• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Küçük Ayasofya Camii

Ece

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
14,117
Beğeniler
35
Puanları
0
#1
KÜÇÜK AYASOFYA KÜLLİYESİ


İstanbul'da XVI. yüzyılın ilk yıllarında bir Bizans kilisesinden dönüştürülen cami ile etrafındaki vakıf binalar.
İstanbul'un Marmara'ya bakan güney surlarının iç tarafında, Kadırga Limanı ile Cankurtaran semtleri arasında yer al­makta olup cami, türbe, zaviye-medrese, sıbyan mektebi ve hamamdan meydana gelmektedir.
Cami. XVI. yüzyılın başlarında II. Bayezid döneminin Kapıağası Hüseyin Ağa ta­rafından camiye çevrilmiş bir Bizans kili­sesi olup yakınına bir zaviye ile kurucusu­nun türbesi de eklenmiştir. Yapı, şimdiki binası ile Ayasofya'nın da kurucusu olan iustinianos tarafından 530 yılma doğru inşa ettirilmiştir. İki eserin plan bakımın­dan bazı benzerlikler taşıması sebebiyle buraya Türk devrinde Küçük Ayasofya de­nilmiştir. Evvelce aynı avlu içinde Petrus ve Pavlus adlarına sunulmuş bazilika ti­pinde bir kilise mevcut olup burada Hormisdas sarayı adı verilen Büyük Saray'ın bir pavyonu da bulunuyordu. Kuruluş efsanesine göre I. İustinianos, amcası I. Iustinos aleyhine bir ayaklanmaya karış­tığı için cezalandırılacağı sırada azizlerden Sergios ve Bakkhos'un Iustinos'un rüya­sına girerek lehinde tanıklık etmeleriyle kurtulmuş ve imparator olunca da şük­ran borcunu ödemek üzere bu azizlerin adına kiliseyi yaptırmıştır.
953(1546) tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri'nde Küçük Ayasofya Ca-mii'nin913 (1507) tarihli ve Mehmed b. Mustafa imzalı vakfiye özeti bulunmak­tadır. Buna göre mabedin geliri şu vakıf­lardan sağlanmaktadır: Yılda 42.500 ak­çe getiren yanındaki hamamdan başka Ayasofya civarında biri otuz beş, diğeri on üç hücreli iki han. yirmi yedi dükkân, ay­rıca çeşitli dükkânlar, hücre, başhâne. bozahâne, ev, yahudi hücreleri, Galata'da dükkânlar, evler, İstanbul dışında Yenice, Murad Fakih, Lazarı ve Sırma köyleri, Edirne'de Halil Paşa Hanı denilen hanın on bir hissesiyle birçok dükkân. Bu gelirlerden pek kalabalık olan cami görevlile­rinden başka zaviye şeyhine, sıbyan mek­tebi hafızlarına, türbedarlara ve imaret aşhâne personeline belirli gündelikler tahsis edilmiş, ayrıca gelirin nasıl harca­nacağı belirtilmiştir. Caminin şadırvanı ve mektebi Sadrazam Ahmed Paşa tara­fından 1153'te (1740) yeniden yaptırıl­mıştır.
Topkapı Sarayı Arşivi'ndeki belgelerden [1][106] Küçük Ayasofya Camii'nin 1648 ve 1766 depremlerinde zarara uğradığı anlaşılmaktadır. Mâbed XIX. yüz­yıl içinde de bazı tamirler geçirmiş olma­lıdır. Eski fotoğraflarda görülen sıvalarla pencere etrafındaki beyaz şeritler her­halde bu son tamirden kalmıştır. Küçük Ayasofya Külliyesi'ne en büyük zararı veren olay, 1860'larda cami ile çok yakın olan surlar ve deniz kıyısı arasındaki pek dar kıyı şeridinden Avrupa demir yolunun geçirilmesi olmuştur. Bu yol elli yıl sonra çift hat olarak genişletilmiş, yolun yük­sekte bulunması gerektiğinden külliye iyice çukurda kalmıştır. Ayrıca şehir to­pografyasının değişmesi, kuzey-güney istikametinde cami avlusunun bir sokak gibi kullanılmasına yol açmış, yakın yıllar­da belediyenin avlunun bu kesimine parke taş döşemesiyle cami, avlusundaki zâviye-medreseden ayrı kalmıştır.
Nasıl olduğu bilinmeyen ilk minarenin yerine caminin güneybatı köşesinde esas yapıdan ayrı inşa edilen sonraki minare­nin barok üslûbunun özelliklerine sahip olması 1750'lerden sonra inşa edildiğini göstermektedir. Minareyi yaptıran Mus­tafa Paşa'nın 1752-1755. i 756 -17S7 ve 1763-1765 yıllan arasında üç defa sadra­zamlık yapan Köse Mustafa Paşa olduğu tahmin edilmektedir. Bilinmeyen bir se­beple 1936'da kürsüsüne kadar yıktırılan minare tamamen kesme taştan inşa et­tirilmiştir. Kürsü kısmı sekizgen olup kö­şeleri sütunçeler biçiminde yontulmuş, bunların üstüne de barok profilli kör ke­merler oturtulmuştu. Uzun bir pabuç kıs­mından sonra yükselen gövde bir bile­zikle şerefeye bağlanıyordu. Şerefe kor­kuluğu düz levhalardan meydana geliyor ve levhaların arasındaki hervolütün üs­tünde bir sütunçe bulunuyordu. Minare kurşun kaplı klasik bir külahla sona eri­yordu. Uzun süre yıkık vaziyette kalan minarenin yerine 1955"te günümüzdeki minare yaptırılmıştır.
Caminin avlusuna üç taraftan açılan ka­pılarla girilmektedir. Kuzey kapısının ke­meri üzerindeki mermer levhaya bir hadis işlenmiştir. Eski kilise cami haline getiri­lirken narteksin kuzeye bakan yan duva­rındaki kapı ve pencere Şehrîzâde Meh-med Said Efendi tarafından muntazam kesme taşla kaplatılarak yanındaki duva­ra bir musluk ilâvesiyle klasik üslûpta bir giriş halinde şekillendirilmiştir. Buradaki yayvan kemerli kapı açıklığı sivri kemerli bir çerçeve içine alınmıştır. İki kemer ara­sında kalan alınlığa ise yine bir hadis yer­leştirilmiştir. Ahşap bir saçağın koruduğu bu girişin kapı kanatlan, XV!. yüzyılın baş­larının kündekâri tekniğinin değerli bir örneğini oluşturmaktadır. Yine kilisenin camiye çevrilmesi sırasında binanın batı cephesinde klasik Osmanlı mimarisine uy­gun bir son cemaat revakı yaptırılmıştır. Muntazam kesme taştan inşa edilen ve sivri kemerleri altı sütuna dayanan revak beş bölüme ayrılmış, her bölümün üstü bir kubbe ile örtülmüştür. Ortada kalan bölüm yükseltilerek hem cephenin mo­notonluğu giderilmiş hem de esas giriş belirlenmiştir. Binanın cephesindeki bazı aksaklıklar sebebiyle güneydeki revak ke­merleri kuzeydekilerden daha geniştir. Gövdeleri muhtemelen eski devşirme malzemeden olan ve mermer kaideleri üzerinde tunç bilezikler bulunan sütunla­rın başlıkları baklavalıdır. Son cemaat ye­rinden içeriye açılan kapının üstünde bir taç bulunmakta ve bunu bir tomurcuk dizisi süslemektedir. Kapı kemeri üzerin­de iki ayrı kitabe yer almaktadır.
Caminin dış cephelerinde Osmanlı mi­marı prensiplerine uygun biçimde irili ufaklı pencereler açılmış, bazı pencereler de örülerek kapatılmıştır. Dış cephenin daha önce sıvalı ve badanalı olduğu bi­linmektedir. 1955'ten sonra bütün cep­he tamirden geçirilmiş, duvarlar taş ve tuğla örgüleri görünecek şekilde bırakıl­mış, sadece kubbe kasnağı sıvanmıştır. Narteksin güney tarafında galeriye çıkışı sağlayan bir merdiven vardır. Bu merdi­venin Bizans dönemine ait olduğu, fakat Osmanlı döneminde yenilendiği yan tara­fındaki küçük nişlerin biçimlerinden an­laşılmaktadır. Narteksten esas mekâna geçilen kapının sol tarafında, mermerden yapılmış müezzin mahfilinin XVI. yüzyıl üslûbunda işlenmiş bir kemer ve taca sahip kapısı bulunmaktadır.
Erken hıristiyan döneminin merkezî planlı ve çevre dehlizli, galerili yapıları­nın en güzellerinden biri olan Sergios ve Bakkhos kiliseleri cami haline getirilirken ana mekân o çağın Osmanlı sanat üslû­bunda elemanlarla bezenmiştir. Bunlar­dan mimari bünyeye ait olanlar yeni açı­lan pencereler, yeniden biçimlendirilen kapılar, alt katın ve galerinin döşemesin-deki altıgen tuğlalar ve kubbeyi taşıyan büyük payelerin köşelerindeki kum saatli sütunçelerdir. Döşemeyi oluşturan altıgen tuğlalarda damgalara rastlanır.
Duvarları benzerlerinin hepsinde oldu­ğu gibi mozaiklerle kaplı olması gereken yapıda günümüzde böyle bir süslemenin varlığını gösteren bir iz yoktur. Belki de duvarlardaki sıva ve badanaların altında duvar resimlerinin kalıntıları durmaktadır. Fakat taş işçiliği İlkçağ sanatından öz Bizans sanatına geçiş döneminin izlerini gösterir. Bilhassa alt kattaki sepet biçimli sütun başlıkları matkapla işlenmiş beze-meleriyle kuvvetli gölge-ışık etkisine sa­hiptir. Ortalarında lustinianos'un mo-nogramları görülür. İki katı ayıran mer­mer frizler de tamamen İlkçağ sanatı üs-lûbundadır. Bunların arasında, binanın İçi­ni dolaşan bir friz yüzeyinde VI. yüzyıl Bi­zans yazı sanatının güzel bir örneği olan kabartma harflerle işlenmiş bir yazı lus-tinianos ve eşi Teodora'nın adlarını vere­rek kilisenin Sergios'a adandığını bildirir. Bugün iç duvarlarda, kemer ve tonozlar­la büyük kubbede kalem işi nakışlar bu­lunmaktadır. Mihrap bölümünde uzanan hat şeridi klasik karakterdedir; sade bi­çimli mihrap damarlı mermerden yapıl­mıştır. Üzerinde kapı kemerindeki keli-me-i tevhidden başka hiçbir süsleme ol­mayıp sadece en üst kenarında klasik üs­lûpta zarif bir taç işlenmiştir. Sadeliğin hâkim olduğu minber de tamamen mer­merden yapılmış bir XVI. yüzyıl başı ese­ridir. Alt kapının tacı zarif bir şekilde bi­çimlendirilmiş, merdiven altındaki ke­merler klasik Osmanlı tarzında açılmış­tır. Minber köşkünün iki yanına konulan, mermerden ajurlu olarak işlenmiş iki kor­kuluk levhası Bizans işidir ve binanın VI. yüzyılda yapılmış süslemelerine aittir. Mermerden sade ve klasik üslûpta inşa edilen müezzin mahfilinin ince sütunla­ra dayanan Bursa kemerleri üstünde düz korkuluklu bir balkonu bulunmakta­dır.
Küçük Ayasofya Camii, esasını teşkil eden büyük bir kubbenin hâkim olduğu merkezî planlı Erken Bizans dönemi ya­pılarının güzel bir örneğidir. Kubbe kabu­ğu tamamen düz bir yüzey halinde olma­yıp dalgalı biçimde örülmüştür. Merkezî planın aynı tarihlere ait, fakat daha değişik bir uygulanışı Kuzeydoğu İtalya'da Ra-venna'daki S. Vİtale Kilisesi'nde de görü­lür. Bu planın birbirinden farklı çeşitleme­leri Kudüs'teki Kubbetü's-sahre'de de mevcuttur. Dolayısıyla yapı dünya mimar­lık tarihinde önemli bir yere sahiptir. Ca­miye dönüştürüldükten sonra üzerinde yapılan değişikliklerin büyük bir kısmı klasik Türk sanatının örnekleridir. Böyle­ce Küçük Ayasofya Camii, Bizans ve Türk mimarilerinin birbiri İçine grift olduğu bir eser halinde günümüze kadar gelmiş­tir. Cami çok yakınından geçen demiryolu yüzünden çukurda kaldığı gibi son yıllar­da hızları ve sefer sayısı çoğalan trenler yüzünden devamlı sarsıntı geçirmekte ve zarar görmektedir. Son olarak 1999 Mar­mara depreminde de tehlikeli çatlakların belirtileri görülmüştür.
Türbe ve Hazîre. Küçük Ayasofya Camii'nin kuzey tarafında, kesme taş ve tuğladan inşa edilmiş sekizgen planlı ve üstü çatıyla örtülü türbe Kapıağası Hüse­yin Ağa'ya aittir. Ayvansarâyî onun idam edilerek hayatına son verilmiş olduğunu bildirir. Halk tarafından türbeye konulan bir levhada ise Kesikbaş Hüseyin Ağa ya­zılıdır. Klasik üslûpta gösterişsiz bir yapı olan türbenin bir cephesinde hacet pen­ceresi olarak düşünülen muntazam kesme taş kaplamalı bir kemer yapılmıştır. Kemerin yukarısında mermerden üç kon­solun varlığı üstünde eskiden ahşap bir saçak olduğunu gösterir. Esas giriş bunun yanındaki cephede açılmıştır ve mermer sövelerle geçmeli bir kemere sahiptir. Türbenin iki sıra tuğla ve bir sıra moloz taşından örülen, fakat evvelce sıvalı oldu­ğu anlaşılan duvarlarında, alt sırada tuğla­dan sivri hafifletme kemerleri içine mer­mer çerçeveli ve lokma demir parmak­lıklı pencereler açılmıştır. Yukarı sırada ise her cephede bir adet olmak üzere birer üst pencere daha bulunmaktadır. Yalnız hacet penceresinin olduğu cephede üst pencere yoktur. Pervititich'in 1341'de (1922-23) çizilen krokisinde türbenin önünde dışarıya taşkın bir giriş sundur­ması gösterilmişse de günümüzde böyle bir unsur yoktur. Esasen türbe son yıllar­da camiyle birlikte tamir görmüş, cephe­ler elden geçirildiği gibi üst pencereleri­nin alçıdan filgözü dışlıkları yenilenmiş­tir. Bu küçükyapının saçak silmesi dört kademeli bir korniş halindedir. Çatının tepesinde ise boynuz biçiminde tunç bir alem vardır. İçeriden türbenin üstü ahşap bir çatıyla kaplıdır. Türbenin içinde yanyana iki sanduka bulunmaktadır. Bunlar­dan biri Hüseyin Ağa'ya, diğeri ise Halvetiyye tarikatının Şâbâniyye kolundan Şeyh Hacı Kâmil Efendi'ye aittir.
Caminin kuzeyinde ve doğusunda ol­dukça geniş bir hazîre yer almaktadır. Es­kiden çok sayıda ağacın gölgelediği bu nazirenin ağaçları son yıllarda azalmış ve doğuda hemen hemen bir şey kalmamış­tır. Çeşitli dönemlere ait çok sayıda me­zar taşı arasında sanat değerine sahip olanlar az değildir. Bu bakımdan Küçük Ayasofya hazîresi zengin bir mezar taşı koleksiyonuna sahiptir denilebilir. Arala­rında çeşitli tiplerde kavuklar, kadın taç­lan görüldüğü gibi II. Mahmud yıllarının feslerine de rastlanır.
Hamam. Vakfiyesinde bahsi geçen ve Hüseyin Ağa'nın evkafından olan hamam caminin az ötesinde kuzeydoğu tarafında bulunmaktadır. Bir Bizans hamamı kalın­tısından da faydalanmak suretiyle 909'-da (1503-1504) inşa edildiği anlaşılan bu çifte hamam, mülkiyetini almış olan kişi tarafından bütün mermerleri ve kurna­ları sökülerek tahrip edilmiş, erkekler kıs­mının bir dereceye kadar ayakta kalma­sına karşılık kadınlar kısmı inceleneme-yecek derecede tahribe uğramıştır.[2][107]
Zâviye-Medrese. Caminin şadırvan av­lusunun batı kısmını sınırlayan zaviye son­raları medreseye dönüştürülmüştür. Ayvansarâyî'nin otuz altı hücreli olduğunu bildirdiği zaviyenin otuz iki hücresi tes-bit edilmiştir. Planı Pervititich'in sigorta planlarında yer alan medresede Rûmî 1330(1914) ve 1334 (1918) tarihli kayıt­lardan askerler tarafından işgal edilmiş yirmi dört hücre bulunduğu anlaşılmak­tadır. Zamanla harap duruma gelen med­rese düşkün vaziyetteki ailelere barınak olmuş ve 19S0'lerde bir restorasyon gör-müş, ancak arkasından eski durumuna düşmek üzereyken Yûnus Emre Vakfı ta­rafından temizlenip onarılarak vakıf mer­kezi haline getirilmiştir. Bugün zaviyenin kubbeli girişinin tam karşısına rastlayan yerde görülen ve medrese sokağına açı­lan taş kapının bir kenarı ile bir konsol ka­lıntısı burada önemlice bir girişin olduğu­nu ortaya koymaktadır. 1875'e doğru çi­zilen İstanbul haritasında burada bina işaretlenmediğine göre yapı daha önce­den ortadan kalkmıştı. Fakat Küçük Aya­sofya Camii'nin batı tarafında ve zaviye-medresenin dışındaki parselin ona ait olduğu ve onunla bir bütün teşkil ettiği. 1918 yılında yayımlanan İstanbul şehre­maneti haritasında açık biçimde görül­mektedir. Günümüzde büyük ölçüde arsa olan geniş parsel, I. Dünya Savaşı yılların­da çizilen bu resmî haritada medresenin bir parçası olarak gösterilmiştir. Küçük Ayasofya Camii şadırvan avlusunu üç ta­raftan çeviren zaviye taş ve tuğladan ya­pılmıştır. Batı cephesi ortasında üstü kubbeli bir giriş dehlizi bulunmaktadır. Bu girişin kapı kemeri üstünde günümüz­de içi boş bir kitabe yeri görülür. Üstü boydan boya beşik tonozla örtülüdür. Hücrelerin önünde Pervititich'in planın­dan anlaşıldığına göre bir revak dolaşıyor­du. Topograf bu revakı planında "mar-quise" kelimesiyle de ayrıca belirtmiştir. Herhalde ahşap bir sundurma halinde olan revaktan bugün hiçbir iz kalmadığı gibi son restorasyonda da bu kısım ya­pılmamıştır.
Sıbyan Mektebi. Külliyenin son elema­nı olanı ve yine hiçbir izi kalmayan sıbyan mektebi, harim avlusunun deniz tarafın­daki kapısının yanında ve zaviyenin mi­nareye yakın ucunda bulunuyordu. XIX. yüzyılda çekilen bir fotoğrafta bunun üst katının ahşaptan olduğu görülmektedir. Bu da mektebin geç bir döneme ait oldu­ğunu gösterir.


Bibliyografya :


TSMA, nr. D 9567; İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri 953 (1546), s. 16-18; Ayvansarâyî. Hadi-katü'l-ceuâmi', 1, 188; a.e.: Camilerimiz Ansik­lopedisi [haz. İhsan Erzi), İstanbul 1987, II, 25-27; A. G. Paspatis, Byzanünai Meletaİ, İstanbul 1877, s. 332-334; D. Pulgher, Eglises byzan-tines de Constanünople, Vienne 1878, s. 15-18; C. Gurlitt, Dİe Baukunst Konstantinopels, Berlin 1909-12, s. 18; A. van Millingen. Byzan-tine Chu.rch.es in Constanünople, London 1912, s. 62-84; J. Ebersolt - A. Thİers, Les eglises byzantines de Constanünople, Paris 1913, s. 21-51; J. Pervititİch, Stamboul-plan cadastrat d'assurances-Secteur Kutchuk-Aghİa Softa, İstanbul 1924, İv. 10; A. M. Schneider, Byzans Vorarbeiten zu Topographİe und Archâologie derStadt, Berlin 1936, s. 71-72; R. Janin, Les eglises et monasteres, Paris 1953, s. 466-470; Semavi Eyice, İstanbul Pelit guide â travers les monuments byzantins et turcs, İstanbul 1955, s. 35-36; a.mlf., "İstanbul Minareleri I", Türk San'atı Tarihi Araştırma ue İncelemeleri, I, İs­tanbul 1963, s. 70; a.mlf., "Kapu Ağası Hüse­yin Aga'nın Vakıfları", EFAD,Öze\ sayı 9(1978), s. 170-199; F. W. Deichmann, Studien zurAr-ch'ttekturKonstantinopels, Baden-Baden 1956, s. 72-76; T. F. Mathews, The Earty Churches of Constanünople, Architecture and Liturgy, London 1971, s. 42-51; W. Müller-VVİener, Bİtdlexikon zur Topographİe Istanbuls, Tübin-gen 1977, s. 177-183; Mübahat S. Kütükoğlu. XX. Asra Erişen İstanbul Medreseleri, Ankara 2000, s. 80-81; P. Sanpaolesi. "La Chiesa dei St. Sergio e Bacco a Constantinopoli", Riuista deü'lstito Nazionale d'Archeologia e Storia dell'Arte,X [[961). s. 116-180.
Semavi Eyice

[1][106] nr. D 9567

[2][107] bk. Çardaklı Hamam
 

sergenbjk

Acemi Üye
Katılım
28 Kas 2012
Mesajlar
2
Beğeniler
0
Puanları
0
Yaş
39
#2
bilgiler için tşkler
 
Üst Alt