius'un 324'te Antakya'da topladığı sinoddan da olum*lu sonuç çıkmayınca ertesi yıl Konstanti*nos'un bizzat düzenlediği 1. İznik Konsi-li'nde Arius ve taraftarları aforoz edilip sürgünle cezalandırıldıysa da bir süre sonra affedildiler. Ariusçuluk VI. yüzyıla kadar etkinliğini sürdürdü. 381'de İstan*bul'da toplanan ve Hıristiyanlığı devletin resmî dini İlân eden ikinci ekümenik kon-silde İskenderiye patriği papanın arkasın*dan ikinci sırada yer alıyordu ve onun yet*ki alanına Mısır, Libya, Pentapolis giriyor*du. İmparator I. Theodosios'un ölümün*den (395) sonra imparatorluk Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılınca Mısır Doğu Ro-ma'ya (Bizans) bağlı kaldı. İskenderiye zengin kütüphaneleri, felsefe ve teoloji okullarıyla önemli bir şehir olduğu gibi İskenderiye patrikliğinin dinî tartışma-lardaki ağırlığı V. yüzyılda da devam etti. Özellikle Hz. İsa'da yalnızca ilâhlık unsu*runun bulunduğunu ileri sürerek monofi-zitizm doktrininin doğmasına sebep olan İskenderiye Patriği Kyrillos, Hz. îsâ'da tan*rılık ve insanlık unsurlarının birbirine ka*rışmadan bulunduğunu ve yeryüzünde yaşarken insanlık unsurunun baskın oldu*ğunu iddia eden İstanbul Patriği Nesto-rius'a cephe aldı. Tartışmaların yayılması üzerine II. Theodosius'un emriyle 431 yı*lında Efes'te toplanan üçüncü ekümenik konsilde Kyrillos, Nestorius ve taraftarla*rını aforoz etti, Nestorius Mısır'a sürgüne gönderildi. Münakaşaların bitmesi için yine II. Theodosius'un emriyle449'da İkin*ci defa Efes'te toplanan İskenderiye Patri*ği Dioskoros başkanlığındaki konsil İstanbul ve Antakya patriklerini aforoz edince tartışmalar daha da alevlendi. Tanımadığı II. Efes Konsili'ne "haydutlar konsili" di*yen Papa I. Leon'un da ısrarıyla İmpara*tor Markianos 451'de Khalkedon'da (Ka*dıköy) bizzat yönettiği ekümenik bir kon-sil topladı. Bu konsil, îsâ'nın hem insanî hem ilâhî tabiata sahip olduğuna karar verip monofizitliği ve Nestûrîliği din dışı sayarken Dioskoros'u aforoz etti. İsken*deriye'ye tayin edilen yeni patrik, bir as*kerî birlik eşliğinde şehre girip görevine başladıysa da kısa bir süre sonra halkın gösterdiği tepki kanlı çatışmalara dönüş*tü. Mısır'da çoğunluğu Kıptîler'den olu*şan monofizit inancı benimseyenlerle Ka*dıköy Konsili kararlarına uyanlar arasın*daki mücadele uzun yıllar sürmüştür.

1. Anastasios ve I. lustinianos dönem*lerinde devletin Mısır'da idarî, dinî ve ekonomik açılardan daha etkili olmasını sağlayıcı düzenlemeler yapıldı. Bu durum, halkın mâruz kaldığı baskılar ve ödediği ağır vergiler yüzünden merkezî yönetime karşı duyduğu memnuniyetsizliği daha da arttırdı ve Mısır'ın, İmparator Pho-kas'ın istibdat rejimine karşı ayaklanan Kartaca Valisi Herakleios'a destek verme*sine yol açtı. Herakleios'un bir filo eşliğin*de İstanbul'a gönderdiği oğlu Herakleios, Patrik Sergios ve Yeşiller Partisi'nin des*teğiyle tahtı ele geçirdi (610). Onun Bi*zans imparatoru olmasından sonra Sâsâ-nîler Mısır'ı zaptettilerse de (619) şehir 628'de geri alındı. Sâsânî hâkimiyetinde İskenderiye patrikliği yapan Benjamin'in yerine Bizans'ın aynı zamanda son Mısır genel valisi olan Kyros tayin edildi. Hz. Peygamberin Hâtıb b. Ebû Beltea aracı*lığıyla İslâm'a davet mektubu gönderdiği Mukavkıs'ın kimliği konusunda farklı görüşler ileri sürülmekte, bunlar arasın*da onun Kyros olduğu rivayeti de bulun*maktadır.[1215] Patrik Kyros, kilise içinde sürüp giden doktrin tartış*malarından kaynaklanan anarşiyi bastırıp sükûneti sağladıysa da bu durum kalıcı olmadı. Öte yandan Mısır'da yaşayan ya-hudiler devletin dinî siyasetinden mem*nun değillerdi. Neticede Bizans'ın Mısır'*da izlediği baskıcı siyasetin bölgenin müslümanların eline geçmesine zemin hazır*ladığı söylenebilir. 640 ve 641 yıllarında Amr b. Âs kumandasındaki İslâm ordu*ları Mısır topraklarını fethederken başşe*hir İskenderiye'yi kuşatma altına alınca Kyros direnmeyerek şehri müsiümanlara teslim etti. Buna karşı çıkan Herakleios'un ölümünün (641) ardından Kyros, yöneti*mi elinde bulunduran Herakleios'un hanırnı Martina'mn emri doğrultusunda Amr b. Âs ile Bizans birliklerinin belirli bir süre içinde Mısır'dan çekilmesini ön*gören antlaşmayı imzaladı. Bizans birlik*leri gemilerle Rodos'a doğru yola çıktık*tan sonra Amr b. Âs İskenderiye'ye girdi (642).


Bibliyografya :


J. B. Bury, History of the Later Roman Empl-re, New York 1958,1, 26-27, 349, 351, 355, 357; A. A. Vasiliev. History of the Byzantine Empire: 324-M53, Madison 1964,1,54-56,98-99, 105-106, 116-118, 120, 196;A. N. Stratos, Byzan-tlum in the Seuenth Century (trc M. Ogilvie-Grant). Amsterdam 1968, ], 25-28, 111-112, 302-303, 306-307; II, 88, 94, 130-131; İM, 35 vd.; A. J. Butler, The Arab Conquest of Egypt, Oxford 1978, s. 6,12, 28, 42, 50, 53; G. Ostro-gorsky, Bizans Devleti Tarihıftrc. Fikret Iştltan), Ankara 1991, s. 32,44, 54-55, 101, 105, 107; L S. B. MacCoull. "'Egypf, The Oxford Diction-aryofByzantium{ed.A. R Kazhdan v.dğr.|.Ox-ford 1991, I, 679-680; W. E. Kaegi. "Egypt on the Eve of the Müslim Conquest", The Cam-bridge History of Egypt (ed. C. R Petry). Cam-bridge 1998, I, 34-61; Mehmet Çelik, Siyasa! Sistem Açısından Bizans İmparatorluğu Vida Om -Deulet İlişkileri (Kuruluşundan X. Yüzyıla KadarJ, İzmir 1999,1, 20, 22, 23, 25, 31-34,44, 58, 66-68; Casim Avcı, İslâm-Bizans İlişkileri, İstanbul 2003, s. 57-58, 184-188; V. Christides. "Mişr'\£/2(İng.)p 152-153.

Casim Avcı



Fetihten Osmanlı Dönemine Kadar.


Fi*listin'in müslüman.ar tarafından ele ge*çirilmesi artık Bizans ile karadan bağlan*tısı kalmayan Mısır'ın fethini kolaylaştır*mıştı. Câhiliye döneminde burası ile ticarî ilişkileri bulunduğu için bölgeyi tanıyan Amr b. Âs. Filistin'i İslâm hâkimiyeti altı*na aldıktan sonra Mısır'ın stratejik açıdan çok önemü olduğunu ve oraya kaçan Bizans kuvvetlerinin tekrar kendilerine sal-dırabileceğini söyleyerek Hz. Ömer'i ikna etti; emrine verilen 4000 kişilik orduyla başlattığı Mısır'ın fethini, Zübeyr b. Av-vâm kumandasındaki 5000 kişilik diğer bir birliğin de yardımıyla üç yi! içerisin*de tamamladı. İlk önce Muharrem 19'da [1216] Feremâ'yı almasının ardından Aynişems'te Bizanslılarla karşılaşan Amr b. Âs, Zübeyr b. Avvâm'la birlikte büyük bir zafer kazandı. Stratejik açıdan çok önemli olan Babilon Kalesi'nin fethiyle de (20/641) müslümanlar bölgede tutuna-bilecekleri bir mevkiyi ele geçirmiş oldu*lar ve deltanın güneyle ilişkisini kestiler. Bundan sonra Amr b. Âs İskenderiye'ye yöneldi. Direnemeyeceklerini anlayan Bi*zans kuvvetleri Şevval 21 de [1217] şehri müslümanlara teslim ettiler. Bu sı*rada İslâm ordusunun diğer kısmı Fey-yûm'u ve buradan hareketle Asvan'a kadar Yukarı Mısır'ı (Saîd) ele geçirdi. Böy*lece "Mısır fâtihi" unvanını alan Amr b. Âs eyalet haline getirilen bölgeye vali tayin edildi. Müslümanlar daha önce Irak'ta ve Suriye'de yaptıkları gibi Mısır'da da yeni yerleşim birimleri oluşturdular ve divan*larda mahallî memurları görevlendirdiler. Eyaletin merkezi, Babilon'un biraz kuze*yinde kurulan Fustatadiı karargâh-şehir-di. Bölgeye çoğunluğu Güney Arabistan'*dan getirilen çeşitli kabileler yerleştirildi. Amr b. Âs askerî faaliyetlerin yanında ida*rî ve iktisadî düzenlemeler de yaptı. Aç*tırdığı sulama kanalları sayesinde tarım üretimini arttırdı ve Mısır, Babilon ile Kızildeniz'in Kulzüm (Süveyş) Umanı'nı bir*birine bağlayan Halîcü emîri'l-müminîn adlı su yoluyla Hicaz'ı beslemeye başladı.

Yönetimi merkezîleştirmek isteyen Hz. Osman, Mısır'da yarı bağımsız hareket eden Amr b. Âs'ı görevden alarak yerine Abdullah b. Sa'd b. Ebû Serh'i tayin etti (27/648). Yeni vali 34 (654)yılında Zâtü's-savârî savaşında Bizanslılar'ı yenen do*nanmayı kurdu. Ancak Abdullah b. Sa'd b. Ebû Şerh, Bizanslılar'a ve Nûbeliler'e karşı gösterdiği başarıları iç politikada gösteremedi. Başşehirde vergileri arttır*mak amacıyla yaptığı düzenlemeler ve bölgeye yerleşmeye devam eden Arap kabilelerinin baskıları sonucunda valinin Medine'de bulunduğu Receb35'te [1218] büyük bir isyan çıktı. Bu isyanın Hz. Osman'ın şehid edilmesine yol açması o dönemde Mısır'ın taşıdığı hayatî önemin bir göstergesidir. Şehâdet haberinin Fus-tat'a ulaşmasının ardından Hz. Osman'ın taraftarları ile muhalifleri arasında başla*yan çatışmaları [1219] onun taraftarları kazandı. Hz. Ali döne*minde Mısır önemli bir muhalefet merke*zi konumundaydı. Bölgedeki Emevî yan*lılarına karşı sert tedbirler alınması üze*rine Muâviye b. Ebû Süfyân Amr b. Âs'ı gönderdi. 38 (658) yılında yapılan savaşı kazanan Amr ömrünün son dört yılında bölgeyi sükûnet içinde yönetmiş, onun ardından Muâviye'nin ölümüne kadar (60/ 680) bu sükûnet devam etmiştir. Mısır'*daki Haricîler, 64 (683) yılında Mekke'*de halifeliğini ilân eden Abdullah b. Zü*beyr'in tarafını tutunca Cemâziyelevve! 65'te (Aralık 684) Fustat'a giren I. Mer-vân tekrar Emevî hâkimiyetini sağladı ve oğlu Abdülazîz'i buraya vali olarak gön*derdi. Abdülazîz'in yönetiminde bölge uzun bir istikrar dönemi yaşadı. Abdülmelik b. Mervân zamanında (685-705) di*vanlarda Kıptîce yerine Arapça'nın kulla*nılmaya başlanması, Mısır'ın idarî ve kültürel alanda dönüşümünün sağlanması için önemli bir adım teşkil etti. İslâm top*raklarının merkezindeki siyasî ve mezhebi çatışmalar Mısır'da yankı buldu ve Sün-nîler'le Şiîler arasındaki mücadeleler bu*raya da sıçradı. Ayrıca Kıptîler özellikle vergilerin ağırlığı sebebiyle birkaç defa ayaklandılar. Eyaletten alınan haracın arttırılması 107 (725) yılında büyük bir İsyanın çıkmasına sebep oldu. İsyan sonu*cunda Suriye'den getirilen yeni Arap ka*bilelerinin yerleştirilmesiyle sağlanan is*tikrar. Halife Hişâm b. Abdülmelik'in Ölü*münün (125/743) ardından tekrar bozul*du ve Emevî hâkimiyetinin son yıllan Kays kabilesi mensupları ile cündler ve Hafsiy-ye arasındaki çeşitli nüfuz mücadeleleriy*le geçti.

Emevîler'in son halifesi II. Mervân'ın Yukarı Mısır'daki Bûsîr mevkiinde meyda*na gelen savaşta Abbasî birlikleri tara*fından öldürülmesinin (132/750) ardından Mısır'da yeni bir dönem başladı. Abbasî*ler, yönetimlerinin ilk yıllarında bölgeye daha çok Horasanlı valiler göndermekle birlikte Emevîler'in memurlarını istihdam etmekte sakınca görmediler: ancak yeni valiler çok sık değiştiriliyordu. Abbasîler tayin ettikleri valilerden yollayacakları ge*lir için garanti veren senetler (daman) aldı*lar. Fakat Mehdî-Billâh zamanında (775-785) vergileri arttırma çabaları çeşitli is*yanlara yol açtı. Emevîler'e mensup Dih-ye b. Mus'ab'ın başlattığı isyanı bastıra*mayan Vali İbrahim b. Salih geri çağrıldı. Yerine gönderilen yeni valinin vergileri tekrar yükseltmesi öldürülmesine sebep oldu. Bölgede düzen ancak ertesi yıl Su*riye birliklerinin yardımıyla sağlanabildi. Yirminin üstünde valinin tayin edildiği Hârûnürreşîd döneminde de 786-809 aynı politikanın sürdürülmesi yine çeşitli isyanların baş göstermesine sebebiyet verdi; bunlar da yeni valilerin beraberle*rinde getirdikleri birlikler tarafından bas-tınlabildi. Hârûnürreşîd'in özellikle son yıllarında bölgede gerginlik arttı ve çıkan isyanlar yüzünden zaman zaman Mısır'ın Suriye ve Irak'la ilişkisi koptu.

Halife Emîn ile Me'mûn arasındaki ik*tidar mücadelesi Mısır'da kabileler için*de esasen mevcut olan rekabeti arttırdı. Endülüs Emevî Hükümdarı I. Hakem'in 15.000 aileyi Mısır'a sürgün etmesi duru*mu daha da gerginleştirdi. Bu arada Vali Ubeydullah b. Serî vergisini merkeze gön*dermemiş ve bağımsız davranmaya baş*lamıştı. Bunun üzerine Me'mûn21 l'de (826) Abdullah b. Tâhir'i büyük bir kuv*vetle Mısır'a yollayıp düzeni sağladı. 213 (828) yılından itibaren valiler batı bölge*lerinden sorumlu eyalet valileri tarafın*dan tayin edilmeye başlandı. Bu uygula*ma Abbâsîler'İn parçalanmasına yol açan adem-i merkeziyetçi yönetimin ilk işare*tiydi. Devletin batı eyaletleri ve dolayısıy*la Mısır, 213 (828) yılından halife olduğu 218'e (833) kadar Me'mûn'un kardeşi Mu'tasım-Billâh tarafından yönetildi. Ma*hallî idarecilerin iktidardan uzaklaştırıl*dığı bu dönem ağır vergiler ve baskılarla kendini gösterir. Bilhassa Delta bölgesin*de yerleşik kabilelerin sık sık haraç öde*meyi reddetmesiyle başlayan ve güçlükle bastırılan isyanlar ortaya çıktı. Mu'tasım-Billâh halife olunca Eşnâs et-Türkî'yi Mı*sır valisi tayin etti böylece Mı*sır tarihinde Türk valilerin hâkim olduğu yeni bir dönem başladı. Eşnâs'ın ölümün*den sonra yerine İnak et-Türkî getirildi. 235 (849) yılına kadar bu görevde kalan İnak eyaleti vekilleri vasıtasıyla yönetti. Türk emirlerinin nüfuzunu kırmak İste*yen Mütevekkil-Alellah. İnak'ı geri çağırıp yerine kendi oğlu Müntasır-Billâh'ı gön*derdi. Eyalet valilerinden herhangi birinin Mısır'da oturduğu, hatta orayı ziyaret edip etmediği konusunda bilgi bulunma*maktadır. Bu dönemde bölgenin siyasî açıdan ikinci planda kaldığı söylenebilir. Mu'tasım'ın Araplar'a verilen ataları kal*dırması Mısır'da da etkisini gösterdi ve burada fetihten itibaren hâkim olan cünd sistemini çökertti.

Mısır'ın Arap kökenli son valisi Anbese b. İshak döneminde (852-856) sahil böl*geleri tekrar Bizans saldırılarına mâruz kaldı ve çok sayıda esir verildi. Halife Müntasır-Biilâh'ın iktidarda bulunduğu yıl (861-862) Şiîler'in çıkardığı isyan diğer kesimler tarafından da desteklendi ve kı*sa sürede bütün delta bölgesine yayıldı. Vali Yezîd b. Abdullah et-Türkî, isyanı an*cak Müzâhim b. Hâkân kumandasında Irak'tan gönderilen Türk birliklerinin yar*dımıyla bastırabildi. Daha sonra valiliğe tayin edilen Bayık Beg'İn yerine vekili sı*fatıyla Ahmed b. Tolun'un gelmesi (254/ 868) Mısır'da Önce otonom, ardından ba*ğımsız devletler kurulması sürecini baş*lattı. Ahmed b. Tolun elindeki geniş im*kânları Mısır'ı otonom bir devlete dönüş*türmekte kullandı. Onun zamanında Ab*basî halifesinin, isminin hutbelerde okun*masından ve Bağdat'a bir miktar vergi gönderilmesinden başka bir nüfuz belir*tisi kalmadı.

Ahmed b. Tolun öldüğünde (270/884), on beş yılı aşan iktidarı boyunca Mısır ve Suriye'yi Abbâsîler'den almayı ve Tolunoğulları adıyla anılan otonom devleti kur*mayı başarmıştı. Ardından oğlu Humâ-reveyh halifenin onayını almadan tahta oturdu. Onun ölümünden (282/896) son*ra çıkan olaylar sırasında Abbasîler, Mı*sır'da kaybettikleri otoriteyi tekrar ele geçirdilerse de karışıklıkların önünü ala*madılar. İçerideki İsyanların yanı sıra İfrî-kıye'de hâkimiyetlerini kurmuş olan Fâ-tımîler de Halife Ubeydullah el-Mehdî ve Kâim-Biemrillâh devirlerinde çeşitli fetih denemelerinde bulundular. Bunun üze*rine Abbasîler idareyi sert yöntemleriyle tanınan Dımaşk Valisi Muhammed b. Tuğç'a verdiler; onun tayiniyle bölge tek*rar Ahmed b. Tolun zamanındaki huzur ve istikrar günlerine kavuştu. Halife Râzî-Billâh, 326 (938) veya 327 (939) yılında Muhammed b. Tuğç'a ataları olan eski Fergana Türk hükümdarlarının kullandı*ğı "ihşîd" unvanını tevdi etti, böylece Mı*sır'da İhşîdîler dönemi başladı.

357'de (968), bir süreden beri devletin gerçek yöneticisi olan ve bu durumu so*nunda halifeye de onaylatan Ebü'1-Misk Kâfur öldüğünde Mısır kuraklık sebebiyle meydana gelen kıtlığa ve siyasî boşluk*tan kaynaklanan karışıklıklara mâruz kal*dı; ayrıca veba salgını baş gösterdi. Du*rumdan yararlanan Cevher es-Sıkıllî ku*mandasındaki Fatımî ordusu savaşmak-sızın Mısır'ı ele geçirdi.[1220] Fâtımîler'in Mısır'ı istilâsı yönetimin el değiştirmesinden ibaret ba*sit bir hareket olmayıp çok derin etkileri görülecek dinî, siyasî ve İçtimaî bir inkı*lâp demekti. Cevher, Muiz-Lidînülâh'ın emriyle Fustat'ın kuzeydoğusuna Kahi-re'yi kurdu; ortasına da büyük bir saray ve cami yaptırdı. Para birimi ıslah edile*rek değerli dinarlar bastırıldı ve eskileri iptal edildi. Ertesi yıl ileride Şiî davetinin merkezi olacak Ezher

Camii'nin inşasına başlandı ve 361 (972) yılında tamamlandı. Muiz-Lidînillâh 362'-de (973) İfrîkıye'den gelerek Kahire'yi başşehir yaptı; böylece burası Bağdat ve Kurtuba gibi Önemli bir hilâfet merkezi oldu. Şiîliği yaymak isteyen Muiz-Lidînil*lâh gemilerle tahıl getirtip açlık çeken Mı*sır halkını rahatlattı; birkaç yıl içerisinde veba ve kıtlıktan eser kalmadı. Fâtımîler'-le birlikte bir eyalet ve otonom devlet ol*maktan imparatorluğa dönüşen Mısır ve başşehri Kahire Azîz-Billâh devrinde (976-996) en parlak günlerini yaşadı. Müstansır-Billâh döneminde de (1036-1094) özellikle Kahire'de büyük imar faa*liyetleri gerçekleştirildi.

Müstansır-Billâh devrinden itibaren daha ziyade vezirler tarafından yönetilen Mısır, ordudaki farklı etnik gruplar ara*sında gelişen kanlı mücadelelere sahne olmaktaydı. Güney bölgesi zenci birlikle*rin, kuzey bölgesiyle başşehir Türk birlik*lerinin elindeydi. 457'de (1065) başlayan ve yedi yıl süren kuraklık, ayrıca veba bü*tün zenginliğin yitirilmesine yol açtı; sa*raylar ve kütüphaneler yağmalandı. Akkâ Valisi Bedr el-Cemâlî'nin Mısır'a gelme*siyle ülkede otorite tekrar kuruldu (466/ 1074). Olaylar sırasında Kahire harabeye döndüyse de Vezir Bedr el-Cemâlî'nin başlattığı imar faaliyetiyle kısa sürede es*ki güzelliğine kavuştu. Cemâlî'den sonra*ki Fatımî tarihinin karakteristiğini güçlü vezirlerle halifeler ve ordu kumandanları arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen mücadeleler oluşturur. Halife Müsta'lî-Billâh ve veziri Efdal b. Bedr el-Cemâlî dö*neminde halifenin ağabeyi Nizâr taraf*tarları (Nizârîler) önemli bîr muhalefet olarak ortaya çıktılarsa da başarı kazana*madılar. Son güçlü vezir Talâi" b. Rüzzîk devrinde (1154-1161) huzur ve sükûn geri geldi. Ancak onun ölümünün ardından başlayan mücadele ve Haçlı tehlikesi kar*şısında Halife Âdıd- Lidîniilâh'ın Nûred-din Mahmud Zengîden yardım istemesi devletin sonunu getirdi. Zengî'nin Ese-düddin Şîrkûh el-Mansûr kumandasında gönderdiği birlikler Kahire'ye hâkim oldu. Fatımî vezirliğine tayin edilen Şîrkûh'un iki ay sonra ölmesi üzerine askerin zoruy*la vezirliğe getirilen yeğeni Selâhaddîn-i Eyyûbî 567 (1171) yılında yönetime el ko*yarak Fatımî Devleti'ni ortadan kaldırdı. Eyyûbî idaresi Mısır tarihinin en önemii safhalarından biridir. Haçlılar'la mücade*le ve İsmâiliyye mezhebine ait müessese*lerin kaldırılarak bölgenin yeniden Sün-nîleştirilmesi bu dönemde gerçekleşti. Selâhaddîn-i Eyyûbî hutbeyi Abbasî hali*fesi adına okuttu. Daha sonraki yıllarda bazı ayaklanmaları bastırıp iktidarını sağ-lamlaştırınca köklü reformlara girişti. Ön*ce ülke topraklarını tahrir ettirerek hiz*met karşılığında askerlerine dağıttı (ik-tâ); böylece Mısır'da Fatımî malî nizamı yerine Zengîler'in Selçuklulardan aldığı Türk sistemini yerleştirdi. Arkasından Mısır'ı tekrar bir ilim merkezi konumuna getirmek amacıyla Şâfıî, Mâlikî, Hanefî ve Hanbelî fıkhının okutulduğu Sünnî med*reseleri ve dârülkur'ân, dârülhadis gibi değişik eğitim müesseseleri kurdu.-Onun başlattığı ilim hayatı ile Kahire Eyyûbîier dönemi boyunca Bağdat'ı gölgede bırak*tı. Kahire Kalesi'ni (Kal'atülcebel) inşa et*tirdi; şehir bundan sonra bu kalenin etra*fında gelişti. Selâhaddin döneminde bü*tün Mısır imar faaliyetlerine sahne oldu; bu arada onun ikinci adına nisbetle Bah-rü Yûsuf denilen kanallar açıldı. Eyyûbî sanatı Mısır'ın sanat geleneklerine de te*mel teşkil etmiştir. Bu sanat Fatımî an*layışından farklı olarak Suriye üslûbunu sürdürmüş ve daha çok Zengî sanatının etkisi altında kalmıştır. Haçlıİar'a karşı ekonomik olarak da mücadele eden Se*lâhaddîn-i Eyyûbî, Uzakdoğu'dan Kızıl-deniz yoluyla Mısır'a gelen ve buradan hem İslâm topraklarına hem Avrupa'ya yönelen baharat ticaretini yahudi ve hı-ristiyanların tekelinden kurtararak müslü-man tüccarlarına verdi. Selâhaddin'in kardeşi el-Melikü'1-Âdil ve oğlu el-Melikü'I-Kâmil dönemlerinde Avrupa ile olan tica*ret hacmi genişledi. XIII. yüzyıl başların*daki kuraklık ve kıtlık el-Melikü'1-Âdil'in aldığı önlemlerle fazla zarar görmeden geçiştirildi. Aynı devirde Franklar deniz*den saldırdılar. el-Melikü'1-Kâmil, 616'da (1219) V. Haçlı Seferi sırasında kaybedi*len Dimyat'ı Haçlılar'dan geri almayı ba*şardı (618/1221). el-Melikü's-Sâlih Eyyûb, VII. Haçlı Seferi'nde Dimyat'ın tekrar kay*bedilmesinin (1249) hemen ardından öl*dü. Ancak Haçlılar, onun kurduğu Türk kökenli memlûk birliklerinin Bahrî Mem-I tikleri 1 başarısı karşısında ertesi yıl Dim*yat'ı teslim etmek zorunda kaldılar, el-Melikü's-Sâiih'in ardından tahta çıkan Tu*ran Şah'ın kısa süre sonra memiük emîr-leri tarafından Öldürülmesiyle Eyyûbî dö*nemi sona erdi.

Efendileri el-Melikü's-Sâlih Eyyûb'un Türk asıllı dul eşi Şecerüddürr'ü tahta ge*çiren Bahri Memlûk emirleri, onun sek*sen gün sonra kendi aralarından İzzeddin Aybek et-Türkmânî ile evlenip kocasının lehine tahttan çekilmesi üzerine döne*min kaynaklarında ed-Devletü't-Türkiyye adıyla geçen Memlûk Devleti'ni kurmuş oldular (648/1250). İlk yıllarda Suriye'den kaynaklanan Eyyûbî muhalefetini bastı*ran ve 658'de (1260) Moğollar'a karşı ka*zandıkları Aynicâlût zaferinin ardından durumlarını sağlamlaştıran Memlükler

daha sonraki otuz yıl içerisinde bölgeyi Haçlılar'dan temizleyerek halkına, kültü*rüne ve diline yabancı oldukları bu ülke*de meşruiyetlerini kabul ettirdiler. Bağ*dat'ın 656'da (1258) Moğollar tarafından işgalinin ve Abbasî halifesinin öldürülme*sinin ardından Mısır'da hilâfetin ihyasıy-la Kahire İslâm dünyasının dinî ve siyasî merkezi haline geldi. Devletin gerçek ku*rucusu sayılan I. Baybars ülke toprakları*nı iktâ bölgelerine ayırarak memlûk emîr-lerine dağıttı ve halkı rahatlatacak imar projeleri gerçekleştirdi. Bu dönem, özel*likle kendine has mimari üslubuyla yapı*lan medrese ve hayır müesseseleriyle ta*nınır. Memlûk Devleti'nin Türk kökenli yöneticileri, idarî ve askerî bürokrasinin büyük kısmını ülkeye getirdikleri Türk memlüklerinin emirlerine vererek askerî bir nizam ihdas ettiler. Suriye'deki Haçlı-lar'a ve Moğollar'a karşı yürütülen müca*delenin yanı sıra ticaret yollarını açık tutmak maksadıyla Güney Mısır'a ve Nûbe'-ye karşı da akınlarda bulunuldu. Kalavun ve onun halefleri zamanında halk Mem-iükler devrinin en müreffeh günlerini ya*şadı. Özellikle ei-Meükü'n-Nâsır Muhammed b. Kalavun'un Mısır'a istikrar getiren üçüncü saltanatı boyunca (1310-1341) ekonomik genişleme Memlûk dönemin*deki en yüksek düzeyine ulaştı. Bu devir*de halka yüklenen haksız vergilerin bü*yük bir kısmı kaldırıldı. Aldığı tedbirlerle iktisadî yapıyı yeniden nizama sokan, kıt*lıklara ve pahalılığa karşı önlemler alan sultanın yanı sıra emirler de ülkenin ima*rına, bilim ve sanatın gelişmesine büyük katkıda bulundular. el-Melikü'n-Nâsır Mu-hammed'in uzun süren yönetiminin ar*dından siyasî istikrarsızlıkla birlikte orta*ya çeşitli ekonomik ve sosyal problemler çıktı. 1347-1349 veba salgını yüzünden yaşanan nüfustaki hızlı düşüş büyük sıkıntılara yol açtı. 1365'te Kıbrıs Kralı I. Peter İskenderiye'ye saldırdı. Altın sıkıntısının doğurduğu malî meselelerin yanında Mısır'ın uluslararası ticarette önemi azaldı.

784 (1382) yılından itibaren tahta Çer*kez kökenli memlükierin çıkmasıyla Mısır ve Suriye'de Burcî Memlükleri dönemi başladı. Bu devirde ülkede pek çok yeni düzenlemeye gidildi. Güney Mısır'daki Araplar'ı kontrol altında tutabilmek için Hevvâre kabilesi bu bölgeye yerleştirildi. İktâlarda yapılan değişikliklerle iktisadî vaziyet düzeltilmeye çalışıldı. Ancak 1403'teki kuraklık ve kıtlığı takip eden yeni bir veba salgını ekonomik yapıyı tek*rar sarstı. Çıkan iç karışıklıkları bedevi ka*bilelerinin isyanları takip etti. XV. yüzyıl başlarında yaklaşık on beş yıl süreyle bil*hassa Güney Mısır'da devlet hâkimiyeti ortadan kalktı. Bu durum tarıma büyük zarar verdi, enflasyon arttı, para sistemi çöktü. 1415'lerde Mısır tekrar eski gücü*ne kavuşmaya başladı. Berkuk dönemin*de bedevileri kontrol altına almak maksa*dıyla Behnesâ, Üşmûneyn, Kûs, Asvan, Bilbîs gibi küçük valiliklerin üzerinde bir nevi eyalet valiliği olan kâşiflikler kuruldu. Barsbay devrinde (1422-1438) dış geliş*meler, Mısır-Kızıldeniz-Hint Okyanusu ticaret yolunu devlet tekeline alınan ba*harat ticareti İçin en güvenli rota haline getirdi. Sultan Kayıtbay'ın uzun iktidarı

sırasında (1468-1496) devlet İstikrar içe*risindeydi. Bu dönemde bedevî kabileleri kontrol altına girdi; Güney Mısır'daki dü*zensizlik alınan zecrî tedbirlerle halledildi. Buna bağlı olarak Memlûk Devleti uzun zamandır yoksun kaldığı bir ekonomik ge*nişleme gösterdi. Kayıtbay devrinde Ka-hire'de inşa edilen yapılar bunun açık de*lilini oluşturmaktadır.

XV. yüzyılın son çeyreğinden itibaren ülkede tekrar anarşi ortaya çıktı. Osmanlı baskısı sonucu ordu sınır boylarında dur*duğundan iç düzeni sağlamak güçleşti ve bedevî kabileleri üzerindeki kontrol ta*mamen ortadan kalktı. Orduya yeni as*kerlerin alınması fiyatların artmasına ve paranın değerinin düşmesine yol açtı. Ka-yıtbay'ın 901'de (1496) ölümünün ardın*dan beş yıl süren bir anarşi dönemiyle ve*ba salgını yaşandı. Kansu Gavri zamanın*da (1501-1516) siyasî düzen kurulmakla birlikte Avrupalı devletlerin Hint Okyanu*su ve Akdeniz üzerindeki baskısı Memlük-ler için sonun başlangıcı oldu. İktisadî çö*zülme Osmanlilar'la girilen sürtüşmeyle birlikte devletin yıkılmasına zemin hazır*ladı ve Mercidâbık Muharebesi'nde (922/ 1516) Kansu Gavri'nin ölmesinin ardından sultan ilân edilen Tomanbay, Kahire'yi alan Yavuz Sultan Selim tarafından idam edilerek Memlûk Devleti'ne son verildi.[1221]


Bibliyografya :


Vâkıdî, Fütûhu'ş-Şâm,Beyrut, ts. (Dârü'l-cîl), II, 36-44; îbn Abdülhakem. Fütûhu Mışr{n$L Ch. C. Torrey). Kahire 1999; Belâzürî, Füîüh(Fay-da], s. 303-321; Taberî. Târih (Ebü'1-Fazl), ]-Xl, bk. İndeks; Kindî. et-Vülât ue'l-kudât{Guest); Müsebbihî, Ahbâru. Mışr(nşr. Eymen Fuâd Sey-yid-Th. Bianquis), Kahire 1978; İbnü't-Tuveyr, Nüzhetü'l-mukleteyn fi ahbâri'd-deuleteyn (nşr. Eymen Fuâd Seyyid), Stuttgart 1412/1992; İbnü'1-Esîr. el-Kâmii, [-XIII, bk. İndeks; İbn Vâsıi. Müferrİcü 'l-kürüb, I-V, tür.yer.; Nüveyrî, Nihâye-tü'l-ereb, XIX, 285-318; İbn Fazlullah el-Ömerî. Mesâlik (Krawulsky), s. 77-90; İbn Battûta, er-Rihle, Beyrut, ts. (Dâru Sâdır), bk. İndeks; İbn Haldun, el-'lber, Beyrut 2003, II, 531-532; III, 374-375, 405, 435-436, 450-451; IV, 57-98, 357-378; V, 244-246, 300, 337-341, 424-425, 438-596; Kalkaşendî. Şubhu'l-acşâ, III, 299-626; ]V, 3-66; ayrıca bk. İndeks; İbn Tağrîberdî. en-Nücûmü'z-zahire (nşr M. Hüseyin Şemsed-din), Beyrut 1992, I-XVI, tür.yer.; Makrîzî, es-Sülûk(Ziyâde), 1-1V, tür.yer.; a.mlf., İttİ'âzü't-hu-nefâ (nşr. Cemâleddin eş-Şeyyâl - M. Hilmî M. Ahmed), Kahire 1967-73, Mil, tür.yer.; a.mlf.. ei-Hıtat, Kahire 1997,1, 303-314; il. 71-248; III, 403-426; SüyûtT, Hüsnü'l-muhâdara (nşr Ha-lîl el-Mansûr), Beyrut 1997,1, 88-124, 132; İbn İyâs. BedaVu'z-zühûr, I-V, tür.yer.; S. D. Goiten, A Mediterranean Society, Berkeley 1967-88, 1-V, tür.yer.; M. Abdullah İnan. Mtşrü'l-İ$tâmiy-ye ue târ'fhu'l-hıtati'l-Mtşriyye, Kahire 1969; Subhi Labib, "Egyptian Commercial Policy in the Mİddle Ages", Studies in the Economic History of the Mİddle East (ed. M. A. Cook). London 1970, s. 63-77; Hassanein Rabie. The Financial System of Egypt, London 1972; Cl. Cahen. Makhzumiyyat: Etudes sur l'histoire economique et financiere de VEgypte, Leîden 1977; a.mlf., "Contrİbution â l'etude des im-pots dans l'Egypte medievale". JESHO, V/3 (1962), s. 245-275; A. Butler, The Arap Con-quest of Egypt, Oxford 1978; M. Lombard. İlk Zafer Yıllarında islâm (trc. Nezih Uzel). İstanbul 1983, s. 28-32; R J. Vatikiotis. The History of Egypt, London 1985; Ahmed Abdüsselâm Nâ-sıf, eş-Şurta fi Mışr el-İslâmiyye, Kahire 1407/ 1987, s. 32-94; The Mamluks in Egyptian Pot-itics and Society (ed. Th. Phi!ipp-U. Haarmann), Cambridge 1988; İsmail el-Beyyûmî, en-tiûzu-mü'l-mâliyye fi Mışr ue'ş-Şâm, Kahire 1988; J. C. Garcİn. "Mışr fi'İmâlemi' 1-İslâmî mine'1-kar-ni'ş-şânî =aşer hattâ bîdâyeti'l-karni's-sâdis "aşer", Târîhuİfrîkıyâel-'âm{nş\;.C T. Niyânî}, Paris 1988, IV, 375-397; Seyyide İsmail Kâşif, Mışrfî'asri't-uülât, Kahire 1988; a.mlf., Mışrfî fecri'l-İslâm mîne'l-fethi'l-'Arabî ilâ kıyâmi'd-deületi't-Tolüniyye, Beyrut 1986; a.mtf. v.dğr., Târîhn Mışret'İslâmiyye, Kahire 1993; Hasan Ahmed Mahmûd - Münâ Hasan Ahmed Mah-mûd, Mışrü'l-İslâmiyye, Kahire 1990; Ahmed Abdülhamîd Yûsuf. Mışr fi'1-Ku.r'ân ue's-sünne, Kahire, ts.; Y. Lev, State and Society in Fatimid Egypt, Leiden 1991; Afaf Lutfi al-Sayyid Marsot, A Short History of Modern Egypt, Cambridge 1992, s. 1-39; D. Dennet. et-Cizye oe'l-İslâm (trc. Fevzî Fehîm Câdellah], Beyrut, ts. (Dârü'l-hayât), s. 114-175; Eymen Fuâd Seyyid, ed-Deu-letü.'1-Fâtımiyye fi Mışr: Tefsir cedîd. Kahire 1992; Saîd Abdülfettâh Aşûr. Mışr t>e'ş-.Şâm fi 'aşri'l-Eyyilbiyyin oe'l-Memâltk, Beyrut, ts. (Dârü'n-nehdatil-Arabiyyel; a.mlf. - Abdurrah-man er-Râfiî, Mtşr fi'l-'uşûri'l-üüstâ. Kahire 1992; J. R. A. Goldschmidt, Historical Dictİon-ary ofEgypt, London 1994; G. Frantz-Murphy, The Agrarian Admİnİstration ofEgypt from the Arabs to the Ottomans, Cairo 1996; Âsim M. Rızk, Hankâüâtü'ş-şûfıyye fîMışrfı'l-'aşrey-ni'l-Eyyûbî ue'l-Memlûkl Kahire 1417/1997; S. Tsugitaka, State and Rurat Society in Medi-eoal İslam, Leiden 1997; The Cambridge Hİs-tory ofEgypt(ed. C. E Petry). Cambridge 1998,1, tür.yer.; Rose-Mario - R. Hagen. Egypt People, Gods, Pharaohs, Köln 1999; The Cambridge HistoryofAfrica{ed. |. D. Fage), Cambridge 1999, II; A. Sabra, Pouerty and Charity in Medi-euai islam: Mamluk Egypt (1250-1517), Cam*bridge 2000; E. W. Brooks. "On the Chronology of the Conquest of Egypt by the Saracens", a.e., IV (1895), s. 435-444; H. I. Bell, "The Ad-ministration of Egypt under the Umayyad Khalifs1', BZ, XXVIII (1928), s. 278-286; Fehmî Abdülcelîl Mahmûd, "İntişârü'l-İslâm fî Mışr fii-karneyni'1-evvel ve's-şânî li'1-hicre", Hau-lİyyâtüKütliyyetidâri'l-culLtm,Vl\l Kahire 1977-78, s. 115-134; Aydın Çelik. "Mısır'ın Müslü*manlar Tarafından Fethini Kolaylaştıran Önem*li Unsurlar", TDA.sy. 141 (2002). s. 99-108; V. Christides. "Mışr", E/2(İng), Vll, 153-160; H. Kennedy,"Mİşr", a.e.,VIl, 160-162; H. Halm, "Mişr", a.e., VII, 162-165; U. Haarmann, "Mişr", a.e., Vil, 165-177. Cengiz Tomar
 

Aslı

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
10,583
Puanları
83
Osmanlı Dönemi.


Mısır'da Osmanlı hâkimiyeti Yavuz Sultan Selim"in buraya yönelik seferi sonucunda 923'te (1517) başladı. Memlûk Suİtanltğı'nın XVI. yüz*yıl başlarından itibaren İslâm dünyasında iç huzursuzluklara çare bulamaması, dış tehlikeleri karşılamakta zorluk çekmesi, öte yandan Dulkadır Beyliği meselesi ve Safevî tehdidi iki devlet arasında savaşa zemin hazırladı. Mercİdâbık'ta yapılan sa*vaşı Osmanlılar kazandı ve Suriye Osmanlı hâkimiyetine girdi. Ardından Ridâniye'de Memlûk direnişi kırıldı; Osmanlı kuvvet*leri Kahire'yi ele geçirip zorlu sokak çatış*maları neticesinde duruma hâkim oldu.

Osmanlı idaresi altında Mısır beylerbe-yilik haline getirildi. Yavuz Sultan Selim Kahire'de iken önce Memlûk ileri gelen*lerinden yararlanmak istedi. Eski idare sistemi hakkında bilgi toplattı; Memluk emirlerini mevkilerinde bırakmaya özen gösterdi. Rumeli Kazaskeri Zeyrekzâde Rükneddın Efendİ'yİ Mısır kadısı, Dizdar Mehmed Çelebi'yi de Mısır defterdarı ta*yin etti. Fakat bazı huzursuzluklar üzeri*ne burada Osmanlı düzeninin kısa zamanda kurulamayacağını anlayınca Mı*sır'ın eski teşkilâtının ıslah edilmesi yolu*na gitti. Mısır'ın ilk beylerbeyliğine Mem*lûk asıllı Hayır Bey getirildi ve bunun ya*nma güvenilir Osmanlı beyleri verildi. Mı*sır muhafazası için 3000 kadar muhafız

tayin edildi. Daha sonra padişah Hayır Bey'den halka adalet ve şefkatle davran*masını, fesadı menetmesini, Mısır'ın sı*nır ve limanlarını dış tehlikelerden koru*masını ve Haremeyn erzakını düzenli bi*çimde göndermesini emrederek Mısır'*dan ayrıldı.

Hayır Bey, Memlûk ve Osmanlı dönem*leri arasında çok hassas bir merhale sa*yılan beylerbeyi ligi sırasında Osmanlı hâ*kimiyetini Memlükler'e tanıttı; birçok Memlûk ileri gelenini yeni yönetime ısın*dırarak Mısır'ı başarılı bir şekilde yönetti. Onun 928'de (1522) vefatı üzerine Kanu*nî Sultan Süleyman Mısır valiliğine Çoban Mustafa Paşa'yı gönderdi. Mısır'da doğ*rudan merkezden tayin edilen ilk Osman*lı beylerbeyi olan Mustafa Paşa selefinin idarî teşkilâtında değişiklikler yaptı; kâ*şifleri yerinde bırakıp vergi tahsilini yerli mübaşirlere havale etti. Bunları denetle*mek için de yeni bir defterdar görevlen*dirdi. Fakat onun bu icraatı Memluk kö*kenli nüfuzlu emîrlerce benimsenmedi ve onların Memlûk Sultanlığı'nı ihya etmek için baş kaldırmalarına yol açtı. Bunun üzerine eyalette nizamı sağlamak ama*cıyla İstanbul'dan Defterdar Derviş Çele*bi ile bir miktar asker gönderildi; bu ara*da Mısır beyierbeyil iğine Güzelce Kasım Paşa getirildi. Çok geçmeden Hâin Ah-med Paşa'nm Mısır beylerbeyi olması, bu*nun da merkeze baş kaldırmasıyla Mısır tekrar karıştı. İkinci defa Mısır valisi olan Kasım Paşa eyalet işlerini ıslaha çalıştı. Ancak Mısır'da istikrarlı bir idarenin ku*rulması, geniş yetkilerle Mısır'a gönderi*len Veziriazam Makbul İbrahim Paşa ta*rafından sağlanabildi. İbrahim Paşa, Mı*sır idaresinin geçirdiği safhaları göz önü*ne alarak ve eski kanunlara dayanarak yeni bir kanunnâme hazırlatıp uygulama*ya koydu. Zamanla Mısır merkezin genel nizamı ve protokollerine, padişahın fer*man ve hükümlerine uyan bir eyalet hali*ne getirildi. Bulunduğu kıtada asker top*lama merkezi, silâh, barut ve çeşitli harp malzemelerinin deposu, Haremeyn dahil devletin güney ve doğu sınırlarının koru*yucusu oldu. Ayrıca ordu için gerekli hu*bubatla sâlyâne sistemine göre yıllık ge*lirin fazlasını "irsaliye" adıyla İstanbul'a gönderdi. Merkez idaresi, eyaletin Orta*doğu ülkeleriyle ilişkilerini İstanbul ile irtibatlandırarak devamını sağlaması do*layısıyla vezir rütbesindeki Mısır beylerbe*yine geniş yetkiler vermiştir.

XVII. yüzyılın ortalarına kadar eyaletin yönetiminde Mısır beylerbeyi ve eyalet divanı ön planda olmuştur. Mahallî idare*cilerden nâzırü'l-emvâl ve kadılar ise bazı meseleleri yerinde halletmişlerdir. Mîrî gelirlerin tahsili ve muhasebesi de bey*lerbeyinin denetimindeydi. Aynı dönem*de eyalette istikrarlı bir idare uygulan*mış, Memlûk zümreleri Osmanlı idaresi*ne bağlı kalmıştır. Ancak bunlar eyaletin çeşitli kurumlarında zamanla birbirleri*ne rakip hale gelmişlerdir. XVI. yüzyılın sonlarında reisleri sancak beyliği payesi*ne yükseltilip eyaletin önemli mukâtaa-lannı işletmeye başlayınca kendi adamla*rını çeşitli gruplar arasına sokarak eyale*tin hem merkezinde hem nahiyelerinde idarî ve askerî nüfuzlarını arttırdılar. Bu*na rağmen ilk zamanlarda ciddi bir an*laşmazlık olmadı. Fakat zaptından beri şeyhülaraplara sancak olarak verilen Saîd bölgesi Kahire'den uzakta bulunduğun*dan eşkıya ve âsi grupların sığınağı haline geldi ve şeyhülarapların nüfuz mücadele*lerine sahne oldu. Bu sebeple Saîd'e za*man zaman Osmanlı sancak beyleri tayin edildi. XVII. yüzyılın başlarından itibaren Saîd şeyhülaraplannın nüfuzları çok art*tı. XVI. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı merkezî teşkilâtında görülen değişimin belirtileri Mısır'a da yansıdı, eski Memlûk zümreleri idarî karışıklıklara yol açmaya başladı. Mısır beylerbeyi, defterdarı ve kadısının sancak beyleri, asker cemaat*leri, kâşifler, Memlûk grupları ve şeyhü-laraplar üzerindeki otoriteleri sarsıldı.

XVII. yüzyılın başlarına kadar Mısır'ın idaresi merkezî yönetime paralel olarak istikrar, huzursuzluk, ıslah ve tanzim dö*nemleri olmak üzere üç safhaya ayrılabi*lir. İstikrar devresi (1525-1560). Vezîriâ-zam Makbul İbrahim Paşa'nın Mısır Ka-nunnâmesi'ni hazırlatıp eyaleti ıslah ve tanzim etmesiyle başlar. Ardından Mısır beylerbeyiliğine getirilen Hadım Süley*man Paşa, Mısır'ın bütün köylerini yeni*den sayıma tâbi tutarak mîrî, evkaf ve diğer arazileri ayrı defterler halinde tahrir ettirdi, maliyeyi düzene soktu. Devlete itaat eden Memlükler'e ve şeyhülaraplara mevkilerini ve mukâtaalarını iade etti ve bütün nüfuzu şahsında topladı. Onun za*manında Mısır eyaleti Osmanlı kanunla*rını benimsedi, idarî bir ferahlık ortaya çıktı. Genellikle bu dönemde Mısır beyler-beyileri görevlerini lâyıkıyla yaptıkların*dan makamlarında daha uzun süre kala*biliyorlardı. Deli Hüsrev Paşa zamanında ticarî hayat canlanmış ve buna bağlı ola*rak İstanbul'a her yıl gönderilmekte olan verginin miktarı artmıştı. Eyaletin asayiş ve emniyetini titizlikle koruyan Dâvud Pa*şa döneminde idarî yapının yanında as*kerî ve adlî bakımdan nisbî bir istikrar sağlanmıştı.

Huzursuzluk devresi (1561 -1583)- Bu dönemde merkezî idaredeki zaaf buraya da yansıdı. Sıkça yapılan tayinler dolayı*sıyla alınan hediyelerle (pîşkeş) yenileme yüzünden alınan berat resimlerindeki usulsüz uygulamalar bunlar arasında sa*yılabilir. Nitekim Mısır'a yeni tayin edilen beylerbeyi her kâşiften "keşüfiye" adıyla bir meblağ alıyordu; bu da kâşiflere vergi ödeyen halktan çıkarılıyordu. Ayrıca mev*cudu zamanla artan Mısır'ın bazı asker cemaatleri idarî işlere karışıp divan erkâ*nına ve beylerbeyilere müdahale eder ha*le geldiler. XVI. yüzyılın sonlarına doğru Mısır'daki Çerkez beyleri tekrar nüfuz sa*hibi olarak vilâyet kâşifliklerini iltizama aldılar, oğullarını ve kendi köle / adamla*rını da askerî gruplara soktular. Böylece Memlükler zamanında yayılmış olan uy*gunsuzluklar yeniden ortaya çıktı, taşra idaresinde de huzursuzluklar arttı.

Islah ve tanzim dönemi (1584-1611). Mısır'daki idarî ve malî bozukluklar, daha ziyade merkeze yollanan irsaliyenin duru*muna göre merkezin dikkatini çekiyordu. 981'den (1573) itibaren eyalette huzuru sağlayıp irsaliyeyi eksiksiz temin etmek üzere geniş yetkili beylerbeyiler tayin

edildi, istanbul'dan gönderilen emirlerde mahallî harcamaların sınırlandırılması is*tendi, bu da beylerbeyi ve beylerin bazı yeni hususlar ihdas etmesine yol açtı. Mı*sır eyaletinin ıslahı için beylerbeyi tayin edilen Damad İbrahim Paşa (1583-1584) eyaletin bütün nahiyelerini teftiş edip dü*zeltmeye çalıştı. Ancak yerine gelen Sinan Paşa'nin (1584-1587] idarede gösterdiği zaaf askerî bir ayaklanmaya sebep oldu. Onun yerine gönderilen eski defterdar Üveys Paşa ise (1587-1590) eyaletin duru*munu büyük ölçüde düzeltip İstanbul'a yılda 600.000 altın irsaliye gönderdiyse de asker gruplarının müdahalesiyle du*rum tekrar karıştı.

Ahmed ve Kurd paşaların beylerbeyilik-leri sırasında karışıklık çıkaranlar berta*raf edildi, bu arada bazı malî ıslahat da yapıldı, fakat karışıklıkların gerçek sebep*leri ortadan kaldırılamadı. Eski defter*darlardan Seyyid Mehmed Paşa beylerbe*yi olarak Mısır'a gidince eyaleti ıslaha ça*lıştı ve asker sayısını azalttı; ancak bazı sancakbeyi ve askerlerin tehditleri üzeri*ne girişimleri sonuç vermedi. Gerek Hızır Paşa'nın gerekse halefi Ali Paşa'nın bey-lerbeyilikleri döneminde de Mısır askerle*rinin fesat ve isyanı sürdü. Hacı İbrahim Paşa (1603-1604), Mısır'ın genel durumu*nu teftişle görevli beylerbeyi tayin edil*diyse de hiçbir icraat yapamadan asker*ler tarafından öldürüldü. Yerine gönderi*len Gürcü Mehmed Paşa selefini öldüren*leri cezalandırıp eyaletin durumunu dü*zeltmeye çalıştı. Asayiş ancak halefi Ye*menli Hasan Paşa zamanında (1605-1607) sağlanabildi.

101 Ste (1607) Mısır beylerbeyi olan Da*mad Mehmed Paşa eyaletteki huzursuz*luk sebeplerini araştırdıktan sonra ısla*hata girişti. Olayların başlıca sebebi olan keşûfiyeyi, mukâtaafarın iltizamla veril*mesi ve iltizamların kâşifler vasıtasıyla ta*sarruf edilmesi sistemini kaldırdı. Bunu doğrudan Mısır divanına bağladı. Bu ara*da devamlı isyan halinde bulunan urbanı itaat altına aldı. "Tulbe" denilen uygula*manın kaldırılması sebebiyle ayaklanan âsileri dağıttı. Sikke ayarını düzeltti, mî*rî ambarın defterlerini inceleyip emin-liğini dürüst bir kişiye verdi. Kale içinde evli olmayan yeniçeri ve azeblere odalar yaptırdı; diğer asker cemaatleriyle de il*gilenerek eyalette huzur ortamını sağla*dı. AncakXVII. yüzyılın ortalarından iti*baren Mısır'da huzur ve istikrar yeniden bozulmaya başladı.

Mısır, XVI. yüzyılda Osmanlı eyaletleri İçinde malî açıdan zengin kaynaklara sahip olma özelliğiyle ön plana çıkmıştı. Mısır gelirlerinin önemli bir kısmı eyalet merkezinde veya civarındaki masraflara tahsis edilirdi. Sıkıntısı çekilen erzak ve barut gibi maddelerle Akdeniz ve Kızıl-deniz'de Mısır sahillerinin muhafazasın*da bulunan kadırgaların ihtiyaçlarının te*mini. Yemen ve Habeşistan'a gönderilen askerlerin masrafları, hac için İstanbul'*dan Haremeyn'e giden görevlilerin mas*raflarının karşılanması, Haremeyn'deki tamirler, hac yolundaki su tesisleri ve ka*lelerin binası ve ıslahı, Mısır eyaletine be*ratla gönderilenlerin ulufe ve ihtiyaçları, eyaletteki köprülerin muhafaza ve tami*ri ve tabii âfetlerin tahribatını giderme masrafları mahallî hazineden karşılanır*dı. Bu harcamalardan geriye kalan mik*tar yıl sonunda İstanbul'a "ceyb-i hümâ*yun harçlığı" olarak gönderilirdi. XVI. yüz*yılın sonlarına kadar irsaliyenin miktarı 500.000 altın, XVII. yüzyılın ikinci çeyre*ğine kadar 700.000 altın civarında olmuş*tur. XVI. yüzyılın ilk yarısında beylerbeyi*ler makamlarında uzun müddet kaldıkları için irsaliye hazinesi temininde zorluk çe*kilmemiştir. Ancak yüzyılın ikinci yarısın*da beylerbeyilerin tayin müddetleri kı*saltılıp irsaliye miktarı arttırıldığından irsâliyenin her yıl zamanında gönderilme*sinde sıkıntı çekilmiş, meblağın toplan*masında halka baskı yapılmıştır.

Mısır eyaleti, Osmanlı Devleti'nin gü*ney sınırlan ile Ortadoğu bölgesinin kara ve deniz yollarını muhafaza etmesi, bir taraftan Kuzey ve Güney Afrika'ya, diğer taraftan Kızıldeniz ve Arap yarımadasına yönelik siyasî faaliyetlerde anahtar ülke olması dolayısıyla büyük bir askerî öneme sahipti. Buradaki mahallî asker grupları gerek Arap yarımadası gerekse Kuzey Af*rika, Habeşistan, Yemen gibi uzak bölge*lere yönelen seferlere katılıyordu. Hadım Süleyman Paşa'nın 945'teki (1538) Hint seferi buradan başlamıştı. Özdemİr Pa-şa'nın Habeş harekâtında da (962/1555] eyalet ana üs rolü oynamıştı. 975'ten (1567) itibaren hızlanan Yemen olayları eyaleti kilit konumuna getirmişti. Ayrıca bu sıralarda hem Hint taraflarından hac ve ticaret için Osmanlı ülkelerine gelip gi*denleri Portekizlilerin saldırılarından ko*rumak hem de Yemen, Hicaz ve Habeş vilâyetlerini muhafaza etmek üzere kuv*vetli bir donanma oluşturulmuştu.

XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Mısır eyaletinde idarî, malî, askerî bakım*dan önemii sıkıntılar yaşandı. Merkezî idare ve onun temsilcisi olan beylerbeyi*nin eyaletteki Osmanlı ve Memluk yöne*ticileriyle şeyhülarapların üzerindeki oto*ritesi zayıfladı. Memlûk grupları XVII. yüzyılda çeşitli yollarla eyaletin asker ce*maatlerine geçti ve sayıları giderek art*tı. Kendilerine Mısır'ın içinde ve dışında verilen askerî ve idarî görevler vesilesiyle eyalette etkili, zamanla da Mısır beyler*beyine rakip olabilecek bir güç haline gel*diler. Osmanlı merkezî idaresi gerek nü*fuzlu mahallî güçler arasında dengeyi sağlayabilmek gerekse yıllık geliri düzenli olarak alabilmek için bu gibi yerel grupla*rın varlığını kabul etmek zorunda kaldı. Özellikle XVII. yüzyıl ortalarına kadar hiç*bir siyasî nüfuzu bulunmayan ve birbirine rakip iki büyük grup olan Kâsımiyye ile Zülfikâriyye fırkaları ön plana çıktı. XVIII. yüzyılın ikinci yarısına kadar Mısır'da üs*tünlük sağlamak için aralarında bütün eyaleti etkileyen birçok çatışma meydana geldi. 1123te (1711) azebân ile müstahfı-zân cemaatleri içinde çıkan anlaşmazlık Kâsımiyye ve Zülfikâriyye fırkalarını yeni bir mücadele içine itti. Sonunda Mısır Beylerbeyi Halil Paşa makamından İndiri*lip karışıklığın sebebi olan Efrenc Ahmed ve birçok taraftarı öldürüldü. 1135'te (1723) Kâsımiyye fırkasından Çerkez Mehmed şeyhülbelediik makamına ulaşınca rakiplerini bertaraf edip bütün yetkileri eline aldı. Mısır bu karışıklıktan Çerkez Mehmed Bey'in 1729'da öldürülmesiyle kurtulabildi. Böylece Kâsımiyye fırkasının gücü azaldı. Fakat bu defa asker sınıfın*dan olup Kazdağlı İbrahim Kethüda lider*liğinde ortaya çıkan Kazdağlı fırkası Mı*sır'da etkili hale geldi ve eyalette önemli görevleri elde etmekle yetinmeyerek eski Memlûk Devleti'ni kurmaya dahi çalıştı. Kazdağlılar 1173'te (1760) Bulutkapan Ali Bey'i şeyhülbeledliğe tayin edince Ali Bey Mısır'daki rakiplerine üstün gelip mev*kilere kendi adamlarını getirdi. Ardından tehlikeli gördüğü kimseleri memlüklerin-den Ebü'z-Zeheb Muhammed vasıtasıyla ortadan kaldırdı ve yetiştirdiği memlük-leri ümerâ sınıfına dahil ettirdi (1768).

Bulutkapan'ın bertaraf edilmesinin ardından Mısır'da hâkimiyet ve nüfuz Ebü'z-Zeheb'e intikal edince Ebü'z-Zeheb, Osmanlı Devleti'nin Mısır'da şeklî idaresini tanımış, hatta Şam'da Osmanlı hükümetine baş kaldıran Zahir el-Ümer'in üzerine sefere çıkmış ve bu seferde öl*müştür.[1222] Ebü'z-Zeheb'in vefatından sonra onun tâ-bilerinden (Muhammediyye) İbrahim ve Murad beylerle Bulutkapan tâbilerinden jsmâil Bey arasında Mısır'da tekrar hâki*miyet ve nüfuz rekabeti başladı. Önce nü*fuz Muhammediyye fırkasının eline geçip şeyhülbeledliğe İbrahim Bey sahip olduy*sa da ardından Aleviyye fırkasının reisi İs*mail Bey ile mücadelesinin sonunda Mı*sır Beylerbeyi İzzet Mehmed Paşa, İsmail Bey'e şeyhülbeledlik hil'ati giydirdi.

Bu devirde Yukarı Mısır, İbrahim ve Mu*rad beylerin ve Aşağı Mısır İsmail Bey'in nüfuzu altında bulunuyordu. Yukarı Mı*sır'a hâkim olanlar erzak nakline engel ol*duklarından Aşağı Mısır'daki halk kıtlık ve sefalet çekiyor, İsmail Bey'in sefer mas*raflarını karşılamak üzere koyduğu vergi*ler bu sefaleti büsbütün ağırlaştırıyordu. Muhammediyye ile Aleviyye zümreleri arasında mücadele sürerken Mısır bey-lerbeyilerinin sık sık değiştirilmesi mer*kezî idarenin nüfuzunun bir kat daha kı*rılmasına, halkın bu gibi mahaliî zümrele*rin keyfî tutumlarına terkedilmesine yol açıyordu. 1783'te İbrahim ve Murad bey*ler İskenderiye, Dimyat ve Reşîd'de askerî merkezler verilmesi karşılığında Mı*sır'ın bağımsızlığına yardımcı olması için Rusya'ya başvurdular. Ertesi yıl Rusya'*dan üç subay Mısır limanlarının durumu*nu araştırmak üzere peşpeşe Mısır'a geldi ve bu ziyaretlerin neticesi olarak İs*kenderiye'de Rus Konsolosluğu kuruldu (1785).

Mısır'da Memluk zorbaları ile Rusya arasındaki ilişkiler İngiltere ve Fransa'nın bu bölgede faaliyetlerini arttırdı; Fran*sızlar bir ticaret antlaşması İmzalamayı başardı. İngiltere ise İstanbul'a baskı ya*parak Fransız-Memlûk antlaşmasını ilga*ya çalıştı. Nihayet Osmanlı hükümeti, çok önemli vilâyeti olan Mısır'ın iç ve dış teh*likelerle sarıldığını görünce Memlûk zor*balarını ortadan kaldırmaya karar verdi ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa'yı deniz yo*luyla Mısır'a gönderdi.[1223] Hasan Paşa Mısır'a varır varmaz önce toplumsal huzuru sağladı, Rahmaniye civarında âsilerin ordularını bozdu. Kahire'ye gelerek Ezher Camii'nin ulemâsıyla zorbaların yok edilmesini sağlayacak tedbirler hakkında meşverette bulundu. Askerlere de eski kanunlarına ri*ayet etmelerini tembih edip kaçan üme*rânın mahlûl olan mukâtaalarının satıl*ması, birkaç yıldan beri geri kalmış irsa*liye hazinelerinin İstanbul'a gönderilme*si, hac kafileleri işinin yoluna konulması gibi meselelerin halliyle uğraştı. Ancak Murad ve İbrahim beylerin direnişi sürdü. Osmanlı kuvvetleri Kahire'ye, Memlükler ise Circe'ye çekildi. Bu sırada ortaya çıkan Türk-Rus savaşı Mısır işlerini oluruna bağlama zaruretini doğurdu. Gazi Hasan Paşa, bazı vilâyetleri İbrahim ve Murad beylere bırakıp İsmail Bey'e de bir miktar yardımcı kuvvet verdiKten sonra Mısır'ın iç işlerinde esaslı bir değişiklik yapma*dan Mısır'dan ayrıldı. Murad ve İbrahim beyler Saîd'de bulunan Memlûk beyleriyle birleşerek tekrar ayaklandılar. Şeyhülbe-led Osman Bey'in yanlış hareketlerinden istifade edip Kahire'ye girmeyi başardı*lar. Babıâli ise Fransızlar'ın Mısır'a girişi*ne kadar bu durumu kabul etmek zorun*da kaldı.

İdarî Teşkilât, Sosyal ve Ekonomik Du*rum. Osmanlı yönetimi altında Mısır'ın idarî yapısını coğrafî gerekçeler geniş öl*çüde tayin etmiştir. Mısır, esas itibariyle kuzeyde Aşağı Mısır ve güneyde Yukarı Mısır olarak iki bölgeye ayrılmıştı. Bunla*rın arasında Kahire bulunmaktaydı. Mı*sır'ın bu ana taksimatı idarî bölgeler ba*kımından siyasî, idarî ve İktisadî duruma göre birtakım değişikliklere de uğramıştı. Mısır eyaleti daha önce olduğu gibi bir*kaç vilâyete (keşûfiyyet) ayrılırken önemli bölgelerde sancaklar kurulmuştur.

XVI. yüzyılın başlarında Mısır eyaleti Aşağı Mısır'da Şarkiye, Kalyûb. Bilbîs, Dekariliye. Garbiye, Menûfiye, Buhayre ve Katya; Yukarı Mısır'da (Saîd! Cîze, Atfî-hiye, Üşmûneyn, Feyyûm, Behnesâviye (Behnesâ) ve Vâhât vilâyetlerinden meyda*na geliyordu. Ayrıca İskenderiye, Cidde ve Asyût sancakları bulunuyordu. Daha son*ra İbrim, Dimyat ve Reşîd'de birer san*cak, Süveyş'te müstakil bir kap*tanlık İhdas edildi. XVII. yüzyılın başların*da eyaletin idare merkezi olan Kahire ile beraber idarî bölgeleri on iki vilâyet Şar*kiye, Garbiye. Menûfiye, Buhayre, Terrâne, Katya, Cîze,AtfîhIye, Feyyûm, Behnesâvi*ye, Üşmûneyn, Menfelûtiye, Vâhât ve ye*di sancaktan (İskenderiye, Dimyat, Reşîd, Süveyş, Cidde, Asyût ve İbrim) ibaretti. Bu yapısını genel hatlarıyla XVIII. yüzyıl*da da sürdürmüştür.

Eyaletin başında bulunan beylerbeyi, sadece Mısır'da değil aynı zamanda Orta*doğu Arap yarımadası ve hatta Kuzey Af*rika'ya kadar geniş Osmanlı coğrafyası içinde en önemli idareci konumundaydı. Başlangıçta eyalete bu önemi dolayısıyla kubbe veziri payesindeki paşalardan biri tayin edilirdi. Daha sonra bu tayin vezâ-ret rütbesi verilmek suretiyle yapılmaya başlanmıştır. Beylerbeyi yanında eyale*tin malî işleri nâzırü'l-emvâl / defterdar vasıtasıyla yürütülürdü. Mısır divanında görüşülmeyen, daha çok iç meseleleri il*gilendiren konular nâzırü'l-emvâlin mec*lisine bırakılırdı. Bu meclis defterdar ne*zâretinde rûznâmçeci, muhasebeci, mukâtaacı ve diğer maliye memurlarından oluşuyordu. Nâzırü'l-emvâl beylerbeyinin yokluğunda onun yerine vekâleten vazi*fesini ifa edebilirdi.

Mısır eyalet merkezinde beylerbeyinin idarî ve askerî işlere yabancı olmasından dolayı birkaç sancak beyi istihdam edil*mişti. Akdeniz ve Kızıldenİz sahillerini düşman ve korsanlardan korumak için İs-kenderiye, Dimyat ve Cidde'ye Süveyş kaptanlığı ile Saîd bölgesine birer sancak beyi gönderilmişti. Eyaletin diğer vilâyet*leri Mısır Kanunnâmesi gereğince Mem-lüklü kâşiflere ve şeyhülaraplara bırakıl*mıştı. Mısır vilâyetlerinin kâşifleri çoğunlukla Memlûk asıllıydı; daha sonra kâşif -likler Mısır'da veya İstanbul'da bulunan kapıkullarına da verilmeye başlandı. Kâ*şifler, kâşiftik mansıbıyla birlikte vilâyetin bazı mukâtaalannı da iltizamla tasarruf ederlerdi. Bunlar vazifelerini beylerbeyi ve nâzırü'l-emvâlin nezâretinde görürler*di. Vilâyetlerin topraklarının değerlendi*rilmesinden doğrudan sorumlu olan kâ*şifler uhdelerindeki köylerin nehir sedlerini zamanında tamir ettirmek, Nil'in taş*masından önce köylerde tasarruflarında bulunan araziyi hazırlatmak, keşûfiyetin-de mevcut ekilmemiş toprakların işlen*mesine çalışmak ve vergileri terbi defter*lerine göre alıp hazineye teslim etmekle yükümlüydü. Vilâyetlerinde emniyet ve asayişi sağlamak, şeyhülaraplık bölgele*rinde devlet otoritesini yerleştirmek, eki*len toprakları ve yollan urban tecavüzün*den korumak, köylerde halk ve askerler arasındaki çatışmaları önlemek de kâşif*lerin önemli görevlerindendir.

Şeyhülaraplar, Mısır beylerbeyinin öne*risi ve devlet merkezinin onayı ile tayin edilirdi. Beylerbeyiler bu mansıb boşalın*ca aynı vilâyet şeyhlerinden liyakatli ola*nını seçerdi. XVI. yüzyılın sonlarından iti*baren Saîd, Garbiye, Şarkiye, Buhayre ve Menûfiye vilâyetlerinde bulunan şeyhle*rin sancak beyliği pâyesiyle tayin edildiği görülmektedir. Mısır'ın zaptından beri şeyhülaraplar bölge ve vilâyetlerinde müs*takil hâkim olarak geniş yetkilere sahipti*ler. Onların vazifeleri kâşiflerinkinin aynı olup taahhüt ettikleri iltizamlarını yerine getirmeleri görevlerinin başında gelirdi. Devletin giriştiği seferlerde fazla askere ihtiyaç olursa Mısır kâşifleri ve şeyhülarapları maiyetleriyle beraber sefere me*mur edilirlerdi. XVII. yüzyılın başlarında Mısır vilâyetleri şeyhülaraplara. Osmanlı ve Memlûk beylerine sancak pâyesiyle tevcih edilmeye başlanmış, kâşiflerin yet*kileri sınırlandırılmış, vilâyetler tedricen vilâyet sancak beylerinin nüfuzu altına girmiştir.

Yavuz Sultan Selim, eyaletin muhafaza*sı için Mısır'da güvenilir Osmanlı beyleri kumandasında Rumeli. Anadolu ve sipahi askerlerinden 3000 asker bırakmıştı. 930 (1524) yılı sonlarına kadar kapıkulu sipa*hi ve gönüllülerinden teşekkül eden bu kuvvetler İstanbul'dan Mısır'a nöbetleşe gönderilirdi. Vezîriâzam Makbul İbrahim Paşa'nın Mısır düzenlemesi esnasında bu*raya getirilen kapıkulu askerlerinden ilk defa Mısır'a mahsus bir askerî teşkilât kurulmuştur. Buna göre Mısır askeri gö*nüllü, atlı tüfekçi ve Memlûk askerinden teşkil edilen Çerâkise, müstahfızân (yeni*çeri) , azeb ve çavuş olmak üzere altı cemaatten oluşmaktaydı. XVI. yüzyılın ortalarında bunlara müteferrika cemaati eklenmiştir.

Gönüllü, atlı tüfekçi ve Çerkez cemaat*lerinin esas vazifesi Kahire şehrinin ve vi*lâyetlerin muhafazası ile asayişinin temi*ni idi. Müstahfızlar ve azebler hizmetle*rini Mısır'ın idare merkezi olan Kal'atül-cebel'de. çavuş ve müteferrikalar ise Mı*sır'ın Dîvân-ı Âlîsi'nde görürlerdi. Mısır'ın asker cemaatleri eyalette asayişi sağla*ma yanında idarî bazı hizmetleri de ya*pardı. Müteferrika, çavuş, sipahi ve silâh-dar cemaatlerinden seçilen dergâh-ı âlî askerleri de Mısır'ın vergi tahsili hizmet*lerine tayin edilirdi. Bununla beraber XVI. yüzyılın ikinci yansında askere ihtiyaç duyulunca taşrada hizmet görmek şar*tıyla oluşturulmuş "kuloğlu" ve "karın-daşoğlu" gruplarına da başvurulurdu. Bunlar belli bir süre için Yemen ve Habeş gibi bölgelerde hizmet gördükten sonra Mısır'a dönüp orada ulûfeli asker zümre*sine dahil olabilirlerdi. XVI. yüzyılın son çeyreğine doğru Mısır askerinin mevcu*du 9300'ün üstüne çıkınca askerin maaşı eyaletin hazinesine yük olmaya başlamış*tı. Askerin ulufesinin zamanında verilme*mesi, Mısır halkından ve memlûk oğulla*rından seçilen askerlerle diğer askerler arasında ihtilâf çıkmasına, eyalette as*kerî ve idarî yetkileri bulunan Mısır aske*rinin Mısır halkına, idarecilerine ve beylerbeyilerine baş kaldırıp bazan devlet merkezinin emirlerini dinlememelerine sebep olmuştur. Bu gibi gruplar bilhassa XVII ve XVIII. yüzyıllarda Mısır'ın önemli güç odaklarından birini teşkil etmiştir.

Eyalet bu idarî yapılanma yanında aynı zamanda kazâî teşkilâta da sahipti. Ya*vuz Sultan Selim, Mısır kadılığında bulu*nan dört mezhep kâdılkudâtına hil'at giy*direrek onları eski makamlarında bırak*mıştı. Ancak Mısır'da Osmanlı hâkimiyeti nisbeten yerleştirildikten sonra 928'de (1522] eyalette adalet işlerini düzenle*mek ve şer'î işlere bakmak İçin merkez*den bir kadı tayin edilip Mısır'ın kadılık teşkilâtının temeli atıldı. Osmanlı kaza teşkilâtında büyük önemi bulunan Mısır kadılığı rütbe bakımından XVI. yüzyılda taht kadılıklarından (İstanbul, Edirne ve Bursa) sonra geliyordu ve devletin büyük kadılıkları için kullanılan mevleviyetlerden biriydi. XVI. yüzyıl sonlarına kadar Mısır kadılığına Şam kadılığından tayin yapılı*yordu. Fakat daha sonra bu teamül bo*zuldu. Mısır kadısı Hanefî mezhebinden seçiliyordu ve beylerbeyinden ayrı bir adlî-idarî yetkisi vardı.

XVII-XVIII. yüzyıllarda Mısır eyaletinin beylerbeyiliği ve kadılığı dışında defter*darlık, kaymakamlık, Saîd, Şarkiye, Gar*biye gibi vilâyetlerin sancak beylikleri, emîr-i hachk, kâşiflik, mukâtaacılık ve emanetlik idare mensuplarının çoğu Memlûk mütegallibelerinin eline geçti; böylece Mısır'ın mahallî idaresi üzerinde*ki Osmanlı Devleti otoritesi sarsıldı. Diğer taraftan Mısır'ın askerî grupları arasın*daki mücadeleler idarecileri de etkiledi. Memlüklü sancak beyleri, hâkimler ve kâ*şiflerin yönetimi altında arazi iltizamları*nın ve mukâtaaların mîrî varidat tahsilleri Memlûk kökenli mübaşir, âmil ve emin*lerin eline geçti. Onlar da halka ve köylü*lere ağır vergiler yüklediler. XVIII. yüzyı*lın ikinci yarısından itibaren Memlükler'-den seçilmesi teamül olan Mısır defterda*rı güç kazandı ve kendi Memlûk fırkasının işlerine göre davranmaya başladı; hatta mîrî gelirlerinin bir kısmını fırkasının kö*le ve silâh gibi ihtiyaçlarına harcadı. Bu yüzden Mısır'ın mîrî gelirinden İstanbul'a gönderilen irsaliye ve diğer ihtiyaçlar, Ha*remeyn'in sadakası ve buğdayları, devlet merkezinin ordu ve donanmalarının mal*zemeleri, kapıkulları ve civar vilâyetlerin*de bulunan nöbetçi askerlerin ulufeleri karşılanmaz oldu. Mısır maliyesine bakan beylerbeyi ve kadı, Osmanlı idarecilerinin sâlyâne ve diğer tahsisatlarını sağladıktan sonra eyaletin öbür maliye işlerine karışamadılar.

Mısır eyaleti batı ve doğu arasındaki ticaret yolu üzerinde stratejik bir mevki-deydi, ayrıca ziraî, hayvanî ve madenî kay*naklara sahipti. Devlet merkeziyle güney ve doğu vilâyetlerinin arasını birleştirme*si bakımından ekonomik önemi büyüktü. Ziraat Mısır'ın temel iktisadî kaynağı olup küçük sanayi ile iç ve dış ticareti tarıma dayalı idi. Bu devirde Mısır'ın başlıca ta*rım ürünleri pirinç, buğday, şeker kamı*şı, mercimek, nohut vb. idi. Bu ürünlere dayalı, şeker, pekmez, kumaş, yağ ve sa*bun sanayileri vardı. Ayrıca İskenderiye, Süveyş ve Bulakta gemicilik ve iplik ima*li, tuzculukve balık tuzlamacılığı, halıcılık yapılırdı. Mısır'ın gerek Akdeniz ve Kızıl-deniz'de gerekse Nil üzerindeki limanlan ticarî bakımdan önemli role sahipti. İs*kenderiye, Dimyat ve Reşîd gibi limanlar iç ve dış ticarette başta geliyordu. Hubu*bat, Mısır'ın İstanbul'a ve Osmanlı vilâ*yetlerine başlıca ihracat metai olup Saîd ve Delta'dan buğday, Fereskûr'dan pirinç Dimyafa gelir, daha sonra Şam'a ve Ana*dolu'ya gönderilirdi. İskenderiye'den İs*tanbul'a kahve, zencefil ve biber gibi ba-

harat çeşitleriyle birlikte barut ve ordu*lar için peksimet yollanırdı. Ayrıca Trab-lusgarp, Tunus, Circe ve Cezayir gibi dev*letin batı vilâyetlerinden, Fas ve Mera-keş'ten hacılar, talebelerle tüccarları ta*şıyan kafileler Mısır'a gelirdi. Birçok Faslı tüccar İskenderiye'de yerleşmişti. Mısır eyaletinin dış dünya ile ticarî faaliyetleri, Osmanlı Devleti'nin yabancı devletlerle imzaladığı antlaşma ve protokoller gere*ğince olurdu. Osmanlı idaresi, Avrupa ülkeleriyle barış ve savaş durumuna göre yabancı tüccarları sıkı kontrol altına alır, demir, barut, buğday gibi stratejik Öne*me sahip malların onlara satılmasını ya*saklardı.

Osmanlı Misın'nda kültürel hayat Mem*lûk devrinin uzantısı olarak gelişme gös*termiş, ancak Mısır'da İstanbul merkezli bir ortam da oluşmuştur. Mısır'ın çoğun*lukla Arapça bilmeyen Osmanlı beylerbe-yileri âlim, mütefekkir ve edipleri Arapça telife özendirmemiştir. Yöneticiler Türkçe yazılan eserlerle ilgilendiklerinden müel*lifler de Türkçe ve Farsça'yı öğrenmeye ve bu dillerle eser vermeye çalışmıştır. Türkçe ve Farsça pek çok kelime ve deyim Arapça'nın Mısır lehçesine girmiştir. Bu devirde birçok edip, tarihçi, düşünür ve âlim görülüyorsa da eserleri genellikle sathî kalmış ve mahallîlikle nitelendiril*miştir. Devrin belli başlı mütefekkir ve edebiyatçıları Buğyetü'l-erih ve ğunye-tü'1-edîb, Gülistan tercümesi Ezherü'l-Bustân adlı manzumesi bulunan Yûsuf Zekeriyyâ el-Mağribî, es-Sîretü'I-Hale-biyye adıyla da anılan İnsânü'l-^uyûn îî sîreti'l-emîni'l-Me'mûn adlı üç ciltlik eserin müellifi Nûreddin el-Halebî'dir. Ay*rıca Mısır kadılığında bulunan, Dîvânül-edeb fî zikri şuı:arâ:'i'I-cArab ve Şifâ'ü'l-ğalîl adlı eserlerin müellifi Şehâbeddin el-Hafâcî, tarihçilerden er-Ravzatü'z-zehiyye fî vülâti Mışr ve'1-Köhire el-Mu'izziyye ve el-Kevâkibü's-sâ'ire fî ahbâri Mışr ve'1-Kâhire isimli çalışma*ları olan İbn Ebü's-Sürûr el-Bekrî, cAcâ'i-bü'J-âşâr fi't-terâcim ve'1-ahbâr, Maz-harü't-takdîs bi-zehâbi Devleti'l-Fran-sîs adlı eserlerin sahibi Abdurrahman el-Cebertî de sayılabilir.

Kahire'de Ezher Camii faaliyetlerini bu dönemde etkili biçimde sürdürmüştür. Burada hadis, tefsir, fıkıh gibi dinî ders*ler okutulduğu gibi bazı âlimler şer'î ol*mayan ilimler sahasında da ders vermiş ve eserler telif etmiştir. Nitekim Ezher şeyhi Demenhûrî eî-Kavlü'ş-şarîh fî V~ mi't-teşrîh, el-Kavlü'l-akrab fî cilâci lesH'l-akrab ve İhyâ'ü'l-fevâ'id bi-mcf-rifeti havâşşi'l-cfdâd gibi eserler kale*me almıştır. XVIII. yüzyıl boyunca Ezher Camii bir nevi halk meclisi gibi olup âlim*leri halkın meselelerini halletmeye çalış*mıştır. Bunlar Osmanlı merkez idaresiyle Mısır zorbaları arasında ara buluculuk yapmış, 1147'de (1734-35) Mısır Mem-lüklü emîrleri Ömer et-Tahlavryi ulak ola*rak İstanbul'a gönderdikleri gibi 1183'te (1769-70) Buiutkapan Ali Bey de bazı hu*susları aktarmak üzere Abdurrahman b. Ömer el-Arîşî'yi yollamıştı.

Osmanlı devrinde özellikle Mısır'ın bü*yük şehirlerinde imar faaliyetleri görül*müştür. Mimari eserler genellikle vali ve beyler gibi devlet ricali tarafından yaptırılmış, cami, mescid, medrese, küttâbve sebiller için birçok gelir kaynağı vakfedil-miştir. Bu dönemde Osmanlı tipinde Mı*sır'da inşa edilen en meşhur camiler Kal-•atülcebel'de Süleyman Paşa (935/1528), Bulakta Sinan Paşa (979/1571), Kahire1-de Saf iye Sultan (1019/1610) ve Ezher Camii'nin karşısında Ebü'z-Zeheb (1188/ 1775) camileridir. Her caminin yanında veya üstünde bir medrese yahut küttâb bulunmakla beraber Hüsrev Paşa Sebili (943/153ö), Beşir Ağa Sebilküttâbı (1131/ 1719) ve Abdurrahman Kethüda Sebil*küttâbı (1157/1744] gibi hayır kurumlan da görülmektedir. Kapaliçarşı şeklinde düzenlenmiş olan hanlardan Bulak'ta Sü*leyman Paşa (948/1541), Hasan Paşa el-Vezîr (991/1583)veAbbas Ağa (1059/1649) hanları ile (vikâle) Bâbüivezîr Hamamı (1103/1691-92), Karameydan Hamamı (1112/1700-1701) ve Kahye Hamamı da (1149/1736-37) Kahire'nin önemli eserle*rindendir.


Bibliyografya :


BA, A.DVN. MSR, 1689-1792; BA. D.BŞM, Ek kodları 7; Mısır Hazinesi 15 (20/14) 1609-1803; BA. Mısır Hazinesi 41 (20/20) 1574-1791; BA, A.MŞT, Mısır Atik (4) 1734-1747, Mısır Atik (11) 1747-1813; BA, Mühimme-İ MısırDe/terteri(1-10} 1718-1803; TSMA, nr. D. 4114, 5822, 6685, 10057, 10059; nr. E. 664, 2283, 5594, 5807, 6454, 6456, 6479, 7670, 9329, 9923, 10588, 12321; ibn İyâs, BedâYu'z-zühûr, V, tür.yer.; "Sİlâhşor'un Feth-nâme-i Diyâr-ı Arab Adlı Eseri" (haz. SelâhattinTansel, TViçinde). sy. 17 (1958), s. 294-320; sy. 18 (1961) s. 430-454; İbn Tolun, Müfâkehetü 'i-hillân /T haüâdişi'z-za-mân, Kahire 1962-64, 1-11, tür.yer.; İbn Zünbül. Ğazaüâtü's-Sultân SelîmHân ma'a Kanşu el-Gaun sultânu Mışr, Kahire 1278; Kanûnname'i Mışr(trc. ve nşr. Ahmed Fuâd Mütevelli), Kahire 1986; Âlî Mustafa, Hâlâtü'l-Kâhire mine'l-âda-ü'z-zâhire: Mustafâ cÂ/i"s Description ofCairo of 1599 (nşr. ve t re. A. Tietze), Viyana 1975; Mus*tafa b. İbrahim. Târihu oekaVi Mışr et-Kâhire, Dârü'l-kütübi'l-Mısriyye, Tarih, nr. 4048; Yûsuf el-Mellevânî, Tuhfetü'l-ahbâb bi-men meleke Mışr mine'l-miilûk ve'n-nüüüâb, Dârii'1-kütü-bİ'1-Mısriyye, Tarih, nr. 5623; Ahmed Şelebî b. Abdüiganî el-Hanefi, Eudahu'l-İşârât (nşr. Ab-dürrahîm Abdurrahman Abdürrahîm), Kahire 1978; Muhammed b. Abdülmu"tî el-İshâki, Ah-bârû 'l-üuel A men taşarrafe ft Mışr min erbâ-bi'd-düuel. Kahire 1930; Ahmed Süheylî, Tâ-rîh-i Mtsri'l-cedîd (nşr. İbrahim Müteferrika). İs*tanbul 1142; İbn Ebü's-Sürûr el-Bekrî. el-Mine-hu'r-rahmâniyyefı'd-Deuleti'l-'Aüyye, Dârü'l-kütübi'l-Mısriyye, Tarih, nr. 5424, tür.yer.; a.mlf., Fetjzü'l-mennân f'ı zikri deuletİÂİi 'Oşmân, Süieymanİye Ktp., Ayasofya, nr. 3345, tür.yer.; a.mtf., en-Nüzrıetü'z-zehiyye, Dârü'l-kütübi'l-Mısriyye, Tarih, nr. 2266; a.mlf.. el-Keuâkibü's-sâ'ire (t ahbâri Mışr ue7-Ka/ııre, Dârü'Ukütübi'l-Mısriyye, Tarih, nr. 2023; Evliya Çelebi, Seyahat*name, X, tür.yer.; İbrahim b. Ebû Bekir es-Sevâ-Hhîel-Avfi, Terâcimü'ş-şauâ'ikfioâkı'ati's-sanâ-cifc(nşr. Abdürrahîm Abdurrahman Abdürrahîm), Kahire 1986; Abdüiganî İsmail en-Nablusî, ef-rjakik-a ue'l-mecaz fi'r-rihte ilâ büâdi'ş-Şâm oe Mışr oe'l-Hicâz (nşr. Ahmed Abdüimecîd Herîdî), Kahire 1986; Ahmed ed-Demürdâşî. ed-Dürre-tü'l-muşâne fi ahbâri'l-tünâne (nşr. Abdürrahîm Abdurrahman Abdürrahîm), Kahire 1989; Hüse*yin Efendi er-Rûznâmecî. Terttbü'd-diyâri'l-Mış-riyye fi <ahdi'd-deuleü'l-'Oş_mâniyye (nşr. M. Şefik Gurbâl), Kahire 1936; Cebertî. 'Acâ'ÜJÛ'f-âşâr, 111, tür.yer.; a.mlf.. Mazharü't-takdts (nşr. Muhammed Cevher - Ömer ed-Desûki). Kahire 1969; Abdülkerîm b. Abdurrahman, Târîh-i Mı*sır, Süieymanİye Ktp., Hekimoğlu Ali Paşa, nr. 705; Dİyârbekrî Abdüssamed b. Seyyidî Ali b. Dâvûd. Neüâdirû't-teuârih,Millet Ktp., Ali Emî-ri, Tarih, nr. 596; Berberzâde Muhammed b. Yû*suf el-Hallâk, Târlh-i Mısır, İÜ Ktp., TY, nr. 628; Rıdvanpaşazâde Abdullah, Târîh-İ Mısır, Süiey*manİye Ktp., Hamidiye, nr. 900; H. Deheraim. l'Egypte tarque, pachas et mameluks du XVI1 auXVHİesiecle.Psns \934;E.Cambs, l'Egypte ottomane de la conguete par Selim (1517) a t'arriuee de Bonaparte (1798), Le Caire 1935; G. Guemard. Les reformes en Egypte d'Ali Bey el-Kebir â Mehmed Ali (1760-1848), Cairo 1936; Hasan Osman. TârİhuMışrfi't-cahdiVOş-mâni (1517-1798), Kahire 1942; M. Rıfat Ra*mazan, "-Ali Bey el-Kebîr, Kahire 1950; S- Shaw. "Cairo's Archives and the History of Ottoman Egypt", Reporton Current Research, Washing*ton 1956, s. 59-72; a.mlf.. The Financial and Administratiue Organizaüon and Deoeiopment ofOUoman Egypt: 1517-1798, Princeton - New Jersey 1962; a.mlf.. The Budget of Ottoman Egypt: 1005-1006/1596-1597, The Hague 1968; a.rnlf.. "The Ottoman Archives as a Source for Egyption History", JAOS, LXXXHI (1963),s.447-452;AbdülkerîmRâfik, Bilâdü'ş-Şâm ve Mışr, Dımaşk 1968; Seyyid Receb Har-râz, el-Medhal ila târihi Mışr el-hadlş. Kahire 1970; P. M. Holt, Egypt and the Fertile Cres-cent: 1516-1922, Kahire 1970, s. 46-85; Ömer Abdülazîz, eş-Şarku'l-'Arabî mine'l-fethi't-cOş-mânî hattâ nihâyeti'l-karni'ş-şâmin 'aşer, Bey*rut 1971; Abdülazîz M. eş-Şinnâvî, Deurü'l-Ez-her fi'l-hlfâz 'ale't-tâbi'i'l-'Arabİ li-Mışr ibba-ne'l-hükmî'l-'Oşmânt, Kahire 1971; M. Abdül-mün'im er-Râkıd. et-öazoü'l-'Oşmânî ti-Mışr oe netâ'icühû 'ate'l-uatani'l-'Arabi, İskenderiye 1972; A. Raymond, et-Târihu'l-İctimâ'î lî-Mışri't-'Oşmanİ (trc. Ziiheyr eş-Şâyib). Kahire 1974; Cengiz Orhoniu, Osman/) İmparatorluğu'nun Güney Siyaseti: Habeş Eyâleti, İstanbul ]974, tür.yer.; Ahmed Fuâd Mütevellî. el-Fethu'l-'Oş-mânı li'ş-Şâm ue Mışr ue mukaddimâtüh, Ka*hire 1976; Leylâ Abdüllatîf. el-Jdâre fî Mışr fi'l-caşri 7'Oşmâm, Kahire 1978;B, Flemming, "Mı*sır Türk Tarihçiliği Hakkında Notlar", i Mil*letlerarası Türkoloji Kongresi (istanbul 15-20 Ekim 1973) Tebliğler, İstanbul 1979, s. 57-62; Bekri Şeyh Emîn, Mutâla'ât rı'ş-şicri'l-Memlûkl ue'l-cOşmânî, Beyrut 1980, tür.yer.; Abdülveh-hâb Bekr, ed-Deuletü 'l-'Oşmâniyye ue Mışr fl'n-nışfı'ş-şânî mine'l-karni'ş-şâmin 'aşer, Kahire 1982; Salâh Ahmed Herîdi. Deurü 'ş-Şa'id fi Mış-riVOşmânî (923-1213), İskenderiye 1984; Ab-dürrahîm Abdurrahman. er-Rifü'l-Mışrî fi'l-kar-ni'ş-şâmin'aşer. Kahire 1986; Kemâleddin Sâ-mih, et-'Imâretü't-İstâmiyyefi Mışr, Kahire 1987, s. 513 vd.; M. Nûr Ferhâd, el-Kazâ'ü'ş-şer'-'ı fî Mışr ft't-'aşri'l-'Oşmân.î, Kahire 1988;Tevfîket-Tavîl. et-Taşauuuf fi Mışr, Kahire 1990; Muham-med Afifi, el-Euk&f ue'l-hayâtü'l-iküşâdiyye fî Mışr fİ'l-'aşri'l-'Oşmânî, Kahire 1991; K. M. Cuno, The Pasha's Peasanîs, Iİew York 1992, tür.yer.; Abdûlhamîd Hâmid. el-Mevânİ'l-Mışriy-ue fi'l-caşri'l-cOşmânî ue deurühe's-sîyâsî ue nûzumûhâ, Kahire 1995; Seyyid Muhammed es-Seyyid. Mışr fı'l-%şri'!-ıOşmânîrt'l-kami's-sâ-dis 'aşer, Kahire 1997; J. Hathaway, Osmanlt Mı*sır'ında Hane Politikaları: Kazdağlıların Yük*selişi (trc. NalanÖzsoy], İstanbul 2002; B. Le-wis, "The Ottoman Archive as a Source for History of the Arab Lands", JRAS, 1(1951), s. 139-155; J. H. Kramers. "Mısır", M, VIII, 242-250.

Seyyîd Muhammed es-Seyyîd
 

Aslı

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
10,583
Puanları
83
Fransız İşgali ve Sonrası.


Fransizlar'in Temmuz 1798'deki işgali Mısır'da yeni bir dönem açmış ve İngilizler karşısında doğudaki çıkarlarını koruma gerekçesiyle

Napolyon Bonapart tarafından girişilen askeri harekât üç yıl sürecek olan işgal dönemini başlatmıştır. Bu süre içinde bi*lim adamları ülkenin zenginliklerini tesbit ettiler ve bunlardan istifade edebilmenin yollarını aradılar. Çalışmalar neticesinde Description de l'Egypte başlıklı yirmi üç ciltlik bir eser hazırlandı (Paris 1809-1828). Akkâ'da Cezzâr Ahmed Paşa'ya yenilen Bonapart (Mayıs 1799) Ağustos 1799'da Mısır'dan ayrıldı. Fransız kuv*vetleri de Osmanlı-İngiliz ittifakıyla ger*çekleştirilen saldırılara dayanamayarak Ağustos 1801'de Mısır'ı terketmek zorun*da kaldılar.

Fransızlar'ın tahliyesinden sonra Mı*sır'da uzun süre sükûnet ve düzen sağ*lanamadı; Osmanlı yönetimiyle Memlûk beyleri arasında mücadele devam etti. Fransızlar karşısındaki başarılarından ötürü Mısır Valisi Koca Hüsrev Paşa tara*fından binbaşılığa yükseltilen Kavalalı Mehmed Ali kargaşa ortamında bütün tarafları birbirine karşı kullanıp Mısır va*lileri Hüsrev. Tâhir, Ali ve Hurşid paşaları bertaraf etti; ardından ulemâ, eşraf ve halkın desteğini almış olarak Mısır valili*ğine getirildi (1805). Memlûk beylerinin muhalefete başlaması üzerine düzenle*diği bir komplo ile bunların büyük bir kıs*mını katlettirdi) böylece hâkimi*yeti tamamen eline geçirmiş oldu.

Mehmed Ali Paşa iktidarını sağlama alınca Mısır'da uzun vadeli askerî, idari ve iktisadî reformlar başlattı. Ayrıca divan ve meclisler oluşturularak yönetim mer-kezîleştirildi. Mısır gelirlerinin hızla art*ması Mehmed Ali Paşa'yı yayılmacı bir si*yasete yöneltip aşırı emeller beslemesi*ne yol açtı ve Osmanlı merkezî idaresine karşı silâhlı mücadeleye girişti. 1832 ve 1839'daki savaşlar neticesinde özellikle İngiltere'nin karşı çıkmasıyla emellerine erişemedi. Nihayet uzun bir mücadele*den sonra 24 Mayıs 1841 tarihli fermanla Mısır ve Sudan'ın idaresinin irsen, Filis*tin'in ise kaydıhayat şartıyla vali olarak kendisine bırakılmasıyla yetinmek zorun*da kaldı. Mısır meselesinin bu şekilde hal*ledilmesinin ardından Mehmed Ali Paşa Osmanlı Devleti'ne bağlı bir siyaset takip etti.

1847 yılının sonlarına doğru Mehmed Ali Paşa'nın bunama alâmetleri göster*mesi üzerine oğlu İbrahim önce vekâle*ten, ardından asaleten Eylül 1848'de vali tayin edildi. Ancak İbrahim 1848 Kasımın*da babasından önce vefat edince yerine Ahmed Tusun Paşa'nın oğlu I. Abbas Hil*mi Paşa getirildi. Abbas Hilmi, dedesi döneminde takip edilen Batılılaşma politi*kasından vazgeçerek birçok Avrupalı uz*manın işine son verirken yerli unsurlara geniş imkânlar tanıma yoluna gitti. Os*manlı Devleti İle, Tanzimat'ın Mısır'da da uygulanması konusunda fikir ayrılığına düşerken bu hususta İngiltere'nin deste*ğini aldı. Bunun karşılığında İngiltere'ye Kızıldenİz'e ve dolayısıyla Hindistan'a ula*şımı kolaylaştıracak olan Kahire-Süveyş demiryolunun yapımı konusunda imtiyaz tanımak zorunda kaldı.[1224] Abbas Hilmi'nin 15 Temmuz 1854'te ani*den ölümü üzerine yerine amcası Said Pa*şa geçti. 1856'da Fransız Ferdinand de Lesseps'e Babıâli'nin onay vermemesine rağmen Süveyş Kanalı'nın yapımına dair imtiyazlar tanındı ve zorla çalıştırılan bin*lerce kişinin canına mal olan kanalın ka*zılmasına 1856yılında başlandı. Said Pa*şa'nın Avrupa bankalarından büyük mik*tarda faizle para alması malî durumu ağırlaştırdı. Onun döneminde Fransızlar Mısır'da çeşitli misyoner okulları açtılar ve arkeolojik kazılara devam ettiler. Said Pa-şa'nın 1863'te vefatından sonra yerine İb-râhim Paşa'nın oğullarından İsmail Paşa vali oldu.

İsmail Paşa idaresi boyunca, bir taraf*tan dedesi Mehmed Ali Paşa zamanın*dan beri esasen imtiyazlı bir eyalet olan Mısır'ın özerklik alanını genişletmek için uğraşırken diğer taraftan yayılmacı bir politika takip etti. İsmail Paşa yetkilerinin arttırılması için Babıâli ile ilişkilerine çok Önem veriyor, maddî hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyordu. Mısır'ın yıllık ödediği ver*gileri arttırarak, yüksek mevkideki Os*manlı erkânına pahalı hediyeler ve paralar dağıtarak haklarını genişleten birçok fermanın çıkarılmasını sağladı. 1866'da Mısır veraset usulü kendi oğullan lehine olmak üzere değiştirildi ve "hidiv" (Fars*ça hıdiv "kavmin büyüğü, emîr") unvanı verildi. 1872'de Avrupa devletleriyle borç antlaşması yapma yetkisini elde etti. Hi*div İsmail Paşa, bu genişletilmiş yetkiler*le Batılı devletler nezdinde bağımsız bir devlet başkanı muamelesi görmeye baş*ladı. İdarî, hukukî ve kültürel alanlarda birçok yenilik yapılırken Kahire ve İsken*deriye gibi büyük şehirlerde Batı tarzın*da düzenlemelere gidildi. Sudan'a ve Af*rika içlerine doğru fetih girişimlerinde bulunuldu.

Zamanla daha fazla oranlarda Batılı devletlere borçlanmak zorunda kalan İs*mail Paşa malî krizden kurtulabilmek için çeşitli çarelere başvurdu. Bir taraftan halktan alınan vergileri arttırdı, diğer ta*raftan 1869yılında açılan Süveyş Kanalı'-nın kendisine ait hisse senetlerini İngil*tere'ye sattı. Ancak bütün bunlar Mısır maliyesinin iflâsını engelleyemedi ve Ma*yıs 1876'da alacaklı Avrupa devletlerinin temsilcilerinin yer aldığı bir Düyûn-i Umû-miyye Sandığı kuruldu. İngilizlerin alman tedbirlerden tatmin olmaması üzerine Kasım 1876'da "dual control" oluşturula*rak iki Avrupalı genel müfettiş gelir ve gi*derleri takip etmeye başladı, daha sonra kurulan hükümete Avrupalı bakanlar da tayin edildi. Malî tedbirler arasında ordu*daki subay sayısının azaltılması ve maaş*larının yarıya düşürülmesi de yer alınca ordu içinde huzursuzluk meydana geldi. Çeşitli çevreler Mısır'ın iç işlerine yapılan yabancı müdahalesine karşı tavır almaya başladı. Şubat 1879'da askerler tarafın*dan Kahire'de büyük çapta gösterilerin düzenlenmesi üzerine Hidiv İsmail, hükü*meti görevden alarak sadece Mısırlılar'dan oluşan yeni bir hükümet kurdu.[1225] Ancak İngiltere ve Fransa'nın baskısıyla II. Abdülhamid Haziran 1879'-da İsmail Paşa'yı azledip yerine oğlu Tev-fik Paşa'yı tayin etti.

İngiliz İşgali Dönemi. Avrupalı güçle*rin Mısır'ın iç işlerine müdahelesîne karşı olan Mısırlılar el-Hİzbü'1-vatanî adı altın*da Urâbî Paşa etrafında toplanarak ayak*landılar.[1226] Bu durumu fır*sat bilen İngiltere İskenderiye'yi topa tut*tu. [1227]13 Eylül 1882'de Urâ*bî Paşa taraftarları İle İngiliz ordusu ara*sında Kahire yakınlarındaki Tellülkebîr'-de çarpışmalar meydana geldi ve İngil*tere Mısır'ı fiilen işgal etti. Babıâli'nin ve 1881 'de Tunus'u işgal eden Fransa başta olmak üzere diğer bazı Avrupalı devletle*rin bu işgale şiddetie karşı çıkması üzeri*ne İngiltere asayiş sağlanınca Mısır'ı bo*şaltacağını ve Osmanlı Devleti'nin hüküm*ranlık haklarının baki olduğunu belirtmiş*se de askerini XX. yüzyılın ortalarına ka*dar Mısır'dan çekmedi. İstanbul'daki İn*giliz büyükelçisi Lord Dufferin'e Mısır'ın nasıl yönetileceği konusunda bir rapor hazırlatıldı. Onun 20 Mart 1883 tarihli raporu uyarınca Sİr Evelyn Baring (Lord Cromer) Eylül 1883'te genel konsolos ve İngiliz komiseri olarak Mısır'a geldi. Tek başına Mısır'a hâkim olma amacını gü*den İngiltere'nin Ocak 1883'te "dual cont*rol" uygulamasını sona erdirmesi diğer alacaklı devletlerin protestosuyla karşı*lanmakla birlikte Mart 1885'te Londra Antlaşması ile mesele halledildi. Mısır'ın iki yıl içerisinde borçlarını ödeyememesi durumunda milletlerarası bir komisyon göreve başlayacaktı. Kasım 1885'te İngil*tere ile Babıâli arasında yapılan bir ant*laşmayla Osmanlılar'm Mısır'da bir fevka*lâde komiser bulundurması kararlaştırıldı ve bu çerçevede Gazi Ahmed Muhtar Pa*şa Kahire'ye gönderildi.

İngiliz İşgal kuvvetleriyle uyumlu bir ta*vır ortaya koyan Hidiv Tevfik Paşa'nın 7 Ocak 1892'de vefatı üzerine oğlu II. Ab-bas Hilmi hidiv oldu. Ayrıca Mısır fevkalâ*de komiserliği yapan Gazi Ahmed Muh*tar Paşa genç hidive müsteşâr-ı hâs ola*rak tayin edildi. II. Abbas Hilmi dönemin*de İngiliz karşıtı vatanperver hareket [1228]Mustafa Kâmil'İn ön*derliğinde tekrar canlanarak geniş halk kitlelerinin desteğini aldı. Hidiv de Önce*leri bu harekete destek vermekle beraber sonradan bundan vazgeçti.

Mısır'daki işgali tamamlayan İngiltere gözünü Sudan'a dikmişti. Mehdî ayaklan*ması bunun için bir fırsat teşkil etti ve çarpışmalardan sonra İngiliz Herbert

Kitchener (Lord Kitchener) kumandasında*ki ordu Sudan'da kontrolü ele geçirdi. İn*gilizler ve Mısırlılar 19 Ocak 1899'da Su*dan'da yönetimin çerçevesini oluşturan bir antlaşma imzaladılar. Buna göre Mı*sır ve İngiliz bayrakları yan yana dalgala*nacak, sivil ve askeri idare hidiv tarafın*dan İngilizler'in tavsiyesiyle tayin edilen bir genel valiye verilecekti. Böylece Su*dan'ın kontrolü de fiilen İngilizler'in eline geçmiş oldu. Babıâli hâkimiyet hakları ihlâl edildiği için bu antlaşmaya şiddetle karşı çıktı. Ayrıca hidivin böyle bir antlaş*ma yapma yetkisi olmadığından Mısır-İngiliz Antlaşması milletlerarası hukuka da aykırıydı. Sudan meselesi Sudan'ın 1956'da bağımsızlığını ilânına kadar de*vam etti.

Bu dönemde Mısır'da İngiliz kontrolün*de meclis çalışmaları düzenlenerek bir dizi hukukî ve İdarî değişiklik yapılmakla birlikte I. Dünya Savaşı'mn başlamasıyla harp hukuku yürürlüğe girdi. Savaş Ağus*tos 1914'te başladığında il. Abbas Hilmi İstanbul'da, Lord Kitchener de İngiltere'*de bulunuyordu. İngiltere Harp bakanı olarak tayin edilen Kitchener Mısır'a geri dönmedi. Mısır hükümeti savaşın başın*da [1229] önce İngiltere ve Al*manya karşısında tarafsızlığını bildirmek*le beraber İngiltere'nin baskısı üzerine Almanya'ya ve Avusturya-Macaristan'a karşı savaş ilân etti. Ardından İngiltere Mısır'ın bütün resmî finans kaynaklarına el koydu. Ekim 1914'te İngiltere, Fransa ve Rusya'nın Osmanlı Devleti ile savaşa girmesi üzerine İngiltere, 18Aralık1914'-te tek taraflı olarak Osmanlı hükümran*lık haklarını kaldırıp Mısır'ı himayesine al*dı. Hidiv II. Abbas Hilmi'yi de düşmanla iş birliği yaptığı gerekçesiyle 19 Aralık'ta görevden alarak yerine amcası Hüseyin Kâmil'i Mısır sultanı olarak ilân etti. Bun*ların yanında Fransızlar da Mısır'a asker çıkarınca Osmanlı Devleti, Mayıs 1915'te Süveyş Kanalı'nı savaş alanı içine aldığını ilgili devletlere bildirdi ve Dördüncü Or*du komutanı Cemal Paşa kumandasın*daki kuvvetler başarısızlıkla sonuçlanan iki kanal geçme operasyonu düzenledi.

1914-1918 yılları arasında savaş huku*kunun geçerli olduğu Mısır'da basın san*sür altında tutulurken halk ekonomik açı*dan zor durumda kaldı. Bununla birlikte işgalci güçlere karşı çıkan hareketler halk tarafından büyük destek görüyordu. Hü*seyin Kâmil'İn 1917'de vefatından sonra yerine -tek oğlu olan Kemâleddin veliaht*lığı reddettiği için- Hidiv İsmail'in oğullarından Ahmed Fuâd getirildi. 1. Dünya Savaşı'nın sonunda Mısır da bağımsızlık yönünde adımlar attı. Sa'd Zağlûl başkan*lığında oluşturulan bir delegasyon İngil*tere'nin Mısır yüksek komiseri Sİr Regi-nald Wingate'den Londra'daki barış kon*feransında Mısır meselesini savunmak için izin istedi. Ancak İngiliz hükümeti*nin böyle bir delegasyonu muhatap kabul etmemesi üzerine Mısır başbakanı 1 Mart 1919'da istifa etti. Ayaklanmalar ve grev*ler başlayınca Sa'd Zağlûl ve üç politikacı arkadaşı yakalanarak Malta'ya sürüldü.[1230] Bütün bunlar hadiselerin şiddetlenmesine sebep olurken Ezher ulemâsı, talebe ve çiftçiler gibi çok farklı kesimler ayaklanmalarda önemli rol oy*nadı.

Krallık Dönemi. İngiltere ve Mısır ara*sında yapılan müzakerelerde bir sonuca ulaşılamamasına rağmen İngiltere 28 Şu*bat 1922'de tek taraflı olarak Mısır'ı ba*ğımsız devlet ilân etti. Ancak şu dört hu*sus bir anlaşmaya varılıncaya kadar İngi*liz hükümetinin yetkisine bırakılmıştı: İn*giltere'nin Mısır'daki haberleşme güven*liğinin sağlanması, Mısır'ın yabancı sal*dırısı ve işgali durumunda savunulması, yabancı ve azınlıkların haklarının korun*ması ve Sudan'ın yönetimi. Konulan ka*yıtlar, İngiltere'ye Mısır'ın iç ve dış işleri*ne sürekli müdahale hakkı verdiği için bu şartlar altında Mısır'ın bağımsız bir dev*let ilân edilmesi şekilden öteye gitmiyor*du. Mısır siyasetçileri bu sınırlı bağımsız*lığı resmen tanımamakla birlikte devlet kurumlarını tesis etmeye başlamakta ge*cikmediler. Sultan Ahmed Fuâd 15 Mart 1922'de kral (melik) unvanını aldı ve Mı*sır'da monarşi ilân edildi. Bir komisyon tarafından Belçika anayasası temel alına*rak hazırlanan anayasa 19 Nisan 1923'te resmen yayımlandı. Parlamento meclis ve senatodan oluşuyordu. Krala başbaka*nı tayin ve azletme, meclisi dağıtma ve oturumlarını erteleme, senato başkanını ve senatonun beşte ikisini tayin ve bü*tün kanunları veto etme hakkı gibi çok geniş yetkiler tanınmıştı.

Ocak 1924'te yapılan seçimlerde sür*günden dönen Sa'd Zağlûl başkanlığın*daki Vefd Partisi (Hizbü'1-vefd) mecliste çoğunluğu eline geçirdi ve ilk Vefd hükü*meti kuruldu. Mısır'ın tam bağımsızlığını ve Sudan'ın Mısır'a ilhakını isteyen Sa'd Zağlûl ile İngiliz hükümeti arasındaki an*laşmazlık, İngiltere'nin Sudan genel vali*si ve Mısır ordu kumandanı Lee Stack'ın 19 Kasım 1924'te Kahire'de öldürülmesi üzerine had safhaya ulaştı. İngilizler'İn taleplerini yerine getirmek İstemeyen Zağ-lûl'ün istifası krala daha ılımlı birini baş*bakan tayin etme fırsatı verdi. Mısır'daki siyasî hayat bundan sonraki yıllarda kral, Vefd Partisi ve İngilizler arasında çekiş*melerle geçti. Kral anayasal yetkilerini kullanarak Mısır'ı otokratik bir şekilde yö*netmek isterken Hizbü'l-vefd seçimlerde aldığı oylara güvenip kral ve İngiltere kar*şıtı bir tavır ortaya koyuyordu. İngiltere de kendi çıkarlarına ters düşecek herhan*gi bir uygulamaya müsaade etmiyordu. 1920'li ve 1930'lu yıllarda kurulan çok sa*yıda hükümet Mısır'ın tam bağımsızlığını kazanması için İngiltere ile birçok defa masaya oturdu, fakat hiçbirinden sonuç alınamadı. Sa'd Zağlûl'ün 1927'de vefa*tından sonra Vefd Partisi'nin başına Neh-has Paşa geçti.

Habeşistan'ın 1935'te İtalya tarafından işgal edilmesi, Mısır'ın İngiltere ile bir an*laşmaya varmak için görüşmeleri tekrar başlatmasında önemli rol oynadı. Müza*kereler neticesinde 26 Ağustos 1936'da Mısır ile İngiltere arasında bir ittifak ant*laşması imzalandı. Bu antlaşmada savaş zamanlarında iki tarafın iş birliği yapması, Mısır savunma kuvvetlerinin güçlendi*rilmesi ve İngiliz ordusunun nihaî olarak Süveyş Kanalı bölgesiyle sınırlandırılması, İngiliz işgalinin tedrîcen kaldırılması ve antlaşmanın yirmi yıl süreyle geçerli olması kararlaştırıldı. İki devlet arasında uzun süredir problem olan Sudan konu*suna ise herhangi bir atıfta bulunulma*dı. Antlaşmanın ardından her iki ülke bü*yükelçi seviyesinde temsil edildi. İngilte*re'nin girişimleri sonucunda Mısır Mayıs 1937'de Milletler Topluluğu'na alındı, hukukî ve finansal açıdan ağır şartlar içe*ren kapitülasyonlar kaldırıldı. 28 Nisan 1936'da Kral Fuâd'ın ölümü üzerine yeri*ne genç yaştaki oğlu Faruk geçti. Vefd Partisi iie arası iyi olmayan kral yetkilerini sınırlandırma girişiminde bulunan Baş*bakan Nehhas Paşa'yı Aralık 1937'de görevinden alıp yerine Muhammed Mah-mud Paşa'yı tayin etti; ardından da kısa süreli hükümetler iş başına geldi.

II, Dünya Savaşı başladığında Mısır Par*lamentosu ülkenin tarafsızlığını vurgula*yarak İngiltere ile sadece 1936 antlaşma*sı çerçevesinde iş birliğine gidilmesini ka*bul etti. Henüz savaş sona ermeden 22 Mart 1948'te Mısır'ın girişimiyle Kahire'*de üye devletlerin bağımsızlığını korumak, siyasî, askerî, iktisadî ve kültürel güçleri*ni birleştirmek amacıyla Arap Birliği (Câ-miatü'd-düveli'l-Arabİyye) kuruldu. Savaşın ardından ülkedeki ekonomik durumun iyice kötüleşmesi huzursuzlukları arttır*dı. Mısır hükümetlerinin, İngiltere ile Su*dan meselesini ve İngiliz askerlerinin böl*geyi tamamen tahliyesini amaçlayan görüşmelerinin Mısır açısından başarısızlık*la sonuçlanması Kahire'deki gösterilerin kanlı olaylara dönüşmesine sebep oldu. İngiliz birliklerinin Kahire ve İskenderiye'*den çıkarılması durumu fazla değiştirme*di. İngilizlerin Filistin'deki manda yöne*timini 14 Mayıs 1948'de sona erdirmesi*nin ardından buradaki yahudilerin İsrail Devleti'nİn kurulduğunu ilân etmeleri üzerine Arap Birliği İsrail'e savaş ilân etti ve bu çerçevede Mısır da birliklerini bu*raya gönderdi. Ancak İsrail Devleti'nİn ku*ruluşu engellenemedi.

Daha sonraki yıllarda sık sık hükümet değişiklikleri yapılırken ülkedeki ekono*mik durum kötüleşmiş, vergiler arttırıl*mış, işsizlik had safhaya ulaşmıştı. İngil*tere Kanal bölgesinden çekilmediği gibi Sudan meselesi de halledilmemişti. Mı*sır hükümeti. Ekim 1951'de 1936 antlaş*masını ve Sudan'la ilgili maddeleri tek taraflı olarak feshetti; 16 Ekim 1951'de Fârûk Mısır ve Sudan kralı ilân edildi. İn*giltere'nin bu tek taraflı kararlan kabul etmemesi durumu değiştirmediği gibi halk arasındaki İngiliz karşıtlığı sürekli ar*tıyordu. 25 Ocak 1952'de Kanal bölgesin*deki İngüizler'in İsmâiliye'de katliam yap*maları ülkede büyük bir infiale ve göste*rilere yol açtı.

Uzun süredir olayları takip etmekte olan Cemal Abdünnâsır başkanlığındaki Hür Subaylar (ed-Dubbâtü'l-ahrâr) 22-23 Tem*muz 1952 gecesi bir darbeyle yönetime el koydu. Kral Faruk'tan, tahtı henüz altı ay*lık olan oğlu veliaht prens Ahmed Fuâd'a bırakarak ülkeyi terketmesi istendi. Kral Fârûk, oğlu lehine tahttan feragat etti*ğini bildiren bir belgeyi imzalayarak 26 Temmuz 1952'de ülkeden ayrılıp-Roma'-ya gitti.

İhtilâl Sonrası. Henüz belii bir siyasî programa sahip olmayan Hür Subaylar, 7 Ağustos 1952'de Özel yetkilerle donatı*lan General Muhammed Necîb başkanlı*ğında bir hükümet oluşturdu; 10 Aralık 1952'de anayasa yürürlükten kaldırıldı. 16 Ocak 1953'te alınan bir dizi kararla bü*tün siyasî partiler kapatıldı. Geniş yetki*lere sahip bir ihtilâl konseyi kurularak üç yıllık bir süreçten sonra tekrar çok partili döneme geçilmesi kararlaştırıldı. Hür Su-baylar'ın siyasî teşkilâtı sayılabilecek bir kurtuluş örgütü oluşturulduysa da bu fazla ilgi görmedi. 18 Haziran 1953'te monarşi kaldırılıp yerine cumhuriyet ilân edildi ve General Necîb cumhurbaşkanlı*ğı ile başbakanlık görevlerini üstlendi, İh*tilâl Konseyi'nin diğer üyeleri de çeşitli bakanlıkları aralarında paylaştılar. Aynı yıl içinde önde gelen siyasetçiler tutukla*nırken basındaki sansür uygulamaları sı-kılaştırıldı ve Ocak 1954'te ülkenin en et*kili örgütü olan Müslüman Kardeşler (îh-vân-ı Müslimm) yasaklandı.

Demokratik sisteme geçilmesi konu*sunda daha hızlı hareket edilmesini iste*yen ve bu hususta kamuoyu desteğini alan Muhammed Necîb ile İhtilâl Konse-yi'ni arkasına alan Cemal Abdünnâsır ara*sındaki tartışma 1954'ün ilk aylarında had safhaya vardı. Necîb'İn Şubat 1954'-te bütün görevlerinden alınarak ev hap*sinde tutulması kamuoyu tarafından bü*yük tepkiyle karşılanınca kısa bir süre için tekrar eski görevlerine iade edildi. Nisan 1954'te Cemal Abdünnâsır'ın başbakan olarak İhtilâl Konseyi'nin başkanı olması onun üst kademedeki yerini sağlamlaş*tırırken Necîb, bir an önce anayasal par*lamenter düzene geçilmesi için seçimle*rin yapılması konusunda ısrar ediyordu. Ancak Ekim 1954'te Nâsır'ın suikasta uğ*raması ile irtibatlandırılarak İhtilâl Kon*seyi tarafından Kasım 1954'te cumhur*başkanlığından azledildi. Böylece Nâsır'ın ülkenin tek adamı olması yönündeki engelier ortadan kalkmış oldu. Haziran 1956'da Nasır halk oylaması sonucunda cumhurbaşkanı seçildi.

Hür Subaylar'ın iktidara el koyması iç politikayı olduğu kadar Mısır'ın dış poli*tikasını da derinden etkilemiştir. Şubat 1953'te Sudan konusunda İngiltere ile bir anlaşmaya varılması üzerine Sudan bağımsızlığını ilân etti. Mısır da İngiltere ile Temmuz 1954'te Kanal bölgesinin bo*şaltılması konusunda anlaşmaya vardı. Mısır'ın 1955'te Türkiye, İran. İrak, Pakis*tan ve İngiltere arasında kurulan Bağdat Paktı'na karşı çıkması İngiltere ile arası*nın tekrar açılmasına sebep oldu. Mısır-İsrail ilişkileri İse 1955 yılı başlarında iyice kötüleşti ve Mısır, Arap ülkelerinin İsrail'e karşı başlattığı boykotta en önemli rolü üstlenerek İsrail gemilerinin Süveyş Ka-nalı'ndan geçişine izin vermedi.

Mısır, Nisan 1955'te toplanan Bandung Konferansfna katılarak burada Hindis*tan ve Çin Halk Cumhuriyeti ile birlikte Batı karşıtı bağlantısız bir politikayı sa*vundu, daha sonra da bağlantısız devlet*lerin liderliğini üstlendi. Eylül 1955'in sonlarında Çekoslovakya ile arkasında Sovyetler Bİrliği'nin olduğu bir silâh alımı anlaşmasını imzalaması Mısır'ın dış poli*tika konusundaki tercihlerini de yansıt*maktaydı. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Dünya Bankası'nın Asvan Bara-jı'nın yapımı için verdikleri kredi sözünden vazgeçmeleri üzerine Süveyş Kanalı, kanaldan elde edilen gelirle barajın fi*nansmanını sağlamak amacıyla 26 Tem*muz 1956'da devletleştirildi. İsrail 29 Ekim'de Sînâ yarımadasını işgal edip Sü*veyş Kanalı'na ulaşırken Mısır da Süveyş Kanalı'nı bloke ederek bu bölgedeki halkı silâhlandırdı. Bunun üzerine İngiltere ve Fransa Kanal bölgesine asker sevkedip savaşa katıldılar. Mısır birlikleri ve bölge şehirleri bombalar altında ağır hasar gör*dü. Araya Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Bİrliği'nin girmesiyle savaş so*na erdirildi.

Nâsır'ın Süveyş Kanalı krizinden güçle*nerek çıkması onun Mısır'ın iç ve dış poli*tikasına yönelik ciddi adımlar atabilmesi için bir zemin oluşturdu. 1957'de o güne kadar çoğunluğu yabancıların elinde olan birçok sektör devletleştirilerek yabancı şirketlere el konuldu. Dış politikada Arap milliyetçiliği düşüncesi etkin hale getiri*lip Arap birliği yolunda mesafe alındı. 1 Şubat 1 958'de Mısır ve Suriye Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında birleşti ve 21 Şubatta yapılan bir referandumla Na*sır bu devletin başkanı seçildi. 8 Martta Yemen ortaklığa katıldıysa da bu sadece şeklî olarak kaldı ve Kasım 1959'da bir*likten ayrıldı.

Mısır-Suriye birleşmesi siyasî, askerî ve İçtimaî sebepler yüzünden uzun süreli ol*madı. Suriye'de birleşmenin ardından di*ğer partilerle beraber kapatılan Ba's Par*tisi etrafında toplanan bir grup subayın 28 Eylül 1961 'de bir darbe gerçekleştir*mesi üzerine Mısır-Suriye birlikteliği so*na erdi. Ancak Mısır, Birleşik Arap Cum*huriyeti adını kullanmaya devam etti ve Nasır bölgede etkin bir güç olma gayre*tinden vazgeçmedi. 1962 yılında Yemen'-de Nasır yanlısı bir grup subayın yaptığı darbenin ardından çıkan iç savaşta dev*rimcilerin yanında yer alması Mısır ve Su*udi Arabistan'ı karşı karşıya getirdi ve sa*vaş Yemen'in ikiye bölünmesiyle netice*lendi. Nasır bir taraftan Arap birliğine yö*nelik çalışırken diğer taraftan Filistin'in kurtuluşu ve Afrika'daki sömürge ülke*lerinin bağımsızlıklarını kazanmaları için çeşitli girişimlerde bulundu.

Arap sosyalizmi fikri çerçevesinde Nâ*sır'ın Mısır'da sosyalist bir sistem kurma çabaları 196O'lı yılların başlarında hız ka*zandı. Mısır Merkez Bankası ve Mısır Ban*kası'nın 11 Şubat 1960'ta devletleştiril*mesinin ardından en önemli devletleştir*me kanunları Temmuz 1961 ve Mart-Ağustos 1963 arasında çıkarıldı. Gerçekleştirilen toprak reformu ile tarım yapı topraklardaki Özel mülkiyet 100 feddân ile (I feddân = 4200 m2) sınırlan*dırıldı.

Cemal Abdünnâsır başlattığı reform faaliyetlerini ideolojik bir programla des*tekledi. 1 Mayıs 1962'de yaptığı konuş*ma, "Mîsâku'l-ameli'l-vatanî" başlığıyla Arap sosyalizmi ideolojisinin en önemli belgesi olarak kabul edildi. Mîsâkta, si*yasî ve sosyal özgürlüğün gerçekleştiril*mesi yanında Arap Sosyalist Birliği'nin (İttihâdü'l-iştirâkîei-Arabî] oluşturulup halkın bunun çatısı altında örgütlenmesi öngörülüyordu. 8u siyasî kuruluşu düzenleyen ilk yasa 7 Aralık 1962'de çıkarıldı. Örgütün en küçük mahallî teşkilâttan başkana kadar uzanan piramit şeklinde*ki yapısı zaman içerisinde devletin bütün birimlerinde etkili olmaya başladı. Mart 1964'te büyük ölçüde 1962 mîsâkına da*yanan geçici bir anayasa kabul edildi. Bu*rada, tek parti konumundaki Arap Sos*yalist Birliği'ne hâkim rol verilirken millî meclisin en az yansının işçi ve köylülerden oluşması hükmü getirildi. Devlet başkanı meclis tarafından seçilmekle birlikte ge*niş yetkilerle donatıldı, meclise de sadece başkanın tayin ettiği hükümeti kontrol yetkisi tanındı.

1964te Mısır'ın dış siyaseti açısından da önemli gelişmeler oldu. Ocak ayında Kahire'de ve eylülde İskenderiye'de top*lanan Arap Birliği zirvesinde ağırlıklı ola*rak İsrail sorunu üzerinde durulurken Mısır'ın ihtilaflı bulunduğu Ürdün ve Su*udi Arabistan'la olan problemlerine de çözüm getirilmeye çalışıldı. Mısır bağlantısız ülkelerden sayılmakla birlikte 196O'lı yılların ortalarına doğru Sovyetler Birliği burada etkisini göstermeye başladı. As-van Barajfnın 1964'teki açılışına Kruş-çev'in de katılmasının ardından Nasır de*falarca Sovyetler Birliği'ni ziyaret etti ve iki ülke arasında askerî ve ekonomik iliş*kiler ilerledi.

Kasım 1966'da Mısır ile Suriye arasın*da beş yıllık bir savunma antlaşmasının imzalanmasından sonra 1967 baharında İsrail-Suriye ilişkilerinin iyice gerginleş*mesi Mısır'ın da meseleye müdahale et*mesini gerektirdi. 30 Mayıs 1967'de Mı*sır, Ürdün ve Irak arasında bir askerî itti*fak antlaşması imzalanmasının ardından İsrail önleyici savaş yaptığı iddiasıyla S Haziran'da beklenmedik bir şekilde Mı*sır'a saldırdı ve Mısır hava kuvvetlerini im*ha etti. "Altı Gün Savaşı" adıyla anılan bu savaşlarda Mısır, Suriye ve Ürdün büyük bir hezimete uğradı. İsrail, Gazze Şeridi'y-le birlikte Sînâ yarımadasını ve Süveyş Kanalı'nın doğu tarafını işgal etti. Savaş*tan sonra hem Mısır'da hem bütün Arap ülkelerinde büyük itibar kaybına uğrayan Nasır yenilginin sorumluluğunu üstlene*rek devlet başkanlığından istifa ettiğini açıkladı. Fakat halkın lehine yaptığı göste*riler neticesinde görevde kalmaya devam ettiyse de yenilgi Mısır'da rejime karşı bir güvensizlik doğurdu ve Nâsır'ın o güne kadar uyguladığı politikalar çok farklı ke*simler tarafından eleştirilmeye başlandı. Savaşın sonuçları Mısır'ın iç siyasetinde de kendini gösterdi. Geniş halk kesimle*rinin katıldığı rejim karşıtı gösteriler dü*zenlendi. Toplum bir kimlik krizine girer*ken siyasî ortamda yönetim kademesi kendi içinde bir sarsıntıya uğradı. Bunun üzerine Nasır 30 Mart 1968'de bir dizi si*yasî, sosyal ve ekonomik değişikliği ihti*va eden reform planını kabul etti. 1969'-da İslâm Konferansı Teşkilâtı'na üye ol*du. Nâsır'ın 28 Eylül 1970'te bir kalp krizi neticesinde ölümü Mısır ve Arap tarihin*de "Nâsırcılık" olarak anılan ideolojinin de sonunu getirdi.

Nâsır'ın vefatı sırasında başkan yardım*cısı olan Enver Sedat anayasa gereği baş*kanlık koltuğuna otururken bunu takip eden aylarda ortaya çıkan iktidar müca*delesi neticesinde Mayıs 1971'de "sevre-tü't-tashîh" adını verdiği bir harekâtla ra*kiplerini devre dışı bıraktı. Enver Sedat döneminde 1968'de Nâsır'ın başlattığı reform çalışmaları hız kazandı ve Mısır, 196O'Iı yılların başlarından itibaren yaşa*dığı sosyalist devrimlerin dışında bir rota*ya girdi. İlk önce 11 Eylül 1971 'deki refe*randumla kabul edilen yeni anayasa ile devletin adı Mısır Arap Cumhuriyeti (Cum hûriyyetü Mısr e!-Arabiyye) olarak değiştiril*di ve İslâm hukuku anayasanın asıl kay*naklarından biri kabul edildi. Bir nevi baş*kanlık sistemi getiren anayasa ile devlet başkanının görev süresi altı yıl oldu ve iki dönemle sınırlandırıldı. Başbakan devlet başkanı tarafından tayin ediliyordu. Mec*lis 350 üyeden oluşurken Arap Sosyalist Birliği tek parti konumunu koruyordu. Dış politikada Sovyetler Birliği ile ilişki*lerde bir soğukluk yaşandı ve Temmuz 1972'de çok sayıda Sovyet askerî danış*man ve teknik eleman Mısır'ı terketmek zorunda kaldı. Aynı yıl Mısır, Libya ve Su*riye arasında federasyon kurma çabaları başarısızlıkla sonuçlandı. Enver Sedat, 1967'de kaybedilen toprakları geri almak amacıyla 6 Ekim 1973'te Suriye ile birlikte İsrail üzerine saldırdı. Mısır'ın üç hafta süren savaştan galibiyetle çıkması Se*dat'a gerek içeride gerekse dışarıda pres*tij kazandırdı. Ardından Mısır'da iç siya*sete yönelik ciddi adımlar atıldı. Enver Se*dat, Nisan 1974'te açıkladığı reform pa*ketiyle siyasî ve ekonomik açılma adı al*tında demokratikleşme ve serbest piya*sa ekonomisine geçiş programını ortaya koydu. Siyasî liberalleşmenin en önemli bölümünü çok partili hayata geçiş oluş- turuyordu. 1962"den beri tek parti konumundaki Arap Sosyalist Birliği tedri*cen kaldırıldı. 1976'da parti içinde farklı siyasî eğilimleri temsil eden grup*lar oluşturuldu. Haziran 1977'de partiler kanunu çıkarılarak yeni partilerin kuru*luşunun önü açılmışsa da Mısır'ın çok par*tili hayata geçişi şeklî olmaktan öteye geçmemiş ve muhalefetin iktidara gel*mesinin Önüne birçok engel konulmuş*tur. Sonuçta Nasır döneminden kalan Arap Sosyalist Birliği tarihe karıştı ve ye*rine Enver Sedat liderliğinde yeni kuru*lan el-Hizbü'1-vatanî ed-dimukrâtî iktidarı ele aldı.

1970'li yılların ikinci yansında Mısır dış siyasetinde önemli gelişmeler yaşandı. Enver Sedat'ın Kasım 1977'de İsrail'e git*mesi bir ilki oluşturuyordu. Sedat'ın İsrail meclisinde konuşma yaptığı bu ziyareti bütün çevreleri şaşırttıysa da barış adım*larının hızlanmasını beraberinde getirdi. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Baka*nı Henry Kissinger'in ara buluculuk yap*tığı uzun görüşmelerden sonra 26 Mart 1979'da Washington'da barış antlaşması imzalandı. Antlaşma Nisan 1979'da önce Mısır Parlamentosu'nda. ardından halk oylamasıyla kabul edildi. Camp-David Antlaşması'na göre Mısır İsrail Devleti'ni tanıyor ve Filistinliler'e İsrail'e karşı mü*cadelelerinde yardım etmeyeceğine dair garanti veriyordu.

Barış antlaşması Arap ülkelerinde oldu*ğu gibi Mısır'da da büyük tepkiyle karşı*landı ve bütün muhalifler Enver Sedat'ın iç ve dış politikalarını şiddetle eleştirme*ye başladı. Ekonomik açılma politikaları*nın da başarısızlığı neticesinde bunalımın derinleşmesi muhalefetin halktan büyük destek görmesine yol açtı. Bunun üzeri*ne Enver Sedat 1980'de bir sansür yasası çıkardı. Öte yandan dinî hükümlerin uy*gulanması konusunda ısrar eden dinî çev*relerin bu talepleri anayasanın 1980 yılın*da değiştirilmesi sırasında dikkate alındı ve 1971 anayasasında teşriin ana kaynak*larından biri olan İslâm hukuku teşriin tek kaynağı haline geldi. Ayrıca devlet başka*nının ömür boyu seçilebilmesinin de önü açıldı. İslâm hukukuyla ilgili değişiklikten huzursuz olan Kıptî azınlık Enver Sedat'ın politikalarını eleştirmeye başladı, müslü-manlarla aralarında kanlı olaylar meyda*na geldi. Bütün kesimleri karşısına alan Enver Sedat, çareyi Kıptîler'in önderi Pa*pa Şenûda'nın da aralarında bulunduğu her kesimden çok sayıda aydını tutuklat*makta buldu.[1231] Enver Sedat, 6 Ekim 1981'de İsrail'e karşı elde edilen zaferin yıl dönümü kutlamaları sırasında Cihad örgütü mensuplarınca Kahire'de Medînetünnasr'daki tören esnasında bir suikast sonucu öldürüldü.

14 Ekim 1981'de Hüsnü Mübarek dev*let başkanı olarak göreve başladı. Müba*rek zamanında Enver Sedat'ın takip ettiği siyaset ana hatlarıyla sürdürüldü. İsrail'*le ilişkiler İsrail'in Haziran 1982'de Lüb*nan'ı işgal etmesinden sonra sıkıntılı bir hal aldı ve Mısır İsrail büyükelçisini geri çekti. Bu arada İsrail'le yapılan barış ant*laşması gereği Taba dahil olmak üzere Sî-nâ yarımadası Mısır'a geri verildi.

1980'li yıllar boyunca devam eden İran-irak savaşı Mısır'ın içinde bulunduğu yal*nızlıktan kurtulması için bazı fırsatlar or*taya çıkardı. Arap ülkelerinin güvenliğini görüşmek üzere Kasım 1987'de Amman'*da toplanan Arap zirvesinde Mısır'la dip*lomatik ilişkiler kurulması konusunda üye ülkeler serbest bırakıldı. 23 Haziran 1989'da Kazablanka'daki Arap Birliği zir*vesinde Mısır tekrar birliğe kabul edildi ve bundan birkaç ay sonra birliğin Tunus'*taki merkezi tekrar Kahire'ye taşındı, ge*nel sekreterliğine de Mısır Dışişleri Bakanı İsmet Abdülmecîd getirildi. Böylece Mı*sır tekrar Arap ülkeleri arasında liderlik rolünü üstlendi.

1989'da Amerika Birleşik Devletleri yö*netiminin İsrail-Filistin meselesini hallet*mek için attığı adımlarda Filistin Kurtu*luş Örgütü'nün anlaşma masasına otur*ması konusunda Mısır önemli rol oynadı. 1991'de Madrid'de yapılan barış görüş*melerine Mısır da katıldı ve ardından ya*pılan müzakerelerde Mısır kalıcı bir barı*şın tesisi için bütün ağırlığını koydu. Ame*rika Birleşik Devletleri ile stratejik ortak*lığını geliştiren Mısır, Irak'ın Kuveyt'i iş*gali sonucunda ortaya çıkan Körfez krizi sırasında çok uluslu gücün yanında yer aldı; buna karşılık Amerika Birleşik Dev-letieri'ne olan borcunun yaklaşık 7 milyar dolarlık kısmı silindi. 2003'te ortaya çıkan krizde ise Mısır oldukça zor durumda kal*dı. Bir taraftan Amerika Birleşik Devletle-ri'ne karşı müttefik ülke olmanın sorum*luluğunu yerine getirmeye çalışırken di*ğer taraftan iç istikrarın korunabilmesi için Amerika Birleşik Devletleri karşıtı tepkileri göz önünde bulundurması gere*kiyordu. Mısır'da 2003 yılı içerisinde dü*zenlenen Amerika Birleşik Devletleri kar*şıtı gösteriler zaman zaman rejim aleyh*tarı hareketlere dönüştü.

Mısır ekonomisi Hüsnü Mübarek za*manında dünyadaki gelişmelerle de bağlantılı olarak zor dönemler geçirmiştir. Mısır'ın Arap ülkeleri tarafından boykot edilmesi, ülkedeki terör hareketlerinin turizm gelirlerinin azalmasına sebep ol*ması, bölgede çıkan savaşlar neticesinde işçi dövizlerinde azalma meydana gelme*si, petrol fiyatlarındaki oynamalar, artan askerî harcamalar Mısır'ın finans açığını sürekli arttırmış, bunun dış borçlarla kapatılmaya çalışılması sonunda Interna*tional Monetary Found (IMF) ile stand-by anlaşmaları yapılmıştır.


Bibliyografya :


E. Dicey. The Story ofthe Khedİuate, London 1902; W. S. Blunt. Secret History oftheEngiish Occııpaüon ofEgypt: Beinga Personal Narra-tiue ofEvents, London 1907; The Earl of Cro-mer. Modern Egypt, London 1908, I—II; Abdur-rahman er-Râfiî, Fî A'kâbi'ş-seuretİ'l-Mışriyije, Kahire 1366-71/1947-51, I-II1; a.mlf.. Tânhu'i-hareketi'l-kaumiyye ve tetauoürü nişâmi'l-hükmfîMışr, Kahire 1367/1948. MI; J. Mar-lowe. A History of Modern Egypt and Angb-EgyptianRelations: 1800-1953,Hew York 1954; N. Safran. Egypt in Search ofPolİÜcai Com-munity, Cambridge 1961; G. Baer, A History of Landoıonership in Modern Egypt: 1800-1950, London 1962; Mahmud Y. Zayid. Egypt's Strug-gleforlndependen.ee, Beirut 1965; Poiitical and Socİal Change in Modern Egypt (ed. P. M. Holt], London 1968; Anouar Abdel-Maiek, Aegypten: Milita.ergeselischa.ft. Das Armeere-gime, die Linke und derSoziaie Wandel unter Nasser, Frankfurt 1971; J. Berque. Egypt: lm-perialism and Revolution, London 1972; R. Flower, Napoteon to Nasser: The Story of Mo*dern Egypt, London 1972; P. M. Holt. Egypt and the Fertiie Crescent 1156-1922: A Poiitical History, Ithaca- London 1975; Aegypten (ed H.Schamp),Tübingen-Basel 1977; R. W. Baker. Egypt's üncertain Reuoiutİon under Nasser andSadat, Cambridge-London 1978; Modern Egypt: Studİes İn PoliÜcs and Socİety (ed. E. Kedourie-S.G-Haim), London 1980; A. Schölch, Egypt for the Egyptians: The Socİo-PoliÜcai Crisis in Egypt 1878-1882, London 1981; J. Waterbury, The Egypt of Nasser and Sadat, Princeton 1983; P. Pavvelka. Herrschaft und Entıuicklung im Nahen Osten: Aegypten, Heidelberg 1985; P. J. Vatikiotis. The History of Egypt from Muhammad AH to Mubarak, Lon*don 1985; G. Kraemer, Aegypten unter Muba*rak; İdenütaet und NaÜonaies Interesse, Ba*den-Baden 1986; M. BeyyûmîMehrân. Mtşr, İs*kenderiye 1409/1988, 11-111; A. Goldschmidt. Modern Egypt: The Formation of a Natîon-State, Boulder 1988; a.mlf., Historicat Diction-ary ofEgypt, Lanham 1994; Rifat Uçaroi. Gazi Ahmet Muhtar Pasa, İstanbul 1989, tür.yer.; D. Hopwood, Egypt: Politics and Socİety 1945-1990, London 1993; Afaf Lutfi aİ-Sayyid Mar-sot, A Short History of Modern Egypt, Cam*bridge 1994; The Cambridge History ofEgypt (ed. M. W. Daly], Cambridge 1998, il, tür.yer.;Sü*leyman Kani İrtem, Osmanlı Devietî'nin Mısır, Yemen, Hicaz Meseiesi, İstanbul 1999; Selim Deringil, "Ghazi Ahmed Mukhtar Pasha and the Britİsh Occupation ofEgypt", Al-Abhath, XXXIV, Beirut 1986, s. 13-19; a.mlf., "The Otto-man Response to the Egyptian Crisis of 1881-1882", MES, XXIV (1988), s. 3-24; R Steppat, "Mişr |The Early Modern Period 1798-1882]", El2 (İng.), VII, 180-186; "Egypt", EBr., VIII, 64-89; İlhan Şahin, "Abbas Hilmi", DİA, I, 25-26; Davut Dursun, "Cemal Abdünnâsir", a.e., VII, 296-301; Hilal Görgün, "Enver Sedat", a.e., XI, 265-267; Mustafa L. Bilge, "Faruk", a.e., XII, 177; a.mlf.. "Fuâd", a.e., XIII, 201-202; Zekehy-ya Kurşun, "Hüseyin Kâmil", a.e., XVIII, 553-554; Atilla Çetin, "İsmail Paşa, Hıdiv", a.e., XXIII, 117-119; Muhammet Hanefi Kutluoğlu, "Kavalalı Mehmed Mi Paşa", a.e., XXV, 62-65; "Egypt", Poliücal Encyclopedia. of the Middle Eastied.A. Seia), New York 1999, s. 214-247.

Hilal Görgün
 

Aslı

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
10,583
Puanları
83
İlim, Kültür ve Medeniyet (641-1517).


Mısır fethedildiğinde, eski canlılığını kay*betmesine rağmen İskenderiye antik kül*türün en önemli merkezlerinden biriydi. İslâm ordularıyla Mısır'a gelen sahâbîlerin bölgede yerleşmesiyle birlikte İslâm kül*türü de yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu sahâbîler ilim hayatının merkezi konu*mundaki Amr b. Âs Camii'nde Kur'an, ha*dis ve fıkıh halkaları kurmuştur. Onların arasındaki en meşhur sima Amr b. Âs'ın oğiu Abdullah'tı. Emevîler devri boyunca bölgeye göç eden tabiîn bu noktada önemli bir görev üstlenmiş, halifeler de zaman zaman bölgeye âlimler göndere*rek bu hareketi desteklemiştir. Mısır'da yetişen ilk âlimlerden biri fakih Yezîd b. Ebû Habîb el-Mısrî'dir. Bu dönemde Mı*sırlılar Medine, Dımaşk ve çeşitli Irak şe-hirierine ilim yolculukları yapmaya başla*mıştır; hadis almak amacıyla diğer yer*lerden de buraya gelenler vardı. Abbâsî-ler'in ilk yıllarında Mısrî nisbesini taşıyan fıkıh ve hadis âlimleri arasında Amr b. Ha*ris, Ebû Abdurrahman Abdullah b. Lehîa ile Leys b. Sa'd'm adları zikredilebilir. Er*ken devirden itibaren kıraat ilmi Mısır'da belirginleşmiş ve bu alanda ilk öne çıkan*lar Verş adıyla bilinen Osman b. Saîd el-Mısrî ile öğrencisi Ebû Ya'küb el-Ezrak Yûsuf b. Amr el-Mısrî olmuştur.

Mısır'da görülen İlk mezhep Mâlikîlik olup bunda Osman b. Abdülhakem el-Cü-zâmî, Abdurrahman b. Hâlid b. Yezîd ve Ebû Abdullah Abdurrahman b. Kâsım'ın paylan büyüktür. KMbü'l-Câmfin mü*ellifi Abdullah b. Vehb el-Mısrî, Eşheb el-Kaysî ve Abdullah b. Abdülhakem el-Mısrî de bu dönemde yetişen Mâliki fakihlerin-dendir. İmam Şafiî'nin ömrünün son yıl*larını Fustat'ta geçirmesiyle Şafiîlik de ya*yılmaya başlamış ve İslâm'ın diğer bölge*lerine göre Mısır daima bu mezhebin en önemli merkezi olarak kalmıştır. Kütüb-i Sitte müellifleri Buhârî, Müslim, Ebû Dâ-vûd, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce hadisle*rini toplarken Mısır'ı ziyaret etmişlerdir. Abbasîler devrinde bilhassa III. (IX.) yüz*yılın başlarından itibaren İmam Şafiî'nin yerleşmesiyle bölgedeki ilmî hareketlilik hız kazanmıştır. Fakih Ebû Abdullah İbn Abdülhakem ile Rebî b. Süleyman el-Cîzî Şafiî mezhebinin diğer önde gelen sima*larıdır. Burada tasavvuf hareketini Zün-nûn el-Mısrî olarak tanınan Sevbân b. İb*rahim başlatmış, Arap dili ve edebiyatın*da Ebû Abdullah Ahmed b. Yahya et-Tü-cîbî. tarihçilikte Fütûhu Mışr ve ahbâ-ruhâ'nm müellifi Ebü'l-Kâsim İbn Abdül*hakem öne çıkmıştır. Ancak bu dönemde Mısır'ın ilim hareketi açısından, buraya Endülüs ve İfrîkıye'den ilim seyahatleri*nin yapılmaya başlanmış olmasına rağ*men siyasî merkezlerin dışında kalmasın*dan dolayı henüz Hicaz, Suriye ve Irak'ın seviyesine ulaşamadığı görülmektedir.

Emevî ve Abbasî devirlerinde Mısır top*lumunun yapısı göçler ve ihtidalar sebe*biyle önemli Ölçüde değişmiştir. Bölgenin cizye gelirlerinin Hz. Osman zamanından Abbâsîler'in sonuna kadar tedricî olarak düşmesi ve tarihî kayıtlarda hıristiyan isimlerinin azalması, yerel halkın fetih*ten sonra geçen yaklaşık 2S0 yıl içerisin*de müslümanlaştığının açık delilidir. III. (IX.) yüzyılın ortalarına gelindiğinde hıris-tiyanların büyük kısmı ihtida etmiş ve bölgeye gönderilen Arap kabileleriyle askerleri de yerleşik bir düzene geçerek halkla iyice karışmıştı. Müslümanların yeni fethedilen Mısır'da Bizans dinarının kullanılmasına izin vermeleri, kiliselere dokunmamaları ve divanlarda yerli un*surları çalıştırmaya devam etmeleri halkı İslâm'a yaklaştıran sebeplerdendir. Emevî halifeleri devlet dairelerinde müslüman-ları çalıştırmayı tercih etmiş ve bu durum ihtidaların yaygınlaşmasına yol açmıştır. Ömer b. Abdülazîz'in ihtida edenlerden cizyeyi kaldırması bu gelişmeyi iyice hız*landırmıştır. Müslümanlar Mısır'ı fethet*tiklerinde bölgede Kıptîce ve Grekçe ko*nuşuluyordu. Emevîler döneminde özel*likle divanların Arapça tutulmasıyla birlik*te Arapça'nın yaygınlaşması hız kazan*mış, bu arada hıristiyanlann bazı dinî ki*tapları Arapça'ya çevrilmiştir. Arapça'nın tamamen yaygınlaşması ancak III. (IX.) yüzyılın sonlarında gerçekleşmiştir. IV. (X.) yüzyıldan itibaren Kıptîce unutulmuş, ki*lisenin dili de Arapça'ya dönüşmüştü. Ar*tık âyinler Arapça yapılıyor, kilise tarihleri dahi Arapça yazılıyordu. Mısır'ın fethiyle başlayan Arap kabilelerinin bölgeye göçleri yaklaşık beş asır boyunca devam et*miştir; fetihten bir asır sonra Mısır divan*larında kayıtlı Araplar'm sayısı 40.000 aile*yi geçmişti. Bu kabileler arasında Kays, Tay, Rebîa, Fezâre. Hilâl, Süleym, Hevâzin en önde gelenlerdir. Bölgeye yerleştirilen ilk Arap kabileleri özellikle Emevî devri boyunca yönetici sınıfı oluşturmuş, bu im*tiyazlı durumları sebebiyle yerlilere karış*mamıştır. Ancak Abbâsîler'in İli. (IX.) yüz*yıldan İtibaren bu kabilelerden haraç al*maya başlaması ve ataları kesmesi onla*rın halkla bütünleşmesini sağlamıştır.

Mısır, Tblun oğulları ve İhşîdîler döne*minde bilhassa fıkıh ve hadis ilimlerinde önemli gelişmeler göstermiştir. Önde ge*len fakih ve muhaddisler arasında Rebî b. Süleyman el-Murâdî. İbnü'l-Haddâd el-Kinânî, Tahâvîve Ebû Saîd İbn Yûnus el-Misrî sayılabilir. Ebü'l-Kâsım İbn Abdül*hakem. İbnü'd-Dâye, Muhammed b. Yû*suf el-Kindî ve İbn Zûlâk Mısır tarihiyle il*gili önemli eserler kaleme almışlardır. Ay*nı yıllarda pek çok defa Mısır'ı ziyaret eden ve bir süre orada kalan Mes'ûdî de anıl*maya değer bir müelliftir. Abbâsîler'in çö*zülme sürecine girmesiyle birlikte Mısır'*da siyasî yapıya paralel olarak müstakil bir kültür ortamı gelişmeye başlamıştır. Bu dönemde İbn Abdülhakem'in Fütûhu Mışr'ı ve Kindî'nin Kitaba'1-Vüîât ve'l-kudât'ı gibi ilk bölgesel Mısır tarihlerinin yazılması Mısır'ın siyasî açıdan yarı ba*ğımsız konumunun kültür alanına yansı*masıdır.

Şiî Fâtımîler dönemi Mısır tarihi açısın*dan farklı bir devre oluşturur. Fatımî hi*lâfet merkezinin Kahire'ye taşınmasıyla birlikte iki önemli hareketin ortaya çıktı*ğı görülür. Bunlardan biri antik Grek fel*sefesiyle Şiî kaynaklarının telifi, diğeri de Şiîliğin yayılması amacıyla dâîlerin düzenli bir şekilde eğitilmesidir. Fâtımîler, Sünnî rakipleri olan Abbâsîler'in Bağdat'ta kur*duğu ilmî müesseselerin Şiî versiyonlarını Kahire"de kurmak için çaba göstermiştir. Bu bakımdan İlim halkaları teşkil edilen Ezher Camii ile yine bu devirde yapılan Hâkim. Karâfe ve Akmer camileri önemli*dir. Aynı dönemde Kahire'deki Fatımî sa*rayında büyük bir kütüphane kurulmuş*tu; Makrîzî bütün İslâm âleminde ondan daha büyük bir kütüphane olmadığını be*lirtir.[1232] Hâkim Biemrillâh'ın 395 (1004) yılında Kahire'de te*sis ettiği Dârülhikme'de (Dârülilm) daha ziyade felsefe, mantık, matematik, tıp gibi ilimlerde çalışma yapılıyordu. Dârül-hikme'ye bağlı kütüphane de zenginliğiyle ünlüydü. İranlı seyyah Nâsır-ı Hüsrev ile Haşîşîler'in lideri Hassan Sabbâh bu kü*tüphanede çalışmışlardı. Bu devirde sosyal hayatta da Şiî hukuku uygulanmış ve Şia'nın bayramları kutlanmıştır; fakat halk arasında Şiîlik hiçbir zarnan yaygınlaşma-yıp daima yönetici zümre arasında kal*mıştır. Fâtımîler döneminin önde gelen âlimlerinden hadiste Ebû Bekir Muham-med el-Askerî ile Ebû Tahİr es-Si!efî, Arap dilinde Ali b. Ahmed el-Mühellebî, İbn Bâ-beşâz, tarihte Şâbüştî, Müsebbihî, Ebû Abdullah el-Kudâî ile ei-/şdre ilâ men nâ-îe'1-vezâre'nin müellifi Ebü'l-Kâsım İb-nü's-Sayrafî sayılabilir. Halife Muiz-Lidî-nillâh ve onun görüşlerini halka açıklayan kâdılkudâtı Ebû Hanîfe Nu'mân b. Mu-hammed de İsmâilî akaidiyle ilgili kitap*lar yazmıştır. Şiî fıkhına dair bazı eserlerin sahibi olan Vezir İbn Killîs ve başdâî {dâi't-duât) Müeyyed- Fiddîn devrin en Önde ge*len âiimlerindendi. Meşhur matematikçi ve filozof İbnü'1-Heysem, Hâkim-Biemril-lâh'ın daveti üzerine Mısır'a gelerek Nil nehri hakkında çalışmalar yapmıştır. Ali b. Rıdvan bu dönemde Mısır'da yetişen en önemli tabiplerdendir. Fâtımîler zama*nında şiir de gelişme göstermiş, bunda halife ve vezirlerin şairleri maaşa bağla*maları ve onlara karşı cömert davranmaları etkili olmuştur. Ebû Aİİ Hasan b. Zebîd el-Ensârî, Ebü'l-Hasan Ali b. Ca'fer ve Ebü'1-Feth Mahmûd b. Kadûs şiirde öne çıkan isimlerdir. Şair Umâre el-Yemenî de Fatımî Veziri Talâi' b. Rüzzîk'ın İsteği üzerine Mısır'a yerleşmiştir.

Fatımî döneminde de Mısır ekonomisi Nil'e bağlıydı. Kuraklık sebebiyle başlıcaları 360 (970-71), 38S (995), 395 (1004-1005) ve 464 (1071 -72) yılarında meyda*na gelen pek çok kıtlık yaşanmıştır. Ku*raklık görülmediğinde Mısır kendi ihtiya*cını karşılamanın dışında çeşitli tarım ürünlerini ihraç ediyordu. Tahıl, özellikle buğday Mekke ve Medine'ye gönderili*yordu. Bunun yanında bol miktarda üre*tilen keten de İhraç mallarındandı. Mısır, Kızıldenİz yoluyla Hint Okyanusu'na ve İskenderiye Limanı vasıtasıyla Akdeniz'e ulaşımı mümkün kılan jeostratejik konu*mu sebebiyle önemli bir ticaret merkeziy*di. Ticaret serbest bir biçimde yapılıyor, bilhassa sahil şehirlerinde bulunan ecnebi vekîlüt-tüccârlar bir nevi ticaret ataşesi görevi yürütüyordu. Başta gelen şehirler Kahire ile İskenderiye idi. Fustat hâlâ tica*ri ehemmiyetini koruyordu ve henüz Ka*hire ile birleşmemişti. Buralarda müslü-manlar, hıristiyanlar ve yahudiler farklı mahallelerde oturuyordu. İskenderiye en

mühim liman şehriydi ve hıristiyanlarla müslümanların liman tesisleri ayrıydı. Çok sayıda yabancı tüccarın bulunduğu İsken*deriye aynı zamanda baharat, köle, İpek, tekstil ve parfüm ticaretinin dünyada başta gelen merkezlerinden biriydi.

Selâhaddîn-i Eyyûbîve halefleri, ulemâ*dan ve medreselerden hem Sünnîliğin ih*yasında hem de Haçlılar'a karşı halkı ciha*da teşvikte yararlanmıştır. Eyyûbîler dö*neminde Suriye ve Mısır'da inşa edilen medreselerin sayısının çok fazla olması bunu göstermektedir. Selçuklu Veziri Ni-zâmülmülk'ün kurduğu ve Kur'an. hadis, dört Sünnî mezhep fıkhının okutulduğu medreselerin benzerleri Mısır'da da açıl*mıştır. Şiîliğin yayılması için tesis edilen Ezher, İslâm'ın Sünnî yorumunun öğre*tildiği en büyük eğitim kurumu haline ge*tirilmiştir. Devrin önde gelen fakihi, yö*neticilere karşı muhalefetiyle tanınan ve halkın desteğini gören İzzeddin b. Abdüs-selâm'dı. Arap dili ve edebiyatında İbn Mâlik et-Tâî, fıkıhta bir Şafiî medresesi ve kütüphane kuran Kâdî el-Fâzıl ve kıra*atte Alemüddin es-Sehâvî diğer önemli simalardı. Bu dönemde tıp öğretimi ve uygulamaları da çok gelişmişti. Yûnü enbâ1 adlı eserin müellifi İbn Ebû Usay-bia tıp öğreniminin bir kısmını Mısır'da yapmıştır.

Doğu İslâm dünyasını istilâ ederek bü*yük tahribat yapan Moğollar'ı, ayrıca Haç-lılar'ı yenerek bölgeyi bu tehlikelerden kurtaran Memlükler'in Mısır siyaset, ilim ve kültür tarihinde ayrı bir yeri vardır. Memlükler döneminde Mısır kozmopolit bir nüfus yapısına sahipti. Özellikle Bağ*dat'ın Moğollar tarafından işgalinin ardından İslâm'ın kültürel başşehri haline gelen Kahire'ye her yerden ulemâ akını başlamıştı. Bunun dışında Moğollar'ın önünden kaçan kalabalıklar da Mısır'a sı*ğınmıştı. Toplum müsiümanlar, hıristi*yanlar ve yahudilerden meydana geliyor, çoğunluktaki müslümanlar da statü ba*kımından, kendi aralarında Türkçe konu*şan yönetici askerî sınıfla (Türk ve Çerkez memlükleri} halk olmak üzere iki kesime ayrılıyordu. Mısır'ın Moğol istilâsına uğ*ramamış olması sebebiyle İran, Anadolu, Irak ve Suriye'den buraya göç eden ule*mâ Memlükler zamanında ilmin gelişme*sine büyük katkı sağlamıştır. Bu devirde Eyyûbîler'İn Sünnî eğitim verilen medre*seler açma politikası devam ettirilmiştir. Yalnız Kahire'de zengin kütüphanelere sahip yüzden fazla medrese, ayrıca çe*şitli dârülkur'ân ve dârülhadisler vardı.

Bölge halkına yabancı memlûk asıllı sul*tan ve emirlerin, yönetimlerini halk nez-dinde meşrulaştırmak maksadıyla yeni medreseler kurması ve vakıflar yoluyla ulemâyı desteklemesi de ilim hareketini hızlandırmıştır. Sultan Kalavun, içinde hastahanenin de yer aldığı cami, medrese ve kütüphaneden oluşan bir külliye yap*tırmıştır. Ayrıca kendi türbesinin bulun*duğu bu külliye Memlûk sanatının en önemli örneklerindendir. Memlükler döneminde eğitim ve öğretim medresele*rin yanında gittikçe yaygınlaşan Şeyhû el-Ömerî, II. Baybars gibi hankahlardave zaviyelerde de devam etmiştir. Memlük*ler'in ilk zamanlarında Bahâeddin İbn Akil, İbn Vâsıl, Ebû Şâme el-Makdisî. Ebû Hayyân el-Endelüsî, Muhibbüddin Mu-hammed b. Yûsuf el-Halebî [1233]Feth b. Mûsâ b. Hammâd, İbn Hişâm en-Nahvî gibi değerli âlimler Mısır'da yaşa*mıştır. Ülke XV. yüzyılda kültürel açıdan önemli gelişmeler göstermiştir. Tarih, edebiyat, hadis, fıkıh gibi alanlarda öne çıkan pek çok âlim burada yetişmiş veya buraya yerleşmiştir. Aynı dönemde telif edilen eserlerin hem sayı bakımından art*tığı hem de ansiklopedi ve biyografi gibi yeni biçimler kazanarak çeşitlendiği gö*rülür. Devrin ünlü âlimleri arasında İbn Haldun, Zeynüddin İbn Nüceym, İbnTağ-rîberdî, Ahmed b. Abdülvehhâb en-Nü-veyrî, Makrîzî, İbn Hacer el-Askalânî, Şem-seddin es-Sehâvî ve Süyûtî İlk akla gelen*lerdir.

Hindistan-Avrupa deniz yolu üzerinde stratejik bir merkez olması sebebiyle Mı*sır uluslararası ticarette daima önemli bir rol oynamış, özellikle Memlükler devrinde bu ticaret yolunun en istikrarlı geçitle*rinden birini teşkil etmiştir. İskenderiye Bizans, İtalyan ve Fransız ticaret gemile*rinin, Hindistan'dan denizyoluyla Kûs'a ve oradan kara yoluyla İskenderiye'ye ge*tirilen malları Avrupa pazarlarına götür*mek için bekledikleri en büyük limandı. Burada ve Kahire'de yerli ve yabancı tacir*lerin emtialarını depoladıkları yerler bu*lunuyordu. Dönemin kaynakları Kahire'*de birçok çarşı ve dükkânın bulunduğu*nu ve her birinde belli ürünlerin satıldığı*nı kaydeder. Ticaretin yanı sıra yün, İpek, keten ve pamuk dokumacılığı, maden iş*lemeciliği, camcılık, halıcılık, dericilik ve kâğıtçılık da en önemli el sanatlarıydı. Ti*mur'un XV. yüzyılın başlarında Suriye'yi işgali Mısır'ın iktisadî hayatını olumsuz etkilemiştir. Avrupalı tüccarların Doğu mallarını daha ucuz fiyatlarla alabilmek için gösterdikleri çabanın Ümitburnu'nun keşfiyle sonuçlanması ise Mısır'ın dış ti*caretini bütünüyle çökertmiştir.


Bibliyografya :


Makrîzî, el-Hıtat, Kahire 1997, I-IV; Süyûtî, Hüsnü'l-muhâdara{nşr. Halîlel-Mansûr), Bey*rut 1997, i, 255-470; II, 212-235; Abdürrezzâk Hamîde. el-EdebüV'Arab'ı fî Mışr mine'I-fethi'l-İslâmî Ue'i-Fatımiyyîn, Kahire 1370/1951; Ab-düllatîf Hamza, el-Hareketü 'l-fıkriyye fi Mışr fî 'aşreyi'l-Eyyûbî üe'1-Memlû.kî, Kahire 1968; Hassanein Rabie, The Financial System of Fgypt, London 1972; Şevki Dayf, el-Fen ve me-zâhibüh, Kahire 1976, s. 456-508; Aydın Sayılı, Mısırlılarda oe Mezopotamy&lılarda Matema*tik, Astronomi oe Tıp, Ankara 1982; Ni'mât Ahmed Fuâd. "Devrü Mışr fi'1-hadâretİ'l-İslâ-miyye", Dİrâsât fi'l-hadâreti'l-İslâmiyye, Ka*hire 1985, II, 419-460; Abdülmün'im Sultân. el-Mücteme'u't-Mışrİ fİ'l-'aşri'l-Fâiımî, Kahire 1985; Hasan Ahmed Mahmûd. el-İslâm ue'ş-şe-kâfetü'l-'Arabiyyefi//n/ayâ,Kahire 1986, s. 81-126; The Mamluks in Egyptian Poiitics and Society (ed. T. Philipp - U. Haarmann), Cam-bridge 1988; Abüülazîz Süleyman Bevvâr, Târî-hu Mışri'l-icümâ'İ, Kahire 1988; Seyyide İsmail Kâşif, Mışrfi'aşri'l-üülât, Kahire 1988, s. 181-197;a.mlf. v.dğr., Târîhu Mışrei-İslâmiyye, Ka*hire 1993, s. 95-127, 326-341, 421-449; Ab-dülâi Salim Mekrem, Celâleddîn es-Süyûtî oe eseruhû fı'd-dirâ.sâti'1-luğaüiyye, Beyrut 1989, s. 7-47; Nasır el-Ensâri, Târihu enzımeti'ş-şur-tafî Mışr, Kahire 1410/1990; CI. Cahen. Doğu*şundan Osmanlı Devletinin Kuruluşuna Kadar İslamiyet, Ankara 1990, s. 211-218; M. Kemâ-leddin İzzeddin, el-Hareketü'l-c'dmiy ye fi Mışr fi devleti'l-Mem&lîki'l-Cerâkise, Beyrut 1410/ 1990; Y. Lev, State and Society İn Fatimid Egypt, Leiden 1991; Khalil Athamina, "Some Admİnistrative, Mîlitary and Socio-Political Aspects of Early Müslim Egypt", War and Society in the Eastern Mediterranean 7th-15"t Centurıes (ed. Y. Lev), Leiden 1997, s. 10] vd.; Y. Lev, "Regime, Army and Society in Medieval Egypt, 9th-12th Centuries", a.e., s. 153-162;The Cambridge History of Egypt: Islamic Egypt, 640-1517(ed. C. F. Petry), Cambridge 1998; A. Sabra. Poverty and Charity in Medieualislam: Mamluk Egypt, 1250-1517, Cambridge 2000; M. Zağlûi Seİlâm, el-Edeb ft'l-caşri'l-Fâtımî, İs*kenderiye, ts. (Münşeâtü'l-maârif); M. Cemâled-din Sürür, Târîhu'l-hadâreti'l-İslâmiyye fl'ş-Şark, Kahire, ts. (Dârü'Mikri'l-Arabî), s. 222-244; H. I. Bell. "The Administration of Egypt under the Umayyad Khalifs". BZ,XXVIII (1928), s. 280-286; M. Hİlmî Muhammed Ahmed, "el-Hayâtü'l-Mlmiyye fî Mışr ve'ş-Şâm (521-648/ 1127-1250]", Mecelletü't-Târîhiyyetİ'l-Mışriy-ye, VII, Kahire 1958, s. 3-23; Fehmî Abdülcelîl Mahmûd, "İntişârü'l-İslâm fî Mışr fi'1-karney-ni'1-evvel ve's-şânî li'1-hicre", Havüyyâtü Külliyyeti dâriVulüm,Vl\\, Kahire 1977-78, s. 115-134; Ahmed Abdülhamîd Hafâcî, "Cevânib mine'l-hayâti'l-ictimâ'iyye fî Mışr fi'l-caşrii-Eyyûbî", Meceiletü Külliyyeti'l-adâb, XXIX, İs*kenderiye 1981-82, s. 197-221 ;SamiraKortan-tamer, "Memlûk Tarihçiliğine Genel Bir Bakış", TİD, I (1983). s. 31-35; Mohammed M. Aman, "Egypt, Lİbraries in", Encyclopedia ofLlbrary and Information Science (ed. Allenkent - Harold Lancour), New York 1972, s. 574-588. Cengiz Tomar




Osmanlı Dönemi.


Yavuz Sultan Selim'İn Mısır'a girişinden Mehmed Ali Paşa'nın valiliğine kadarki Mısır tarihi çeşitli se*beplerden dolayı uzun süre ihmal edil*miştir. Özellikle bazı Mısırlı tarihçiler ve şarkiyatçılar tarafından ileri sürülen, Os*manlı hâkimiyetinin Mısır ilim ve kültür hayatını olumsuz yönde etkilediği, hatta çöküşüne sebep olduğu yolundaki iddia*lar temelsizdir ve ön yargılara dayanmak*tadır. Mısır'ın tarihi Osmanlı Devleti'nin bir eyaleti olarak bu devletin tarihi içinde yer almıştır. Yavuz Sultan Selim'İn bera*berinde İstanbul'a götürdüğü âlimlerden pek çoğu birkaç yıl içerisinde Mısır'a geri dönmüş ve iki ilim merkezi Kahire ve İs*tanbul arasındaki iletişimde önemli rol üstlenmiştir. Bu bakımdan Osmanlı dö*nemindeki Mısır düşünce ve kültür hayatı Memlûk devrinin bir devamı niteliğinde*dir. İbn İyâs'ın ilk Osmanlı kadısı hakkın*da ortaya koyduğu olumsuz tabloya karşı*lık [1234]Dumeyrî, Gaz-zî ve Şîrbînî eserlerinde Osmanlı kadıları*na dair methe varan olumlu ifadeler kul*lanmış [1235] ve bir dizi tarihçi padişahları öven kitaplar kaleme almıştır.[1236] Kahi-re'ye gönderilen Osmanlı valileri meslek*lerine sarayda başlamış eğitimli kişiler arasından seçiliyordu. Devrin Mısırlı tarih*çileri ve yabancı konsoloslar valilerin çe*şitli alanlardaki bilgilerinden hayranlıkla bahsetmektedir. Meselâ Dâvud Paşa'nın büyük bir kütüphane kurduğu, Cafer Pa*şa'nın da bir tefsir âlimi olduğu anlatıl*maktadır.[1237] Osmanlı hâkimiyeti altındaki Mısır'ın kül*tür hayatıyla Memlûk kültür hayatı ara*sında belirgin bir fark yoktur; diğer yerlerde olduğu gibi burada da halkın kendi kültürü ve yaşam tarzı geliştirilip güçlen*dirilerek korunmuştur. Mısır halkının ya*şantısı hakkındaki ilk elden bilgiler, 976 (1568) ve 1004 (1596) yıllarında burayı ziyaret ederek gördüklerini Hûîâtü'1-Köhire mine'I-âdâti'z-zâhire adlı kitabın*da [1238] anlatan Âlî Mustafa Efendi ile 1672-1680 yılları arasında Mısır, Sudan ve Habeşistan'ı gezen Evliya Çelebi tara*fından aktarılır.[1239] Ayrıca bu dönemde Mısır'da bulunan Batılılar'dan de Maillet, Description de Egypte [1240] ve Volney Voyage isimli kitap*larında gördüklerini ve yaşadıklarını an*latmışlardır. Napolyon'un 1798'de Mısır'ı işgalinden Önce bir grup bilim adamına hazırlattığı Descripîion de Î'Egypte, etat moderne par les savants de l'expedi-tion française en Egypte adlı hacimli eserde [1241] Osmanlı Mısırı hakkında önemli bilgiler mevcuttur.

Osmanlı devrinde eğitim ve öğretim fa*aliyetleri daha önce olduğu gibi mektep ve medreselerde devam etmiştir. Bu ko*nuda özellikle Yavuz Sultan Selim'İn Ka-hire'ye girdiğinde namaz kıldığı Ezher'in önemi gittikçe artmıştır [1242]Dinî eğitim ayrıca tekke ve zaviyelerde de yü*rütülüyordu. Abdülvehhâb eş-Şa"rânî ve Evliya Çelebi buralar hakkında ayrıntılı bilgi vermektedir. Aralarında müneccim ve tarihçi İbn Zünbül, Abdülvehhâb eş-Şa'rânî, Şemseddin er-Remlî, Sirâceddin İbn Nüceym. Nûreddin el-Üchûrî, fakih ve muhaddis Muhammed b. Abdülbâki ez-Zürkânî, Ahmed ed-Derdîr, Ahmed b. Mu*hammed el-Hamevî, Haraşî ve Bekri aile*si mensupları gibi ünlülerin bulunduğu bu devrin Mısır ulemâsı din ilimleri yanın*da tabii bilimler alanında da çok sayıda eser vermiştir.

Corcî Zeydân gibi bazı müelliflerin Os*manlı hâkimiyetiyle birlikte Arap edebi*yatının durgunluk dönemine girdiği şek*lindeki iddialarının [1243]doğ*ru olmadığı son zamanlarda yayımlanan eserlerle ortaya konmuştur. Muhammed Seyyid Kîlânî ve Nurettin Ceviz, Osmanlı dönemi Mısır edebiyatı hakkında yaptık*ları çalışmalarda [1244]bu devirde dil ve edebiyat alanında çeşitli âlimlerin ve divan sahibi şairlerin yetiştiğini göster*mişlerdir. Ayrıca Abdurrahman el-Ceber-tî, 'Acö'ibü'i-dsdr isimli Mısır tarihinde çok sayıda âlimin ve edibin adını verir. Şairler arasında Ebü'l-Mekârim el-Bekri, Abdullah eş-Şebrâvî, Abdullah el-İdkâvî, İbnü's-Salâhî, Kasım b. Atâullah el-Mısrî, Şemseddin es-Seberbâî, İsmail b. Halîl ez-Zuhûri, İsmail b. Sa'd el-Haşşâb ve Ha*san el-Attâr sayılabilir. Bu şairlerin ma-kâmat ve resâil tarzında eserleri de mev*cuttur.[1245] Arap dili üzerine çalışma yapanlar arasında en başta Şehâbeddin el-Hafâcî, Tâcü'l-'arûs min cevâhiri'l-kâmûs isimli hacimli eserin sahibi Muhammed Murtazâ ez-Zebîdî, Bedî'u'l-inşâ ve'1-mürselât'm müellifi Mer'î b. Yûsuf el-Kermî ve Mısır'a yerleşen Hizânetü '1-edeb sahibi Abdül-kâdir el-Bağdâdî sayılabilir. Bu âlimler aynı zamanda dinî ilimler alanında da önemli eserler vermişlerdir. Hafâcî'nin KâdîBey-zâvî hâşiyesiyle [1246] Zebîdî'nin /hyö'ü ''ulûmi'd-dîn şerhi İthâiü's-sâdeü'hmüttakin zikredilmesi gereken kitaplardır. Tabii ilim*ler alanında Dâvûd-i Antâkî, Abdülkâdir b. Muhammed el-Feyyûmî, Rıdvan el-Felekî, Şeyh Ramazan el-Hânkî, Cemâleddin el-Kilercîve Hasan el-Cebertî sayılabilir. Dâ-vûd-i Antâkî'nin Tezkiretü üli'l-elböb adlı tıp kitabı [1247] ilmî olduğu ka*dar dönemin tabii ilim anlayışı konusun*da fikir vermesi açısından da büyük önem taşımaktadır. Dâvûd-i Antâkî Kahire'de bir tıp medresesi açarak çok sayıda öğ*renci yetiştirmiştir.

Osmanlı döneminde Mısır'da medre*selerdeki kütüphanelerin yanında çok sa*yıda özel kütüphane vardı. Bunlar halk kütüphanesi işlevi de görüyordu. [1248]Birçok şeyh ve âlimin evinde ilim meclis*leriyle edebiyat meclisleri düzenleniyor*du. Abdülganî en-Nablusî, misafir kaldı*ğı Şeyh el-Bekrî'nin evindeki meclislerde şiir okunduğunu ve ilmî konuların tartı*şıldığını, bu meclislere Ezher şeyhleriyle öğrencileri yanında halktan bazı kimse*lerin de katıldığını söyler.[1249]

Osmanlı devri Mısır'ındaki dinî-folklo-rik törenlerin en önemlileri her yıl Kahi*re'de dokunan Kabe örtüsüyle mahmil ve hac kafilesinin yola çıkarılması, ayrıca Re-sûl-i Ekrem, Hz. Hüseyin ve büyük tarikat şeyhlerini anmak için mevlid okunması esnasında yapılanlardı. Bu törenler aynı zamanda ticaret hayatını canlandıran önemli etkinliklerdi.



Fransız İşgali Sonrası.


1. Fikrî Akımlar.XIX. yüzyıldan itibaren Mısır'da düşünce büyük ölçüde siyasî ve içtimaî hadiselerin etkisi altında şekillenmeye başlamış, o güne kadar siyaset, sanat, edebiyat, hu*kuk gibi birçok alanı kontrolü altında bu*lunduran ulemâ Batılı fikirlerin yaygın ha*le gelmesiyle çeşitli sahalardan geri çekil*mek zorunda kalmıştır. Kavalalı Mehmed Ali Paşa'nın başlattığı modernleşme faa*liyetleri, bürokraside dinî eğitim alanlar*dan ziyade onun açtığı Batı tarzı eğitim kurumlarından mezun olanlara iş imkânı sağlıyordu. Ayrıca iltizam sisteminin lağvedilmesi, dinî kurumlan ayakta tutan vakıflara el konulması ve medenî hukuk dışında kalan bütün alanların Batı huku*kuna göre düzenlenmesi dinî düşünce*nin pratikte etkisini yitirmesine sebep olmuştur. Dinî düşüncenin ve dindarlığın önemli unsurları arasında yer alan sûfî tarikatlar modernleşmenin paralelinde yürütülen merkezîleştirmeye bağlı olarak tek elden yönetilmeye çalışılırken Ezher gibi eğitim kurumlarının genel ihtiyaç doğrultusunda yeniden düzenlenmesine gidilmiştir. Bu şekilde gelişen modern dü*şünce üzerinde, yerli Kıptîler'Ie XIX. yüz*yılın ikinci yarısından itibaren Mısır'a göç eden çeşitli mezhep mensubu Araplar'-dan oluşan hıristiyanların da etkisi vardır.

Mısır'daki fikir akımlarının bir kanadını, misyoner okullarında yetişen ve çoğun*lukla hıristiyan olan Arap aydınlarının iş*galci İngilizler tarafından desteklenen laik düşünceleri teşkil eder. Laik düşüncenin hem en büyük muhatabı hem de en bü*yük muarızı ise geleneksel kurumlarda eğitim ve öğretimi sürdürülen ikinci ka*nat klasik düşüncedir. Bunların yanında, özellikle XIX. yüzyılın son çeyreğinde her ikisiyle de temas halinde olan ve aralarını birleştirmeye çalışan ayrı bir düşünce akı*mı doğmaya başlamıştır. Laik düşünce kendini daha çok basın ve yayın faaliyeti içinde ortaya koyarken klasik düşünce, başta Ezher olmak üzere geleneksel eği*tim kurumlarında ve aynı zamanda bir hayat tarzı şeklinde etkinliğini sürdür*müştür. Islahatçı ve belirli ölçüde moder-nist denilebilecek üçüncü akım ise her iki yolu da kullanmakla birlikte daha ziya*de yönetimle irtibatlı biçimde ve onun ih*tiyaçlarını dikkate alarak eğitim kurum*larında yapılacak düzenlemeler üzerinde etkili olmaya çalışmıştır.

Dinî düşüncede ıslah ve yenileme ge*rekliliği fikri, Cemâleddîn-i Efgânî'nin Mı*sır'a gelmesiyle birlikte açık bir şekilde dile getirilmeye başlandı. Bu fikrin en önemli temsilcilerinden Muhammed Ab-duh da büyük ölçüde Batı ilim ve yöne*tim anlayışıyla irtibatlandırılıp yeniden tanımlanacak aklın önemini vurgulaya*rak modern bilimlerle İslâm'ın bağdaştı*rılabileceği fikrini savundu. Batı'nın iler*leme ve gelişme fikirlerinin etkisi altında kalan ıslahatçı düşüncenin diğer bir tem*silcisi olan Kasım Emîn'in 1899'da kadı*nın eğitime ve toplumsal hayata katılı*mı üzerine yazdığı Tahniü'l-mer'e adlı kitabı bu dönem için ilginç bir örnek teş*kil eder. Abduh'un öğrencilerinden M. Reşîd Rızâ ve Ali Abdürrâzık onun fikirle*rini işlemeyi sürdürdüler.

XX. yüzyılın başlarında siyasî partilerin kurulması ve pek çok aydının bunlar et*rafında toplanması Mısır fikir hayatı açı*sından önemlidir. Mustafa Kâmil Paşa, daha önce ortaya çıkan el-Hizbü'l-vatanî hareketini 1907'de aynı isim altında par-tileştirdi ve ülkenin İngiiiz işgalinden kur*tulması için faaliyetlerine devam etti. Ge*rek Kâmil Paşa gerekse onun 1908'de ve fatından sonra yerine geçen Muhammed Ferîd Bey ve hareketin yayın organı el-Li-vtfmn editörü Abdülazîz Çâvîş. kaleme aldıkları kitap ve yazılarında ittihâd-ı İs*lâm fikri çerçevesinde kalarak Osmanlı-İar'a bağlı bir Mısır vatan severliğini sa*vundular. "Üstâdü'1-cîl" lakaplı Ahmed Lutfî es-Seyyid liderliğinde kurulan Hiz-bü'1-ümme ve yayın organı el-Ceride et*rafında toplanan aydınlar ise Avrupa me*deniyetine ve bunun değerlerine, özellik*le de hümanizme vurgu yapmaktaydılar. Bu dönemde ortaya çıkan siyasî görüşle*rin ortak noktası, İngilizlerin Mısır'ı ter-ketmesi ve Osmanlı hilâfetinin müslü-manların birliğini sağlamakta önemli bir kurum olduğu hususudur. Mısır'daki Os*manlılık vurgusu, bilhassa İtalyanlar'ın 1911 'de Trablus'a çıkmaları ve Balkan sa*vaşları sırasında had safhaya ulaşmıştır. 1920'li yıllarda el-Cerîdegrubundan Mu*hammed Hüseyin Heykel ve Tâhâ Hüse*yin gibi aydınlar firavunlar dönemi kültü*rünü vurgulayan çalışmalar içerisine gir*diler. Öte yandan yine Batılı fikirlerin et*kisiyle Marksist-sosyalist düşünce orta*ya çıktı ve daha sonra Arapçılığı da içinde barındıran bir sosyalizm anlayışına dö*nüştü. Kıptî yazarlardan Selâme Mûsâ gi*bi bazı sosyalist aydınlar ise toplumun la-ikleşerek Batılılaşması ve Avrupa-Akde*niz kültür dairesi içine girmesi gerektiğini savunuyorlardı.

1920'Ii yılların ortalarında Türkiye'den giderek Mısır'a yerleşen bazı âlimler özellikle dinî ilimler alanında etkili oldu. Bunlar arasında son Osmanlı şeyhülislâ*mı Mustafa Sabri Efendi, Mehmed Akif Ersoy, M. Zâhİd Kevserîve Mehmed İhsan Efendi gibi şahsiyetler yer almaktadır. Mustafa Sabri Efendi, kelâm konularında ıslahatçı-modernist yönelişleri ciddi bir tenkide tâbi tutarken Zâhid Kevserî fıkıh ve hadis öğretiminin yanında önemli ne*şir faaliyetlerinde bulunmuştur. 1930'lu ve 194O'Iı yıliarda gelişen hadiselere de bağlı olarak liberal laik aydınlardan bazı*larının İslâm'a ilgilerinin arttığı görülür. Bu aydınlar, hayranlık besledikleri Batf-daki sistemlerin içine düştüğü krizler ne*ticesinde kendi kültürlerine farklı bir açı*dan bakma ihtiyacı duymuşlardır. Bun*lardan Tâhâ Hüseyin, 1933'te Hz. Pey-gamber'in hayatından bölümler anlattığı 'Alû hâmişi's-sîre adlı kitabının I. cildini, M. Hüseyin Heykel 1935'te Hayâtü Mu*hammed, Tevfîk el-Hakîm 1936'da Mu*hammed, Abbas Mahmûd el-Akkâd \942'te'Abkariyyetü Muhammed ve daha sonra Abdurrahman eş-Şerkâvî Muhammed: Resulü'1-hürriyye (1962) adlı eserlerini yayımladılar. Batılılaşma'yı sa*vunan siyasî partiler aynı dönemde kriz içerisine girerken 1928'de Hasan el-Ben-nâ'nın kurduğu İhvân-ı Müslimîn büyük bir taraftar kitlesi kazandı. Teşkilâtın fik*rî yapısı önceleri ahlâkî, ardından dinî bir yenilik hareketi olarak Seİefî görüşlerin etkisi altında şekillenirken siyasî açıdan da sömürge sistemi şiddetle eleştirildi.

1952'de Hür Subaylar [1250] tarafından gerçekleştirilen devrim Mısır'daki fikrî hayatı çeşitli yönlerden et*kiledi. Cemal Abdünnâsır yönetimindeki askeri rejim, bir yandan Batı sömürgeci*liğine karşı çıkarken bir yandan da modernleşmeyi yine Batılılaşma ve laikleş*me şeklinde anlayarak dinî kurumların ve örgütlerin faaliyet alanlarını daha da sı*nırlama yoluna gitti. Diğer partilerle birlik*te İhvân-ı Müslimîn de yasaklandı 1954; yöneticileri hapse atıldı ve Seyyid Kutub gibi bazı teorisyenleri idam edildi. 1956'-da şeriat mahkemeleri lağvedilirken 1957'de vakıflar devletleştirildi. 1961'de Ezher'in yarı özerkliği kaldırıldı ve mües*sese dinî eğitimin yanında tıp, eczacılık, mühendislik, ziraat gibi dallarda da eği*tim veren bir devlet üniversitesi haline getirildi. Ancak Nasır rejiminin, Arap mil*liyetçiliği politikaları çerçevesinde millî kültür ve millî tarih oluşturma çabalarına destek verdiği görülür. 1957'de Kültür ve Millî İrşad Bakanlığı kuruldu. Basın ve yayın organlarının büyük bir kısmının 1960'ta devletleştirilmesi ve geri kalan*lar üzerinde sıkı bir denetim uygulanma*sı, kültürel faaliyetlerin büyük ölçüde sis*temin propagandasına dönüşmesine yol açtı. Özellikle tarih ve edebiyat tarihi ça*lışmaları günün politikalarının etkisi al*tında yürütülerek ortaya gerçeklere uy*mayan bir tarihçilik çıkarıldı. Meselâ XIX ve XX. yüzyıllarda Mısır'ın siyasî ve fikrî hayatında önemli rol oynayan Ömer Mek-rem, Rifâa et-Tahtâvî, Urâbî Paşa, Mu*hammed Abduh, Abdullah Nedîm, Mus*tafa Kâmil ve Muhammed Ferîd Bey gibi şahsiyetler Arap milliyetçiliğinin önder*leri olarak gösterilip millî kahraman se*viyesine yükseltilirken bunlardan bazıla*rının Avrupa devletleriyle kurduğu karan*lık İlişkiler göz ardı edildi. Yine bu dönem*de yazılan kitaplarda millî tarih oluştur*ma çabaları içerisinde tarihî gelişmeler -çarpıtılarak Osmanlı dönemiiçîn "inhitat " devri, karanlık dönem" vb. nitelemelere yer verildi. O yıllardaki bazı İslâm tarihi çalışmalarının da günün ideolojisinin yön*lendirmesiyle yapıldığı görülür. Hz. Peygamber'in ve ashabının İslâm prensiple*rine uygun sosyalist bir sistem getirmeye çalıştıklarını iddia edip bunun günümüz*de de uygulanabileceğini savunanlar or*taya çıktı. Hatta bazı yazarlar İslâm'ın ilk dönemleri için "sağ, sol, devrimci, karşı devrimci" gibi tasvirlere gittiler. Bu tür yayınlara karşı çıkmak iktidara göre reji*min sosyalist politikalarına karşı gelmek anlamını taşıdığından açıkça eleştirel ni*telikte yayınlar da yapılamadı.

Nasır döneminin 1967 İsrail yenilgisinin gölgesi altında sona ermesi Mısır kültür ve düşünce hayatı için farklı gelişmelere sebep oldu. Enver Sedat'ın basın üzerin*deki sansürü kısmen hafi fi etmesiyle bir*likte çok sayıda yazar yoğun biçimde ya*kın geçmişi, özellikle de 1952 sonrası dö-nemi eleştiren çalışmalar yapmaya baş*ladı. Bunların birçoğunda Nasır devri bas*kı ve propagandalarla halkın uyutulduğu bir dönem şeklinde tanımlandı. Enver Se*dat sosyalist uygulamalardan vazgeçti ve Nâsırcı aydınlara karşı denge unsuru ola*rak gördüğü İslamcı kesim üzerindeki baskıları kaldırmaya başladı. Arap milli*yetçiliği geri plana itilirken Selefçi ve İs*lamcı görüşler geniş bir taban buldu. Bu gelişmelerin paralelinde farklı eğilimler-deki İslâmî grupların sayısı artarken öte yandan İhvân-ı Müslimîn'in çıkardığı ed-DaVe ve eî-İHişâm dergileri zamanla iktidarın politikalarını eleştiren bir plat*forma dönüştü. 1971 anayasasında dinî hükümlerin yasamanın kaynaklarından biri olduğu görüşünün yer alması, Ezher ulemâsının birçok kanun taslağı hazırla*yarak bunları meclise taşımasına imkân verdi. Yönetimin hazırlanan taslakların yasalaşmasını engellemeye çalışması bunları hazırlayan Ezher ulemâsının ve diğer İslâmî grupların tepkisine yol açtı. Enver Sedat'ın İsrail ile 1979'da yaptığı barış antlaşması gerek eski Nâsırcılar gerekse İslamcı gruplar tarafından şiddet*le eleştirildi. Eleştirilerden bunalan En*ver Sedat 1980'de basın üzerindeki san*sürü arttırdı. Ayrıca dinî hükümlerin uy*gulanmasını isteyen İslâmî gruplarla bu*na karşı çıkan Kiptiler arasındaki çekiş*melerin kanlı çatışmalara dönüşmesi üze*rine her iki kesimden çok sayıda aydını tutuklattı.

2. Edebiyat. Mısır edebiyatı genelde Osmanlılar'ın diğer eyaletlerindekilere ben*zer bir seyir takip etmişse de 1800'lü yıl*ların başında birkaç yıl süren Fransız iş*galinden çok etkilenmiştir. Fransızlar, be*raberlerinde bir matbaa getirerek Mısır'*da çıkan ilk gazete özelliğini taşıyan Cou-rier de l'Egypte ile La Decade egypti-enne dergisini neşrettiler; ayrıca propa*ganda amaçlı Arapça yazıları da basabili*yorlardı. Fakat ülkeden ayrılırken matba*ayı götürdükleri için bu yayınlar da işgal*leri gibi kısa sürdü. Bazı Mısırlı yazarların Fransız işgalini bir rönesans başlangıcı olarak görmesine karşılık şarkiyatçı Ha-milton A. Roskeen Gibb konunun fazla abartıldığını ve bu işgalin Mısır hayatında fazla iz bırakmadığını söyler XIX. yüzyılın ikinci yansından iti*baren Mısır'da edebiyat alanındaki faali*yetlerde nitelik ve nicelik açısından bariz bir farklılık yaşandığı ve bir yandan klasik dil ve edebiyat çalışmaları sürdürülürken bir yandan da Batılılaşma'nın tesiriyle hi*kâye, roman ve tiyatro gibi bu coğrafya*da daha önce tanınmayan edebî türlerde eserlerin ortaya konulduğu görülmekte*dir.

Mehmed Ali Paşa'nın 1822'de Bulak'ta kurduğu matbaada çok sayıda Arapça ve Türkçe eser basılmıştır. 1828'de resmî ni*telikli el-VeköYu'i-Mışriyy e gazetesi Ri*fâa et-Tahtâvî yönetiminde Türkçe-Arapça olarak çıkmaya başlamıştır. Ardından gerçekleşen gazete ve dergi sayısındaki artışı, daha çok Suriyeli ve Lübnanlı hıris-tiyan Arap yazarların Mısır'a yerleşmeleri etkilemiştir. M. Reşîd Rızâ, Abdurrahman el-Kevâkibî, Muhibbüddin el-Hatîb ve Ce-mâleddîn-i Efgânî gibi aslen Mısırlı olma*yan müslüman yazarlar ise farklı siyasî XIX. yüzyılın son çeyreğinde şiir gelene*ğe dönüş olarak nitelendirilebilecek bir akımla yeni bir hüviyet kazanmıştır. "Yeni klasik" denilen bu akımda yabancı İşgal*lerine karşı çıkan vatan sever hareketle şiirin içeriğine vatanî ve toplumsal konu*lar da girerken üslûp ve yapının Avrupa tesirine direndiği görülür. Akımın en önemli temsilcileri Mahmûd Sami Paşa el-Bârûdî, İsmail Sabri Paşa, Hafız İbra*him ve Ahmed Şevkî'dir. Lübnan asıllı Ha-lîl Mutrân da yeni klasisizmden yeni ro*mantizme geçişte oynadığı rol itibariyle şiirde yenilikçiliğin en etkili temsilcilerin*den biri sayılır. XX. yüzyılın ilk çeyreğinde yeni klasik akıma eleştirel gözle yaklaşan ve kendilerine "el-Mezhebü'1-cedîd" adını veren genç şairler grubu ortaya çıkmış, bunlar yeni klasikçileri dil ve üslûp açısın*dan klasikleri taklit etmekle suçlamıştır. Abdurrahman Şükrî, İbrahim Abdülkâdir el-Mâzinî ve Abbas Mahmûd el-Akkâd'm başını çektiği bu gruba göre şiir yazıldığı dönemin duygu ve düşüncelerini yansıt*malıdır. [1251]Modern Mısır şiirinin önemli gelişmelerinden biri de 1932'de Apollo Cemiyeti'nin kurulması ve bunun yayın organı Apollo'nun neşredilmeye başlanmasıdır. Apollo belli bir

edebiyat akımı olmamakla birlikte dergi yeni romantikler için bir platform olmuş*tur. Apollo'da sık sık "şi'r hur, şi'r mürsel, şi'r mensur, şi'r mutlak" tarzında şiirlere yer verilmiştir. Mısır şiirinin 1940'lıve 1950"li yıllarda diğer Arap ülkelerinin şa*irlerinden, özellikle serbest nazmın Irak'*taki temsilcilerinden olan Nâzik el-Melâi-ke ve Bedr Şâkir es-Seyyâb'dan etkilendi*ği görülür.

XIX. yüzyılda ve XX. yüzyılın başlarında geleneksel edebî nesir türlerinden ma-kâme dalında çok sayıda eser verilmiştir meselâ Ali Paşa Mübarek, cAlemü 'd-dîn, I-IV, İskenderiye 1299; Muhammed el-Müveylihî, Hadîşü'/sâb. Hişâm, Kahire 1324- Hafız İbrahim, Ley âlî satıh, . Bu arada XIX. yüzyılın sonlarında Batı etkisi de bütün ağırlığıyla hissedil*meye başlanmış, özellikle Batı dillerinden roman, hikâye ve tiyatro türünde yapılan tercümeler ve adaptasyonlar telif eserle*rin yönünü değiştirmiştir. Bunlar arasın*da Rifâa et-Tahtâvî'nin Fenelon'un Les adventures de Telemaque adlı eserin*den yaptığı çeviri [1252] önemlidir. Klasikten modern döneme geçişte Ali Paşa Müba*rek, Muhammed el-Müveylihî, Abdullah Fikrî, Muhammed Tevfîk el-Bekrî, Mus*tafa Lutfî el-Menfelûtî ve Mustafa Sâdık er-Râfiî telif ve tercümeleriyle önemli rol oynamışlardır. Corcî Zeydân. Ferah Antûn ve Ya'küb Sarrûf, aynı dönemde tarihî-içtimaî dram türünde eser veren Lübnan göçmeni hıristiyan yazarlardır. Ayrıca da*ha sonraları Tâhâ Hüseyin, Muhammed Ferîd Ebû Hadîd. Muhammed Saîd el-Ur-yân, Abdülhamîd Cûde es-Sahhâr gibi ya*zarlar da tarihî roman yazmışlardır. Mu*hammed Hüseyin Heykel'in 1914'te ya*yımladığı Zeyneb Arap romanında bir dönüm noktası sayılır. Bu romanda dikkat çeken husus Mısır köy hayatının realist bir tasvir içinde anlatılmasıdır. XX. yüz*yılın ilk çeyreğinde Mahmûd Tâhir Lâşîn, Ahmed Dayf ve Selâme Mûsâ gibi yazar*ların savunuculuğuyla firavunlar dönemi*ni ön plana çıkaran bir millî edebiyat doğ*muş, 1930'lu yıllarda bu akımın yavaş ya*vaş zemin kaybetmeye başlaması üzerine en önemli temsilcileri Salâh Zihnî, Âdil Kâmil ve Necîb Mahfuz olan realist akım ortaya çıkmıştır Halen Necîb Mahfuz, 1988 Nobel edebiyat Ödülünü almasi ve eserlerinin pek çok dile çevrilmesiyle Mı*sır romanının dünya çapındaki temsilcisi durumundadır.

Mısır'da modern anlamda tiyatro oyun*ları XIX. yüzyılın sonunda Batı dillerinden tercüme ve adapte edilerek sahne*lenmeye başlanmıştır. O dönem oyun ya*zarlarının başında İtalyan kökenli yahudi bir aileye mensup olan Ya'küb Sannû ge*lir. Ünlü şair Ahmed Şevki de çok iyi bildiği klasik dil ve edebiyatı kullanıp biri men*sur, diğerleri manzum olmak üzere yedi tarihî dramla bir komedi yazmıştır. Tev*fîk el-Hakîm ile Mahmûd ve Muhammed Teymur kardeşler de tiyatro alanında çok sayıda eser veren müelliflerdendir.

Edebiyat tarihçiliği ve edebiyat eleşti*risi alanlarında da çok sayıda çalışma ya*pılmıştır. XX. yüzyılın başlarında Muham*med Diyâb, Hasan Tevfîk el-Adl, Ahmed Hasan ez-Zeyyât, Corcî Zeydân ve Musta*fa Sâdık er-Râfiî Arap edebiyatı tarihiyle ilgili kitaplar neşretmiş, daha sonra bun*lara Tâhâ Hüseyin. Ahmed el-İskenderî, Ahmed Emîn, Abdülazîz el-Bişrî, Ali Câ*rim ve Ahmed Dayf katılmıştır. Köklü bir geçmişe sahip olan tenkit geleneğinin başlıca temsilcileri Muhammed Hüseyin Heykel, Tâhâ Hüseyin, Abbas Mahmûd el-Akkâd, Ahmed Dayf ve Ahmed eş-Şâyib'dir.

3. Eğitim ve Öğretim. Kavalalı Mehmed Ali Paşa gerçekleştirdiği modernleşme faaliyetleri arasına kısa sürede eğitim ala*nını da aldı. Geleneksel eğitim tarzı ta*mamen göz ardı edilerek oluşturulacak yeni sisteme Batı örnek tutuldu. Onun zamanında 1809 yılından itibaren askerî ve teknik alanlarda 300'den fazla öğrenci Avrupa'da öğrenim gördü. Mehmed Ali Paşa, 1811'de Memlûk beylerini bertaraf ettikten sonra ilk önce Kahire Kalesi'nde zamanın seçkin tabakasını oluşturan genç Memlükler, Çerkez, Türk, Arnavut ve Ermeni asıllılar için öğrenim diü Türk*çe olan bir okul açtırdı ve müfredatına askeri konuların yanı sıra aritmetik ve İtalyanca dersleri de koydurdu. 1816Tdan 1830'lu yılların sonuna kadar Batı okulla*rını örnek alarak harbiye, tıbbiye ve mühendishâne başta olmak üzere ilkokuldan üniversiteye kadar birçok mektep açtı. Hemen hemen bütün okullar başlangıç*ta Dîvânü'l-cihâdiyye'ye, dolayısıyla aske*riyeye bağlı durumdaydı. Ancak zamanla okul sistemi genişledikçe bunların ayrı bir birim altında toplanması ihtiyacı or*taya çıktı ve 1836'da Şûra el-medâris, 1837'de Dîvânü'I-medâris kuruldu. Bu müessesenin görevleri arasında eğitim işlerinin yanı sıra okul binası yaptırmak ve Mişriyye'yİ yayımlamak da bulunuyordu. Mehmed Ali Paşa'nın açtırdığı okullara halk başlangıçta çocuk*larını göndermek istemediğinden çocuklar ailelerinden zorla alınarak yatılı okul*lara yerleştiriliyor ve uzun süre kendi çev*releriyle ilişkileri kesiliyordu. Buna karşı*lık öğrencilerin her türlü ihtiyacı karşıla*nıyordu. Bu dönemde eğitimde ikili bir sistem ortaya çıktı. Bir yanda Batılı siste*me göre açılan yeni okullar, diğer yanda geleneksel tarzda eğitim veren mektep*lerle medreseler yer alıyordu. Yeni açılan yüksekokullarda dışarıdan getirtilen öğretmenler ders verirken ilk ve orta dere*celi okullar için öğretmen sıkıntısı çekili*yordu. Bu durumda Ezher mezunların*dan faydalanılmakta, dolayısıyla yeni sis*tem içinde geleneksel eğitim kısmen de olsa etkisini sürdürmekteydi. İlköğretim*de eğitimin temelini yine Kur'an ve dinî bilgiler oluşturmaya devam ediyordu.

I. Abbas Hilmi okul sisteminde büyük kısıtlamalara giderek tıp okulu, mühen-dishâne ve teknik okul dışındaki bütün mektepleri ve Dîvânü'l-medâris'i kapat*tı. Buna karşılık orduya önem verdiği için 1849 yılında el-Medresetü'1-harbiyyetü'l-mefrûze'yi açtı. Onun zamanında da Av*rupa'ya talebe gönderilmeye devam edil*di. Hidiv İsmail Paşa, selefi Mehmed Said Paşa zamanında durma safhasına gelen reform hareketlerine ağırlık verdi ve eği*tim alanında çeşitli atılımlarda bulundu. 1863'te Dîvânü'I-medâris yeniden faali*yete geçirildi, harp ve denizcilik okulları tekrar açıldı. Nisan 1868'de çıkarılan bir kanunla geleneksel mektepler devletin kontrolündeki okul sistemi içine alındı ve okul giderlerinin karşılanmasında vakıf*lara büyük ağırlık verildi. 1872'de Ezher'-den bağımsız olarak öğretmen adayları*na din derslerinden başka diğer dersle*rin de okutulacağı Dârülulûm kuruldu. Mehmed Ali Paşa'nin ebe okulundan sonra kızlar için birincisi 1873'te. ikincisi 1874'te olmak üzere iki Medresetü's-sü-yûfıyye, 1875'te bir sağır ve dilsizler okulu açıldı. Abbas Hilmi ve Said paşalar zama*nında kapatılan çok sayıda meslek okulu yeniden hizmete sokuldu. Hidiv İsmail dö*neminde resmî okulların yanı sıra özel okullar da faaliyete geçti. Bunlar arasın*da yabancıların ve yerli gayri müslimlerin açtığı okullar büyük sayılara ulaştı. Bu durum ve özellikle hıristiyan Kıptîler'in varlığı Batılılar'ın Mısır'daki misyonerlik faaliyetlerini arttırmalarında etkili oldu. Batılılaşma hareketlerinin hızlanmasın*dan sonra bu okullara müslümanlar da çocuklarını göndermeye başladılar; böyle*ce okullar Batılılaşma'nin güçlü birer ka*lesi haline geldi. 1875 yılındaki istatistikle*re göre 6 milyon nüfuslu Mısır'da 141.407 öğrenci vardı. Bunların 127.394'ü (%90) geleneksel okullarda, geri kalanları yeni açılan mekteplerde öğrenim görmektey*di.

1882'de başlayan İngiliz işgali eğitim ve öğretim faaliyetlerine büyük sekte vur*du. 1883-1907 yıllan arasında Mısır'ı yö*neten Sir Evelyn Baring (Lord Cromer) ge*niş çaplı bir halk eğitiminden çok, kendi*lerinin buradaki menfaatlerini koruyacak şekilde ve ancak gerekli olan sayıda me*mur ihtiyacını giderecek bir eğitim politi*kası izledi. Devlet bütçesinden eğitim için % 1 'den daha az Ödenek ayrılıyordu. Para*sız resmî okullar da ilk on yıl içinde paralı hale getirildi. Sir Elden Gorst zamanında geleneksel mektepler ilk öğretim progra*mı kapsamına alındı; ancak bunlar paralı resmî ilkokullara denk kabul edilmedi. Böylece fakir tabaka mensuplarının çocuklarını okutma imkânı ellerinden alın*mış oluyordu. İngilizler Kahire ve İskende*riye'deki üç lise dışında diğerlerini kapat*tılar. Okullarda Arapça'nın yerini İngilizce almaya başladı ve 1905 yılındaki bitirme imtihanları sadece İngilizce olarak yapıl*dı. Ancak zamanla Arapça tekrar öğrenim dili haline getirildi. Birçok meslek okulu kapatılırken birkaç yeni okul açıldı ve sa*dece İngiltere'ye olmak üzere yurt dışına öğrenci gönderilmesine devam edildi. Elden Gorst zamanında daha önce Lord Cromer tarafından engellenen özel üni*versite açma girişimi el-Câmiatü'I-Mısriy-ye'nin açılmasıyla gerçekleştirildi (1908). Fakat araya I. Dünya Savaşı'nın girmesi yüzünden 1925 yılına kadar resmî bir sta*tüye kavuşturulanı adı. İngiliz İşgali sıra*sında gayri müslim okullarının sayısında büyük artış görüldü. 1913 istatistikleri*ne göre ülkede yerli gayri müslimler 358, yabancılar 328 okula sahiptiler. 1920 yı*lında Kahire'de Amerikan Üniversitesi açıldı. Bu üniversite, halen İslâm âlemi*ne yönelik çalışmaları ile sadece Amerika Birleşik Devletleri için değil Avrupalılar için de önemli bir merkezdir. Dinî eğiti*min kalesi durumunda olan Ezher'de de çeşitli idari yeniliklere gidildi. 1895'te bir idare meclisi kurularak Tanta, Desûk, Dimyat ve İskenderiye'deki medreseler buraya bağlandı. 1908'de çıkarılan bir kanunla eğitim ilk, orta ve yüksek olmak üzere üçe ayrıldı. 1911'de Hey'etü kibâri'l-ulemâ teşkil edildi. İşgal döneminde hal*kın okur yazarlık oranında önemli bir de-ğişiklik olmadığı görülür. 1882'de okuma yazma bilmeyenlerin oranı % 91,7 iken 1917'de% 91,3'e inmiştir. 1914yılında 230.000 öğrenci geleneksel mekteplerde öğrenim görürken resmî ilkokullara gi*denlerin sayısı 14.000 idi. Daha yüksek okullara 10.000 civarında öğrenci devam ediyordu; gayri müslim okullarına devam edenlerin sayısı ise 71.000 civarındaydı.

İngilizler'in Mısır'a 1922'de şeklî olarak bağımsızlık tanımasının ardından 19 Ni*san 1923'te yürürlüğe giren krallık döne*mi anayasası ile eğitim genel düzeni boz*mamak ve ahlâk kaidelerine ters düşme*mek şartıyla serbest bırakıldı; ilkokul eği*timi de erkek ve kız bütün çocuklara mec*buri kılındı. Daha sonraları eğitim siste*minde yapılan değişikliklerle birbirinden farklı statülerdeki medâris ibtidâiyye, medâris evveliyye, medâris İlzâmiyye ve medâris rîfiyye denilen ilkokullar birleş*tirildi ve ilk öğrenim süresi altı yıl olarak belirlendi (1951). Krallık zamanında orta dereceli okullar da ıslah edildi. Sayılan hızla çoğalan lise mezunlarının işsiz kal*masını önlemek için çeşitli alanlarda mes*lek okulları açmaya ağırlık verildi; ancak bunların eğitim seviyesi düşük kaldı. Bu dönemde özel okullar üzerindeki devlet kontrolü arttırıldı. Müslüman öğrencilere Arapça eğitim verilmesi ve İslâmiyet'in öğretilmesi zorunluluğu getirildi. Yüksek öğrenim kurumlarında da önemli deği*şiklikler yapıldı. 1925te el-Câmiatü'I-Mis-riyye (bugünkü Kahire Üniversitesi) dev-Ietleştirildi; 1940'ta da adı Câmiatü Fuâd ei-evvel'e çevrildi. Önceleri felsefe, tıp, hukuk ve tabii ilimler fakültelerinden olu*şan üniversiteye daha sonra çeşitli fa*külte ve bölümler ilâve edildi. 1942 yılında Câmiatü Fârûk el-evvel kuruldu ve za*manla bütün yüksek okullar fakülte hali*ne getirilerek bu iki üniversiteye bağlan*dı. Câmiu'l-Ezher de Külliyyetü usûli'd-dîn, Külliyyetü'ş-şerîa ve Külliyyetü'l-lu-gati'l-Arabiyye fakültelerinden oluşan bir üniversiteye (Câmiatü'l-Ezher) dönüştü*rüldü.

1952 ihtilâlinin ardından gerçekleştiri*len değişikliklere bağlı olarak eğitim si*yasetinde de yeni bir yön belirlendiği gö*rülmektedir. Devlet büyük ölçüde eğitim işlerine müdahale etmeye başlarken eği*timin yaygınlaştırılması siyaseti izlendi ve müfredatta büyük değişikliklere gidildi. 1953'te altı-on iki yaş grubu çocuklara il*kokula gitme mecburiyeti getirildi. 1956'-da yabancı dil dersleri ilkokul müfreda*tından çıkarıldı. Süveyş krizi sebebiyle 1958 yılında bütün yabana okullar ya ka-patıldı ya da devletleştirildi. İhtilâl sonra*sında özellikle meslek liselerine olan ta*lep hızla çoğaldı. 196O'lı yıllarda rejimin sosyalist çizgide bir politika takip etme*ye başlamasının ardından meslek okulu mezunları devlet hizmetinde görev alarak halkın teknokrat tabakasını oluşturdu ve rejimi ayakta tutan önemli unsurlar ara*sına girdi. 1980'li yılların başında altı yıl*lık zorunlu eğitim dokuz yıla çıkarıldı. 1984-1985 öğretim yılında temel eğitim ilkokul ve hazırlık olmak üzere iki kademeli hale getirildi. Halen üç yıl olan lise ve meslek lisesi öğrencileri bütün ülkede aynı şekil*de yapılan bitirme sınavlarını başardıkla*rı takdirde üniversiteye girebilmektedir. Eğitim Bakanlığı'na bağlı okulların yanı sıra Ezher İşleri Bakanlığı'na bağlı Kur'ân-ı Kerîm ve din dersleri ağırlıklı ilkokullar, hazırlık okulları ve liseler de eğitimde Önemli rol oynamaktadır. Öğrencilerin müslüman olması şartı getirilen bu okul*larla Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullar ara*sında 1961'de çıkarılan bir kanunla fark ders imtihanları verildiği takdirde yatay geçiş yapılması mümkün kılındı.

1952'den sonra en çok değişikliğe uğ*rayan eğitim kurumları üniversitelerdir. İhtilâlin ardından Câmiatü Fârûk el-ev-vei'in adı İskenderiye Üniversitesi, Câmia*tü Fuâd el-evvel'İn adı da Kahire Üniver*sitesi olarak değiştirildi. 1961 yılında üni*versiteler yeni kurulan Yüksek Öğrenim Bakanlığı'na bağlandı. Yine aynı yıl çıka*rılan bir kanunla Ezher. Ezher İşleri Ba*kanlığı'na tâbi oldu ve yarı özerk statüsü*ne son verilerek tamamen devlet kont*rolü altına alındı. Yeniden şekillendirilen Ezher Üniversitesi'nin bünyesinde tabii ve sosyal ilimler alanında çok sayıda fakülte açıldı. Bu fakültelerin en önemlisi, kendi içinde küçük bir üniversite görünümün*de olan ve bünyesinde dinî ilimlerin yanı sıra tabii ve sosyal bilimler alanında da çeşitli bölümler bulunan Külliyyetü'1-be-nât'tır. 1972'de çıkarılan bir yasa ile Ka*hire dışında da en önemlileri Tanta, Man-sûre ve Hilvan olan yirmi civarında resmî üniversite kuruldu. 1992yılında yürürlü*ğe giren bir yasa ve 1996'da yayımlanan bir cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle özel üniversitelerin açılması mümkün kılındı. Bunun üzerine Mısır Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, Altı Ekim Üniversitesi, Ulus*lararası Mısır Üniversitesi ve Modern Bi*limler ve Sanatlar Üniversitesi kurulurken Kahİre'deki Amerikan Üniversitesi'nin dı*şında Almanlar, Fransızlar ve İngilizler de birer üniversite açma yoluna gittiler. Ha*len Alman ve Fransız üniversiteleri öğre*time başlamış durumda olup İngiliz üni*versitesi kuruluş aşamasındadır.

Tasavvuf ve Tarikatlar. Tasavvuf Mlsır'a girdiği III. (IX.) yüzyıldan günümüze kadar dinî hayat üzerinde etkili olmuştur. Zünnûn el-Mısrî"nin burada tasavvufun İlk tohumlarını atan kişi olduğu kabul edilir. Daha sonra Mısır'da tasavvuf sü*rekli yayılma eğilimi göstermiştir ve orta*ya çıkan tarikatların kesin sayısı bilinme*mektedir (Winter, Egyptian Society, s. 131). Ebû Ali er-Rûzbârî, Ebû Bekir er-Remlî, Ebü'l-Hasan es-Sâiğ, Ebü'l-Kâsım es-Sâmİt ve îbnü't-Tercüman IV ve V. (X-XI.) yüzyıllarda Mısır'da yaşayan önemli mutasavvıflardandır. VII. (XIII.) yüzyılda çok sayıda mutasavvıfın buraya gelme*sinden sonra tarikatların da hızla yayıldığı görülür. Şeyh Ebü'1-Feth el-Vâsıtî İsken*deriye'de Rİfâiyye, Ahmed el-Bedevî Tan-ta'da Bedeviyye (Ahmediyye). İbrahim ed-Desûki Desûk'ta Burhâniyye ve Ebü'l-Ha*san eş-Şâzelî İskenderiye'de Şâzeliyye ta*rikatını yaymıştır. Memlükve Osmanlı hâ*kimiyeti altındaki Mısır'da tasavvufî ha*yat, yukarıda ismi geçenlerin büyük ço*ğunluğunu temsil ettiği çeşitli tarikatla*rın bünyesinde gelişmiştir. Memluk dö*neminin sonuna doğru Osmanlı coğraf*yasından Mısır'a çok sayıda sûfî geierek yerleşmiştir. Bunların arasında Halvetî şeyhlerinden Muhammed Demirtaşî, İb*rahim Gülşenî ve Abdülvehhâb eş-Şa'rânî sayılabilir. Osmanlı devri Mısır'ında İlim-tasavvuf ilişkisinin iyi durumda olduğu ve birçok ünlü kişinin hem sûfî hem âlim sıfatıyla tanındığı görülür. Tarikat şeyh*leri kendi tekkeleri yanında büyük cami*lerde de zikir meclisleri düzenliyorlardı. Nitekim Nûreddin eş-Şûnî el-Mahyâvî, ihdas ettiği "mahya" meclislerini Kahire'-ye yerleştikten sonra Ezher Camii'nde tertip etmeye başlamıştı.

XVI. yüzyıldan itibaren Kahire'de ta*savvufî hayat üzerinde Bekir es-Siddîkî ve es-Sedâtü'l-Vefâiyye adlı iki zengin aile*nin etkili olduğu görülür. Her iki aile as*lında Şâzelî ise de Bekriler XVIII. yüzyılın ilk yarısında Şamlı şeyh Mustafa el-Bekrî tarafından Halvetiyye'ye bağlandı.[1253] Bu ailelerde reis konumundaki kişi aynı zamanda tarikatın şeyhiydi ve "şeyhü's-seccâde" unvanını taşıyordu. Soyları Hz. Ebû Bekir'e ulaşan Bekriler mevlid kutlamalarının düzenlenmesin*den, seyyidlerden olan Vefâiyye ailesi de Hz. Hüseyin'in doğum günü kutlamalarryla Hüseyin Camii ve vakıflarından so*rumluydu. Osmanlı hâkimiyetinin başın*dan beri İstanbul'dan tayin edilen ve Ka*be örtüsüyle mahmili koruma görevi de uhdesine verilen nakîbüleşrâflar XVIII. yüzyılın başlarından itibaren bu iki aile*den seçilmeye başlandı; böylece nakîbü-leşrâflık makamı tasavvufî bir önem kazandı.

Kavalalı Mehmed Ali Paşa, 1812 yılın*da iktidarı merkezîleştirme programının bir parçası olarak bütün tarikatları bir tek şeyhliğin (şeyhü meşâyihi't-turukı's-sûfiyye) kontrolü altına soktu ve bu ma*kamı şeyhü's-seccâdeti'l-Bekriyye'ye tev*di etti: böylece Bekriyye şeyhi bütün ta*rikatların başı oldu. Tarikatların tek elden yönetimi İngiliz işgaline kadar, özellikle Avrupalı devletlerin Mısır'ın iç işlerine ka*rışmasına tavır alarak miilî bir kahraman haline gelen Ali el-Bekrînin şeyhliği sıra*sında çok başarılı oldu. Daha sonra yerine geçen oğlu Abdülbâki el-Bekrî'nin Urâbı Paşa ayaklanmasına karşı hidivi destek*lemesinin ve İngilizler'in Kahire'yi işgalle*rinin hemen öncesinde General Sir Gar-net VVoIseley şerefine ziyafet vermesinin de etkisiyle Bekri şeyhinin tarikatlar üzerindeki otoritesi zayıfladı. 1895'te Hidiv II. Abbas Hilmi Meşîhatü't-turukı's-sûfiyye şeyhinin Bekrîler'den olması şartını kal*dırdı, ayrıca bir sûfî meclisi kurarak baş*kanlığını bu şeyhe verdi; meclisin üyeleri ise resmen tanınmış dört tarikatın şeyh*lerinden oluşuyordu. Ardından sadece vakfı veya başka bir yerden geliri olma*yan tekke, zaviye ve türbelerin Meşîha-tü't-turukı's-sûfiyye'nin yönetimi altına alınması kararlaştırıldı. Tarikatları düzen*leme ve ıslah çalışmaları XX. yüzyıl bo*yunca sürmüş ve son hidivlik kararna*mesi 1970'li yıllara kadar yürürlükte kal*mıştır. XX. yüzyıl boyunca birçok refor*mist, tarikatlardaki bazı inanç ve uygu*lamaları eleştirerek onların ıslahı konu*sunda çalışmalarda bulundu. Kral Fâ-rûk'un 1947'de Ahmed Murâd el-Bekrfyi şeyhü meşâyihi't-turuki's-sûfiyye maka*mından alarak yerine bir Ezher âlimi olan Ahmed es-Sâvî'yi tayin etmesi reform ta*raftarlarının bir zaferi sayıldı. Tarikatların ıslahının gerekliliğine inanan en önemli grup i 930'lu ve 194O'lı yıllarda Mısır'da etkili rol oynayan İhvân-ı Müslimîn'dir. İh-vân-ı Müslimîn'in kurucusu Hasan el-Ben-nâ gerçek ve saf tasavvufu benimsiyor, Mısır'daki tarikatlarda görülen çeşitli uy*gulamaları ise hurafe ve bid'at oldukları gerekçesiyle eleştiriyordu. Grubun teoris-yenlerinden Seyyid Kutub da mevcut ta*rikatları şiddetle tenkit edenler arasın*daydı.

Ortadoğu ve Afrika'da Mısır'ı lider ülke konumuna getirme çabaları ve bölgede*ki ülkelerle bağlarının sağlamlaştırılması çerçevesinde tarikatların milletler üstü pozisyonundan faydalanmaya çalıştı. Bu amaçla Suriye, Sudan ve Fas'taki tarikat*ları destekledi. Öte yandan Mısır, Nijerya, Mali, Senegal ve Gana tarikat şeyhlerinin ortak girişimiyle Kahire'de bir dünya sûfî konferansı organize edilmeye çalışıldıysa da gerçekleştirilemedi. Nasır iç politika*da da İhvân-ı Müslimîn'in halk üzerindeki etkisini azaltmak ve dengeli bir hale ge*tirmek için tarikatların canlanmasını İste*di. Ancak bu amaçla İşlerine fazla karış*ması gittikçe daha çok tarikatın Sûfî Mec-lisi'nden uzaklaşmasına yol açtı.

1976'da bir kanun çıkarılarak tarikat*ların işleyişi tekrar düzenlendi; halen yü*rürlükte olan bu kanundan başka 1978'-de onun boşluklarını dolduran bir cum*hurbaşkanlığı kararnamesi yayımlandı. Bu kanunla Sûfî Meclisi, el-Meclisü'l-a'lâ li't-turukı's-sûfiyye adı altında yeniden düzenlendi ve millî, dinî. ruhanî, kültürel ve sosyal hedefleri olan bir tüzel kişilik sa*yıldı. On beş üyeden oluşan meclisin baş*kanı tarikatlardan gelen on üye arasın*dan cumhurbaşkanının onayı ile seçilir. Kanuna göre yeni bir tarikat ancak isim ve metot bakımından daha önceki birine benzemiyorsa Meclisü'l-a'lâ'nın muvafa*kati, Ezher'in ve Evkaf Bakanlığı'nın ka*rarıyla kurulabilir.

Günümüzde Mısır'da Kadir ve kandil gecesi kutlamaları dinî-tasavvufî hayatın önemli bir yönünü oluşturmaktadır.[1254] Tasavvufî hayatın vaz*geçilmez unsurlarından biri de çok sayı*daki türbe ve makamlardır. Bunlar arasın*da Hüseyin Mescidi, İbn Atâullah el-İsken-derî, İbnü'l-Fârız, İmam Şa'rânî, Ahmed el-Bedevî, İbrahim ed-Desûki, Ebü'1-Hac-câc Yûsuf b. Abdürrahîm el-Uksurî. Ebü'l-Hasan eş-Şâzelî, Seyyİde Zeyneb ve İmam Şafiî gibi şahsiyetlerin makam ve türbe*leri sayılabilir.[1255]Yaygın olan tarikatların bazı*ları şunlardır: Kâdiriyye, Rifâİyye, Şâzeliy-ye, Bedeviyye, Burhâniyye. Halvetiyye ve bunların çeşitli şubeleri. Ülkede ayrıca Nakşibendiyye, Sa'diyye, Anâniyye, Şey-bâniyye, Tağlibiyye, Mîrganiyye, Hızriyye, Azzûziyye, Rahîmiyye, Ken'âniyye, Kettâ-niyye. Ca'feriyye-i Ahmediyye-i Muham-mediyye gibi tarikatların da bazı men*supları vardır.[1256]


Bibliyografya :


Osmanlı Dönemi. İbn İyâs, Bedâ*icu'z-zü-hûr, V, 467; Şa'rânî, et-Tabakât, I-ll; Âlî Musta*fa, Hâlâtü'l-Kâhire mine'l-âdâti'z-zâhire (nşr. Orhan SaikGökyay], Ankara 1984; Evliya Çelebi. Seyahatname, X, 94-844; Muhibbî, Hulâşa-tü'l-eşer, IV, 357-361; Mustafa b. Hac İbrahim, Târlhu uekâYi Mışr et-Kâhire el-mahrûse[nşr. Salâh Ahmed Herîdî Alî), Kahire 1423/2002; Ahmed Şelebî b. Abdülganî el-Hanefî, Eudâ-hu'l-lşârât (nşr. Abdürrahîm Abdurrahman Ab-dürrahîm), Kahire 1978; Ahmed ed-Demürdâşî. ed-Dürretü'l-maşûne fî ahbâri'l-Kinâne (nşr. Abdürrahîm Abdurrahman Abdürrahîm), Kahire 1989;Cebertl, Târlhu 'acâ'ibi'l-âşâr, Beyrut, ts. (Dârü'l-cîl), Mil; B. de MaiIIet, Descripüon de l'Egypte[ed. A. \eMascr\er), Paris 1735, II, 169 vd.; M. C. F. Volney, Trauels Through Syria and Egypt, London 1972; E. W. Lane. Manners and Customs of the Modern Egyptians Written İn Egypt during the Years 1833-1835, London 1978; Huseyn Efendî. Ottoman Egypt in the Age of the French Reüolution ftrc. Standford I. Shaw], Cambridge 1964; tercüme edenin girişi, s. 3-33; P. M. Holt. "Ottoman Egypt (1517-1798): An Account of Arabİc Historical Sources", PoUtîcal and Social Change in Modem Egypt (ed. P. M. Holt), London 1968, s. 3-12; Gamalel-Dİn el-Shayyal, "Some Aspects of Inlellectual and Social Life in Eighteenth-century Egypt", a.e., s. 117-132; Standford J. Shaw, "Turkİsh Source-Materials for Egyptian History", a.e., s. 28-48; a.mlf., "The Ottoman Archives as a Source for Egyptian History", JAOS, LXXXIII (1963), s. 447-452; P. Gran. Islamic Roots of Capitalism: Egypt 1760-1840, Austin 1979; M. VVİnter, Society and Relİgİon in Early Ottoman Egypt, New Brunswick 1982; G. Baer, Fallah and Toıunsman in the Middie East: Studies in Sociat History, Jerusalem 1982, s. 22; M. Sey-yid KÎIânî, el-Edebü'l-Mışrl fi zılti'i-hükml'l-'Oşmânî, Kahire 1984; M. Abdülmün'İm el-Ha-fâcî, el-Hayâtü'l-edebiyye fi Mışr: el-'Aşrü'l-Memlûkî ue'l-'Oşmânî, Beyrut 1404/1984; C. Zeydân. Âdâb, II, 282 vd.; Abdülganî b. İsmail en-Nablusî, ei-Hakika ue't-mecâz fi'r-rîhle ilâ Bİlâdi'ş-Şâm ue Mışr ue'l-Hİcâz (nşr. Ahmed Abdülmecîd Herîdî), Kahire 1986, s. 181, 184, 187, 202-205, 209; D. A. King, Fihrisü'l-mah-tûtâti'l-Hlmİyyetl'l-mahfûza bl-Dâri'l-kütübVİ-Mışriyye, Kahire 1986, II, 132, 258, 316, 505, 571, 603, 763, 911, 956, 969, 990; Abdülcelîl et-Temîmî, el-Hayatu.'t-lctimâ'iyye fı'l-uilâyâ-ti'l-'Arabiyye esnâ'e't-'ahdi'l-'Oşmânî, Zagvân 1988, I-II; Eighteenth Century Egypt, The Arabic Manuscript Sources (ed. D. Crecelius), Claremont 1990; Şâkir Mustafa, et-Târîhu'l-'Arabî ue'l-mü'errihûn, Beyrut 1990, III, 195-201, 255-266; D. Behrens-Abouseif, Egypt's Adjustment (o Ottoman Rule. Instituüons, Waqfand Archİtecture in Cairo (16lh and 17lh Centurles), Leiden 1994; The State and its Seroants: Administration İn Egypt from Otto*man Times to the Preseni (ed. N. Hanna). Cairo 1995; N. Hanna, "Culture in Ottoman Egypt", The Cambridge History of Egypt (ed. M. W. Daly), Cambridge 1998,11,87-112; a.mlf., Mak-ing Big Money in 1600: The Life and Times ofisma'il Abu Taçiyya, Egyptian Merchant, Syracuse 1998; Nurettin Ceviz, Osmanlılar Döneminde Mısır'da Arap Edebiyatı (doktora tezi, 2002), Atatürk üniversitesi Sosyal Bilim*ler Enstitüsü; Andre Raymond, "Kahire", Dİ A, XXIV, 175-179. Fransız İşgali Sonrası. Fikrî Akımlar. Cemâleddin eş-Şeyyâl. Târîhu't-terceme ue'l-ha-reketi'ş-şekâfıyye fîıaşriMuhammed'Alt, Ka*hire 1951; Nadaw Safran. Egypt in Search of Political Community, Cambridge 1961; Abdül-hamîd Mütevellî, Ezmelü'l-fikri's-siyâsiyyi'l-ls-tâmî fı'l-'aşri'l-hadîş, İskenderiye 1970; Magdi Wahba, Cultural Polİcy in Egypt, Paris 1972; Democracy in Egypt(ed Ali Dessouki). Cairo 1978; I. Gershoni, The Emergence of Pan-Ara-bism İn Egypt, Tel Aviv 1981; İslam, National-ism and Radicalism İn Egypt and the Sudan (ed. G. R. Warburg-U. M. Kupferschmidt), New York 1983; A. Hourani, Arabic Thought in the LiberalAge: 1798-1939, Cambridge 1983;P.J. Vatikiotis, The Modern History of Egypt: From Muhammad Ali to Mubarak, London 1985; L. Binder. Islamic Liberalisin, London 1988;Seima Botman, The Rise of Egyptian Communism: 1939-1970, Syracuse 1988; A. Goldschmidt, Mo*dern Egypt The Formation of a Nation State, Boulder 1988; T. Mayer, The Changİng Past: Egyptian Historiography of the Urabi Reuoit (1882-1983), Gainesville 1988; Muhammed Amâre, Ezmetü'l-fıkri'l-lsiâmİyyİ'l-mu'âşır, Ka*hire 1990; R. Owen. State, Power and Potitics İn the Making of the Modern Middie East, Lon*don 1992; Saad Eddin İbrahim, Egypt, İslam and Democracy, Cairo 1996; T. Mitchell, Coto-nising Egypt, Cambridge 1998; Hasan Hanefî, Fi'ş-Şekâfeti's-siyâsiyye, Dımaşk 1998. Edebiyat. Şevki Dayf, el-Edebü'l-cArabİyyû'l-mu'âşırfî Mışr, Kahire, ts. (Dârü'I-maârif); J. A. Haywood, Modern Arabic Literatüre 1800-1970, London 1971; M. M. Badavvi. Modern Arabic Poetry, London 1975; a.mlf.. Modern Arabic Drama in Egypt, Cambridge 1987; J. Brugmann. An Introduction to the History of Modern Arabic Literatüre in Egypt, Leiden 1984; A. Hourani, Arabic Thought in the Libe*ralAge 1798-1939, Cambridge 1983; Ömer ed-Desûki, Fı'l-Edebi'l-hadîş, Kahire 1994, I-II; A. Elad, The Village Novel in Egypt, Berlin 1992; Abbas Kalidar. "The Political Press in Egypt, 1882-1914", Contemporary Egypt: Through Egyptian Eyes (ed. C. Tripp), London-New York 1993, s. 1-21; P. Starkey, "Modern Egyp*tian Culture in the World", The Cambridge History ofEgypt{ed. M. W. Daly), Cambridge 1998, II, 394-426; Şükran Fazlıoğlu, Modern Mısır Romanında Türkİmajı: 1798-1914 (dok*tora tezi. 2001), Mü Sosyal Bilimler Enstitüsü; Kazım Ürün, Necip Mahfuz ue Toplumsal Ger*çekçi Romanları, Konya 2002; Nihad M. Çetin, "Arap", DİAJU, 306-309. Eğitim ve öğretim. Ahmed Şelebî, Târîhu't-terbîyeti'l-İslâmiyye, Kahire 1954; a.mlf., a.e.: İslâm'da Eğitim-Öğretim Tarihi (trc. Ali Yardım). İstanbul 1983, tür.yer.; G. E. von Grunebaum, "Die politische Rolle der Universitaet im Nahe Osten, am Beispiel Aegyptens beleuchtet", Unioersîtaet und Moderne Geseltschaft (ed. C. D. Harris - M. Horkheimer), Frankfurt 1959, s. 88-98; S. Haim, "State and Unİversity in Egypt", a.e., s. 99-118; Amir Boktor, The Deuelopment and Expansion of Education in the United Arab Republic, Cairo 1963; G. Selame, Târîhu't-ta'lîmi'l-ecnebî fi Mışr, Kahire 1382/1963; R Steppat, Traditîon und Saekularismus im mo-dernen aegyptischen Schuiıuesen bis zum Jahre 1952: Ein Beitrag zur Geistes-und So-zialgeschichte des islamischen Orients, Berlin 1964; J. Heyworth-Dunne, An Introduction to the History of Education in Modern Egypt, London 1968; M. H. Kerr, "Egypt", Education and Politicat Deueiopment (ed. I. S. Coleman), Princeton 1968, s. 169-194; Sa'd MürsîAhmecj-Saîd İsmail Aİİ, Târthu't-terbiye fi Mışr, Kahire 1971; Seyyid İbrahim el-Ceyyâr. Târîhu't-tatlî-mi't-hadıs fi Mışr ve eb'âdühü'ş-şekâftyye. Kahire 1971; Hasan el-Fikî, et-Tânhu's-şekâ-fıli't-taHim fi Mışr, Kahire 1971; W. Köhler, "Erziehung, Bildung, Wissenschaft", Aegypten (ed. H Schamp), Tübingen 1977, s. 538-547;G. D. M. Hyde, Education in Modern Egypt: Ide-als and Realİties, London Î978; Nezîh Nâsıf el-Eyyûbî, Siyâsetü't-ta'lim fi Mışr, Kahire 1978; J. Cofıran, Education in Egypt, London 1986; M. Kemâl es-Seyyid Muhammed. el-Ezher: câmi'an uecâmi'aten eu Mışr fıeif'âm, Kahire 1986; L. R. Murphy. The American üniuersity in Cairo: 1919-1987, Cairo 1987; B. Williamson, Educa*tion and Sociat Change in Egypt and Turkçy, Houndmills 1987; D. M. Reid, Cairo ünioersity and the Making of Modern Egypt, Cambridge 1990; Ahmed İsmail Haccî, Nizâmü't-La'lim fi Mışr, Beyrut 1991; G. Starrett. Putting islam to Work: Education Politics and Reiigious Trans-formation in Egypt, Berkeley 1998. Tasavvuf ve Tarikatlar. M. Abdüimün'im el-Hafâcî, et-Türâşü'r-rüht U't-taşaDuufi'l-İslâmİ fi Mışr, Kahire, ts. (Dârü'l-ahdi'I-cedîd); Ali Safî Hüseyin, el-Edebü'ş-şûfı fi Mışr, Kahire 1964; Abdülhalîm Mahmüd, el-Medresetü'ş-Şâzeliy-yetü'l-hadîşe ve İmamühâ Ebü'l-Hasen eş-Şâ-ze.il. Kahire 1968, tür.yer.; M. Gilsenan, Saint and Sufı İn Modern Egypt: An Essay in the SociologyofReligion,Oxford 1973; F. de Jorıg, Turuq and Turuç Linked İnstitutions in Nine-teenth Century Egypt: A Historicai Study in Organizationai Dİmensions of Islamic Mysti-cism, Leiden 1978; a.mlf., Sufı Orders in Otto-man and Post-Ottoman Egypt and the Middie East Coliected Studies, İstanbul, ts. (The Isis Pres], Schoiars, Saints and Sufİs, Berkeley 1978; Fârûk Ahmed Mustafa, el-Binâ'ü't-içti-mâ'î ti't-tarıkatİ'ş-Şâzetiyye fi Mışr, İskenderi*ye 1980; M. VVinter, Socİety and Reügİon in Eariy Ottoman Egypt, New Brunswîck 1982; a.mlf., Egyptİan Society under Ottoman Rule: 75i7-J798,London 1992, s. 128-198;Âmiren-Neccâr, et-Turuku'ş-şûfiyye fi Mışr, Kahire 1983; Tevfîk et-Tavîl, et-Taşaovuf fi Mışr, Kahi*re 1988, [-11; Zekeriyyâ Süleyman Beyyûmî. et-Turuku'ş-şûfiyye beyne's-sâse ue's-siyâse f'ı Mışr el-mu'aşır, Kahire 1990; N. H. Biegman, Egypt: Moulİds, Saints, Su/ıs, London 1990; E. B. Reeves, The Hidden Government: Ritual, CÜentelism and Legitimatton in riorthern Egypt, Salt Lake City 1990; M. Sabrî Yûsuf. Deurü'l-mutaşauvife fi târihi Mışr fi'l-'aşri'l-'Oşmâni (1517-1798), Şarkıyye 1994; V. J. Hoffman, Sufısm, Mystics and Saints in Mo*dern Egypt, Columbia 1995; J. E. A. Johansen. Sufısm and Islamic Reform in Egypt: The Baltle for Islamic Tradition, Oxford 1996; Saîd Ebü'l-Ayneyn, Rihletû eoliyâ'iiiâh fi Mışr el-mahrûse, Kahire 1997; Ahmed Subhî Mansûr, et-Taşau-vuf ve'i-hayâtü'd-dîmyye fi Mışr el-Memiûkl, Kahire 2002; Ebü'l-Vefâ Teftâzânî, "Mısır'da

Sûfi Tarikatların Tarihi Gelişimi ve Günümüzde*ki Durumları" (trc. Mustafa Aşkar), AülFD,XXXV (1996), s. 535-552; DilaverGürer, "Mısır'da Ta-savvufî Hayat ve Tasavvuf Öğretimi", Selçuk Üniversitesi ilahiyat Fakültesi Dergisi, sy. 8, Konya 1998, s. 203-220. Hilal Görgün
 

Aslı

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
10,583
Puanları
83
Mimari (Kahire Dışı).


İslâm sanatının Mısır'daki en değerli örnekleri Kahire ve yakın çevresinde bulunmaktadır.[1257] Bunun dışındaki bölgelerden Yuka*rı Mısır ile Aşağı Mısır'ın en önemli mer*kezi İskenderiye'de Kahire'deki mimari faaliyetin güçlü etkileri hissedilmekle be*raber çok daha mütevazi örnekler ortaya konulmuştur.

Mısır'da bölgesel mimarinin fazla ge*lişmemesinin etkenlerinden biri, ülkenin yöneticisi olan küçük idareci gruplarıyla geniş kitlelerden oluşan yerli halk arasın*da ciddi bir kaynaşma bulunmaması ve genellikle farklı bir etnik yapılaşma gös*teren bu politik şekiilenmede idarecilerin kendilerini güven içinde hissettikleri Ka-hire'ye her konuda bağlı oluşlarıdır. Özel*likle ticarî ve askeri güzergâhlarla Nil va*disi dışında kalan yerlerde hiçbir mimari unsura rastlanmaması da Kahire ile taş*ra ayrışmasının ve hatta kopmasının bir sonucudur. Mısır'daki mimari faaliyetler ilk İslâm fütuhatı yıllarına çıkmaktaysa da esaslı imar çalışmalarının başlangıcı Fatımî döneminde yoğunluk kazanmış, Kahire'deki zengin İmara rağmen İsken*deriye daha mütevazi kalmış, diğer böl*gelerde ise iyice mahallîleşerek önemini yitirmiş ve mevcutlar da zamanla orta*dan kalkmıştır. Bölgesel mimarinin yok oiuşundaki etkenlerden biri de inşaatta yerel malzeme olan kerpicin kullanılma*sıdır. Hatta Mısır'ın ana taş ocaklarının bulunduğu Yukarı Mısır'da bile kerpiç ve pişmiş tuğlaya yer verilmiştir.

İskenderiye uzun yıllar ülkenin Kahire dışındaki idarî, sınaî ve ticari merkez olma özelliğini sürdürmüş, Tolunoğullan devrinden X. yüzyıl başlarına kadar (868-905) merkezden tamamen bağımsız kal*mıştır. İki liman ve güçlü surlarla çevrili olan şehrin dışındaki en önemli eserler, antik çağların meşhur İskenderiye Feneri ile birlikte XIV ve XV. yüzyıl sonlarında tek*rar yapıldığı belirtilen fenerlerdir. Bunla*rın problemli bir kıyı oluşumuna sahip olan bu liman şehri için mühim birer âbi*de niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

İskenderiye'yi kuşatan surlarda açılmış dört ünlü kapı Bâbülbahr, Bâbüreşîd, ba*harat ticaretiyle yakın ilişkisi sebebiyle Bâbülbahar olarak da tanınan Bâbüsidre (Bâbüsadr) ve Bâbülhıdr'dır (Bâbülahdar). Mezarlık şehrin kuzeyinde yer alırken ba*tısında Dârüssultan, Dârüladl, Dârülimâ-re gibi idarî yapılar bulunur. Ayrıca Dâ-rüttırâz İle Bâbülbahr yakınındaki cepha*nelik ve Kasrüssilâh şehrin Önemli yapı*larıdır. İlk defa milâttan önce 4. yılda ya*pılmış olan ve sürekli elden geçirilen bir kanal şehri Nil'e bağlamaktadır.

İskenderiye'de çoğu, tüccarlar tarafın*dan inşa edilen camiler içinde eski kilise*lerden çevrilmiş Câmiu'l-garbî olarak da bilinen Mescidü'l-Ömerî, 477'de (1084) Fatımî Veziri Bedr el-Cemâlî tarafından tâdil edilen ve Câmiu'l-Attârîn şeklinde de anılan Câmiu'l-Cüyûşî gibi ünlü cami*ler yanında Abdüllatîf b. Rüşeyd et-Tikrî-tî'nin (ö. 714/1314) yaptırdığı bir cami ve medrese ile günümüzde Mescidü Ebû Ali olarak bilinen Dârü'l-hadîsİ't-Tlkrîtiy-ye şehrin mimari tarihi için önemli eser*lerdir. Fâtımîler döneminde İskenderiye'*de inşa edilen Avfiye ve Silefiye medrese*leri de anılmahdır. Bunların dışında XIII. yüzyılda yapılan Ribâtü'l-Vâsıtî, Ebü'l-Ab-bas el-Mürsî'nin şehir dışında kuzeyde in*şa ettirdiği zaviye, zâhid Muhammed b. Süleyman eş-Şâtıbî'nin yine şehrin dışın*da yaptırdığı önemli bir merkez olan Ri-bâtü Sivâr, âlim İbn Abdullah el-Hakkâ-rî'nin kendi adına tesis ettiği ribât ve Bîlîk el-Muhsinî Hankahı Ortaçağ süreci için dikkat çekicidir. Memlükler devrinin Ön*de gelen bir mimari yapısı da şehirdeki Kayıtbay Kalesi'dir.

İskenderiye'de Osmanlı devrinde ete alınan eserler arasında Seyyidî Mifrid Ca*mii (1083/1672], Hacı İbrahim Tirbâne Mescidi (1096/1685], Ebû Ali Camii (1127/ 1715), Abdüllatîf Mescidi (1169/1756), Abdülbâki Çorbacı Camii ve Kervansarayı ile (1171/1758) yine XVIII. yüzyıl eseri olan Nebî Dânyâl Camii yanında şehirde yer alan hamam ve su depoları dikkat çekici yapılardır. İskenderiye yakınlarındaki ta*til beldesi Reşîd'de Muhammed el-Abbâ-sî Camii bölgenin diğer önemli eserlerin*dendir.

İskenderiye çevresinde bilhassa Reşîd'*de XVIII ve XIX. yüzyıl başlarına tarihlen-dirilen Osmanlı devri konut mimarisinin güzel örnekleri yer almaktadır. Çok katlı ve bölgesel özellikler deki bu evler tuğla*dan inşa edilmiş olup mimari elemanlar bakımından daha çok köşe taşı niteliğine sahip antik mermer sütunlarla teçhiz edilmiştir. Bu yapılar arasında Ramazan Evi, Menâdîlî Evi, Amasyalı Evi ve Hasibe Gazal Evi dikkat çeken eserlerdir.

Mimari açıdan diğer bir faaliyet alanı da Yukarı Mısır'dır. Bilhassa Fatımî döne*minde oluşan ve Nûbe'ye dönük olarak gelişen fetih politikası sonucunda bir sı*nır bölgesi niteliğiyle ön plana çıkıp daha çok Kızıldeniz ticaretiyle zenginleşmesinin yanında lojistik değeriyle de ehem*miyet kazanmış olan Asvan, Küs, Luksor, İsnâ, Şellâl gibi yol üstü şehirleri Kahire dışındaki önemli mimari eserlerin bulun*duğu yerlerdir. Bu şehirlerin bilhassa Fâ-tımîler'in kendi dinî propagandası için ku*rulmuş olduğu gözden kaçmamaktadır. Özellikle bölgedeki fütuhat ortamı sebe*biyle meşhed ve türbelerin ön plana çıktı*ğı imar faaliyetinde inşa edilen dinî yapı*ların mühim bir kısmı Eyyûbî devrindeki tamir ve tâdillerle ayakta kalmıştır.

Fatımî döneminde bir sınır karargâhı olan Asvan mimari faaliyetler bakımından dikkat çekici bir merkez hüviyetindedir. Buradaki eserlerin en erken örneklerini, şehrin dışında geniş bir alana yayılan me*zarlıktaki XI-XII. yüzyıllara tarihlenen de*ğişik plan tiplerinde türbeler ve mezar*lar oluşturmaktadır. Bunların ilginç yönü, Ağlebî mimarisiyle değişik bölgelerden gelen tesirleri bir araya getiren ve ma*hallî özellikleri de güçlü olan bir mimari bütün teşkil etmesidir. Bilhassa kubbe kasnaklarında yer almaya başlayan mu-karnaslı teşkilât ve kubbelerin oluşumu dikkat çekicidir. Kubbeler yanında tonoz örtü sistemi de yaygın olarak kullanılmış*tır. Kahire'deki XI-XII. yüzyıllara ait Fatı*mî anıtlarıyla yakın benzerlikler gösteren bu yapılar ilginç görünümler arzetmek-tedir. Anıtların kitâbeli mezar taşlarının genellikle sökülmüş olması bunların ke*sin biçimde tarihlendirilmesini güçleştir*mektedir.

Asvan'da 1901 yılında ortadan kaldırı*lan, esası dokuz kubbeli ve minareli bir cami olması muhtemel. Yetmiş Yedi Velî Türbesi olarak bilinen yapı ile bir tepe üs*tünde yer alan ve üç kemerli bir revaktan geçilerek girilen meşhed önemli binalar*dır. Giriş bölümü ortası kubbeli üçlü bir plana sahip olup kuzey tarafında tonoz örtülü bir mekânla güney tarafında yuka*rıya çıkan bir merdiven bulunmaktadır. Geniş bir avludan geçilerek ulaşılan ana mekân ortada mihrap önü kubbeli, yan*larda tonoz örtülü üç bölümlüdür. Sivri kubbe pandantifler üzerinde yer alan se*kizgen kasnağa oturtulmuş olup üstün*de üçlü pencereler yer almaktadır. Bu mekânın kuzeyinde avludan girilen orta*sı kubbeli, yanları tonoz örtülü bir bölüm daha vardır. Yapı diğer benzerleri gibi Xl-Xll. yüzyıllara tarihlendirilmektedir.

Asvan'ın güneyinde harap olmuş bir yapı kompleksine ait silindirik gövdeli Ta*biye Minaresi kerpiç ve pişmiş tuğla mal*zemeyle yapılmıştır. Tepeye yakın üç sıra kûfî kitâbeli minareye içten tonoz örtülü bir merdivenle çıkılmaktadır. Benzeri iki minare de Asvan'ın güneyinde Şellâl ya*kınlarında bulunmakta olup Asvan Mina*resi gibi Fatımî devrine ve özellikle 469-474 (1077-1081-82) yılları arasına tarih-lenmektedir. Minarelerden ilki Meşhe-dü'1-Bahrî olarak bilinmektedir. Kare alt bölüm üstüne silindirik gövdeli minare*nin iki sıra kûfî kitabesinde Ubeyd b. Ah-med b. Selâme tarafından yaptırıldığı belirtilmektedir. Ayakta duran minare*lerden ikincisi diğerlerine yakın özellikler gösteren Meşhedü'l-Kıblî Camii'ne ait ol*malıdır. Cami yamaçta yer aldığı için to*nozlu bir alt teşkilât üzerine yerleşmiş altı kubbeli bir yapı olarak düzenlenmiştir.

Bu minarelere çok benzeyen bir başka örnek de İsnâ'dadır. Günümüzdeki şek*liyle geç bir Osmanlı devri eseri olan ve Câmiu'l-Amrî olarak bilinen yapının yanında yer alan minare muhte*melen Fatımî Veziri Bedr el-Cemâlî'nin bölgede kazandığı zaferlerin sembolü ola*rak 474'te (1081-82) tamamlanmıştır. Kare alt kısım üstüne sekizgen gövdeli minarenin üst bölümü içbükey kenarlı olup üst uç kenarları dışa doğru uzan*maktadır. Her yüzde pencereleri bulunan, kerpiç ve pişmiş tuğladan inşa edilmiş yapının ahşap desteklerle takviye edildiği görülmektedir. Minare üzerinde yer alan kitabede Fatımî yöneticilerinden. KüsCa-mii'ni de tamir ve tâdil ettiren Fahrül-mülk Sa'düddevle Ebû Mansûr Sartekin adıyla 474 (1081-82) tarihi okunmakta*dır. Kitabede mevcut bir kelimenin mi*nareyle ilgili en erken ifadelerden biri ol*ması İslâm mimarisi için önemlidir. İsnâ'-da 1695 tarihli bir Osmanlı devri kervan*sarayı da yer almaktadır. Bu tip minare*lerin bir diğer örneği ise Luksor'da Eski Mısır Tapınağı'mn doğusundaki Pilon ar*kasında bulunan, XIX. yüzyıla ait Ebü'!-Haccâc Camii yanındaki iki minareden biridir. 469-474 (1077-1081-82) yıllarına tarihlenen ve kare tabanlı, silindirik göv*deli olan bu kerpiç tuğla minare ahşap desteklidir.

Mısır'daki önemli bir diğer merkez IX ve X. yüzyıllarda ticaret yollan kavşağında yer alan, Kahire'nin güneyinde ve Nil'in doğu kıyısındaki Küs şehridir. 476 (1083) tarihli Câmiu'l-Amrî, Fatımî devri eseri olmasına rağmen S50 (1155) ve 575'te (1179) Eyyûbîler tarafından büyük ölçü*de tamir edilmiş, daha sonra da Memlük-ler ve Osmanlılar tarafından elden geçi*rilmiştir. Caminin minaresi ve kıble du*varı Fatımî döneminden olup diğer du*varlar daha geç tarihlidir. Fatımî Veziri Talâi' b. Rüzzîk'ın yaptırdığı ahşap min*ber girift geometrik süslemelere sahip*tir.[1258] 514-524 (1120-1130) yıllarına tarihlenen veya 568'-de Mübarekb. Kâmil b. Mukalled b. Ali b. Nasr'ın bu camiyi iman sırasında inşa edilen Eyyûbî türbesi de Küs'ta bu*lunan önemli eserlerdendir.

Feyyûm'da Mescidü'ş-Şeyh Ali er-Rûbî ve Mescidü Kayıtbay Memlûk devri eser*leridir. el-Mescidü'1-Muallak ile Emîr Sü*leyman Mescidi ise Osmanlı dönemine aittir. Ayrıca Memlükler devrinden Kal-yûb'da Sîdî İbrahim Camii, Füve'de (Kef-rüşşeyh) Nasreddin Camii, Ebû Tîc'de AsyutŞeyh Fergal Camii, Osmanlılar devrinden Dimyat'ta Mescidü Bedri, Rıd-vâniye Zaviyesi ve Asyufta Mescidü'1-Mü-câhidîn mimari değer taşıyan yapılardır.


Bibliyografya :


U. Monneret de Villard, La necropoli musut-mana di Aswan, La Caire 1930; L. Golvin - D. Mili, Islamİc Architecture in Morth Africa, Lon-don 1976, s. 73-90; K. A. C. Creswell, The Mus-Um Architecture of Egypt, New York 1978, İ-II; Suâd Mâhİr Muhammed, Mesâcidü Mışr ve eu-iiyâ'ühe'ş-şâühûn, Kahire 1981, 1-V, tür.yer.; Kemâleddin Sâmih, ei-cİmâretü'l-isiâmiyye fi Mışr, Kahire 1983; Hüsnî M. Nüveysır, d-'/mâ-retü'l-İslâmiyye fi Mışr, Kahire, ts. (Mektebetü zehrâiş-şark); J. Bloom, Minaret: Symbol of Is-/am, Oxford 1989, s. 125-144; a.mlf.."Five Fa-timid Minarets in Upper Egypt", Journal ofthe Society of Architectural Historians, XL1H, Illinois 1984, s. 162-167; a.mlf.. "The Introduction of the Muqamas into Egypt", Mugarnas, V, Leiden

1988, s. 21-28; Mustafa Abdullah Şeyha, el-Âşârü't-İslâmiyye fî Mışr, Kahire 1992; A. Pe-tersen. "Egypt (Excluding Cairo)", Dicüonary of Islamic Archilecture, London 1996, s. 79-81; I. A. Bierman. "Art and Architecture in the Medieval Period", The Cambrldge History of Egypt{ed.C. F. Petry), Cambridge 1998,1,339-374; A. Lezine - A. R. Abdul Tawwab. "Intro*duction â 1'etüde dcs maisons anciennes de Rosette", AIsl.,sy. 10(1971), s. 149-205;S. La-bib. "al-Iskandariyya", EI2{\ng.), IV, 132-137; J. - Cl. Garcin. "Kuş", a.e., V, 514-515; Seyyid Muhammed es-Seyyid, "Feyyûm", D/A, XII, 514-515; a.mlf.. "İskenderiye", a.e, XXII, 576-579; Eymen Fuâd es-Seyyid. "İskenderiye", a.e., XXII, 574-576; G. T. Scanlon, "Islamic Egypt", The Oxford Encyclopedia of Archaeology in the HearEast, New York 1997, 11, 205-207. A. Engin Beksaç
 
Üst Alt