• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Mengücüklüler

Aslı

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
10,582
Puanları
83
MENGÜCÜKLÜLER


Selçuklular devrinde XI-XIII. Yüzyıllarda Erzincan, Kemah, Divriği ve Karahisar şehirlerinin bulunduğu bölgeyi yönetmiş olan bir Türk hanedanı.
Mengücüklüler'in hangi Oğuz boyun*dan geldikleri hakkında bilgi yoktur. Os*manlı tarihçisi Yazıcıoğlu Ali Efendi'nin, Selçuklu Hükümdarı II. Süleyman Şah'ın 1202 yılındaki Gürcistan seferine Mengü-cük Beyi Fahreddin Behram Şah'm Salur-lar ve Bayındırlar ile katıldığı hakkındaki sözleri bir yakıştırmadan ibarettir. XIII. yüzyılda Divriği'den Mısır'a giderek Mem*lûk sultanları katında büyük itibar elde eden Mustafa oğlu Muhammed adlı âlim Salur boyundandı. Bu husus Saiur boyun*dan bir oymağın Divriği ve yöresinde yurt tuttuğunu gösterir. Fakat buna dayana*rak Mengücüklüler'İn Salur boyundan geldikleri bir tahmin olarak dahi ileri sü*rülemez.
Reşîdüddin Fazlullâh-ı Hemeclânî'nin Cûmicü'Mevârîh"min Selçuklular bölü*münde belirttiğine göre Mengücük Gazi, Sultan Alparslan'ın Artuk, Saltuk, Dâniş-mend gibi beylerinden biri olup Malazgirt zaferinden sonra Erzincan, Kemah ve Kö-gonya (Şebinkarahisar) şehirlerini fethet-miştir. Tarihçi Gaffarı ve ona dayanarak Müneccimbaşı Ahmed Dede, Alparslan'ın yukarıda adları geçen şehirleri Mengücük Gazi'ye tefvîz ettiğini bildirir. Bu bilgiler daha sonraki duruma bakılarak verilmiş hükümlerdir. Selçuklu tarihçisi İbn Bîbî, Mengücük'ü gazi unvanı ile zikrederek onun Anadolu Selçuklu Devleti'nin kuru*cusu I. Süleyman Şah'ın emirlerinden ol*duğunu söyler. İbn Bîbfnin sözlerinin de sadece bir tahmin olduğu şüphesizdir. Kemah kasabasının kuzeybatısında Kara*su kıyısında bazıları tamamen harap bir halde birçok kümbet vardır. Mengücük Gazi'ye isnat edilen kümbette sonradan yazılmış Farsça bir kitabede Mengücük Gazi hakkında, "Erzurum, Erzincan, Ke*mah ile Diyarbekir vilâyetlerini ve kale*lerini alan ..." denilmektedir. Divriği'de Mengücük Gazi'nin torunlarından Şehin-şah'ın türbesindeki kitabede Mengücük, gazi ve şehid sıfatlarıyla anılmaktadır. Bu*na bakarak Mengücük Gazi'nin Kemah ve diğer yerleri fethettikten sonra bir sa*vaşta şehid düştüğü kabul edilebilir. Mü-neccimbaşı'ya göre cesur ve akıllı bir bey olan Mengücük Gazi bazan tek başına, bazan da Dânişmend Gazi ile birlikte Rum-lar'a ve Gürcüler'e karşı gazalar yapmıştır. Kemah'ta Karasu kıyısındaki Melik Gazi Türbesi Mengücük Gazi'ye ait olabilir. Fakat bu türbenin oğlu İshak'a ait olma ihtimali daha güçlüdür. Türbenin alt katında bir mumya ile içinde kemikler bu*lunan yedi tabut vardı. Evliya Çelebi tür*beyi "Melik Gazi Sultan" adıyla anar ve onun bir ziyaret yeri olduğunu yazar. Gü*nümüzde de halk türbeye Sultan Melek Türbesi demektedir; bu türbe Kemah yöresinin en önemli ziyaret yeridir.
Simbat vekâyi'nâmesine göre Tuğrul Bey'in kumandanlarından biri kalabalık bir askerle Kemah ve Argın yörelerine gelerek yağma ve tahriplerde bulunmuş, birçok esir alıp götürmüştür. Bu kuman*danın Mengücük Bey olması imkânsız değildir. Şahsiyeti hakkında açık bir bil*giye sahip olmadığımız Mengücük Gazi'*nin Ölüm tarihi de belli değildir. 1118 yı*lında İbn Mangug (Mengücük oğlu) şeklin*de oğlundan söz edilir. Gösterilen tarihte Mengücükoğlu Malatya'yı yağmalamış, bunun üzerine Malatya'yı oğlu Tuğrul'un adına idare eden Selçuklu Sultanı I. Kılı-carslan'ın zevcesi Ayşe Hatun Urfa Kontu Joscelin'den yardım istemiştir. Bu yağ*malama hareketinin, Mengücükoğlu'nun 1113'te Tuğrul'un atabeği ve annesinin zevci (Tuğrul Arslan'ın üvey babası) Artuklu Belek b. Behram'a karşı duyduğu kızgın*lıktan ileri geldiği anlaşılmaktadır. Fakat anlaşılmayan husus, Ayşe Hatun'un dev*rin büyük kahramanı olan zevci Belek Gazi dururken Urfa Kontu Joscelin'den yardım İstemesidir. Belek ancak 1120'de Men*gücükoğlu'nun üzerine yürüyebildi. Be-lek'e karşı koyamayacağını gören Men*gücükoğlu, yardım almak için Bizans im*paratorunun Trabzon valisi Konstantin Gabras'ın yanına gitmişti. Komşu Türk beylerinin muhtemel hücumlarına karşı emrinde önemli bir kuvvet bulunduran Gabras, Mengücükoğlu'nun isteğini ka*bul etmiş ve her ikisi Belek'in karşısına çıkmıştır. Belek de Dânişmendoğlu Gazi'yi yanına almıştı. Erzincan yakınındaki Şir*van denilen mevkide yapılan savaşta Mengücükoğlu ile Gabras ağır bir yenilgiye uğrayıp esir alındı. Konstantin Gabras 30.000 altın karşılığında kurtul*du; Mengücükoğlu da Dânişmendli Gazi'*nin damadı olduğu için serbest bırakıldı. Bu yüzden Belek ile Gazi'nin arası açıldı. 1142 yılında Kemah beyinin öldüğü bildi*rilmektedir. Bu bey kitabelerde zikredi*len İshak olmalıdır. Onun ölümü üzerine Dânişmendli Hükümdarı Melik Muham*med Kemah'ı idaresi altına aldı. Melik Muhammed'İn aynı yılda vefat etmesin*den sonra Kemah eski sahiplerince geri alınmış olmalıdır.
Mengücüklüler hakkında en çok bilgi veren Süryânî Mihail'e göre de Er*zincan beyinin karısı kocasını boğdurduk*tan sonra Divriği'de bulunan kayınbira*derini çağırıp onunla evlenmiştir. Fakat Mihail hadisedeki şahıslardan hiçbirinin adını yazmaz, başka kaynaklarda ise bu olaydan hiç söz edilmez. Yine aynı müel*life göre Dânişmend Hükümdarı Yâkub Arslan (doğrusu Yağıbasan) 1163 yılında Kemah'a gidip âsi emîri öldürmüştür. Bu âsi emîrin de kim olduğu bilinmemekte*dir. el-Veledü'ş-şefîk adlı tarihini 1332-1333 yıllarında yazan Nİğdelİ Kadı Ah-med'İn eski bir takvimden aldığı bir ha*berden Fahreddin Behram Şah'ın S60'ta (1165) Erzincan'da beyliğin başına geçti*ği öğrenilmektedir. Behram Şah'ın baba*sının adı Dâvud, dedesinin adı İshak idi. Dâvud daha önce Erzincan'ı idare etmiş olmalıdır.
Kemah-Erzincan Kolu. Bu kolun İlk beyinin kim olduğu bilinmediği gibi İdare merkezinin Kemah'tan Erzincan'a ne za*man taşındığı da belli değildir. Bu taşın*manın Kemah'ın 1142 yılındaki Dâniş*mendli işgaliyle ilgili olması muhtemel*dir. Fahreddin Behram Şah kaynaklarda melik unvanı ile anılan üçüncü Erzincan beyidir. Bir parasında da "emîrü'l-üme*râ" unvanı görülmüştür. Mengücüklü ha*nedanının en tanınmış beyi olan Fahred*din Behram Şah akıllı, dürüst, ahlâk sahi*bi, âdil, şefkatli ve cömert bir hükümdar olarak tanınmış, bundan dolayı kendisine her yerde saygı gösterilmiştir. Selçuklu tarihçisi İbn Bîbî, bu Mengücüklü beyinin meziyetlerini saydıktan sonra melikliği esnasında Erzincan'daki düğün ve yaslara katıldığını, katılamadığı zamanlarda da para ve yemek gönderdiğini, kışın kuşla*rın ve vahşi hayvanların yemeleri için dağ*lara ve kırlara yiyecekler koydurduğunu yazar. Behram Şah. II. Kıiıcarslan'ın da*madı olduğu gibi bazı Selçuklu hüküm*darlarının da kayınbabası idi. 1181'de II. Kılıcarslan ile oğlu Sivas Meliki Kutbüd-din Melikşah'm arası açılmıştı. Bunun se*bebi Melikşah'ın devletin başına geçme ihtirasıdır. Kıiıcarslan'ın veziri olan ve onun üzerinde büyük bir tesire sahip bu*lunan İhtiyârüddin Hasan sultana oğlu*nun ihtiraslarına karşı uyanık olmasını telkin ediyordu. Sonunda baba oğul kar*şılaştılar. Melikşah'ın askerleri sultana duydukları saygıdan dolayı savaşmayıp dağıldılar. Melikşah Sivas'a dönmek zo*runda kalınca Konya'ya gelen Behram Şah, İhtiyârüddin Hasan'ı Erzincan'a gö*türmek için kayınbabası Kılıcarslan'ı ikna etti. Çünkü halk İhtiyârüddin Hasan'ı ba*ba ile oğlun arasının açılmasının müseb*bibi sayıyordu. İhtiyârüddin Hasan baba ile oğlun arası düzelinceye kadar Erzin*can'da kalacaktı. Yola çıkıldığında vezirin yanında akrabaları, uşakları ve muhafız*larından müteşekkil 200 kişilik bir toplu*luk vardı. İhtiyârüddin Hasan ve yanın*daki topluluk yolda Türkmenler tarafından öldürüldü. Zira Türkmenler, Sultan Kılıcarslan'ın 4000 Türkmen'in öldürül*mesi emrini onun telkiniyle verdiğine inanmışlardı. Türkmenler'e bu işi Melik-şah da yaptırmış olabilir. Behram Şah'ın bu meselede kayınbiraderinin tarafını tutmuş olması tabii karşılanmalıdır. Çün*kü MeliKşah Sivas meliki olarak Mengücük hükümdarının komşusu idi.
Fahreddin Behram Şah'ın daha sonraki Selçuklu sultanları ile olan münasebetleri de iyi geçti. Bunlardan Rükneddin Süley*man Şab'in 1202 yılındaki Gürcistan se*ferine katıldı, Selçuklu ordusunun Avnik yakınlarında yenilmesi üzerine (Temmuz sonlan) Gürcüler'e esir düştü. Fakat Gürcüler faziletli bir hükümdar olduğu*nu bildikleri için ona saygı gösterdiler ve kurtuluş akçesi almadan serbest bıraktı*lar.
Kızı Melike Hatun'u 1213yılından önce Selçuklulardan Erzurum Hükümdarı Mugisüddin Tuğrul ile evlendiren Fahreddin Behram Şah, diğer kızı Selçuk Hatun'u da Selçuklu Hükümdarı I. İzzeddin Keykâ-vus'a verdi. Bu kıza annesi Selçuklu hânedanından olduğu için Selçuk Hatun adı konmuştur. Fahreddin Behram Şah, Uluğ Keykubad'in hükümdarlığının ilk yıllarını da gördükten sonra 1228 yılında vefat etti. Mahallî rivayete göre Erzincan civa*rındaki Aşağı Ula köyü yakınında bulu*nan kitâbesiz türbe Fahreddin Behram Şah'a aittir. Fakat bu rivayetin doğrulu*ğuna inanmak güçtür.
Fahreddin Behram Şah'ın altmış bir yıl süren meliklik devrinde Mengücüklü ülkesinin geniş ölçüde imar gördüğü ve halkın refah seviyesinin çok yükselmiş ol*duğu şüphesizdir. Bunun sonucunda bil*hassa Erzincan büyük gelişme göstere*rek Anadolu'nun her bakımdan en başta gelen şehirlerinden biri olmuştur. Beh*ram Şah'in ilim adamları ile şair ve edip*lere değer verdiği de bilinmektedir. Şair Nizâmî-i GencevtMahzenü'î-esrâr isimli meşhur eserini Fahreddin Behram Şah adına yazmıştır. Mengücük beyi de ona armağan olarak 5000 altın, beş yüğrük katır, beş donatımlı at, hil'at ve elbise göndermiştir. Fahreddin Behram Şah'ın Selçuk, II. Dâvud ve Muzafferüddin Mu-hammed adlı üç oğlu bilinmektedir. Sel*çuk babasının devrinde Kemah'ı idare ediyordu. Onun ne zaman öldüğü ve ye*rine kimin geçtiği bilinmemektedir. Bili*nen şey Kemah'ın da Behram Şah'ın Erzincan'daki halefi II. Davud'un idaresi al*tında bulunduğudur. Muhammed ise Karahisar (Şebin) hâkimiydi.
Fahreddin Behram Şah'tan sonra Er*zincan tahtına oğlu Alâeddin Dâvud Şah geçti. 0 da babası ve kardeşi Kemah hâ*kimi Selçuk gibi şah unvanını taşıdı. Ibn BM Dâvud Şah'in ilmin her dalını sevdi*ğini, bilhassa ilâhiyyât, tabîiyyât ve riyâ-ziyyât ile ilm-i nücûma vukufu olduğunu yazmaktadır. Dönemin en tanınmış âlim*lerinden Abdüllatîf el-Bağdâdî, Erzin*can'dan gelerek bir müddet Dâvud Şah'ın sarayında yaşadı ve eserlerinden bazıları*nı ona ithaf etti. Fakat yine İbn Bîbî onun dirayetli bir hükümdar olmadığını söyle*mektedir. Dâvud Şah beylerinden birka*çını öldürttü, bazılarını da hapsetti. Bunu gören bazı beyler Selçuklu Hükümdarı Alâeddin Keykubad'a sığınarak melikle*rini şikâyet ettiler. Hükümdar onları iyi karşıladığı gibi Dâvud Şah'tan hapiste olanların da kendisine gönderilmesini is*tedi ve bu isteği yerine getirildi. Alâed*din Keykubad yanında bulunan Mengü*cük beylerine ağır dirlikler verdi. Bunu haber alan Dâvud Şah'ın geri kalan bey*leri de itaatsizce hareketlerde bulunma*ya başladılar. Selçuklu hükümdarının bu tutumuyla Mengücük beyliğine son ver*meyi hedeflediğini anlayan Dâvud Şah Kayseri'ye giderek sultana bağlılığını bil*dirdi, sultan da Dâvud Şah'ı sıcak karşıla*dı. Bir müddet Kayseri'de kalan Mengü*cük beyi sultanın kendisine bir ahidnâme vermesiyle ülkesine döndü. Bu ahidnâmeye göre Dâvud Şah, sultana sadakatle bağlı olduğu müddetçe sultanın alâka ve yardımına nail olacaktı. Fakat yine İbn Bîbî'ye göre Dâvud Şah, Erzurum meliki Selçuklu Tuğrul Şah'ın oğlu Cihan Şah ile Alâeddin Keykubad'a karşı bir ittifak kur*maya teşebbüs ettiği gibi Cezire Ahlat'ın Eyyûbî hâkimi el-Melikü'l-Eşref Musa'dan ve Celâleddin Hârizmşah'tan yardım ve himaye İstedi. Hatta Mengücük hü*kümdarı, Alamut hâkimi Alâeddin Nev Müsülman'a başvurarak Kemah Kalesi'-ni mühimmat ve erzakı ile kendisine ver*mesi karşılığında Keykubad'ın öldürül*mesini teklif etti. Eğer bu haberler doğru ise Dâvud Şah, Keykubad'ın verdiği ahid-nâmeye inanmamıştı veya bu haberler beyliği ortadan kaldırmayı haklı göster*mek için ileri sürülmüş asılsız bahaneler*den ibaretti. Yine adı geçen müellife gö*re Dâvud Şah, bu teşebbüslerinden bir netice çıkmadığını görünce yeniden Key*kubad ile anlaşma yolunu aradı ve oğul*larını rehine olarak ona gönderdi. Fakat bu davranışı ülkesini elinden almaya ke*sin karar vermiş olan hükümdarı fikrin*den vazgeçiremedi. Erzurum meliki, amcasının oğlu Rükneddin Cihan Şah'ı da or tadan kaldırmak isteyen Alâeddin f kubad, asıl maksadını gizleyerek seferii Erzurum üzerine yapılacağını bildirip Dâvud'dan kendisine katılmasını istedi. 62: (1228) yılında Sivas'tan harekete geçer Keykubad, kendisini karşılayan Davut Şah'ı yakalatıp Erzincan'ı ele geçirdi.! Müstahkem Kemah Kalesi mukavemet göstermek istediyse de Selçuklu hüküm*darının Davud'a baskı yapması üzerine teslim oldu.
Cihan Şah'a gelince, o da KeyKubad'ın sefere çıktığını duyar duymaz bir taraf*tan Keykubad'a elçi gönderip yalvardığı gibi diğer taraftan Eyyûbî el-Melikü'l-Eş-ref Musa'yı metbû tanıdı, el-Melikü'I-Eş-ref de Selçuklu sultanının hücumuna karşı Cihan Şah'ı korumaya kesin olarak karar verdi. el-Melikü'l-Eşref, Alâeddin Keykubad'ın doğuya ve güneydoğuya doğru ül*kesini genişletmesini hiç arzu etmiyordu. Çünkü böyle giderse sıra kendisine de ge*lecekti. Bu esnada Eyyûbîler'le bozuşmak istemeyen Alâeddin Keykubad, kuman*danlarından Ertokuş'u Muzafferüddin Muhammed'in elinde bulunan Karahisar üzerine göndererek kendisi Kayseri'ye döndü. Keykubad'ın Erzincan seferinin 1228 yılının güz aylarında yapıldığı anla*şılmaktadır. Abdüllatîf el-Bağdâdî 17 Zil*kade 625'te [305] Erzincan'dan ayrıldı, 18 Safer 626'da [306]döndüğünde hamisini bulamadı. Selçuk*lu hükümdarı, Davud'a Akşehir ve Ilgın'ı (Âbıgerm) dirlik olarak verdi; eski Erzin*can hükümdarı da yakın adamları ile bu*rada yaşadı. Fakat dirliklerinin zengin ve bayındır yerler olmasına rağmen sultana gönderdiği bir manzumede hayatının yokluk ve sıkıntı içinde geçtiğinden şi*kâyet etmektedir. Davud'un ne zaman öldüğü ve nerede gömüldüğü belli de*ğildir.
Davud'un kardeşi Karahisar hâkimi Mu*zafferüddin Muhammed kalesini savun*mak istedi; ancak halkın sadakatine gü-venemediğinden ve uzun bir zaman da*yanamayacağını anladığından sultanın kendisine bir dirlik vermesi karşılığında kaleyi teslim edeceğini Karahisar'ı kuşa*tan Atabeg Muzafferüddin Ertokuş'a bil*dirdi. Bu isteği kabul edilerek kendisine Kırşehir timar, bazı yerler de mülk olarak verildi. Muzafferüddin Muhammed aile*siyle birlikte hayatının sonuna kadar Kır*şehir'de oturdu ve bir medrese inşa et*tirdi. Muzafferüddin Muhammed, II. İz*zeddin Keykâvus'un ilk saltanat yıllarına (1246- i 249) kadar yaşadı. Temiz ahlâklı, sağlam seciyeli bir insan olan Mengücük prensi, İbn Bîbî'ye göre kızını Alâeddin Keykubad'm oğlu Gıyâseddin Keyhusrev'e vermek istememiş, ancak ısrarlara daya*namayarak buna rıza göstermiştir. Mu-zafferüddin Muhammed ve oğulları Kır*şehir'de Selçuklu sultanlarından saygı görerek yaşamışlardır.
Divriği Kolu. Tarihlerde bu kolun adı geçmemekte, ancak onların varlığı Men-gücüklüler'in Divriği'de yaptırdıkları sos*yal eserlerin incelenmesinden anlaşılmak*tadır. Bu eserlere göre Divriği kolunun ilk beyi Mengücük Gazi'nin torunu ve İs-hak'ın oğlu Süleyman'dır. Fakat Süley*man'a ait bir eser mevcut değildir, ne zaman öldüğü de bilinmemektedir. Sü*leyman'ın oğlu Şehinşah"ın eserleri oldu*ğu gibi sikkesi de vardır. Şehinşah Divriği Hisan'ndaki caminin (Kale Camii) bânisi-dir. Kitabesinde eserin 376 (1180-81) yı*lında yapıldığı kaydedilmiştir. Şehinşah'ın türbesi kasabanın merkezinde bulun*maktadır. Onun eşi de oraya gömüldüğü için Divriği halkınca Sitti Melik adıyla anı*lan bu türbenin kitabesinin tarihi 592'dir (1196). Gerek kitabedeki İfadelerden ge*rekse paralarından Şehinşah'ın 593'ten (1197) sonra öldüğü anlaşılmaktadır. Tür*be kitâbesindeki "katilü'l-kefere ve'l-müş-rikîn" gibi bazı ibarelere bakılırsa Şehin*şah gazalarda bulunmuştur. Yine kita*bede Şehinşah yoksulların ve zavallıların arkadaşı, öksüzlerin ve mazlumların ba*bası olarak tanıtılmış; o zamanlar bütün Türk sultan ve beyleri tarafından kullanı*lan alp, kutluğ, uluğ, tuğrul, tigin, cebû-ye fyabgu) gibi Türkçe unvanlar kaydedil*miştir. Bu kitabenin önemli bir hususiyeti de Mengücük Gazi'nin orada İshak'ın ba*bası olarak gösterilmiş olmasıdır.
Şehinşah'ın Süleyman ve İshak adlı iki oğlunun varlığı bilinmektedir. Süleyman'ın adı sadece kitabelerde görülür. İshak'ın adı 645'te düzenlenen Karatay vakfiyesindeki şahitler arasında geçmek*tedir. Divriği'deki ulucami Şehinşah'ın torunu ve Süleyman'ın oğlu Ahmed Şah tarafından yaptırılmıştır (626/1229). Ca*minin kitabelerinin birinde Ahmed Şah'ın metbuu Alâeddin Keykubad'm adı zikre*dilmektedir. Ahmed Şah Camii'nin min*beri de bu beyin adını ve 638 (1240-41) tarihini taşımaktadır. Ahmed Şah birini 634 (1236-37), diğerini 641 (1243-44) yi İmda olmak üzere hisar kapılarını da ye*niden yaptırmıştır. Ahmed Şah'ın cami*sinin bitişiğindeki dârüşşifâ Fahreddin Behram Şah'ın kızı Turan Melek Hatun
tarafından yaptırılmıştır. Mahallî rivaye*te göre Turan Melek, Ahmed Şah'ın zev-cesidir. Ahmed Şah'ın vefat tarihi hak*kında bilgi yoktur. Kendisine oğlu Salih halef olmuştur. Bu husus, Salih'in hisar burçlarından birinin üzerine koydurduğu ve kendisinin melik unvanıyla anıldığı 650 (1252) tarihli kitabeden anlaşılmak*tadır. Melik Salih'in ölüm tarihiyle hale*finin olup olmadığı da bilinmemektedir. Böylece Divriği Mengücüklü Beyliği'nin ne zaman sona erdiği de meçhuldür. 676 (1277) yılında Memluk Sultanı Baybars'ın Anadolu seferi dolayısıyla bu ülkeye gelen İlhan Abaka Divriği'ye de uğramış ve şe*hir ileri gelenlerinin kendisini iyi bir şekil*de ağırlamasına rağmen surların yıktırıl*masını emretmişti. Bu emrin yerine ge*tirilip getirilmediği belli değildir. Yalnız bu haberler şehrin anılan tarihte artık Mengücüklüler'in idaresinde olmadığı fik*rini vermektedir. Divriği'deki Mengücük hâkimiyeti, dıştan gelen bir müdahaleden ziyade şehri idare edebilecek hanedan mensubu bir şahsın olmaması yüzünden sona ermiş olmalıdır.
Erzincan, Kemah, Divriği ve Karahisar şehirleriyle yetinen Mengücüklüler bun*lara yenilerini katma gayesini taşımamış*lardır. Tarihlerde onlardan pek az bahse-dilmesinin sebebi budur. Buna karşılık Mengücüklüler ülkelerinin imarına çalış*mışlar, her biri birer sanat âbidesi olan eserler meydana getirmişler, âlim ve şa*irleri himaye etmişlerdir. İlk Mengücük beylerinin oturduğu Kemah'ta şehrin 500 m. kuzeybatısında birbirine yakın, çoğu yıkıntı halinde, kitâbesiz veya kitabesi ele geçmemiş birçok türbe vardır. Bunların Mengücüklü beylerine ait olduğu ve bu mevkinin (Sultan Melek semti) onların aile mezarlığını teşkil ettiği anlaşılmaktadır.
Mengücüklüler'in XII. yüzyılda burada ga*ziler için bir yurt yaptırdıkları bilinmekte*dir. Erzincan, Melik Fahreddin Behram Şah'tan itibaren önemli bir şehir haline gelmiştir. Mengücüklüler'den sonra Sel*çuklu yöneticileri arasında birçok Erzin*canlı görülür. Bu husus, Behram Şah'ın himmet ve gayretiyle Erzincan'da başlayan ilim ve kültür faaliyetlerinin neticesi*dir. Mengücüklüler'in devlet teşkilâtı hak*kında da bilgi yoktur, vezirlerinden bile söz edilmez. Bununla beraber Selçuklu-lar'daki gibi, fakat çok daha küçük bir devlet teşkilâtına sahip oldukları şüphe*sizdir. Divriği'deki kitabeler buradaki bey*lerin hâciblerinin olduğunu göstermektedir.
Erzincan'da Mengücüklüler'e ait cami, medrese, han ve hamam gibi bir eser gü*nümüze kadar gelmemişse de bunun se*bebi şehrin geçirdiği depremler olmalıdır. Zira Fahreddin Behram Şah gibi akıllı, iyi*lik sever ve varlıklı bir insanın altmış yıl*dan fazla süren melikliği devrinde bu tür eserler yaptırmamış olması düşünülemez. Nitekim adını taşıyan bir medrese XVI. yüzyılda varlığını korumaktaydı. Karahi-sar'da da Mengücüklüler'e ait herhangi bir esere rastlanmamıştır. Kemahta ise sadece birkaç türbe vardır. Bu durumda Mengücüklüler'e ait yadigârları Divriği'*deki eserler temsil etmektedir. Bunlar da iki camiyle bir hastahane ve birkaç türbe*den ibarettir. 576 (1180-81) yılında Sü*leyman oğlu Şehinşah tarafından yaptı*rılan Kale Camii kıbleye dikey bir tonoz ve dörder pandantif kubbeli, yan neflerle dikdörtgen bir plana sahiptir. Taçkapının nişinde çeşitli taş ve tuğla İşlemelerle ki*tabeler görülür; geniş bordur hendesî bir kompozisyonla işlenmiştir. Caminin için*de sade ve etkili bir mimari hâkimdir. Şehinşah'ın torunu Ahmed Şah'ın inşa et*tirdiği ulucaminin mimarı Ahlatlı Hürrernşahtır. Ulucami kaleye yakın bir yer*de olup on altıdan fazla tonoz görülür. Yalnız mihrabın üzerinde kubbe vardır. Taş mihrap, nişe geniş ölçüde yerleştiril*miş barok palmetler ve onu çevreleyen silmelerle Türkiye'de benzeri olmayan bir eser sayılmaktadır. Yüksek bir sanat de*ğeri taşıyan abonoz minber, rûmîlerve kıvrık dallarla işlenmiş panoların hendesî yıldızlar halinde sıralanmasından meyda*na gelmiştir. Camiye bitişik dârüşşifâ sa*kin ve sürükleyici mekân tesiriyle daha başarılı bir mimari görünüştedir. Asıl yapı özelliğini koruyan dârüşşifâ da uzman*lara göre âbidevî bir eserdir. Ahmed Şah ile Turan Melek Hatun'un dârüşşifâya bi*tişik türbeleri ayrı bir güzelliktedir. Baştan başa çinilerle kaplı olan lahitler altın yaldızlı fîrûze çinilerle süslenmiştir. Külli*yenin her biriminin iç mimari ve süsleme bakımından birer şaheser olduğu, dış ya*pısının ise tesirli bir görünüşe sahip bu*lunmadığı kabul edilmektedir. Bununla beraber eşsiz güzellikte olan dörttaçkapı ile bu görünüş giderilmiştir. Kendilerine has üslûplar taşıdığı kabul edilen Mengücüklü yapıları Anadolu'daki en eski Türk eserleri arasında bulunmalarıyla da önemli bir değer taşır. Ulucami kale ca*misinden kırk sekiz yıl sonra yapılmış olup bu durum şehirde kalabalık bir Türk var*lığının teşekkül etmiş olduğunu gösterir. Bir taraftan tabii çoğalma, diğer taraf*tan Moğol istilâsı yüzünden Orta Asya ve İran'dan gelen göçler bunun başlıca âmil*lerini teşkil eder. Divriği'de Mengücüklüler"e ait bir medresenin görülmemesi hayret vericidir. Çünkü buralı olan, aynı zamanda Salur boyuna mensup değerli bir âlimin Mısır'a göç ederek sultanlar katında büyük bir itibara sahip olduğu yukarıda kaydedilmişti.


Bibliyografya :


İbnü'l-Kalânisî, Târihu DımaşA: (Amedroz). s. 202; Süryani Mikhail. Chronique de Michel le syrien, patriarchejacobited'AnÜoche: 1166-1 199 (nşr. ve t re. I.-B. Chabot). Paris 1905, II!, 204, 205, 253, 297; İbnül-EStr. el-Kamii, XII, 478; İbn Ebû Usaybia. 'Uyûnü'l-enbâ', Kahire 1299, I], 207, 212vd.;İbnBîbî, Teuârîh-i Al-i Selçuk (nşr. M. Th. Hoursma). Leiden 1902, İli, 57-60, 152-160, 373-382, 385-396; IV, 2, 21, 67-71, 142-153,318; Ebü'l-Ferec, Târih,\\, 389; Reşîdüddin Fazlullâh-ı Hemedânî. CâmıVMeüâ-rîh (nşr. Ahmed Ateş), Ankara 1960, s. 33-39; Gaffârî, Cihânârâ, Tahran 1343 hş., s. 134; Mü-neccimbaşı. Câmi'u'd-düuel, Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 2102, vr. 393b; M. Brosset, Histolre de la Georgie, Petersbourg 1849, I, 462-463; Anİlİ Samuel. Tables chronologiqu.es, collecüons d'historiens armenîens (îrc. M. Brosset), Petersbourg 1876, II, 471; Ahmed Tev-hid, Meskûkât-ı Kadime-İ Islâmİye Katalogu, İstanbul 1321, IV, 76-80, 522 vd.; A. Gabriel, Monuments turcs d'Anatolle, Paris 1904, II, 169-172; M. Th. Houtsma. La dynastiedes be-nu Mengucek, Keleti Szemle, Budapest 1904, V, 277-282; Max van Berchem - Halil Edhem, Materiaıvc pour un corpus inscriptionum ara-bicarum III: Asie mineure, Caire 1910, s. 56-58, 64-66, 71, 73 vd., 81, 88 vd., 107-110; S. L. Pool, Düuel-i İslâmiyye{Uc. Halil Edhem [El-dem|), İstanbul 1345/1927, s. 224-226; Ali Ke*mali, Erzincan, İstanbul 1932, s. 241; Osman Turan, Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1973, s. 55-79; Oktay Aslanapa, Türk Sanatı, İstanbul 1989, s. 111-120; Faruk Sü*mer, Selçuklular Deorinde Doğu Anadolu 'da Türk Beylikleri, Ankara 1990, s. 1-14; a.mlf., "Mengücükler", İA, VII, 713-718. Faruk Sümek


Mimarî


Mengücüklüler XII ve XIII. yüzyıllarda inşa ettikleri eserlerle ilim, kültür, sanat ve medeniyetin gelişmesine hizmet etmişlerdir. Bu dönemde mey*dana getirilen eserlerden, 576 (1180-81) yılında Şehinşah b. Süleyman tarafından Merâgalı usta Hasan b. Fîrûz'a yaptırılan Divriği Kale Camii, Mengücüklüler döne*mine ait en eski eser olması bakımından önemlidir. Bugün harap durumda olan yapı mihraba dik üç nefli bir plana sahip*tir. Mihrap eksenindeki orta nef tonozla, yanlar ise pandantiflerle geçişi sağlanan üçer kubbe ile örtülmüştür. Avlusu bulun*mayan yapının kuzeybatı köşesinde basa*maklarla çıkılan özel bir mahfil girişi var*dır. Taş malzemeden inşa edilen yapının kademeli taçkapısında fîrûze sırlı çinile*rin kullanılmış olması dikkat çekicidir.
592'de (1196) yaptırılan Divriği Sitti Me*lik Kümbeti, Mengücükoğlu Emîr Seyfeddin Şehinşah için yapılmış olup hanı*mının ölümünden sonra buraya gömül*mesi üzerine halk arasında Sitti Melik (Melike) Kümbeti olarak anılmıştır. Düz*gün kesme taş malzeme ile inşa edilen yapı sekizgen kaide üzerinde sekizgen gövdeli olup üzeri piramidal külahla örtü*lüdür. Türbenin cephesinde yer alan zen*gin geometrik geçmeler geleneksel süsle*meyi devam ettirmesi bakımından önem*lidir. Mengücüklüler'e ait 592 (1196) yılı*na tarihlenen diğer bir türbe de Hâcib Kamerüddin Türbesi'dir. Hacı Uruz Aba (Ruzbe) oğlu, Mengücüklü hazinedarı Hâ*cib Kamerüddin'e ait olan yapı, düzgün kesme taş malzeme ile sekizgen plan üzerine sekizgen gövdeli olup üstü pira*midal külah ile örtülmüştür. Eskiden kü*lahın altında taşa gömülü olarak yerleş*tirilmiş fîrûze renkli çanaklar bulunuyor*du. Yapı, bu tip bir süsleme ile Anadolu'da erken bir örnek olması açısından dikkat çekicidir. Kemah'ta yer alan Melik Men-gücük Gazi Kümbeti XIII. yüzyılın başla*rına tarihlendirilmektedir. Tuğladan se*kizgen gövdeli yapının piramidal külahı yıkılmış ve yakın zamanda yenilenmiştir. Bunun yanı başında yer alan diğer bir kümbet de XIII. yüzyılın ilk çeyreğine ta-rihlendirilmekte olup Behram Şah oğlu Selçuk Şah adıyla tanınmaktadır. Yanyana iki kare mekânın birleşiminden oluşan dikdörtgen planlı yapıda her birimin üzeri içten kubbe, dıştan piramidal külahla ör*tülmüştür. Divriği'de bulunan ve yanın*daki mescidin adından dolayı Kemankeş olarak da bilinen Nûreddin Salih Türbesi 638"de (1240-41) hâciblerden Nûreddin Salih b. Sirâceddin Dündar adına yapıl*mıştır. Düzgün kesme taş malzeme ile inşa edilen yapı sekizgen kaide üzerinde sekizgen gövdeli ve üzeri piramidal külahla örtülüdür.
Mengücüklü döneminin günümüze ka*dar gelebilen en ihtişamlı yapısı Divriği Ulucamii ve Şifâhânesi'dir. 626 (1229) yı*lında Şehinşah'ın torunu Ahmed Şah ta*rafından şifâhâne ite birlikte külliye ola*rak Ahlatlı Hürrem Şah'a yaptırılan bina camisi, şifâhânesi, türbesi, mimari me*kân, taş işçiliği ve minberinin ağaç iş*çiliğiyle Anadolu Türk mimarisinde çok önemli bir yere sahiptir. Cami. mihrap du*varına dik uzanan beş nefe ayrılmış olup üst örtüsü bugün on altı kadarı asıl şek*lini koruyan- yirmi beş çeşit tonoz ve kubbe ile örtülmüştür. Yapının mihrap önü kubbesi diğerlerinden farklı olarak dıştan kırık piramidal külahla kapatıl*mıştır.[307]
Günümüzde orijinal yapısını muhafaza eden şifâhâne, güneyden camiye bitişik olup 626 (1229) yılında Fahreddin Beh*ram Şah'ın kızı ve Ahmed Şah'ın hanımı olan Melike Turan Melik tarafından yap*tırılmıştır. Sahip olduğu dört eyvanlı plan semasıyla kubbeli medreseler düzenin*de olan binanın ortasında bir aydınlık fe*neri bulunmaktadır. Yapıda girişin karşı*sındaki eyvanın solunda yer alan türbe içten kubbe, dıştan piramidal bir külahla örtülüdür. İçeride Süleyman Şah. Fatma Hatun, Ahmed Şah ve Turan Melik'in dı*şında on iki kabir daha mevcuttur. Ahmed Şah ve Turan Melik'in lahitlerî çinilidir.
Külliyede caminin doğusunda Selçuk*lu, kuzeyinde barok, batısında tekstil, şi-f anânenin gotik olarak adlandırılan ve her biri farklı işçiliğe sahip dört muhteşem taçkapısı bulunmaktadır. Bunların dışında Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin Keyku-bad'ın egemenliğini simgeleyen çift başlı kartal, doğan kuşu, sembolik insan başı figürleri süsleyici eleman olarak yapıya ayrı bir önem kazandırmaktadır.


Bibliyografya :


A. Gabriel, Monutnents Turcs d'Anatolîe, Pa*ris 1934, II, 169-189, İv. LX1I-LXX1X; Tahsin Öz-güç, "Mengücüklcre Ait Bir Türbe", Milletlera*rası Birinci Türk Sanatları Kongresi (Ankara 19-24Ekİm 1959) Kongreye Sunulan Tebliğ*ler, Ankara 1962, s. 325-327; Divriği Ulu Camii ue Darüşşifası (haz. Yılmaz Öngevdğr.). Ankara 1978; Oktay Asİanapa. Türk Sanatı, İstanbul 1984, s. 111-119, 154-156;a.mlf.. TürkSanatt İstanbul 1984, s. 28-38; Şerare Yetkin, Ana*dolu'da Türk Çini Sanatının Gelişmesi, İstan*bul 1986, s. 27; Orhan Cezmi Tuncer. Anadolu Kümbetleri: I Selçuklu Dönemi, Ankara 1986, s. 107-114,223-232, 236-240, 394-398; Ara Altun, Ortaçağ Türk Mimarisinin Anahatları için Bir özet, İstanbul 1988, s. 45-47; Seyfİ Baş*kan, "Ortaçağ Anadolu Türk Sanatı Çerçeve*sinde Mengücüklü Dönemi Divriği Yapılan", Türk Sanatı Üzerine Denemeler, İstanbul 1990, s. 115-124; Hakkı Önkal, Anadolu Selçuklu Türbeleri, Ankara 1996, s. 37-53, 95-98, 343-347; Ali Öngül, "Mengücükler", Türkler (nşr. Hasan Celal Güzel v.dğr.}, Ankara 2002, VI, 456-46. N. Çiçek Akçıl

MENHEC [308]
 

Ece

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
14,117
Puanları
0
You must be registered for see images

MENGÜCÜKLÜLER
[HR][/HR] 1. Mengücüklüler'in Kurulusu
Mengücüklüler, Malazgirt zaferinden sonra Erzincan, Kemah, Divrigi ve Sarki Karahisar (Kögonya/Sebinkarahisar)'i fethederek yaklasik 1227 yilina kadar burada hüküm süren bir Türk beyligidir.
Beyligin kurucusu olan Mengücük Gazi, Sultan Alparslan ile Malazgirt savasina katilmis ve zaferden sonra Karasu (Yukari Firat) ve Çalti nehirleri vadilerinin fethiyle görevlendirilmistir. Mengücük Gazi'nin hangi boya mensup oldugu kesin olarak tesbit edilememistir. Yazicioglu Ali'nin Mengücüklü Fahreddin Behram Sah'in Anadolu Selçuklu Sultani II.Süleyman Sah'in (1196-1204) Gürcistan seferine Salurlar ve Bayindirlar ile katildigina dair sözleri ihtiyatla karsilanmalidir. Ancak Divrigi yöresindeki Türklerin büyük bir kisminin Salurlar'dan oldugu kabul edilmektedir. Bu yöreyi fetheden Mengücük Gazi, Erzincan, Kemah, Divrigi ve Sarki Karahisar'i hâkimiyeti altina alarak kendi adiyla anilan beyligi kurmustur. Zahireddin Nisâburî ile Müneccimbasi; Mengücük Gazi'nin Alparslan tarafindan Anadolu'da görevlendirildigini ve yukarida adi geçen sehirleri ona ikta ettigini söylerler. Ibn Bibî ise Mengücük Gazi'yi Anadolu Selçuklu Devleti'nin kurucusu Kutalmisoglu Süleymansah'in beyleri arasinda sayar. Mengücük Gazi, Oguzlar'in Kayi, Bayat, Karaevli veya Alkaevli boylarindan birine mensuptur. Kitabelerdeki bilgi ve motiflere bakilarak Mengücükler'in Türkler'in asil bir ailesine mensup olduklari ve bu sebeple Selçuklu hanedani nezdinde daima itibar gördükleri söylenebilir.

Kemah'in kuzeybatisinda Karasu kiyisinda Melik Gazi'ye atfedilen bir kümbetin Farsça kitabesinde Mengücük Gazi hakkinda su ibareler vardir: "Âlim, âdil, ülkeler fetheden, halkin siginagi; Erzurum, Erzincan, Kemah, Diyarbekir ve bunlarin kalelerini alan, dinsizlerin cigerlerini daglayan, boyunlarini kiliçla vuran Mengücük Gazi... Allah rûhunu sâdeylesin, kabrini nurlandirsin, günahlarini bagislasin...".
Müneccimbasi, Mengücük Gazi'nin Kiliç Arslan ve Danismend Gazi ile beraber Gürcüler, Rumlar ve Abhazlarla savastigini söyler. Mengücük Gazi çok akilli, ileri görüslü, cesur ve tedbirli bir bey idi. Divrigi Ulu Camii kitabesinde yer alan Alp, Kutlug, Tugrul ve Tekin gibi ünvanlar onun Oguz beyleri arasinda önemli bir yeri oldugunu gösterir. Divrigi Sitti Melek (Melike) türbesindeki kitabede ise kocasi Saban Sah'tan "el-Merhûm, es-Saîd, es-Sehîd, el-Gazî" diye bahsedilir. Mengücük'ün "Gazi" ünvanini almasi onun Anadolu'nun fethi sirasinda nice savaslara katilip kahramanliklar gösterdigine ve halkin gönlünde taht kurduguna delalet eder. Ilk Anadolu fâtihleri gibi Mengücük Gazi de halk arasinda evliya mertebesine yükselmis ve türbesi asirlardir halkin ziyaretgâhi olmustur.
Mengücük Gazi ve evlâdina ait türbelerin Kemah'ta bulunmasi, Mengücükler'in ilk baskentinin burasi oldugunu gösterir.
Mengücük Gazi'nin ölüm tarihi tesbit edilememistir. Ancak onun 1118 yilinda hayatta olmadigi bilinmektedir.
Mengücük Gazi'nin ölümünden sonra yerine oglu Ishak geçmistir. 1118 yilinda Erzincan, Kemah ve Divrigi'ye hâkim olan Mengücüklüler'in basinda Ishak'i görmekteyiz. Danismendli Melik Gazi'nin damadi olan Ishak, sözkonusu tarihte Malatya'yi yagmalayinca sehri oglu Tugrul adina idare etmekte olan I. Kiliç Arslan'in karisi Ayse Hatun, Urfa kontu Joscelin'e haber gönderip yardim istedi. Ishak muhtemelen Artuklu Belek Gazi'den intikam almak maksadiyla Malatya'yi yagmalamisti. Çünkü Ishak 1113 yilinda Ayse Hatun ile evlenen ve Tugrul Arslan'in atabegi olan Belek Gazi'ye kin besliyordu. Belek Gazi, bu saldiriya karsilik vermek için hazirliklara basladi ve 1120 tarihinde Kemah'a girdi. Belek ile basa çikamayacagini anlayan Mengücükoglu Ishak, Bizans Imparatorlugunun Trabzon valisi Konstantin Gabras'in yanina giderek ondan yardim istedi.
Gabras, Ishak ile ittifak yaparak Belek'in üzerine yürüdü. Buna karsilik Belek de Danismendli Melik Gazi ile isbirligi yapti. 514 (1120) yilinda Erzincan yakinlarindaki Siran (Serman)'da vuku bulan savasta Gabras ile Mengücükoglu çok agir bir maglubiyete ugrayip esir düstüler. Ayrica besbin Rum askeri öldürüldü ve esir alindi. Trabzon dükasi Gabras, otuzbin altin fidye ödeyerek kurtulurken, Ishak da Melik Gazi'nin damadi oldugu için serbest birakildi. Halbuki Belek Gazi, Ishak'in öldürülmesinden yana idi. Onun kendisinden habersiz saliverilmesine çok içerleyen Belek, Danismendlilerle yaptigi ittifaka son vermis ve bu yüzden Trabzon dükaligina yapilmasi planlanan saldiri da gerçeklesmemistir.
Halbuki bu zaferin kazanilmasinda Belek'in rolü çok büyüktü. Mengücükoglu Ishak, bu olaydan sonra Melik Gazi'nin nüfuzu altina girdi ve yirmibes yil hüküm sürdükten sonra 1142'de öldü. Ishak'in Mengücükogullari seceresindeki yeri, Mengücük Gazi'nin oglu oldugunun Divrigi Sitti Melek türbesinin kitabesinden okunmasindan sonra artik kesin olarak tespit edilmistir. Kemah emîrinin ölümü üzerine Danismendli Mehmed, bu sehri ele geçirdi. Ancak ayni yil onun da vefat ettigini görüyoruz. Danismendliler'in Kemah'i zaptetmeleri bu iki aile arasindaki iliskilerin iyi olmadigina delâlet eder.
Ishak'in ölümünden sonra, Mengücüklüler'in Kemah-Erzincan ve Divrigi olmak üzere iki ayri kol hâlinde hüküm sürdüklerini görüyoruz. Ishak'in ogullarindan Davud Kemah-Erzincan, Süleyman da Divrigi kolunun basina geçmistir.
a) Kemah-Erzincan Mengücüklüleri:
Bu kolun ilk meliki oldugunu ifade ettigimiz Davud hakkinda yeterli bilgi yoktur. Anadolu Selçuklu hükümdari II. Kiliç Arslan taraftari oldugu için Danismendli Yagibasan tarafindan 1162 tarihinde öldürülmüstür. Müneccimbasi ondan Alaeddin Davud olarak bahseder ve bir müddet hükümdarlik yaptiktan sonra öldügünü kaydeder.
Davud'dan sonra Mengücüklüler'in basina oglu Fahreddin Behramsah geçti. Hanedanin Ishak'in ölümünden sonra iki kola ayrilmasi, onlari oldukça zayiflatmis ve çevredeki devletler karsisinda güçsüz düsürmüstü. II. Kiliç Arslan 12 Ramazan 559 (3 Agustos 1164) tarihinde Danismendogullari'ni ortadan kaldirip topraklarini ülkesine kattigi gibi Mengücük beyligini de nüfuzu altina aldi. Fakat bu dönem Mengücüklüler için bir huzur ve refah dönemi oldu. Behramsah'in II. Kiliç Arslan'in damadi olmasi ve kizlarini Anadolu Selçuklu hanedani mensuplariyla evlendirmesi iki hanedan arasindaki münasebetlerin müspet yönde gelismesine zemin hazirladi.
Genceli sair Nizamî'nin Fahreddin Behramsah'a takdim ettigi Mahzenü'l-Esrâr adli eserinde ondan Gürcistan galibi olarak bahsetmesine bakilirsa o dönemde Kars ve Ani gibi sehirlere defalarca saldiran ve pek çok müslümanin kanini döken Gürcülerle cihad ettigi söylenebilir. Behramsah'in dikkati çeken faaliyetlerinden biri de kayinpederi II. Kiliç Arslan ile oglu Kutbeddin Meliksah arasinda 1188 yilinda vukubulan mücadelelere müdahale etmesidir. Iki tarafi baristirmak için tesebbüse geçen Behramsah, Konya'ya giderek bu anlasmazliga sebep olan Vezir Ihtiyareddin Hasan'i yakalayip Sivas'a götürmek için sultandan izin aldi. Fakatt vezir yolda Türkmenler'in hücumuna maruz kaldi ve aile efradiyla birlikte öldürüldü.
Mengücüklülerle Anadolu Selçuklulari arasindaki bu iliskiler Rükneddin II. Süleymansah zamaninda da devam etti. Fahreddin Behramsah, 598 (1202) yilinda Süleymansah'in Gürcistan seferine katildi. Fakat Selçuklu kuvvetlerinin maglubiyetiyle sonuçlanan savasta esir düstü. Kraliçe Tamara, ona bir esir degil adeta bir misafir muamelesi yapti ve bir süre sonra ülkesine gönderdi. Baska bir rivayete göre ise fidye ödeyerek kurtuldu. Behramsah, bu sefer sirasindaki basarilari sebebiyle "Gazi" ünvanina lâyik görüldü. Ravendî onun bu seferdeki gayretleri ve Süleymansah'a sadakatine temas ederek söyle der:
"Damad Emîr Isfehsâlâr-i Kebîr, âlim, adaletli, Allah'in yardimina mazhar olmus, muzaffer, ikbal sahibi, dinin yardimcisi ve emîrlerin hükümdari Gazi Fahreddin Behramsah'in canini feda edecek kadar hükümdara taraftar oldugu, onun iyiligini istedigi ve essizligi Abhazlarla yapilan muharebe meydaninda çikti. Çünkü orada canini feda edip kullarin kurtulmasi için çalisti".
Selçuklu sultani I. Izzeddin Keykavus, Behramsah'in son yillarinda kizi Selçuk Hatun ile evlendi. Bu durum iki aile arasindaki dostâne iliskilerin devam ettigini gösterir. Ayrica bu dügünle ilgili rivayetler o dönemin sosyal ve medenî hayatini gayet güzel yansitir. Erzincan'a dünür gönderen Izzeddin Keykâvus müsbet cevap alinca ülkenin her tarafindan meshur terziler ve sanatkârlar getirterek gelinin çeyizlerini hazirlatti. Selçuk Hatun'a ipekli elbiseler, mücevherler, gerdanliklar, altin ve gümüs esya, köle ve cariyeler, atlar ve katirlar hazirlandiktan sonra muhtesem dügün alayi büyük emîrlerin refakatinde yola çikarildi. Nikâh, Kadi Sadreddin tarafindan kiyildi. Bunu Sivas ve Erzincan'da görkemli dügünler takip etti. Gelin Erzincan'dan Sivas'a gelince sehirde bir hafta süren dügün ve senlikler yapildi. Bu vesileyle emîrlere hediyeler verildi.
Fahreddin Behramsah, uzun süren hükümdarligi döneminde dört Anadolu Selçuklu hükümdariyla birlikte oldu. Bunlar II. Kiliç Arslan, Giyaseddin Keyhüsrev, Rükneddin Süleyman ve Alaeddin Keykubat'tir.
Rivayete göre Belh'den Anadolu'ya gelen Sultanü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, Erzincan'dan geçerken Behramsah ve karisi Ismet Hatun'un misafiri olmus ve burada kendisi için insa edilen medresede üç-dört yil ders vermistir.
Behramsah 622 (1225) yilinda Erzincan'da öldü. Erzincan civarindaki Asagi Ula köyü yakininda harabe halindeki türbe büyük bir ihtimalle ona aittir ve Melik Fahreddin Türbesi olarak meshurdur. Behramsah'in bastirdigi en eski sikke, 563 (1167-1168) tarihlidir. Bu paralarin bir yüzünde Behramsah'in, diger yüzünde ise metbû hükümdar sifatiyla II. Kiliç Arslan'in adi yazilidir. Ibnü'l-Esîr onun altmis yildan fazla hükümdarlik yaptigini söyler. Onun devrinde Kemah'in yerine baskent olan Erzincan çok gelismis ve sehir önemli bir ticaret ve kültür merkezi olmustur. Fakat sik sik vukubulan depremler yüzünden mimarî eserler günümüze intikal edememistir.
Behramsah akilli, güzel huylu, halka ve askerlere karsi sefkatli bir hükümdürdi. Sair ve âlimleri himaye ederdi. Yukarida kisaca temas ettigimiz gibi Dogu'nun meshur sairi Genceli Nizamî Mahzenü'l-Esrâr adli eserini ona ithaf etmis ve besbin dinar ve iyi cins bes katir ile ödüllendirilmistir.
Behramsah çok hayirseverdi. Zengin-fakir, yerli-yabanci farki gözetmeden herkese iyilik etmek isterdi. Kis mevsiminde kuslarin açliktan ölmemesi için arabalarla daglara yem gönderdi. Bu davranis günümüzde bile esine az rastlanan mükemmel bir sefkat ve merhamet numûnesidir.
Behramsah'in yerine oglu Alâeddin Davudsah geçti. Diger oglu Muzaffereddin Muhammed de Sarki Karahisar meliki oldu. Behramsah'in diger oglu Selçuksah ise otuzbes yildir Kemah'ta hüküm sürmekteydi ve babasindan önce vefat etmisti. Davudsah'in Erzincan ile beraber Kemah'a da hâkim olmasi bunu teyid etmektedir. Ayrica kaynaklar bu tarihte Behramsah'in sadece Davud ve Muhammed adli çocuklarindan bahsederler.
Aydin bir hükümdar olan Behramsah, her iki oglunu da gayet mükemmel bir sekilde egitmisti. Davudsah da babasi gibi mantik, matematik, ilâhiyat, ilm-i nücûm, edebiyat ve felsefeye vâkifti. Farsça güzel siirler yazardi.
Ilme karsi duydugu yakin ilgi dolayisiyla meshur tip âlimi Muvaffakuddin Abdüllâtif-i Bagdâdî'yi sarayina davet edip kendisine maas bagladi. O da Davudsah adina eserler yazdi. Davudsah'in ilim adamlarini himaye etmesi sebebiyle Erzincan'da ilim ve kültür düzeyi yükseldi ve meshur uzmanlar yetisti. Meselâ o devrin önde gelen simâlarindan Alâeddin Erzincanî, Rükneddin Kiliç Arslan'i tedavi etmisti.
Davudsah ilim alanindaki basarisini, ülke yönetiminde gösteremedi. Halka zulme varan davranislari, devlet adamlarini haksizca cezalandirip mallarina el koymasi, ülkede büyük bir huzursuzluga sebep oldu. Son zamanlarinda ise bazi emîrleri öldürttü. Bu durumu diger emîrleri de endiseye sevketti ve onlar da ayni akibete ugramaktan korkarak Sultan Alâeddin Keykubat'a sigindilar. Rivayete göre Sultan Alâeddin Keykubat, Harezmsah Celâleddin ve Mogol istilâsi dolayisiyla sinirlarini müdafaa edemeyeceklerini hattâ onlarla isbirligi yapabileceklerini düsünerek Mengücükler'i ve benzeri beylikleri hâkimiyeti altina almak lüzumunu hissetmis ve bu da Davudsah ile Anadolu Selçuklu hükümdarinin arasinin bozulmasina sebep olmustu. Bu gelismeler Mengücüklü emîrler arasinda da huzursuzluk kaynagi olmus ve bu yüzden Davudsah bazi emîrleri öldürtmüstür. Alâeddin Keykubat kendisine siginan emîrleri himayesi altina aldigini söyleyerek bunlarin mallarini iade etmesini ve hapsettigi Selçuklu taraftari emîrleri de serbest birakmasini istemistir.
Davudsah, önce bu teklifi reddettiyse de daha sonra bu davranisinin akibetinden korkarak sultanin emrini yerine getirmeyi uygun bulmustur. Sultanin bu emîrlere ilgi göstermesine üzülen Davudsah, bu meseleyi kökünden halletmek için yeterli hediyelerle Kayseri'de bulunan sultanin yanina gitti. Sultanla görüserek sadakatini ifade etti ve ondan bir ahidnâme aldi. Buna göre Mengücük beyi sultana sadakatle bagli kaldigi sürece onun yardim ve destegine mazhar olacakti. Fakat Erzincan'a dönünce verdigi sözü unuttu ve bu emîrlerin sultani kandirmalarindan korkarak Erzurum melikii Mugîseddin Tugrulsah'in oglu Cihansah'a ittifak teklif etti. Ayrica Eyyubîler'den Melik Esref ve Celâleddin Harezmsah'tan da yardim istedi. Fakat bu tesebbüslerden bir netice elde edemeyecegini anlayinca Alâeddin Keykubad ile yeniden anlasmak için seferber oldu. Oglunu rehine gönderip sultani kendi lehine çevirmek istediyse de basarili olamadi.
Erzurum meliki Cihansah'in hareketlerinden de rahatsiz olan sultan, bu Erzurum meliki üzerine yürüyecegini söyleyerek Davudsah'in da kendisine katilmasini istedi. Sivas'tan yola çikan Alâeddin Keykubad, kendisine katilan Davudsah'i yakalatti ve hiçbir mukavemetle karsilasmadan Erzincan'a hâkim oldu. Müstahkem Kemah kalesi teslim olmamak için bir müddet direndiyse de Davudsah, ölümle tehdit edilince kale muhafizlarina haber gönderip teslim olmalarini istemek zorunda kaldi. Böylece Mengücüklüler'in Erzincan-Kemah kolu sona ermis oldu (10 Zilhicce 625/10 Kasim 1228). Farsça da bilen Davudsah tahsilli bir hükümdardi. Mantik, ilâhiyat, ilm-i nücûm vb. pek çok ilme vakif idi. Abdullatif el-Bagdâdî de bir süre onun sarayinda kalmis ve bazi eserlerini onun adina kaleme almistir.
Bu gelismeler üzerine Eyyubî hükümdari Melik Esref'e tâbi olan Cihansah onun himayesine girmistir. Eyyubîlerle bozusmak istemeyen Sultan Alâeddin, Ertokus'u Muzaffereddin Muhammed'in idaresindeki Sarkî Karahisar üzerine sevkederek daha fazla ilerlemeden geri döndü (1228).
Sultan Alâeddin, oglu Giyâseddin Keyhüsrev'i Erzincan'a melik, Mübarizeddin Ertokus'u da ona atabeg tayin etti. Selçuklu hanedaniyla Mengücüklüler arasindaki akrabaliklari dikkate alan sultan, Davudsah'i cezalandirmayip Aksehir ile Ab-i Germ'i ona ikta etti. Ömrünün bundan sonraki kismini burada geçiren Davudsah, yazdigi bir siirde buradan memnun olmadigini gayet veciz bir sekilde ifade ediyordu:
Sâhâ dil-i düsmenân zi tû bâd derdest
Ruhsâre-i düsmen ez nehîb zerd est
Insaf ki, bâ vücûd-i sad gussa merâ
Der mülk-i tû âb-i germ u nân-i serdest
"Ey Padisah! Düsmanlarinin gönlü senden dertlidir, yüzleri de korkudan sararmistir. Insaf et ki, bu kadar güçlüsün ama benim binbir dertten muzdarip vücuduma ülkende sadece sicak su ve soguk ekmegi lâyik gördün".
Yukarida da ifade edildigi gibi Sultan Alâeddin, Ertokus'u Sarki Karahisar'a sevketmisti. Burada üç yildan beri meliklik yapan Muzaffereddin Muhammed, sehri bir müddet korumussa da daha sonra mukavemet edemeyecegini anlayarak bazi yerlerin kendisine verilmesi sartiyla Sarki Karahisar'i teslim edecegini bildirdi. Bu teklif kabul edilerek kendisine Suriye sinirindaki bazi yerler mülkiyet olarak, Kirsehir ise timar olarak verilmis ve her türlü vergiden muaf tutulmustur.
Muzaffereddin Muhammed, üç oglu Fahreddin Süleyman, Izzeddin Siyavus ve Nâsireddin Behramsah ile beraber Kirsehir'e geldi ve buraya yerlesti. Ilme olan aski sebebiyle Kirsehir'de Melik Gazi Türbesi'nin karsisinda muhtesem bir medrese yaptirdi. Selçuklular'in hizmetine giren bu Mengücük beyi, onlarin nezdinde büyük itibar ve ilgi gördü. Muzaffereddin Muhammed sahsiyetli bir bey idi.
Alâeddin Keykubad'in yerine geçen Giyâseddin Keyhüsrev onun kizina dünür olunca Muzaffereddin: "O bizim soyumuza damat olmaya lâyik degildir" diyerek reddetti ki, bu durum onun ahlâkli ve sahsiyet sahibi bir insan oldugunu gösterir. Ancak israrlar karsisinda Mengücüklülerle Selçuklular arasinda yeni bir akrabalik gerçeklestirildi. Muzaffereddin güzel ahlâkli ve akilli bir hükümdardi. Onun Kirsehir'e gönderilmesiyle Erzincan ve çevresine hâkim olan Mengücüklü beyligi de sona erdi (625/1228).
b) Divrigi Mengücüklüleri:
Mengücüklüler'in bu kolu siyasî faaliyetleriyle degil, Divrigi'de insa ettikleri cami, medrese, hastahane ve türbeleriyle taninmistir. Tarihçiler, siyasî mücadele ve savaslara daha fazla ilgi duymus olacaklar ki, bu tür olaylara ve çatismalara karismayan Divrigi Mengücüklüleri hakkinda üzüntüyle ifade etmek gerekir ki hemen hiç bilgi vermezler. Onlar hakkinda edindigimiz bilgileri yaptiklari eserin kitabelerine ve günümüze kadar intikal eden sikkelere borçluyuz.
Divrigi'nin tabiat sartlari, hem onlarin yayilmalarina, hem de çevredeki beylik ve devletlerin onlarin hâkimiyet sahasina girmesine mâni olmustur. Mengücüklüler'in Erzincan ve Sarkî Karahisar kollarina son veren Anadolu Selçuklu hükümdari Alâeddin Keykubad, muhtemeldir ki bu endiseler sebebiyle Divrigi'ye müdahale etmek istememistir.
Divrigi Mengücüklüleri'nin ilk beyi Ishak'in oglu ve Mengücük'in torunu Süleyman'dir. Babasi Ishak'in 1142 yilinda ölümünden sonra Divrigi'de bagimsiz olarak hüküm sürmeye basladi. Gerçi Mengücük Gazi ve oglu Ishak hakkinda da Divrigi hükümdari ünvani kullanilmakta ise de bu durum beyligin zaman zaman Kemah ve Divrigi'den idare edildigini gösterir. Divrigi'de Süleyman adina hiçbir eser yapilmamis olmasi onun pek faal bir hükümdar olmadigi intibaini uyandirmaktadir. Ölüm tariihi de belli olmayan Süleyman'in yerine oglu Sahinsah geçmistir. Divrigi kale camiinin bânîsi olan Sahinsah hakkinda bu camiin kitabesinde söyle denilmektedir: "el-Emîr el-Isfehsalar el-Ecel Seyfüddünya veddin Ebu'l-Muzaffer Sahinsah b. Süleyman b. Emîr Ishak..." Sahinsah hakkinda Divrigi Ulu Camii yaninda yaptirdigi türbenin kitabesinde de" "Gazilerin hâmisi, Islâm sinirlarinin koruyucusu, fakir, zayif ve mazlumlarin siginagi, kâfir ve dinsizlerin kökünü kaziyan..." gibi yüksek sifatlar kullanilmasi onun büyük bir ihtimalle Sultan Kiliç Arslan ile beraber seferlere istirak ettigini gösterir. Kitabede ayrica "Ebu'l-Muzaffer Sahinsah b. Süleyman b. Ishak b. Gazi Sehid Emîr Mengücük" ibaresiyle de hanedanin seceresi verilmektedir. Sahinsah'in beyligin basina geçis tarihi de kesin olarak belli degildir. Ancak Kale Camii kitabesinin 576 (1180) tarihini tasimasina bakilarak bu tarihten önceki yillarda Divrigi'de hüküm sürmeye basladigini söylemek mümkündür. Divrigi'de yaptirdigi türbe ise 592 (1196) tarihlidir.
Sahinsah'in bastirdigi üç sikke günümüze intikal etmis ve ikii tanesi Ahmed Tevhid tarafindan yayimlanmistir. Bu sikkelerden birinde II. Kiliç Arslan'in, ikincisinde de Rükneddin Süleymansah ibareleri vardir. Muhtemelen 1197-1198 yillarindan sonraki bir tarihte ölen Sahinsah'dan "Katilü'l-kefere ve'l-müsrikîn" olarak bahsedilmesi, onun hristiyanlarla cihad ettigini gösterir. Sahinsah; yoksul, öksüz ve mazlumlarin hâmisiydi.
Sahinsah'in Ishak ve Süleyman adlarinda iki oglu vardi. Süleyman'in adi kitabelerde geçmektedir. Fakat Ishak'in adi ise 645 (1247) tarihli Karatay Vakfiyesi'nde sahitler arasinda zikredilmektedir.
Sahinsah'tan sonra yerine oglu Süleyman geçti. Adina oglu ve torunu tarafindan yaptirilan eserlerin kitabelerinde ve Ulu Cami Vakfiiyesi'nde rastlanmaktadir. Divrigi kalesi Arslan burcundaki bir kitabe, onun Mengücük beyi oldugunu açikça ifade etmektedir. Ancak hayati ve faaliyetleri hakkinda yeterli bilgi yoktur.
Süleymansah'in yerine geçen oglu Ahmedsah, yaptirdigi degerli eserleriyle taninan büyük bir beydir. En büyük eseri olan Divrigi Ulu Camii'nin kitabesinde onun için "Nâsiru Emîri'l-Mü'minîn Ahmedsah b. Süleymansah, Allah onun saltanatini ebedî kilsin, gücünü artirsin" denilmektedir. Uzun yillar beyliginin basinda kalan Ahmedsah, Yassiçimen savasina ve Kösedag bozgununa sahit olmus ve Mogollar'in Anadolu'yu istilâ ettigi dönemde Divrigi kalesini onarmak için büyük gayret sarfetmistir. 1250 yilindan önceki bir tarihte ölen Ahmedsah'in yerine Melik Salih geçti ve Mogol saldirilari sirasinda yikilan kalenin burçlarini tamir ettirdi.
Divrigi Mengücüklüleri'nin ondan sonraki beyleri hakkinda yeterli bilgi yoktur. Ilhanli hükümdari Abaka Han 1277 yilinda Divrigi'ye ugramis, halkin kendisine ilgi göstermedigini ve kalede silahli askerlerin bulundugunu görerek öfkelenmis ve surlari tahrip ettirmistir. Beylik bu tarihten itibaren tarihe karismis ve bölge Ilhanlilar'dan sonra Eretnaogullari'nin hâkimiyeti altina girmistir.
Erzincan, Kemah, Divrigi ve Sarkî Karahisar gibi fethettikleri sehirlerle yetinerek hâkimiyet sahalarini genisletmek istemeyen Mengücüklüler, sehirlerinin gelismesi için çalismislar ve pek çok hayrât vücuda getirmislerdir. Âlim, sair ve sanatkârlari himaye eden Mengücüklüler, Anadolu Selçuklu devletinin himayesinde seçkin bir hayat sürmüslerdir. Insa ettirdikleri çok sayida eserle ilim, kültür, san'at ve medeniyetin gelismesine hizmet etmislerdir. Divrigi kalesi, Kale Camii, Ulu Camii, Darü's-Sifâ, Sitti Melek, Kamereddin ve Kemankes türbeleri ile medreseler, Mengücüklüler'in Divrigi'de yaptirdiklari baslica eserlerdir.
MIMARI ESERLER
Erzincan'da Mengücüklüler'e ait hiç bir eser günümüze intikal etmemistir. Bu da yörede sik sik meydana gelen depremlerin bir sonucudur. Çünkü Fahreddin Behramsah gibi bir hükümdarin 60 yildan fazla süren melikligi zamaninda hiçbir eser yaptirmamasi kabul edilemez. Kemah'ta ise sadece birkaç türbe mevcuttur.
Mengücüklüler dönemine ait en eski yapi, Sahinsah'in 576 (1180-1181)'da Divrigi'de yaptirdigi Kale Camii'dir. Azerbaycanli Mimar Hasan b. Firuz'un yaptigi bu cami, tugla ve tasin cephede henüz bir arada kullanildigi çiçekli kûfî, geometrik ve nebatî motiflerin yeniden degerlendirildigi bir saheserdir.
Sahinsah'in torunu Ahmedsah'in 622 (1228-1229)'de yaptirdigi Darü's-Sifa ile birlikte külliye olarak yaptirdigi Ulu Cami, Divrigi Mengücüklüleri'nin en büyük eserini teskil eder. Cümle kapisindaki kitabede Alâeddin Keykubad'in adi da yazili olup Ahmedsah'in onu metbû tanidigini gösterir. Darü's-Sifa ise kitabeye göre Behramsah'in kizi ve Ahmedsah'in hanimi Melike Turan Melek tarafindan ayni yil yaptirilmistir. Tas mihrabin Anadolu'da bu ölçüde zengin baska bir örnegi yoktur. Camiden oniki yil sonra yapilan abanoz minber, Tiflisli Ahmed Usta'nin eseridir. Sifahane ise âbidevî ve basarili bir mimarî örnegidir. Mimari Ahlatli Hürremsah'tir. Divrigi'de Sahinsah'a ait 592 (1195-96) tarihli türbe halk tarafindan Sitte Melik adiyla anilmaktadir. Ancak bu isim muhtemelen Sitti Melike olmalidir, ve Hatun'un kocasindan sonra buraya gömülmesinden dolayi bu ad verilmistir.
EKONOMIK DURUM, KÜLTÜR VE MEDENIYET
Mengücüklüler'in baskenti Kemah idi. Ancak Davudsah, 1142'de Erzincan'i baskent yapinca, Kemah önemini kaybetmeye basladi. Buna karsilik Erzincan ticaret, tarim ve sanayi açisindan büyük gelisme göstermisti. Hükümdarlarin ilim, kültür ve medeniyeti himaye etmeleri sayesinde ilim, edebiyat ve san'at adamlari yetismistir. Fahreddin Behramsah ve karisi Ismetiye Hatun, ilim ve din adamlarina büyük saygi gösterirlerdi. Rivayete göre Bahaeddin Veled ile Mevlâna Celâleddin, Erzincan'a geldiklerinde onlardan büyük saygi görmüs ve Behramsah Erzincan'da bir medrese yaptirarak Bahaeddin Veled'in orada ders vermesini saglamistir. Hükümdarin israrlarina ragmen Bahaeddin Veled, Erzincan halkinin lüks ve refah içinde eglenceye daldiklarini görerek burada kalmamistir. Izzeddin Keykavus ile Behramsah'in kizi Selçuk Hatun'un evlennmeleri münasebetiyle yapilan dügün ve senlikler de Mengücük ilindeki refah seviyesini göstermesi bakimindan dikkate deger.
Mengücüklüler'in Kemah ve Divrigi'de oldugu gibi Erzincan'da da pek çok abide yaptirdigi muhakkaktir. Ancak depremler sebebiyle bunlar zamanimiza kadar ayakta kalmamistir. Gerçekten de Erzincan, tarih boyunca oldugu gibi Mengücüklüler ve Selçuklular döneminde de sik sik meydana gelen depremler sebebiyle yikilmis ve harabeye dönmüstür.
1138 yilinda Erzincan'da meydana gelen bir deprem sonunda pek çok kisi ölmüs, 1165 yilindaki baska bir depremde ise sehir harabeye dönmüstür.
Mengücüklüler'in baskenti Erzincan, ticarî ve iktisadî zenginligi, hükümdarlarin ilim ve sanat adamlarini korumalari sebebiyle devrin en yüksek kültür ve medeniyet merkezi hâline gelmistir. Selçuklular'in hizmetindeki ilim adamlarinin bir kisminin Erzincanli olmasi da bu durumu teyid eder mahiyettedir. Fahreddin Behramsah ve Alâeddin Davudsah, birçok ilim dalinda ihtisas sahibiydiler, sair, edip ve sanatkârlari himaye ediyorlardi. O devrin meshur tabibi Muvaffakuddin Abdüllatif el-Bagdadî, 1228 yilinda Haleb'den Erzincan'a gelmis ve Mengücük ilini dolastiktan sonra 1230 yilinda Malatya üzerinden Haleb'e dönmüstür. Mengücük ilinde bulundugu sirada büyük ilgi ve saygi görmüstür. Alâeddin Davudsah, bu meshur hekime maas baglatmis, o da yazdigi birkaç eseri ona ithaf ve takdim etmistir.
Daha önce belirtildigi gibi Fahreddin Behramsah ile karisi Ismetiye Hatun, Bahaeddin Veled ile oglu Celâleddin'i Erzincan'da misafir etmis ve onun Erzincan'da kalip ders vermesi için Erzincan Aksehir'de kendisi için bir medrese yaptirmislardir.
Edebiyat ve tasavvuf sahasinda meshur bir sima olan Siraceddin Ahmed, ayni zamanda iyi bir musikîsinasti. Eyyubî hükümdari Melik Esref, söhretini duyunca onu Sam'a davet edip dinlemistir.
Kaynak: Osmanli tarihi
 
Üst Alt