• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Kitap dolu bir hayat: Ali Emiri Efendi

taval

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
12 Mart 2009
Mesajlar
496
Tepkime puanı
39
Puanları
28

İtibar:

Kitap dolu bir hayat: Ali Emiri Efendi


Ali Emiri’nin tarih anlayışında Taberi, İbnü’l Esir ve İbnü’l Halika’nın etkisinde kalmıştır. Adı geçen müelliflerin etkisinde kalması onun çoğunluğu İslam kronikleri olan eserlerindeki rivayetçi(nakilci) tarih yazıcılığı özelliğine sahip olmuştur.


Semih Yakut / Dünya Bülteni / Tarih Servisi
Ali emiri Efendi, 1857 yılında Diyar-ı Bekr havalisinde oldukça bilinen müderrisler, şairler, hattatlar yetiştirmiş olan bir aileden dünyaya geldi. Emiri, Şair Seyyid Mehmed Emiri Çelebi’nin torunlarından Mehmed Şerif Efendi’nin oğludur. Emiri dünyaya geldiğinde babası altmışın üzerinde, validesi ise çok gençti. Emiri bu ailenin son ferdiydi. Babası Mehmed Şerif Efendi’nin Diyar-ı Bekr’den Bağdat’a uzanan kervanlarla büyük bir ticaret yapan zengin bir tüccardı. Emiri küçük yaşta iken babası vefat etti. Amcası Fethullah Fevzi Efendi’den ve büyük amcası Şaban Kamil Efendi’den alet ilimleri ve hat dersleri, Şirvan Kaymakamı olan dayısından Farsça dersleri aldı.

Ali Emiri Efendi daha küçük yaşlarda tarihe ilgi duyduğunu yazdığı hayat hikâyesinde dile getirmiştir. Dinlenmeyi ve uykusunu ihmal ederek tarih kitaplarını okuduğunu anlatmıştır. Ali Emiri ; ‘’Cenabı-ı Hakk’ın bana bu kadar tarihi bilgi ihsan etmesinde pek kıymetli muallimlerin yanında, benim geldiğim zaman Diyar-ı Bekr şehri adeta bir kütüphane şeklinde idi. Diyar-ı Bekr eşrafından Müfti Derviş Efendi evlatları hanesine gider üç-dört bin kitap görür. Diyar-ı Bekrli Said Paşa’nın kaşanesine gider yine o kadar güzel kitaplar bulurdum. Diğer eşrafın haneleri de böyleydi. Bizim hanelere gelince; büyük amcam Şaban Kami Efendi mübalağasız on bin cild kitaba sahipti. Bunlardan faydalanırdım. Bende gece gündüz kimsenin görmediği, işitemediği kitapları incelerdim’’ diyerek tarih ile nasıl tanışıp, sevdiğini dile getirmiştir. Ali Emiri’nin tarihle uğraşmasının asıl nedenini de ise şu sözlerle anlamaktayız; ‘’altı yüz yıldan ziyade Asya, Avrupa ve Afrika gibi dünyanın üç büyük kıtasında hüküm süren Osmanlıların iyi yazılmış bir tarihi yoktur. Gönül arzu eder ki tarihimizle ilgili gizli birer maden cevheri niteliğindeki gerçekleri ortaya koyalım.’’ Ancak, duyduğu arzuya rağmen bu ölçüde güzel ve eksiksiz bir Osmanlı Tarihi yazmayı başaramamıştır.

Ali Emiri’nin tarih anlayışında Taberi, İbnü’l Esir ve İbnü’l Halika’nın etkisinde kalmıştır. Adı geçen müelliflerin etkisinde kalması onun çoğunluğu İslam kronikleri olan eserlerindeki rivayetçi(nakilci) tarih yazıcılığı özelliğine sahip olmuştur. Ama bazı yazılarında ise bu tarzdan kısmen sıyrılabildiği, öğretici veya faydacı(pragmatik) tarih metoduna uygun bir yazım sergilediği görülür. Ali Emiri, vesikalara(belgelere) dayalı bir tarih anlayışını temel olarak alır. Kaynaklara eğilmeden tarih ilmi yapılamayacağını ifade eder. Tarih yazmanın kolay olmadığını, her yönden bilgili olmalı gerektiğini yazar. Yaşadığı dönemin alışılmış tarzda tarih yazan vak’a-nüvislerinden biri olmamasına rağmen ‘’o, bir tarih yazıcısı değildir’’ demekte mümkün değildir. Ali Emiri tarih anlayışını şu sözcüklerle dile getirmiştir: ‘’bir memleketin ilim ve kültürünü anlamak isteyen, muallimlerin ahlakına ve mekteplerin tarih ile ilgili programına baksın. ‘’

21 yaşında başladığı memuriyete ömrünün sonuna kadar devam etti ve bu süre zarfında birçok il dolaştı, ömrünün sonlarını İstanbul da geçirdi . İstanbul da iken sık sık sahaflar da zaman geçirirdi. Gücü yettiğince kütüphanesine değer üstüne değer katardı. O dönem de sahaflar günümüzden olduğundan çok farklıydı. Sahafların genelde müşterileri seçkin insanlardı. Genç öğrenciler öğretmenlerin yanı sıra yazarlar, sanatkarlar, Darülfünun müderrisleri, eski kitap tiryakisi İstanbul efendileri, kabuğuna çekilmiş İstanbul bilginleri…Emiri de onlardan biri… Hem de gediklilerinden… Haftada en az üç gün sahaflara uğramadan edemezdi. Her zaman yaptığı gibi sahaflarda bir dükkâna girdi ama farkında değildi birazdan dünyanın en bahtiyar insanı olacağından. Burhan beye selam verdi. ‘’ yeni bir şey var mı? ‘’ diye sordu. ‘’bir kitap var ama biraz pahalı, dedi Burhan Bey. Ben bunu belki iyi bir fiyatla alır diye Maarif Nazırı Emrullah efendi’ye götürdüm. Bilim Kurulu’na havale etti. ‘’inceleyelim, neticesini bir hafta sonra bildiririz ‘’ dediler. Peki dedim. Bir hafta sonra gittiğimde on lira teklif ettiler. Ben de: ‘kitap benim değil başkasınındır. Otuz liradan bir kuruş aşağıya vermiyor’ dedim. Bunun üzerine ‘ öyleyse al kitabını, istemiyoruz. Biz otuz liraya bir kitap değil bir kütüphane satın alırız ‘ diyerek kitabı iade ettiler. Bakın eğer işinize yararsa siz alın. Kitap sahibi ile anlaştığımız müddet bu gün sona eriyor. Satılmadığı takdirde yarın kitabı sahibine vermeye mecburum. Kitaba şöyle bir göz gezdiren Emiri, çok büyük bir define keşfettiğini anladı. Meğerse yüz yıllardır kayıp olan Divan-ü lügat’it-Türk idi bu kitap. Ama Emiri’nin üzerinde 15 lira vardı. Devamını yarın versem olmaz mı dedi fakat kitapçı razı gelmedi. İki üç dakika sonra dükkanın önünden eski darülfünunun edebiyat muallimi dostu Faik Reşit Bey geçti hemen kapıya çıkarak onu çağırdı. Aksilik ya onda da topu topu on lira varmış. Sen üzülme hemen eve gider sana devamını getiririm dedi. Çok geçmeden Faik Bey geldi, parayı Emiri’ye verdi Emiri de otuz üç lira verdi üç lirada bahşiş bıraktı. Emiri herkese bu kitaptan bahsediyor fakat aşığı gibi kimseye göstermiyordu. Dostu Ziya Gökalp’a dahi göstermiyordu Ziya Bey de bu kitabın aşkıyla yanıp tutuşmuştu. ilk defa kitabı Kilisli muallim Rifat Bey e gösterdi. İki ay Rifat Bey her gün birkaç saat meşgul oldu kitabı üç defa okudu. İki ay sonunda kitabın eksiksiz olduğu ortaya çıkınca Emiri sevincinden ağladı ve evinin bir bölümünü çömezine bağışladı.

Tarih araştırmaları ve bilgisi, yaşadığı dönemin bu konudaki devlet yetkilerini dikkatini çekmiş, Ali Emiri, Osmanlı Tarih Encümeni ile Asar-ı İslamiye ve Milliye Encümeni A’zalığına getirilmiştir. Bu arada Maarif Nezareti(Eğitim Bakanlığı) tarafından, mufassal(ayrıntılı) ve resimli bir Osmanlı tarihi ile resimli bir Osmanlı Edebiyat Tarihi yazılması hususunda bilgisine başvurulmuştur. Ali Emiri bir durum değerlendirmesi yaparak, her iki eserinde yazılabileceği cevabını vermiştir. Fakat o sıralarda neşredilmekte olan Yeni Mecmua’nın 22. Sayısında Darul-fünun Türk Tarihi ve Türk Edebiyat Tarihi muallimi olan M. Fuad Köprülü ‘ nün :’’ memlekette tarih telakkisine henüz ortaçağ zihniyeti hâkimdir. Milli Tarih Telakkisi’nin belirsizlik içinde bulunduğu, anlaşılamadığı bu dönemde böyle bir tarih yazılamaz’’ görüşünü ortaya atması üzerine, bu kitapları yazmaktan vazgeçen ve Köprülüyü zihinleri bulandırmakla suçlayan Ali Emiri bu makaleyi yazan Köprülünün konu esas gayesinden uzaklaştırdığını da ileri sürmüştür. Böylece Köprülü ile aralarında başlayan fikri ve ilmi uyuşmazlıklar dolayısı ile Köprülüye cevap vermek gayesiyle yazmış olduğu bir yazısını birkaç makaleye ayırarak; ilk makaleyi Milli Tarih’in Tetebbu’ları başlığıyla Vakit gazetesinde, ikinci makaleyi de Kitabeler Zaiyatı başlığı ile İkdam gazetesinde neşretmiştir. Bu makalelerin sayısı kırktan fazladır. Ali Emiri, Maarif Nezareti’nin istediği kitapları yazmaktan vazgeçmekten kalmayıp, görevli olduğu encümenlerden de çekilmiştir. Bu konu ile ilgili şu sözleri söylemiştir:’’ vatan ve milletime hizmet için giriştiğim birçok teşebbüste veya hükümetimizin bu gayeyi gerçekleştirmek üzere bana verdiği görevlere karşılık; Milli Tetebbu’lar ve Yeni Mecmua gibi iki gürültücü derginin aleyhime yaptıkları yayınlar sonucunda, hem Osmanlı Tarih Encümeni A’zalığından hem de Asar-ı İslamiye ve Milliye Encümeni reisliğinden, beni kısa süre içinde çekilmeye mecbur etmeselerdi, tarih sahasında arzu edilenin belki de yüz katı milletin istifadesine sunulacaktı’’ fikrini dile getirmiştir.

1916 yılına kadar büyük bir özveriyle bir araya topladığı kitaplarını kendisine tahsis edilen Feyzullah Efendi Medresesinde bir kütüphane kurdu. Bütün ısrarlara rağmen kütüphaneye kendi ismini vermeyen Emiri, ‘ben bu kitapları milletim için topladım milletime vakfediyorum ‘ diyerek kütüphanenin adını ‘’millet kütüphanesi’’ koymuştur.17 Nisan 1916 tarihinde kurup 23 Ocak 1924 yılına kadar, yani ölümüne kadar kütüphanenin müdürlüğünü yapmıştır. Hiç evlenmeyen Emiri ömrünü ilme adamıştır. Vefat ettiğinde ailesi olan meşhur edebiyatçı ve şairler yazıları ve şiirleriyle onu yalnız bırakmamışlardır. Ancak onu en iyi anlatan, ebedileştiren şiir şüphesiz Yahya Kemal’in yazdığı şu gazeldir:

Muhtaç isen füyuzuna eslaf pendinin
Diz çök önünde şimdi Emiri Efendi’nin

Kaynakça:
1- BİR KİTAP DOSTU ALİ EMİRİ EFENDİ, Kültür Bakanlığı Yayınları ( Dr. Kemal Çelik )
2- ALİ EMİRİ EFENDİ ( Dr. Muhtar Tevfikoğlu )
3- Ali Emiri Efendi, Osmanlı Tarih ve Edebiyat Mecmûası. (Millet Ktp. Gzm 571-573) İstanbul, 1334-1336 R
4- Ali Emiri Efendi, Tezkire-i Şuârâ-i Âmîd. C. I, Matba’a-i Âmidî, 1328 H., Dersaadet, 4245 s. (Millet Ktp. A.E Tarih 782
 
İlginizi çekebilecek benzer konular
En Çok Görüntülenen Konular
  • Prof. Dr. Salim Koca
  • Mehmet Altay Köymen
  • Zeki Velidi Togan
  • Aynı Kategoriden Son Konular
  • Fuat Sezgin Kimdir?
  • Semavi Eyice (1923-2018)
  • Göynüklü Ahmed Efendi
  • Mirhand
  • Mir Muhammed Masum
  • Minhâcî
  • medetres

    Usta Üye
    Üye
    Katılım
    13 Nisan 2009
    Mesajlar
    186
    Tepkime puanı
    2
    Puanları
    18
    Yaş
    48

    İtibar:

    Emiri Efendi, İşkodra ve Yanya vilayetleri maliye müfettişi iken, sırf Yemen'deki değerli eserleri toplamak için, Yemen Defterdarlığına talip olmuş ve Yemen'e gitmiştir.

    daha fazla bilgi için başvurulabilinecek adres

    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.
     

    Tarih Öğretmeni

    Kurucu
    Yönetici
    Sultan
    Katılım
    11 Mart 2009
    Mesajlar
    9,366
    Tepkime puanı
    7,668
    Puanları
    113
    Konum
    Yeryüzü
    Web sitesi
    www.tarihbilinci.com

    İtibar:

    Malesef bu sitede bu ifadeleri bulamadım.
    bu ifadelerin kaynağı
    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.
    sanırım

    ayrıca

    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.


    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.


    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.


    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.


    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.


    bakabilirsiniz
     

    Tarih Öğretmeni

    Kurucu
    Yönetici
    Sultan
    Katılım
    11 Mart 2009
    Mesajlar
    9,366
    Tepkime puanı
    7,668
    Puanları
    113
    Konum
    Yeryüzü
    Web sitesi
    www.tarihbilinci.com

    İtibar:

    Ben de sizi anlamadım !
     

    munutu

    Usta Üye
    Emekli
    Katılım
    14 Mart 2009
    Mesajlar
    2,467
    Tepkime puanı
    118
    Puanları
    63

    İtibar:

    Beni hileyle bilâd-ı Yemen´e sevk etdi
    Sûret-i hak edip izhâr bir ef'î- sîmâ



    Bu sözler sanırım Ali Emiri Efendi'ye ait.
     

    medetres

    Usta Üye
    Üye
    Katılım
    13 Nisan 2009
    Mesajlar
    186
    Tepkime puanı
    2
    Puanları
    18
    Yaş
    48

    İtibar:

    Emirzade ailesine mensup tüccardan Mehmed Şerif Efendi'nin oğludur. Sıbyan mektebini bitirdikten sonra özel hocalardan ders aldı. 1876'da altı ay kadar Diyarbakır telgrafhanesine devam ederek telgrafçılık öğrendi. İlk memuriyetine 1877'de Mardin Sancağı Tahrirat Kaleminde başladı, sekiz ay sonra istifa etti. 1879-80 arasında Diyarbakır'da başkanlığını Mesnevi sarihi Abidin Paşa'nın yaptığı Heyet-i Tef-tişiye'nin müsevvidliğini yaptı. Ağustos 1880'de Ankara Vilayeti Merkez Sancağı aşar müdürlüğüne atandı. Daha sonra İç II (içel) (1881), Kozan (1882), Adana (1884) merkez sancakları aşar müdürlüğüne getirildi. Adana Vilayeti Aşar Nezareti başkâtibiyken 1886'da bütün aşar idarelerinin lağvı üzerine ilk defa İstanbul'a gitti. 1887'de Leskovik sancağı muhasebeciliğine atandı, aynı memuriyetle Kırşehir'e (1888), Trablusşam'a (1894) gönderildi. Mamuretülaziz (Elazığ) ve Erzurum defterdarlıklarında bulunduktan sonra 1896'da Yanya ve Işkodra vilayetleri maliye müfettişliği göreviyle ikinci defa Rumeli'ye geçti. Nisan 1900'de atandığı Yemen maliye müfettişliğine sağlık durumu elverişli olmadığı için gidememesi dolayısıyla Kasım 1900'de Halep defterdarlığına getirildi. Ancak tedaviye muhtaç olduğu gerekçesiyle izin alarak ayrıldı ve yerine başkasının tayini üzerine (Eylül 1901) yeniden istanbul'a gitti. Nisan I905'te Maliye Kupon idaresi müdürlüğüne atandı, ardından Heyet-i Teftişiye üyeliğiyle daha önce gitmek istemediği Yemen'e gönderildi. 1877'de başlayan memuriyet hayatı Kasım 1907'de 5000 kuruşluk mazuliyet maaşı ile sona erdi, II. Meşrutiyet'in ilanından (1908) sonra da 2600 kuruş maaşla emekli oldu.
    Emeklilik yıllarını geçirdiği istanbul'da Tasnif-i Vesa-ik-i Tarihiye Encümeni başkanlığı yaptı; Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nde "Ali Emiri Tasnifi" olarak bilinen tasnifi meydana getirdi. Ayrıca Tarih-i Osmanî Encümeni üyeliğinde bulundu. Evkaf Nezareti'ne tarihi eserlerin bakımsızlık ve ihmalinden yakındığı uzun "vicdannameler" yazdı. Emekliliğinden sonra ilmi ve edebi faaliyetlerinin yanı sıra eski tutkusu olan kitap toplamaya da hız verdi. Hayatı boyunca topladığı çoğu nadir ve tek nüsha olan kitaplarını eseri Fatih'te Feyzullah Efendi Medresesi'nde kurduğu tedbirli bir yönetici olmakla birlikte, Paris elçiliğinde başarı gösterememiştir. Talleyrand gibi, zekâsı ve kurnazlığıyla dünyaca ünlü bir devlet adamıyla muhatap olması onun için büyük bir talihsizlik teşkil etmiştir.
    BibL.VO, 111,554; inönü Ansiklopedisi, c [I, s. 85; Cevdet, Tarik, IX, 115, 116; M. Herbctte, Une ambassade turque sous le Directoıre, Paris, 1902; Ahmed Refik, "Morali Ali Efendi'nin Paris sefareti", TOEM, III (1910), 1120 1138; H. Kuran, Avrupa'da Osmanlı İkamet Elçiliklerinin kuruluşu ve ilk Elçilerin Siyasi Faaliyetleri, 1793-1821, Ank., 1988, s. 25-Î5; S. J. Shaw, Hetıveen Oldand New, The Ottoman Empire under Sultan Selim III, iy8g -iHoy, Cambridgc, Mass., İndeks.

    Ercüment Kuran



    öncelikle ben meramımı anlatamadım sanırım;ben önce kendi bilgim olarak bir kitap için Yemen'e gitmek istediğini yazdım ,sonrada hakkında geniş bilgi için link verdim ikisi aynı şey değildi yani ,herşeye rağmen yapıcı eleştirileriniz için teşekkür eder yukarıdaki bilgiyi sunarım
     
    Moderatör tarafında düzenlendi:

    Tarih Öğretmeni

    Kurucu
    Yönetici
    Sultan
    Katılım
    11 Mart 2009
    Mesajlar
    9,366
    Tepkime puanı
    7,668
    Puanları
    113
    Konum
    Yeryüzü
    Web sitesi
    www.tarihbilinci.com

    İtibar:

    Sayın medetres'e teşekkür ediyorum. Böylece bir veri ile daha Yemen'e gönüllü gitmediği ortaya çıkıyor. Öyle ise "İşkodra ve Yanya vilayetleri maliye müfettişi iken, sırf Yemen'deki değerli eserleri toplamak için, Yemen Defterdarlığına talip olmuş ve Yemen'e gitmiştir." cümlesi doğru olmuyor. Bu ifade belki bir gazetecinin hoş bir yakıştırması olarak kalıyor. Keşke aksi bir kayıt çıksa da bu güzel yakıştırma gerçek olsa...

    Bir konu daha önemle anlaşıldı: Anlamadan-bilmeden ve okumadan mesaja eklenti yapmanın ve o mesaja "anlamını hala çıkaramadığım bir meçhuliyet içinde teşekkür etmenin" gereksizliği ortaya çıktı.
    @ medetres bir cümle söylemiş ve bunun kaynağı belirtilmiştir. Bunu belirtmek ise neden rahatsız etti anlayamadım !

    Ali Emiri Efendi ile ilgili ilgilenen kimselere ise bir kaç yazının linkinin verilmesi niçin rahatsız ettti, anlamadım!

    ....
     

    Tarih Öğretmeni

    Kurucu
    Yönetici
    Sultan
    Katılım
    11 Mart 2009
    Mesajlar
    9,366
    Tepkime puanı
    7,668
    Puanları
    113
    Konum
    Yeryüzü
    Web sitesi
    www.tarihbilinci.com

    İtibar:

    Emiri Efendi, İşkodra ve Yanya vilayetleri maliye müfettişi iken, sırf Yemen'deki değerli eserleri toplamak için, Yemen Defterdarlığına talip olmuş ve Yemen'e gitmiştir.

    daha fazla bilgi için başvurulabilinecek adres

    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.
    bu ifadelerin kaynağı
    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.
    sanırım

    ayrıca

    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.


    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.


    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.


    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.


    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.


    bakabilirsiniz
    Hayret ki hayret!
    Zaten konu da bu. Çünkü verdiği linkte yazdığı bölüm yok.
    Üstelik sayın medetres bunu dolaylı bir yolla tevil etti. Konu onun yazdığı çok önemli bir bilgi ile ilgili ve yazdığı kaynakta bu bilgi bulunmuyor. Bu durumu yani yanlışlığı bildirmem sizi neden rahatsız etti anlamıyorum.
    Şayet amacınız A.Emiri Efendi ile ilgili bir kaç link vermek ise burada alakasız yerde neden veriyorsunuz. Sizin bu konuda daha önce göndermiş olduğunuz gayet güzel bir mesajınız var şu adreste:
    Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.


    Buna verin o zaman. Tam yerinde olur. Ya da Ali Emiri ile ilgili şuna da bakınız dersiniz bu adresi verirsiniz. Sizin mesajınız bu. Bu konuda oldukça da iyi bir yazı.

    Ama bilemiyorum nedendir, özür dileyip konuyu kapatmanız gerekirken ısrarla yanlışta-konu dışı mütealalarda devam ediyorsunuz. Konuyu gereksiz uzatıp duruyorsunuz. Sanırım benimle bir sorununuz var. Öyle ise Tarihi bir konu üzerinden beni susturmanızı tavsiye etmem. Yapamazsınız. Birikiminiz yetmez. Tüm sınıf arkadaşlarınız toplasanız hocalarınız yanına ekleseniz siteden de takviye alsanız dörtte birimi bile susturamazsınız.(Tarih konusunda. Diğer konularda boynum kıldan incedir) Uğraşmayın, kolayı var. Beni ve yazdıklarımı silin gitsin.
    Özür dilemesini bilirim,beni tanıyanlar da bilir!

    @ medetres'in ilk iletisi yukarıda,sizinki ve benim ki de... Ben ne yapmışım,
    medetres'in cümlesinin kaynağını belirtmişim. Ayrıca isteyenler için konu ile ilgili bir kaç yazı belirtmişim.

    Bilginize bişey diyemem. Tarihi bilginizle benden üstün olabilirsiniz. Bilgisi benden fazla olanlara saygım vardır. Birilerini bilgimle ezmek gibi bir hevesim ve iddiam yok.Benim sizinle bir derdim ve sorunum yok, anladınız mı bilmem !
     

    taval

    Veziri Azam
    Yönetici
    Vezir-i Azam
    Katılım
    12 Mart 2009
    Mesajlar
    496
    Tepkime puanı
    39
    Puanları
    28

    İtibar:

    kurduğu tedbirli bir yönetici olmakla birlikte, Paris elçiliğinde başarı gösterememiştir. Talleyrand gibi, zekâsı ve kurnazlığıyla dünyaca ünlü bir devlet adamıyla muhatap olması onun için büyük bir talihsizlik teşkil etmiştir.

    alıntının bu kısmı başka bir yazıdan karışmış olabilir mi? zira tartışma devam edecek gibi görünüyor.

    Bu arada Sakgül hocam; Bir yiğid çıktı Meydane misullu iyi peşrev çekmiş:duel:
     

    taval

    Veziri Azam
    Yönetici
    Vezir-i Azam
    Katılım
    12 Mart 2009
    Mesajlar
    496
    Tepkime puanı
    39
    Puanları
    28

    İtibar:

    Kendisine işaret edilenin ismi Necmüddİn, lakabı ise Gazi'dir. Sikkeleri "el-Melİk
    el-Said Necmüddİn 11 Gazi" ve "el-Melik es-Saîd 11 Gazf ünvanlarıyla bilinir. El-
    Muslasım Abbasi, el-Melik en-Nâsır Yusuf Eyyubi ve el-Melik es-Sâlih Eyyûbî ile
    bazı müşterek sikkeleri vardır.
    Necmüddİn Gazi'nin veziri, İsmail bin Ebi Sa'd bin Ali bin el-Mansûr bin
    Muhammed bin el-Hüseyn eş-Şeybânî el-Amidî'dir.
    Bu kişi "Amid" şehrine dair gayet güzel bir tarih yazmış ve Mardin'e giderek;
    fazilette, olgunlukta ve yazı yazma konusundaki ustalığıyla, ender kişlerden olduğu
    hasebiyle Melik Said'e vezir olmuştur.
    Oğlu Şemsüddin Muhammed, Mardin Hakimi Melik Said'in oğlu Melik Muzaffer
    ile birlikte büyümüş olduklarından, Melik Muzaffer H. 958 (658 yılı olmalı)
    senesinde Mardin hakimi olduktan bir müddet sonra, kendileri dahi vezareti oğlu
    olan Şemsüddin Muhammed'e terk etmiştir. Kendisi de H. 673 senesinde Mardin'de
    vefat etmiştir. Oğlu olan Muhammed'den ileride gelecek olan "Melik el-Muzaffer"
    bahsinde bilgi verilecektir.
    Kendisine işaret olunan vezir İsmail bin Ebi Sa'd, Amid şehrine dâir yazmış olduğu,
    çağın entellektüelleri tarafından pek çok övgülere mazhar olan Tarih eserine, esefle
    söyleyelim ki henüz tarafımızdan şahit olunamamıştır.
    Yanya ve lşkodra vilâyetleri Maliye Müfettişliğinde bulunduğum esnada, yanıma
    memur olarak verilmiş bir zât, Yanya'ya gelmişti. Kendisiyle sohbet ettiğimiz
    esnada. Yemen eşrafından bir zâtın Kütüphanesinde gayet mükemmel bir "Amid"
    tarihi olduğu, hatta şehrin sokaklarına varıncaya kadar her tarafı inceden inceye
    sayıp-döktüğünü söylemişti.
    Bunun üzerine isminden ve tarihinden bahs ettiğimiz zâtın yazmış olduğu tarih
    olmak ihtimali ile fazlasıyla meraklandım. Derhal bu tarihi elde etmek için,
    Yemen'de bazı zevât ile haberleşmeye başlanıldı.
    O esnada on bin kuruş maaşla, yeniden oluşturulmaya karar verilen Yemen Vilâyeti
    Maliye Müfettişliği Nezâretinden, şifreli telgrafla bana görev teklif olunarak,
    muvafakat edip-etmeyeceği m soruldu. Bu kitabın aşkıyla, kemâl-ı memnuniyetle
    kabul ettim. Böylelikle Yemen'e gitmek üzere Dersaâdet'e (İstanbul) gelmiştim.
    Lakin ne öyle bir kitap ve ne de eşraf içinde o isimde bir zât olduğuna dair cevaplar
    geldi. Pek mahzun oldum ve artık Yemen'e gitmeye gerek görmeyip, sözünü ettiğim
    müfettişikten istifa ettim.

    Bu olaydan yedi sene sonra. Hazinenin Maliye Müdürlüğü'ne tayin edildiğim
    esnada, yine on bin kuruş maaşla, Teftiş Heyeti Üyeliği ile Yemen'e gitmem gerekli
    hâle geldi.
    Yemen'in her tarafında tahkikat için gittiğimde, gerçekten Yemen'in hiç bir
    tarafında öyle bir kitap olmadığını, ebediyen anladım. Hayretler içinde kaldım.
    Lakin Yemen taraflarında, pek nadir ve kıymetli kitaplar bularak, bazısını satın
    alarak, bazısını ise yazıp nüshâlannı çıkarmak suretiyle, elde etmeye muvaffak
    oidum.


    MARDİN ARTUKLU
    MELİKLERİ TARİHİ
    Kâtip Ferdî
    Naşir
    Ali Emirî
    Hazırlayan
    Y. Metin Yardımcı
    Editör
    İbrahim Özcoşar-Hüseyin H. Güneş
     
    Moderatör tarafında düzenlendi:
    Üst Alt