• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Kirman Selçuklularında Devlet Teşkilatı

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
7,897
Beğeniler
5,834
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
#1
A - KİRMAN SELÇUKLULARI’NDA DEVLET TEŞKİLATI



1- Devletin Yapısı ve Saltanat Veraseti

Kirmân Selçuklu Devlet teşkilâtı da mâhiyet itibariyle Büyük Selçuklular'ın aynı idi. Devlet idaresinin en üst kademesinde “melik” bulunuyor ve bütün güçler kendisinde toplanıyordu. Fakat devletin çökmeye yüz tuttuğu sıralarda atabeylerin de idarede etkin rol oynadıkları anlaşılıyor.


Kirman Selçukluları devlet teşkilatında görev almış bulunan Efdale'd-din Kirmani “İkd el- Ulâ” adlı eserinde hükümdarlık selâhiyet ve vazifeleri hakkında geniş bilgiler vermektedir. Onun bu eseri Kirman Selçuklu meliklerinin devleti nasıl idare etmeleri gerektiği konusunda çağdaş fikirler vermesi bakımından bir siyâset-name özelliği de arzetmektedir. Bu eser aynı zamanda Büyük Selçuklu veziri Nizâmü'l-mülk'ün yazmış olduğu Siyaset-Name adlı eserle de büyük bir benzerlik göstermektedir.


Efdale'd-din hükümdarın kudretini doğrudan doğruya Tanrı'dan aldığını ve Tanrı adına saltanat sürdüğünü belirtmiştir. Onun bu fikirleri İslam öncesi döneme ait Türk Devlet geleneğine ve “Kut” anlayışına tamamen uygun düşmektedir.O, Tanrının birini hükümdar seçerken onun hangi ırktan olduğuna bakmadığını belirtiyor ki, bu husus da Nizâmü'l-mülk'ün görüşleri ile paralellik arzediyor.


Efdal ed-Dîn'e göre, bir hükümdar adaletli davranmalıdır. O, bu hususta Hz. Peygamber'in hadislerinden örnekler vermiş ve hükümdarın mutlak surette adil olması ve adaleti korumuş gerektiğini belirterek, “İslamda ve Türklerde ortak anlayış olarak kabul edilen adalet fikrinin” Kirman Selçukluları'nda da var olduğunu ortaya koymuştur.


Kirman Selçukluları'nda meliklerin tahta geçişlerinde, babadan oğula olmak üzere belli bir veraset kaidesi vardı. Bu hususta M.A. Köymen şöyle demektedir: “Tahta geçişte belli bir veraset kaidesi yoktu. Kuvvetli olan, orduyu elde eden tahta geçebiliyordu. Sonraları askeri komutanların istediklerini ve hatta bazan şer'i makamla uğraşarak (ondan fetva almak suretiyle) hükumdarı tahtan indirdiklerini görüyoruz” Oysa ki, veliahd tayininde melikliğin belirli bir verâset kaidesine göre babadan oğula geçtiği bir gerçektir. Ancak hükümdarın çocuğu bulunmadığı taktirde diğer bir hanedan azası tahta geçmekte idi.


2- Toprak ve Halk



a) Toprak


Kirman Selçukluları'nda arazi mülkiyeti aynen Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devletlerinde olduğu gibi işlemekte idi. Bu bakımdan mülkiyeti devlete ait olan miri toprakları dört bölümde mütala etmek gerekir:


1. Has arâzi: Kirman Selçukluları'nda vergileri hükümdara tahsis edilen arâzidir. Selçuklu sultanları; hâs arâziyle birlikte, husûsi mülkiyet halinde olmıyan arâzilere de istediği gibi sahib çıkabilirdi. Söz gelişi bundan iktâda bulunurdu. Ancak hâs arâziyi özellikle kendisi için muhafaza eder ve akrabasına ihsanda bulunurdu.


2. İktâ' sistemi: Bu sistem, belirli yerlere âit devlet gelirlerinin, hizmet ve maaşlarına karşılık olarak kumandan, asker ve sivil ileri gelenlere terk ve tahsis edilmesi idi. Emirler ve devlet adamlarına aît iktâlar görevde bulundukları sürede geçerli olup bunlardan herhangi birisi görevden azledilirse iktâı da elinden alınırdı. Hükümdar değiştiği zaman, bütün itaların beratları da değişirdi. İktâ sahipleri muayyen olarak kendisine tahsis edilen gelirden fazlasını alamazdı. Kirman Selçuklularında iktaları; devlet adamlarına, ordu mensuplarına ve bu devletin hizmetine girmesi söz konusu olan Oğuz Türkmenlerine verildiğini görüyoruz. Nitekim Melik II. Turan-şah zamanında Kirman'a gelen Oğuz emirlerini boyları ve askerleri ile birlikte itaat altına alabilmek için iktaları teklif edilmişti.


3. Mülk(husûsî) arazi: Bu tip arazi sâhibi, mülkü üzerinde tam bir tasarruf hakkına sahipti. Bu toprak elinden alınamazdı, araziyi isterse çocuklarına miras bırakır, isterse satar, hibe eder veya vakf ederdi. Kirman Selçuklularında bu arazi şeklinin varlığı hakkında kaynaklarda sarih bilgiler bulunmamasına rağmen, ev, bağ, bahçe ve bazı küçük emlakin özel mülkiyete dahil olduğunu biliyoruz. Nitekim Melik I. Turan- Şah'ın adaletinden bahseden hikayelerin hemen hepsinde sözü geçen ev ve bağların şahısların özel mülkiyetlerinden olduğu anlaşılıyor.


4. Vakıf arâzi: Mirî veya mülk arazi gelirlerinin ilmî veya sosyal müesseselerin masraflarına karşılık olarak tahsis edilen arazidir. Bu vakıf arazinin gelirleri vakfın şartlarına göre, câmilerin, medreselerin, hastanelerin ve bu gibi halka yararlı gâyeler için kurulmuş olan binaların devamlılığını sağlamak ve buralarda çalışanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanılırdı.


Kirman Selçukluları'nda arazilerin bu şekilde vakfedildiğini görüyoruz. Nitekim Melik I. Turan-şah yaptırmış olduğu Ulu Camii, medrese, han gâh, bimaristan ve germâbe için vakıflar tahsis etmişti.492 Yine Melik I. Arslan-şah'ın hanımı Zeytun Hatun da medrese ve ribatlar yaptırmıştı. Lakabı İsmede'd-din olan bu hatun'un vakıfları “Evkâf-ı İsmetiye” olarak meşhurdu.Aynı şkilde Atabeg Müeyyed ed-Din Reyhan da birçok hayır müesseseleri yaptırdı ve bunlara vakıflar tahsis etti. Bu müesseselerden biri olan bimaristânın evkâfı XVII. Yüzyılın başlarında Kirman tabiblerinden birinin idaresinde idi ve o hastaların tedavisi ile meşgul oluyordu.



b) Halk


Türk olan askeri sınıf (ehl-i seyf)'dan ve sivil devlet erkanından başka Kirmân'da idare edilen halk tabakası kaynaklarda genellikle “Tazik” adıyla zikredilmektedir. Tazik (Tacik) adıyla anılan bu yerli halk çalışan ve vergi veren kitledir. Fetret devrinde Taziklerin çok zengin olduklarını ve hatta devletin siyasi yapısında rol oynamaya başladıklarını görüyoruz.



Efdale'd-Din Kirmâni eserinde (Ikd el- Ulâ, ) halkı tabakalara ayırmakta ve bu konuda şu bilgileri vermektedir. Melik oğulları, soylular, ulema ve erdem sahipleri, zahidler, iyi kişiler, dihkanlar, toprak sahipleri, tüccar ve zenâtkârlar.


Efdale'd-Din'in eserinden nakiller yapan Muhammed b. İbrahim, Melik I. Turan-şah yeni bir mahalle yaptırdığı sırada belki de sanatkârlar sınıfına ilave edebileceğimiz “Mühendisler” ve “üstâdân-ı binâ” (yapı ustaları) dan bahsediyor. Ancak o zaman sanatkâr (muhterife) dediğimiz tabakayı belki de ikiye ayırmak gerekecektir, 1. hakiki manada güzel sanatlarla uğraşan sanatkârlar, 2. zanaat erbabı.


Bu zanaat erbabı hakkında kaynaklarda bazı örneklere raslanılabilir. Söz gelişi; habbaz (fırıncı), iskâf (ayakkabıcı), kasap ve bakkal, gilgâr (yapı duvarcısı) gibi.


Bu zanaat şubelerinin, orta çağ şehirlerinde görüldüğü gibi, birer esnaf teşkilatına (yahut tarikatına) sahip olduklarını kaynaklardan anlıyoruz.Mesela Melik Kavurd devrinde fırıncılar hükümdarın yokluğundan istifade ile bir araya gelerek teşkilatlanmışlar ve ekmeğe zam yaparak fiyatının artmasına neden olmuşlardı. Melik Kavurd da derhal olaya müdahale ile fırıncıların ekmeğe yapmış oldukları zammı geri almış ve ekmeği yeniden ucuzlatmıştı.

3- Saray Teşkilatı


Melik

Kirmân Selçukluları saray teşkilatının başında “Melik” bulunmakta idi. İ. Kafesoğlu Türk Milli Kültürü adlı eserinde, “İslam- Türk devletlerinde kendilerine bir bölgenin idaresi verilen hanedan üyeleri “melik” diye anılırlardı. Bunlar imparatorluk başkentindekine benzer bir hükümet kuruluşuna sahiptiler. Merkezdeki sultan tarafından temsil edilen yüksek iktidarı tanırlar, savaşlarını ve siyasi temaslarını, imparatorlukça düzenlenen ana siyaset çerçevesinde yürütürlerdi. Aksi hareket edenler takibata uğrardı. Melikler değiştikçe veya bölgelerinde daralma veya genişleme oldukça vazife, yetki ve sahalarına ait fermanların sultan tarafından yenilenmesi lazımdı” demektedir. Nitekim Melik Kavurd'un öldürülmesinden sonraki Kirman melikleri, Büyük Selçuklu sultanları kuvvetli olduğu devrede, yetki ve sahalarına ait fermanları onlardan almışlardı. Mesela; Sultan Melik-şah Kirman ve Umman'ın idaresini Sultan-şah'a vermişti. Yine I. Turan-şah'ın annesi melikliğini tasdik ettirmek için Sultan Melik-şah'ın huzuruna gitmiş, sultan da I. Turan-şah'ı Kirmân meliki tayin etmişti.


Mütefekkirlerin, padişahın beş hususundan çekinmesi gerektiğini söylediklerini belirten Efdale'd-din, bunları şu şekilde açıklıyor; 1-Yalancılık, 2- cimrilik, 3- acelecilik, 4- kıskançlık, 5- korkaklık, yürek zayıflığı. Yine ona göre, hükümdar yüzünü halka çok göstermemesi gerekir. Çünkü bu husus onun heybetinin azalmasına sebep olur. Ayrıca hükümdarın yüksek vasıflarından biri de vilayet ve halkın durumundan haberdar olmasıdır. Bu görüşlerin neredeyse tamamının İslami dönemde yazılmış olan bütün siyaset-name türü eserlerde görmek mümkündür. Nitekim Yusuf Has Hacib (1017- 1077) tarafından kaleme alınmış olan Kutadgu Bilig adlı eserinde hükümdarların vasıflarını sayarken aynı maddelere yer verdiği gibi, Nizamü'l-mülk'ün ünlü eseri Siyaset-name'de de benzer görüşlere rastlamak mümkündür.


Atabeg ve Öteki Yüksek Memurlar:

Atabeg; Kirman Selçukluları'nın yüksek memurları ve divan mensupları arasında en önde gelenlerden birisi de muhakkak ki, atabeglik müessesesidir. Atabeg, vilayetleri idare ile görevlendirilen henüz yaşları küçük olan şehzadelere vasi ve mürebbi sıfatı ile tayin ediliyor ve onların ülke işlerinde yetişmelerini sağlıyordu. Atabegler eski Oğuz beyleri yahut sultanların memlüklerinden büyük emirlik derecesine yükselmiş kumandanlar arasından seçilirdi.

Kirman Selçuklu Devleti'nde atabeglerin biraz değişik bir görev yaptıkları görülüyor. Onlar küçük şehzadeler ile vilayetlere gitmiyorlar, yani şehzadelerin yetişmelerinde görev almıyorlardı. Aksine başkentte ve hükümdarın yanında görev yapıyorlardı. Bu durumda onların bizzat meliklere idari işlerde yol gösterici ve baş danışman olarak görev yaptıkları anlaşılıyor. Kirman Selçuklu Devleti'nde Uzunçarşılı'nın tabiri ile “hükümdar atabegliği”vücuda gelmişti. Bu atabegler'in mutlaka şehzade yetiştirmeleri gerekmezdi. Melik kimi uygun görürse onu atabeg tayin ederdi.



Kethüda

Atabegin emrinde çalışan en önemli memurlardan biri idi. Bunlar atabeglerin her türlü işlerini gören, onlara akıl hocalığı yapan ve iktalarında vergilerini toplayan temsilcileri idi.



Müşir

Kirman Selçukluları Devleti'nde varlığını gördüğümüz müesseselerden birisi de müşirlik idi. Müşir, “Devlet işlerinde istişare eden yol gösteren, nasihat ve emirler veren manasınadır”. Nitekim Melik Kavurd'un Kufs kavmi üzerine gönderdiği Hâce kaynaklarda “müşir” olarak geçmektedir.



Naiblik (Niyabet)

Kirman Selçuklu Devlet teşkilatında var olan müesseselerden birisi de naibliktir. Kirman Selçuklularında naib tabirinin melik'in temsilcisi Kirman Selçuklu Devleti'nde atabeglerin biraz değişik bir görev yaptıkları görülüyor. Onlar küçük şehzadeler ile vilayetlere gitmiyorlar, yani şehzadelerin yetişmelerinde görev almıyorlardı. Aksine başkentte ve hükümdarın yanında görev yapıyorlardı. Bu durumda onların bizzat meliklere idari işlerde yol gösterici ve baş danışman olarak görev yaptıkları anlaşılıyor. Kirman Selçuklu Devleti'nde Uzunçarşılı'nın tabiri ile “hükümdar atabegliği” vücuda gelmişti. Bu atabegler'in mutlaka şehzade yetiştirmeleri gerekmezdi. Melik kimi uygun görürse onu atabeg tayin ederdi.



Kethüda

Atabegin emrinde çalışan en önemli memurlardan biri idi. Bunlar atabeglerin her türlü işlerini gören, onlara akıl hocalığı yapan ve iktalarında vergilerini toplayan temsilcileri idi.



Müşir

Kirman Selçukluları Devleti'nde varlığını gördüğümüz müesseselerden birisi de müşirlik idi. Müşir, “Devlet işlerinde istişare eden yol gösteren, nasihat ve emirler veren manasınadır”. Nitekim Melik Kavurd'un Kufs kavmi üzerine gönderdiği Hâce kaynaklarda “müşir” olarak geçmektedir



Naiblik (Niyabet)

Kirman Selçuklu Devlet teşkilatında var olan müesseselerden birisi de naibliktir. Kirman Selçuklularında naib tabirinin melik'in temsilcisi olarak kullanıldığı anlaşılıyor. Nitekim Melik Kavurd, Kufs reisini hakim olduğu bölgelerde naibi olarak tayin etmişti.



Saray Teşkilatı

Kirman Selçuklu melikleri'nin yaşadıkları saray, kaynaklarda saray-ı emaret, saray-ı melik, bârgah ve dergâh şeklinde geçmektedir. Ayrıca saraya “Devlet-Hane” de denilmektedir. Kirman Selçukluları'nda da Büyük Selçuklular'da olduğu gibi bir saray teşkilatı ve görevliler bulunmakta idi. Bu saray mensuplarının görevleri şunlardı:



Üstadü’d-dâr

Hükümdarın vergi ve devlet gelirlerini toplamaya ve sarfa memur olup, ayrıca sarayın mutfak, şaraphane ve diğer teşkilatı ile buralarda çalışan görevlilerin en büyük amiri idi.



Silahdarlık

Silahhaneyi muhafaza eden kişilerdir. Kaynaklarda zikredilen Emir-i Silah ise Büyük Selçuklu teşkilatında olduğu gibi, melik'in silahını taşıyan ve aynı zamanda silahhaneyi muhafaza eden silahdarların reisidir



Ahûrdârlık

Emir-i Âhur, sarayın ve melikin hayvanlarına bakan ve has âhurun birinci emiridir. Kaynaklarda ilk olarak Melik II. Arslanşah devrinde emir-i ahura rastlıyoruz. Ayrıca emîr-i âhûr'un hizmetinde harbende denilen hademe ve seyisler de vardı Ahmed Ali Han Veziri, emîr-i âhûr'a Selçuk dilinde “çoğmak” denildiğini zikrediyor.



Emir-i Câmehane

Melik'in şahsına ait elbiselerin muhafazası ile görevlidir.Kirman Selçukluları devrinde görev yapan bu memuriyete Melik II. Turan-şah devrinde Emir İzz ed-Din bakıyordu.



Hânsâlârlık

Hânsâlâr, Kirman Selçuklu Devleti'nde melikin yemeğini hazırlayan ve sofra hizmetini gören saray memurudur. Emîr-i çaşnigirin vazifesini yaptığı anlaşılıyor.



Candarlık

Hükümdarın ve sarayın muhafazasına memur görevliye candâr denilirdi. Son Kirman Selçuklu meliki II. Muhammed-şah'ın candârları vardı.



Bâzdarlık

Bâzdar, meliklerin av kuşlarını taşıyan bir saray görevlisidir. Kirman Selçukluları'nda Melik İranşah'ın öldürülmesinde rol oynadığı bilinen ve Türk emirlerinden biri olan Çolak, bâzdâr lakabını taşıyordu.



Nedimlik
Hükümdarı eğlendirmekle görevli nedimler, Kirman Selçuklu sarayında Melik Kavurd devrinden itibaren görülmektedir. Nedimlerin kaynaklarda bir çok yerlerde havas, havas-ı hazret ve havas-ı hadem şeklinde zikredildikleri de olmuştu.



Serheng (Çavuş)ler

Kirman Selçuklularına ait kaynaklar serhenglerle ilgili bolca bahsetmelerine rağmen onların asli görevlerinin neler olduğu konusunda hiçbir bilgi vermemektedirler. Öyleki onların Saray hizmetlerinden çok askeri hizmetlerde görevli oldukları anlaşılmaktadır.



Saray Muhafızlığı
Kirman Selçukluları sarayında çocukların ve gulamların talim ve terbiyesi ile görevlendirilen muallimler vardı. Kaynaklarda bu öğretmenler mukri (Kur'an okuyan), muallim ve üstâd olarak zikredilmekte idiler.



Mutripler

Mutrip ve mutribeler, sarayda çalgı çalarak ve şarkı söyleyerek içki ve eğlence meclisine iştirak edenleri eğlendirirlerdi.



Sâkiler
Kirman Selçukluları sarayında varlığı görülen hizmetkârlardan birisi de sakilerdir. Kaynaklarda saka şeklinde geçmekte olan bu hizmetkârların görevinin, içki meclisine iştirak edenleri eğlendirmek olduğu bilinmektedir.



Hademeler

Kirman Selçukluları saray mensupları arasında hadem (hizmetkârlar) denilen görevliler de bulunmakta idi.

Kirman Selçukluları'nda meliklerin tahta çıkışları (culûs), bütün hükümdarlık ile idare edilen devletlerde olduğu gibi, bir merasimle yapılırdı. Ayrıca yine melikler, bu tahta geçiş merasiminde, halka cülûs bahşişi manasında para dağıtırlardı. Kirman Selçuklu melikleri de yaşadıkları süre içinde, kendilerinden sonra tahta geçecek velahdı tayin edebilirlerdi. Genellikle büyük çocuklar veliahd tayin edilir, ancak bazan, kardeşlerinden bir diğeri de melik olabilirdi.

Kirman Selçuklu meliklerinin saray hayatı, resmi ve özel olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hükümdarın resmi ve özel hayatını yaşadığı yer ve ikametgahı saraydır. Saray selamlık ve harem olmak üzere başlıca ikiye ayrılır. Selamlık; hükümdarın resmi ve özel toplantılarını ve kabullerini yaptığı, devletin idare edilmesi için kararların alındığı bölümdür. Harem'de ise, hükümdarın nikahlı eşi ve cariyeleri yaşamaktadır.

Kirman Selçukluları saray hayatında, Türkler'de adet olduğu üzere yaylak ve kışlaklara gitmek önemli yer tutar. Nitekim melikler mevsimine göre yaylak ve kışlaklarda yaşarlardı. Kirman Selçuklu melikleri, Azer ayında başkent Berdesir'den ayrılarak Ciruft'a gider ve Urdubehiş ayında tekrar Berdesir'e dönerlerdi. Bu suretle Kirman melikleri kışı sıcak olan Germ-sir bölgesinde geçirirler, yazın ise başkentte kalırlardı.


A - KİRMAN SELÇUKLULARI’NDA DEVLET TEŞKİLATI



1- Devletin Yapısı ve Saltanat Veraseti

Kirmân Selçuklu Devlet teşkilâtı da mâhiyet itibariyle Büyük Selçuklular'ın aynı idi. Devlet idaresinin en üst kademesinde “melik” bulunuyor ve bütün güçler kendisinde toplanıyordu. Fakat devletin çökmeye yüz tuttuğu sıralarda atabeylerin de idarede etkin rol oynadıkları anlaşılıyor.

Kirman Selçukluları devlet teşkilatında görev almış bulunan Efdale'd-din Kirmani “İkd el- Ulâ” adlı eserinde hükümdarlık selâhiyet ve vazifeleri hakkında geniş bilgiler vermektedir. Onun bu eseri Kirman Selçuklu meliklerinin devleti nasıl idare etmeleri gerektiği konusunda çağdaş fikirler vermesi bakımından bir siyâset-name özelliği de arzetmektedir. Bu eser aynı zamanda Büyük Selçuklu veziri Nizâmü'l-mülk'ün yazmış olduğu Siyaset-Name adlı eserle de büyük bir benzerlik göstermektedir.


Efdale'd-din hükümdarın kudretini doğrudan doğruya Tanrı'dan aldığını ve Tanrı adına saltanat sürdüğünü belirtmiştir. Onun bu fikirleri İslam öncesi döneme ait Türk Devlet geleneğine ve “Kut” anlayışına tamamen uygun düşmektedir.O, Tanrının birini hükümdar seçerken onun hangi ırktan olduğuna bakmadığını belirtiyor ki, bu husus da Nizâmü'l-mülk'ün görüşleri ile paralellik arzediyor.

Efdal ed-Dîn'e göre, bir hükümdar adaletli davranmalıdır. O, bu hususta Hz. Peygamber'in hadislerinden örnekler vermiş ve hükümdarın mutlak surette adil olması ve adaleti korumuş gerektiğini belirterek, “İslamda ve Türklerde ortak anlayış olarak kabul edilen adalet fikrinin” Kirman Selçukluları'nda da var olduğunu ortaya koymuştur.

Kirman Selçukluları'nda meliklerin tahta geçişlerinde, babadan oğula olmak üzere belli bir veraset kaidesi vardı. Bu hususta M.A. Köymen şöyle demektedir: “Tahta geçişte belli bir veraset kaidesi yoktu. Kuvvetli olan, orduyu elde eden tahta geçebiliyordu. Sonraları askeri komutanların istediklerini ve hatta bazan şer'i makamla uğraşarak (ondan fetva almak suretiyle) hükumdarı tahtan indirdiklerini görüyoruz” Oysa ki, veliahd tayininde melikliğin belirli bir verâset kaidesine göre babadan oğula geçtiği bir gerçektir. Ancak hükümdarın çocuğu bulunmadığı taktirde diğer bir hanedan azası tahta geçmekte idi.


2- Toprak ve Halk


a) Toprak

Kirman Selçukluları'nda arazi mülkiyeti aynen Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu devletlerinde olduğu gibi işlemekte idi. Bu bakımdan mülkiyeti devlete ait olan miri toprakları dört bölümde mütala etmek gerekir:

1. Has arâzi: Kirman Selçukluları'nda vergileri hükümdara tahsis edilen arâzidir. Selçuklu sultanları; hâs arâziyle birlikte, husûsi mülkiyet halinde olmıyan arâzilere de istediği gibi sahib çıkabilirdi. Söz gelişi bundan iktâda bulunurdu. Ancak hâs arâziyi özellikle kendisi için muhafaza eder ve akrabasına ihsanda bulunurdu.



2. İktâ' sistemi: Bu sistem, belirli yerlere âit devlet gelirlerinin, hizmet ve maaşlarına karşılık olarak kumandan, asker ve sivil ileri gelenlere terk ve tahsis edilmesi idi. Emirler ve devlet adamlarına aît iktâlar görevde bulundukları sürede geçerli olup bunlardan herhangi birisi görevden azledilirse iktâı da elinden alınırdı. Hükümdar değiştiği zaman, bütün itaların beratları da değişirdi. İktâ sahipleri muayyen olarak kendisine tahsis edilen gelirden fazlasını alamazdı. Kirman Selçuklularında iktaları; devlet adamlarına, ordu mensuplarına ve bu devletin hizmetine girmesi söz konusu olan Oğuz Türkmenlerine verildiğini görüyoruz. Nitekim Melik II. Turan-şah zamanında Kirman'a gelen Oğuz emirlerini boyları ve askerleri ile birlikte itaat altına alabilmek için iktaları teklif edilmişti.


3. Mülk(husûsî) arazi: Bu tip arazi sâhibi, mülkü üzerinde tam bir tasarruf hakkına sahipti. Bu toprak elinden alınamazdı, araziyi isterse çocuklarına miras bırakır, isterse satar, hibe eder veya vakf ederdi. Kirman Selçuklularında bu arazi şeklinin varlığı hakkında kaynaklarda sarih bilgiler bulunmamasına rağmen, ev, bağ, bahçe ve bazı küçük emlakin özel mülkiyete dahil olduğunu biliyoruz. Nitekim Melik I. Turan- Şah'ın adaletinden bahseden hikayelerin hemen hepsinde sözü geçen ev ve bağların şahısların özel mülkiyetlerinden olduğu anlaşılıyor.


4. Vakıf arâzi: Mirî veya mülk arazi gelirlerinin ilmî veya sosyal müesseselerin masraflarına karşılık olarak tahsis edilen arazidir. Bu vakıf arazinin gelirleri vakfın şartlarına göre, câmilerin, medreselerin, hastanelerin ve bu gibi halka yararlı gâyeler için kurulmuş olan binaların devamlılığını sağlamak ve buralarda çalışanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanılırdı.


Kirman Selçukluları'nda arazilerin bu şekilde vakfedildiğini görüyoruz. Nitekim Melik I. Turan-şah yaptırmış olduğu Ulu Camii, medrese, han gâh, bimaristan ve germâbe için vakıflar tahsis etmişti.492 Yine Melik I. Arslan-şah'ın hanımı Zeytun Hatun da medrese ve ribatlar yaptırmıştı. Lakabı İsmede'd-din olan bu hatun'un vakıfları “Evkâf-ı İsmetiye” olarak meşhurdu.Aynı şkilde Atabeg Müeyyed ed-Din Reyhan da birçok hayır müesseseleri yaptırdı ve bunlara vakıflar tahsis etti. Bu müesseselerden biri olan bimaristânın evkâfı XVII. Yüzyılın başlarında Kirman tabiblerinden birinin idaresinde idi ve o hastaların tedavisi ile meşgul oluyordu.


b) Halk

Türk olan askeri sınıf (ehl-i seyf)'dan ve sivil devlet erkanından başka Kirmân'da idare edilen halk tabakası kaynaklarda genellikle “Tazik” adıyla zikredilmektedir. Tazik (Tacik) adıyla anılan bu yerli halk çalışan ve vergi veren kitledir. Fetret devrinde Taziklerin çok zengin olduklarını ve hatta devletin siyasi yapısında rol oynamaya başladıklarını görüyoruz.


Efdale'd-Din Kirmâni eserinde (Ikd el- Ulâ, ) halkı tabakalara ayırmakta ve bu konuda şu bilgileri vermektedir. Melik oğulları, soylular, ulema ve erdem sahipleri, zahidler, iyi kişiler, dihkanlar, toprak sahipleri, tüccar ve zenâtkârlar.


Efdale'd-Din'in eserinden nakiller yapan Muhammed b. İbrahim, Melik I. Turan-şah yeni bir mahalle yaptırdığı sırada belki de sanatkârlar sınıfına ilave edebileceğimiz “Mühendisler” ve “üstâdân-ı binâ” (yapı ustaları) dan bahsediyor. Ancak o zaman sanatkâr (muhterife) dediğimiz tabakayı belki de ikiye ayırmak gerekecektir, 1. hakiki manada güzel sanatlarla uğraşan sanatkârlar, 2. zanaat erbabı.


Bu zanaat erbabı hakkında kaynaklarda bazı örneklere raslanılabilir. Söz gelişi; habbaz (fırıncı), iskâf (ayakkabıcı), kasap ve bakkal, gilgâr (yapı duvarcısı) gibi.


Bu zanaat şubelerinin, orta çağ şehirlerinde görüldüğü gibi, birer esnaf teşkilatına (yahut tarikatına) sahip olduklarını kaynaklardan anlıyoruz.Mesela Melik Kavurd devrinde fırıncılar hükümdarın yokluğundan istifade ile bir araya gelerek teşkilatlanmışlar ve ekmeğe zam yaparak fiyatının artmasına neden olmuşlardı. Melik Kavurd da derhal olaya müdahale ile fırıncıların ekmeğe yapmış oldukları zammı geri almış ve ekmeği yeniden ucuzlatmıştı.


3- Saray Teşkilatı


Melik


Kirmân Selçukluları saray teşkilatının başında “Melik” bulunmakta idi. İ. Kafesoğlu Türk Milli Kültürü adlı eserinde, “İslam- Türk devletlerinde kendilerine bir bölgenin idaresi verilen hanedan üyeleri “melik” diye anılırlardı. Bunlar imparatorluk başkentindekine benzer bir hükümet kuruluşuna sahiptiler. Merkezdeki sultan tarafından temsil edilen yüksek iktidarı tanırlar, savaşlarını ve siyasi temaslarını, imparatorlukça düzenlenen ana siyaset çerçevesinde yürütürlerdi. Aksi hareket edenler takibata uğrardı. Melikler değiştikçe veya bölgelerinde daralma veya genişleme oldukça vazife, yetki ve sahalarına ait fermanların sultan tarafından yenilenmesi lazımdı” demektedir. Nitekim Melik Kavurd'un öldürülmesinden sonraki Kirman melikleri, Büyük Selçuklu sultanları kuvvetli olduğu devrede, yetki ve sahalarına ait fermanları onlardan almışlardı. Mesela; Sultan Melik-şah Kirman ve Umman'ın idaresini Sultan-şah'a vermişti. Yine I. Turan-şah'ın annesi melikliğini tasdik ettirmek için Sultan Melik-şah'ın huzuruna gitmiş, sultan da I. Turan-şah'ı Kirmân meliki tayin etmişti.


Mütefekkirlerin, padişahın beş hususundan çekinmesi gerektiğini söylediklerini belirten Efdale'd-din, bunları şu şekilde açıklıyor; 1-Yalancılık, 2- cimrilik, 3- acelecilik, 4- kıskançlık, 5- korkaklık, yürek zayıflığı. Yine ona göre, hükümdar yüzünü halka çok göstermemesi gerekir. Çünkü bu husus onun heybetinin azalmasına sebep olur. Ayrıca hükümdarın yüksek vasıflarından biri de vilayet ve halkın durumundan haberdar olmasıdır. Bu görüşlerin neredeyse tamamının İslami dönemde yazılmış olan bütün siyaset-name türü eserlerde görmek mümkündür. Nitekim Yusuf Has Hacib (1017- 1077) tarafından kaleme alınmış olan Kutadgu Bilig adlı eserinde hükümdarların vasıflarını sayarken aynı maddelere yer verdiği gibi, Nizamü'l-mülk'ün ünlü eseri Siyaset-name'de de benzer görüşlere rastlamak mümkündür.



Atabeg ve Öteki Yüksek Memurlar:
Atabeg; Kirman Selçukluları'nın yüksek memurları ve divan mensupları arasında en önde gelenlerden birisi de muhakkak ki, atabeglik müessesesidir. Atabeg, vilayetleri idare ile görevlendirilen henüz yaşları küçük olan şehzadelere vasi ve mürebbi sıfatı ile tayin ediliyor ve onların ülke işlerinde yetişmelerini sağlıyordu. Atabegler eski Oğuz beyleri yahut sultanların memlüklerinden büyük emirlik derecesine yükselmiş kumandanlar arasından seçilirdi.

Kirman Selçuklu Devleti'nde atabeglerin biraz değişik bir görev yaptıkları görülüyor. Onlar küçük şehzadeler ile vilayetlere gitmiyorlar, yani şehzadelerin yetişmelerinde görev almıyorlardı. Aksine başkentte ve hükümdarın yanında görev yapıyorlardı. Bu durumda onların bizzat meliklere idari işlerde yol gösterici ve baş danışman olarak görev yaptıkları anlaşılıyor. Kirman Selçuklu Devleti'nde Uzunçarşılı'nın tabiri ile “hükümdar atabegliği”vücuda gelmişti. Bu atabegler'in mutlaka şehzade yetiştirmeleri gerekmezdi. Melik kimi uygun görürse onu atabeg tayin ederdi.



Kethüda

Atabegin emrinde çalışan en önemli memurlardan biri idi. Bunlar atabeglerin her türlü işlerini gören, onlara akıl hocalığı yapan ve iktalarında vergilerini toplayan temsilcileri idi.



Müşir

Kirman Selçukluları Devleti'nde varlığını gördüğümüz müesseselerden birisi de müşirlik idi. Müşir, “Devlet işlerinde istişare eden yol gösteren, nasihat ve emirler veren manasınadır”. Nitekim Melik Kavurd'un Kufs kavmi üzerine gönderdiği Hâce kaynaklarda “müşir” olarak geçmektedir.



Naiblik (Niyabet)

Kirman Selçuklu Devlet teşkilatında var olan müesseselerden birisi de naibliktir. Kirman Selçuklularında naib tabirinin melik'in temsilcisi Kirman Selçuklu Devleti'nde atabeglerin biraz değişik bir görev yaptıkları görülüyor. Onlar küçük şehzadeler ile vilayetlere gitmiyorlar, yani şehzadelerin yetişmelerinde görev almıyorlardı. Aksine başkentte ve hükümdarın yanında görev yapıyorlardı. Bu durumda onların bizzat meliklere idari işlerde yol gösterici ve baş danışman olarak görev yaptıkları anlaşılıyor. Kirman Selçuklu Devleti'nde Uzunçarşılı'nın tabiri ile “hükümdar atabegliği” vücuda gelmişti. Bu atabegler'in mutlaka şehzade yetiştirmeleri gerekmezdi. Melik kimi uygun görürse onu atabeg tayin ederdi.



Kethüda

Atabegin emrinde çalışan en önemli memurlardan biri idi. Bunlar atabeglerin her türlü işlerini gören, onlara akıl hocalığı yapan ve iktalarında vergilerini toplayan temsilcileri idi.



Müşir

Kirman Selçukluları Devleti'nde varlığını gördüğümüz müesseselerden birisi de müşirlik idi. Müşir, “Devlet işlerinde istişare eden yol gösteren, nasihat ve emirler veren manasınadır”. Nitekim Melik Kavurd'un Kufs kavmi üzerine gönderdiği Hâce kaynaklarda “müşir” olarak geçmektedir



Naiblik (Niyabet)

Kirman Selçuklu Devlet teşkilatında var olan müesseselerden birisi de naibliktir. Kirman Selçuklularında naib tabirinin melik'in temsilcisi olarak kullanıldığı anlaşılıyor. Nitekim Melik Kavurd, Kufs reisini hakim olduğu bölgelerde naibi olarak tayin etmişti.



Saray Teşkilatı

Kirman Selçuklu melikleri'nin yaşadıkları saray, kaynaklarda saray-ı emaret, saray-ı melik, bârgah ve dergâh şeklinde geçmektedir. Ayrıca saraya “Devlet-Hane” de denilmektedir. Kirman Selçukluları'nda da Büyük Selçuklular'da olduğu gibi bir saray teşkilatı ve görevliler bulunmakta idi. Bu saray mensuplarının görevleri şunlardı:



Üstadü’d-dâr

Hükümdarın vergi ve devlet gelirlerini toplamaya ve sarfa memur olup, ayrıca sarayın mutfak, şaraphane ve diğer teşkilatı ile buralarda çalışan görevlilerin en büyük amiri idi.5



Silahdarlık
Silahhaneyi muhafaza eden kişilerdir. Kaynaklarda zikredilen Emir-i Silah ise Büyük Selçuklu teşkilatında olduğu gibi, melik'in silahını taşıyan ve aynı zamanda silahhaneyi muhafaza eden silahdarların reisidir



Ahûrdârlık

Emir-i Âhur, sarayın ve melikin hayvanlarına bakan ve has âhurun birinci emiridir. Kaynaklarda ilk olarak Melik II. Arslanşah devrinde emir-i ahura rastlıyoruz. Ayrıca emîr-i âhûr'un hizmetinde harbende denilen hademe ve seyisler de vardı Ahmed Ali Han Veziri, emîr-i âhûr'a Selçuk dilinde “çoğmak” denildiğini zikrediyor.



Emir-i Câmehane

Melik'in şahsına ait elbiselerin muhafazası ile görevlidir.Kirman Selçukluları devrinde görev yapan bu memuriyete Melik II. Turan-şah devrinde Emir İzz ed-Din bakıyordu.



Hânsâlârlık

Hânsâlâr, Kirman Selçuklu Devleti'nde melikin yemeğini hazırlayan ve sofra hizmetini gören saray memurudur. Emîr-i çaşnigirin vazifesini yaptığı anlaşılıyor.



Candarlık
Hükümdarın ve sarayın muhafazasına memur görevliye candâr denilirdi. Son Kirman Selçuklu meliki II. Muhammed-şah'ın candârları vardı.



Bâzdarlık

Bâzdar, meliklerin av kuşlarını taşıyan bir saray görevlisidir. Kirman Selçukluları'nda Melik İranşah'ın öldürülmesinde rol oynadığı bilinen ve Türk emirlerinden biri olan Çolak, bâzdâr lakabını taşıyordu.



Nedimlik

Hükümdarı eğlendirmekle görevli nedimler, Kirman Selçuklu sarayında Melik Kavurd devrinden itibaren görülmektedir. Nedimlerin kaynaklarda bir çok yerlerde havas, havas-ı hazret ve havas-ı hadem şeklinde zikredildikleri de olmuştu.



Serheng (Çavuş)ler

Kirman Selçuklularına ait kaynaklar serhenglerle ilgili bolca bahsetmelerine rağmen onların asli görevlerinin neler olduğu konusunda hiçbir bilgi vermemektedirler. Öyleki onların Saray hizmetlerinden çok askeri hizmetlerde görevli oldukları anlaşılmaktadır.



Saray Muhafızlığı

Kirman Selçukluları sarayında çocukların ve gulamların talim ve terbiyesi ile görevlendirilen muallimler vardı. Kaynaklarda bu öğretmenler mukri (Kur'an okuyan), muallim ve üstâd olarak zikredilmekte idiler.



Mutripler

Mutrip ve mutribeler, sarayda çalgı çalarak ve şarkı söyleyerek içki ve eğlence meclisine iştirak edenleri eğlendirirlerdi.



Sâkiler

Kirman Selçukluları sarayında varlığı görülen hizmetkârlardan birisi de sakilerdir. Kaynaklarda saka şeklinde geçmekte olan bu hizmetkârların görevinin, içki meclisine iştirak edenleri eğlendirmek olduğu bilinmektedir.



Hademeler
Kirman Selçukluları saray mensupları arasında hadem (hizmetkârlar) denilen görevliler de bulunmakta idi.

Kirman Selçukluları'nda meliklerin tahta çıkışları (culûs), bütün hükümdarlık ile idare edilen devletlerde olduğu gibi, bir merasimle yapılırdı. Ayrıca yine melikler, bu tahta geçiş merasiminde, halka cülûs bahşişi manasında para dağıtırlardı. Kirman Selçuklu melikleri de yaşadıkları süre içinde, kendilerinden sonra tahta geçecek velahdı tayin edebilirlerdi. Genellikle büyük çocuklar veliahd tayin edilir, ancak bazan, kardeşlerinden bir diğeri de melik olabilirdi.

Kirman Selçuklu meliklerinin saray hayatı, resmi ve özel olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hükümdarın resmi ve özel hayatını yaşadığı yer ve ikametgahı saraydır. Saray selamlık ve harem olmak üzere başlıca ikiye ayrılır. Selamlık; hükümdarın resmi ve özel toplantılarını ve kabullerini yaptığı, devletin idare edilmesi için kararların alındığı bölümdür. Harem'de ise, hükümdarın nikahlı eşi ve cariyeleri yaşamaktadır.

Kirman Selçukluları saray hayatında, Türkler'de adet olduğu üzere yaylak ve kışlaklara gitmek önemli yer tutar. Nitekim melikler mevsimine göre yaylak ve kışlaklarda yaşarlardı. Kirman Selçuklu melikleri, Azer ayında başkent Berdesir'den ayrılarak Ciruft'a gider ve Urdubehiş ayında tekrar Berdesir'e dönerlerdi. Bu suretle Kirman melikleri kışı sıcak olan Germ-sir bölgesinde geçirirler, yazın ise başkentte kalırlardı.
 

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
7,897
Beğeniler
5,834
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
#2
Berîd Divânı
Berid Divanı büyük divana bağlı olmamakla birlikte, merkezin eyaletlerle muhaberatını sağlamak ve taşrada olup bitenleri her hafta merkeze rapor halinde sunmakla görevli idi. Bu divana bağlı sahib-i haber denilen memurlar vilayetlerde görev yapmakta idiler.542
Kirman Selçuklu Devletii'nin kuruluşundan itibaren bu teşkilatın varlığı bilinmektedir. Melik Kavurd, Kufs kavmine müsait bir zamanda hücum edebilmek için casus göndermiş ve bu casus vasıtasıyla planını uygulamıştı.543
b) Eyalet Teşkilatı
Kirman Selçukluları devrinde eyâlet teşkilatı hakkında kaynaklarda çok az bilgi vardır. Yine de bu teşkilata mensup bazı görevliler tespit edilebilmektedir.
Vali
Eyaletleri idare eden en yüksek derecedeki âmirdir. Valilerin de kadılar gibi, dindar ve günahtan sakınan kişilerden seçilmeleri gerekmektedir.544
Reis
Kirman Selçukluları'nda, bir eyalet teşkilatı görevlisi de sivil bir memur olan Reistir. Yerli halkın soylu ailelerinden gelen reisler, kendi bölgelerinde merkezi idarenin temsilcisidir.545 Melik Behram-şah tarafından vezirliğe tayin edilen Reis Rüstem Mahâni'nin isminin
 

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
7,897
Beğeniler
5,834
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
#3
melikleri kışı sıcak olan Germ-sir bölgesinde geçirirler, yazın ise başkentte kalırlardı.



4- Hükümet Teşkilatı

a) Merkez Teşkilatı

Kirman Selçukluları'nda umumi devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı yerin, Büyük Selçuklu teşkilatındaki gibi, Büyük Divân veya Divân-ı alâ olduğu biliniyor. Kaynaklarda tam olarak bu isimle anılmasa da Divân-ı Padişah, Divân-ı Melik ve Divân olarak zikredilmektedir.



Büyük Divân

Vezirin başkanlığında, Divân-ı inşa, Divân-ı istifay-ı Memâlik, Divân-ı işrâf-ı memâlik ve Divân-ı arz gibi ikinci derece divaânlardan oluşuyordu. Büyük divâna başkanlık eden vezirin, yetki ve faaliyetlerinin, Büyük Selçuklu Devleti vezirlerinden pek farklı olmadığı muhakkaktır.

Divânda başlangıçta üstünlük meliklerden sonra vezirlerde iken, zamanla üstünlüğün atabeglere geçtiğini görüyoruz. Vezirlik alameti olan “Devât” a Kirman Selçuklularında rastlanmaktadır. Bunun dışında Gumaştegân adıyla anılan bir çeşit bölge iddarecilerinden oluşan divân memurlarının görev yaptıklarını görüyoruz.



İnşâ Divânı

Bu divanın başlıca görevleri iç ve dış muhaberatı idare etmek ve devletin çeşitli memuriyetlerine yapılan tayinlere ve iktâlara ait vesikaları vermekti. Divânın başkanına Tuğrâi, Sahib Divân-ı inşâ veya Münşi denirdi.

Bu divân Kirman Selçukluları'nda da bulunuyordu. Eserlerinde Kirman Selçukluları hakkında değerli bilgiler veren Efdale'd-Din Kirmâni kendisinin de iki defa bu divânda görev aldığını bildirmektedir.



İstifâ Divânı

Kirman Selçukluları devlet teşkilatında da Divân-ı İstifây-ı Memalik'in varlığını görüyoruz. Melik I. Turan-şah tahta geçer geçmez kendisine iyiliği dokunan Nâsır ed-Din Kisrâ'yı bu divânın başına geçirmişti.



Divân-ı İşraf-ı Memâlik

Devletin mali işlerinin yolunda gidip gitmediğini teftiş eden divandır. Başkanına, Müşrif-i Memâlik denirdi. Melik II. Arslanşah babasının ölümünden sonra kaçmış olduğu Bem şehrinde bulunduğu sırada, Ebu'l-Mefahir Müşrif-i Divân idi.



Divân-ı Arz

Büyük divanı oluşturan divanlardan biri olup, reisine Arzu'l-ceyş denilen bu divanın görevi ordunun maaş ve levâzımını tedarik etmekti. Buna benzer bir teşkilatın Fars bölgesinde hüküm süren Salgurlu Devletin'de de bulunduğu bilinmektedir.

başındaki unvandan muhtemelen böyle bir görevi yapmış olduğu anlaşılıyor.



Amil

Eyalet teşkilatında görevli diğer bir memur da âmirdir. Âmillerin görevleri vergileri tahsil etmektir, bazan vali olarak vazife yapmaktaydılar.



Şahne

Eyaletlerde ve merkezde inzibat işleri ile görevli memurdur. Kirman Selçukluları Devleti'nde şahneler, şehirlerde muhtemelen askeri vali olarak görev yapmakta ve zabıta ile ilgili işlerin idaresini yürütmekteydiler. Ayrıca şahneler, Selçuklu hanedanının Kirman dışındaki idareleri altında bulunan bölgelerde merkezdeki işlere bakar ve aynı zamanda o bölgenin mahalli hakimini kontrol altında tutarlardı. Bunlar aynı zamanda o ülkelerde meliklerin temsilcisi idiler. Bu görevlerin yanısıra şahneler, vergilerin tahsili sırasında amile yardım ederlerdi.



Kûtvâl

Kale muhafızı olan görevlilerin varlığına eyalet teşkilatı içinde rastlıyoruz. Kûtvâlar melikler tarafından tayin ediliyorlardı.



c) Askeri Teşkilat



Orduyu Teşkil Eden Unsurlar

Kaynaklarda Kirman Selçukluları ordusunun teşkilatı ve hangi birliklerden oluştuğu hakkında kesin bilgiler bulunmamaktadır. Bununla birlikte, siyasi olayların aktarılmasında ordu ile ilgili bazı çıkarımlarda bulunmak mümkün olabilmektedir. Buna göre, Kirman Selçuklu Devleti ordusunun şu unsurlardan oluştuğunu görüyoruz.



Boy birlikleri

Gulâmân

Deylemliler ve Tazikler

Yardımcı kuvvetler

Boy Birlikleri

Kirman Selçuklu ordusunun özünü ilgili boylardan toplanmış Türklerin teşkil ettiği görülüyor. Melik Kavurd'un Kirman'a ilk gelişinde beraberinde 5-6 bin Türk bulunduğu belirtilmektedir.Tabiidir ki, bu sayı devletin kurulmasından sonra hayli artmıştır. Çeşitli kaynakların ordudan söz ederken “tabakât-ı leşker ez Türk ü Deylem” şeklinde bir ifade kullanmaları da Türklerin varlığını kanıtlar. Ayrıca onlar için Etrak veya Türkân ifadeleri kullanılmıştır



Gulâman

Kirman Selçuklu Devleti'nde ordunun ikinci büyük kesimini gulâmlar teşkil ediyordu. Devlette, ordu için hangi yollarla gulam temin edildiği hususunda kaynaklar sarih bilgiler vermiyor. Ancak ihtimaldir ki, bu gulamlar Türk ailelerden köle olarak satın alınan çocuklar olup, Orta Asya'dan getirilirmişlerdir. Büyük Selçuklu Devleti'nde olduğu gibi, Kirman Selçukluları'nda da Gulam sisteminin önemli bir rol oynadığı anlaşılıyor. Her melikin, şehzade, atabeg, emir, sivil ve askeri devlet erkanının kendilerine bağlı gulamları vardı. Satın alınan gulamlar, sahipleri tarafından yetiştirilmekteydi. Hükümdara bağlı gulâmlar ise, sarayda özel öğretmenler tarafından yetiştirilirdi.



Deylemlirer ve Tâzîkler:

Orduda Türkler ve gulâmlardan başka Deylemliler ve Tâzîklerin de yer aldıkları anlaşılıyor. Melik Kavurd, Kirman'ın kuzey bölgesini ele geçirdikten sonra mahalli Deylemli askerlerden bir çoğunu hizmetine aldığı görülüyor. Kaynaklar, yerli halkı temsil eden Deylemliler ve Tâzîkler'in orduyu teşkil eden unsurlar arasında yer aldığını zikretmektedir



Yardımcı Kuvvetler

Kirman Selçuklu melikleri, kendi ordularının yanısıra, gerek fetihlerde, gerekse taht mücadelelerinde komşu ülkelere mensup yardımcı kuvvetlerden de yararlanırlardı. Bilhassa taht mücadelelerinde melikler, sık sık Irak Selçukluları'na, Salgurlular'a, Yezd atabegine ve Horasan emirine başvurmuşlar bu devletlerin askerlerini Kirman topraklarına getirmişlerdir.

Ortaçağ Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi merkez, sağ kol, sol kol, öncü ve artçı şeklinde tertiplenirdi.

Kirman Selçukluları ordusunda; ok, yay, mızrak ve kılıç kullanılmakta idi. Bunun yanısıra zamanın ordularında bulunan kalkan, gürz ve hançer gibi silahların da kullanılmış olması muhtemeldir. Orduda kullanılan ağır silahlar ise, mancınık ve arrade idi. Mancınık ağır taşlar, arrade ise nispeten hafif taşlar atan aletlerdi.557 Bunun dışında kaynaklarda hafif müdafaa silahlarından zırh bulunduğu belirtilmekte ve bu zırhların üzerine bilhassa Anadolu'da yapılan ve haftan (Haftân-ı Rûmi) ismi verilen zırhın giyildiğinden söz edilmektedir.

Kirman Selçuklu Devleti ordusundaki asker sayısı hakkanda, kaynaklarda bazı bilgiler mevcuttur. Melik Kavurd, Kirman'a geldiği zaman emrinde beş-altı bin Türk süvarisi vardı. Yine Kavurd, Fazluye ile yaptığı bir savaşta yanında dörtbin Türk askerinin bulunduğunu bildirilmektedir (1063).559 Yine Melik Kavurd, Büyük Selçuklu tahtını ele geçirmek için Sultan Melikşah ile savaşmak üzere harekete geçtiği sırada, beraberinde ikibin atlı ve dörtbin yaya olmak üzere altıbin asker bulunuyordu. Melik II. Arslan-şah devrinde ise, ordudaki asker sayısının altıbin atlı ve onbin yaya olmak üzere onaltıbin kişiye ulaşmıştı Ancak bu orduya komşu Salgurlu Devleti'nden gelen yardımcı kuvvetlerin de dahil olduğunu unutmamak gerekiyor.



Kirman Selçukluları'nda ordu, esas itibariyle süvari ve piyade olmak üzere iki sınıftı. Büyük Selçuklular'da olduğu gibi Kirman Selçukluları'nda da orduyu sevk ve idare eden komutanlara Emir-i sipahsalar veya İspehsalar denilmekteydi. Kirman Selçukluları ordusunda kullanılan rütbelerden birisi de Emir'dir. Bunlardan daha aşağı komutanlar ise, Serhengler ve hayl-tâş'lardır. Kirman Selçuklular ordusunun savaş sahasındaki durumu ise,



Büyük Selçuklular ve

d) İlmiye Teşkilatı

Din

Efdâle'd-din Kirmani 1188'de yazdığı Ikd el-Ulâ adlı eserinde, Kirman halkının dini inançları hakkında bilgiler veriyor. O bu eserini Selçuklular'ın yıkılışından hemen sonra yazdığı için bilgiler Selçuklu devri için de geçerlidir. Ona göre, Kirman halkının hususiyetlerinden birisi de kuvvetli dindarlık, temiz inanç, İslam terbiyesi ve Allah'ın birliğine inanmasıdır. Kirman halkı Allah'ı bir ve münezzeh tanır ve Hz. Muhammed (S.A.V.)'i Allah'ın elçisi olarak bilirdi. Dört halifeye kötü söz söylemez ve düşmanlık yapmazlardı. Kirman halkı İmam-ı Azam Ebu Hanîfe, yani ehl-i sünnet mezhebine salik idiler. Ayrıca bir miktar Şafii mezhebine taraftar olanlar da vardı. Bu bilgilerden Kirman Selçukluları'nın ehl-i sünnetten oldukları açıkça anlaşılıyor.

Ancak bir süre sonra Kirman'da bâtinilik cereyanı başgöstermişti. Bir rivayete göre, bu mezhebin kurucusu Hasan b. El- Sabbah, Mısır'dan Bağdad ve Huzistan yolu ile Isfahan'a gelmiş ve Haziran 1081 oradan Yezn ve Kirman'a giderek bir süre davette bulunmuş, tekrar Isfahan'a dönmüştü. Bu sebeple Batıniye propagandası Melikşah ve I. Turan-şah devirlerinde az veya çok Kirman'da yayılmış olmalıdır.

İlmiye Sınıfı

Kirman Selçuklu Devleti'nde gerek melikler ve gerekse atabegler dini, ilmi ve sosyal gayeler için kullanılmak üzere birçok binalar yaptırmışlardı. Bunlar arasında öğrencilerin okumaları için yaptırılmış olan medreseler önemli bir yer tutmaktadır.

Bu teşkilat içinde yer alan görevliler ise şunlardı.

Müderris: Medreselerde ders veren hocalara müderris ismi verilirdi.565 Genellikle müderrisler, kadılık veya hatiplik gibi görevleri de yapmaktaydılar. Müderrisler, devrin medreselerinde okutulan Kur'an, hadis, fıkıh, felsefe, nahv, tevsir ve kelam gibi mevzularda öğretim görürlerdi.

Efdale'd-din Kirmani, vezir Nasır ed-din devrinde Kirman müderrislerinden biri ile yine büyük bir bilgin arasında geçen olayı zikretmektedir. Melik I. Muhammed okumayı teşvik için verdiği bahşişiler nedeniyle bazı kitapların ezberlenmesini şart koşardı. Özellikle Hanefi fıkhına dair kitaplar ön plana çıkmış bulunuyordu.

Müftü: Fıkıh üzerine kendisine sorulan umumi ve hususi, şer'i ve hukuki meselelere ait dini hükümlere uyarak karar veren zâta müftü ve verilen karara da fetvâ adı verilmektedir. Kirman Selçukluları'nda müftülük müessesesinin olduğu bilinmektedir. Melik I. Muhammed'in yukarıda belirttiğimiz gibi fıkha dair kitapları ezberleyenlere verdiği tahsisat sebebiyle bin kişi fakih ve müftü olmuştu.

Şeyhü’l-İslam: O devirdeki şeref unvanlarından biri idi ve daha çok anlaşmazlık konusu meseleleri halletmiş olan yüksek alim ve fakihlere tevcih olunmuştu. Kirman Selçukluları'nda Şeyhü'l-İslam, müftülük ve kadılık görevlerini de birlikte yürütmekte idi. Nitekim, Melik İran-şah'ın tahttan indirilmesi ve öldürülmesi sırasında fetva verenlerin başında Şeyhü'l-İslam Kadı Cemal ed-Din Ebu'l-Meali bulunmaktaydı.



Hatib: Kirman Selçukluları ilmiye teşkilatı içinde öneml imemuriyetlerden birisi de hatibliktir. Hatibin başlıca görevi Cuma günleri ve bayramlarda camide hutbe okumaktı.

İmam: İlmiye teşkilatı içinde yer alan görevlilerden birisi de imam idi. Melikler, birini hal'etmek için imamlardan fetva alırlardı. Melik I. Muhammed'in öldürdüğü kimseler için daima imamların fetvasını aldığı zikredilmiştir.

e) Adliye Teşkilatı

Şer’i Yargı Sistemi

Yargı sisteminde davalara, kadılar bakmaktaydılar. Kadı, din ve şeriat ile ilgili bütün işlerde yetkiliydi. Kadılar, evlenme-boşanma işleri, nafaka, miras ve alacak davalarına bakarlar, noter vazifesi görürler, camileri ve bunlara ait tesisleri ve vakıfları idare ederlerdi. Kirman Selçukluları'nda Başkadı (Kadı'l-Kudat), merkezde (Berdesir'de) otururdu. Bundan başka vilayetlerde de kadılar bulunmakta idi.

Melik İran-şah'ın bâtıni mezhebine girdikten sonra birkaç kadı ve alimi öldürtmesi onun sonunu hazırlayan sebeplerden biri olmuş ve şeyhü'l-İslam, Ulema-i enam ve devrin kadıları onun tahttan uzaklaştırılması için fetva yazmışlardı. Bu olaydan sonra kadıların zaman zaman siyasi olaylara karıştıkları görülür.

Örfi Yargı Sistemi

Bu en yüksek dünyevi mahkemede, asayişi bozan ve kanunlara itaat etmeyenlerin davalarına Dadbegi (Emir-i Dâd) bakar ve özellikle ceza meseleleri ile meşgul olurdu. Kirman Selçukluları'nda ilk Dadbeg olan şahıs, sonradan atabeg olan Bozkuş idi. Dâdbeglik görevine genellikle askeri ricalden kimseler tayin edilirdi. Ayrıca bu görev Türkler'e verilirdi.

f) İktisadi Durum

Kirman bölgesinin iktisadi durumu Selçuklulardan önce iyi değildi. Bu bölge, X. Yüzyılda bir çöküş içinde idi ve gelirleri de oldukça azalmıştı. Büveyhi emirleri arasındaki taht mücadelesi ve Gazneliler'in Kirman'a müdahalesi ve kısa bir süre sonra da bu bölgeyi işgal etmesi (1031-1034) bir otorite boşluğuna sebep olmuştu. Daha sonra ise iktidarın Büveyhiler'e geçmesi, ülkenin refahına büyük zararlar vermişti. Onlar şiddetle bir katliam ile halkı güçsüz duruma düşürdükten ve memleketi mahvettikten sonra bu bölgeye sahip olabilmişlerdi.

Ancak, bundan sonraki dönemde Selçuklular'ın idaresi altında Kirman bölgesi, taht mücadeleleri başlayana ve Oğuzlar buraya gelene kadar refah içinde olmuştu. Özellikle başkent Berdesir küçük fakat zengin bir şehirdi. Selçuklular'ın ikinci başkenti olan Ciruft da bereketli ve verimli bir şehirdi. Ciruft'ta Horasan ve Sistan için önemli bir Pazar ve ticaret merkezi oluşmuştu.575 Yine Kirman'ın başlıca ticaret merkezlerinden birisi de Fars körfezindeki Tiz limanı olup, burası Hind, Sind, Habeş, Zenc, Mısır, Uman, Bahreyn ve Arap ülkelerinden gelen gemilerin önemli bir uğrak yeri idi. Ciruft'un güneyinde bulunan Hürmüz de deniz kenarında bayındır bir vilayet ve Kirman'ın önemli bir limanı idi. Ayrıca Bem şehri de zengin ve büyük bir ticari merkezdi. Etrafı bağ ve hurmalıklarla çevrilmişti. Burada büyük ölçüde pamuklu kumaş dokunur ve ihraç edilirdi. Yine Bem'in doğusunda bulunan Nermâşir de zengin bir yerdi. Nermâşir'de meyve ve ipek boldu. Yine Berdesir'in etrafındaki şehirlerden biri olan Hâbis'te yetişen hurmalar, dünyanın en uzak yerlerine kadar ihraç edilirdi.

Selçuklular, kendilerinden önce Kirman'da bozulan iktisadi hayatı ve ticareti geliştirmek için hemen tedbirler almışlardı. Melik Kavurd çölden geçen Sistân yolu üzerinde yolcuların kaybolmaması için işaret kuleleri (mil) koydurmuş, önemli noktalara derbentler, kervansaraylar, hamamlar, hanlar ve havuzlar inşa ettirmişti.576 Böylece onun özellikle Kirman'dan geçerek Sistân, Hindistan ve Fars Körfezi'ne giden transit ticaretini teşvik ve himaye ettiği anlaşılıyor.577 Nitekim Selçuklular'ın bu hususta belirli bir siyasetlerinin bulunduğu ve Kirman'ın, yukarıda belirttiğimiz mahsulleri ile parlak bir ticari ve iktisadi durumu olduğu açıkça görülmektedir.

Selçuklular devrinde Kirman'daki şehirlerin, Büyük Selçuklular'ın hakim oldukları yerlerdeki gibi, büyüdükleri ve surlar dışına taşarak burada büyük ticaret ve yerleşme merkezlerinin oluştuğunu görüyoruz. Şehirlerde görülen bu gelişme, ilk defa Melik I. Turan-şah devrinde başlar. Melik I. Arslan-şah devrinde (1101- 1142) Kirman, en yüksek refah noktasına erişti. Ancak Melik Tuğrul-şah'ın ölümünden sonra taht mücadelerinin başlaması, Kirman'daki bu refahın bozulmasına sebep oldu. Melik Behram-şah'ın Horasan'dan getirdiği ordu, Kemâdin'e üşüştü. Bir kaçgün Ciruft ve çevresindeki pazar köyleri yağmalandı (1171). Bundan sonra da Abey Dıraz önce Berdesir, sonra da Cirufta hücum ederek buraları yağmaladı. Bütün bu olayların yanısıra taht mücadeleleri ve Oğuzlar'ın gelişinin sebep olduğu olaylar neticesi hayat pahalılığı artıyordu.



Hazine: Kirman Selçukluları'nda muhtemelen Melik'e bağlı olduğu anlaşılan müesseselerden biri de hazine idi. Hazineler Müstevfi-i Memalik tarafından idare ve Müşrif tarafından da kontrol edilirdi. Kirman Selçuklu meliklerinin de hazineleri vardı ve özellikle Melik Tuğrul-şah'ın hazinesi çok zengindi.

Mihrâbî Kirmânî, melik I. Turan-şah'ın adaletini anlatırken zikrettiği olaylardan biri de hazineden bahsediyor. Buna göre, Melik I. Turan-şah halkın insaf derecesini denemek istemiştir. Vezir de bunu denemek için izin almış ve ertesi günü halktan bir topluluğu çağırarak Melik'in hazînesinin boş olduğunu söyleyerek yardım istemiş ve bu deneme başarılı olmuştu.



Vergiler: Büyük Selçuklularda olduğu gibi Kirman Selçukluları'nda da, devletin tahsil ettiği bazı vergilerin varlığını görüyoruz. Vergiler, gerektiği zaman merkezi idare veya valinin talimatı üzerine istifa divanları, amiller ve muhtelif arazi sahipleri vasıtası ile tahsil edilirdi. Devletin giderleri için kanunlara istinaden tahsil edilen vergiler arasında Divân-ı Âlâ vergileri, büyük bir önem taşırlardı. Kirman Selçukluları'nda vergiler, mâl, hakk, vücûh adlarını taşırlardı. Bunlardan başka Kirman Selçukluları Devleti'nde; avâriz, haraç, irtifâ, kısem, menâl, merâfık, nâl-bahâ, öşr ve teklif gibi vergiler vardı.



Maaşlar: Memurlar ve askerlere yapılmış ve yapılacak hizmetleri karşılığında ödenen ücret ve aylıklardı. Bu aylıkların ödenebilmesi ikta ve vergi sistemlerinden elde edilecek gelirlere bağlı idi. Kirman Selçukluları'nda tespit edilebilen maaşlar ulufe, erzak, idrâr, maâyiş ve nânpâre idi.



g) Kültür ve İmar Faaliyetleri

1- Kültür Faaliyetleri



Selçukluların hakim oldukları devrede Kirman'da kültür faaliyetleri de dikkati çekmektedir. Selçuklu melikleri halkın kültür seviyesinin yükselmesi için çaba gösterdiler. Nitekim Melik I. Arslan-şah devrinde Kirman'daki refah seviyesinin, zenginliğinin etraf ülkelerde yayılması birçok bilginleri Kirman'a çekmişti. Ayrıca O bir de kütüphane yaptırmış ve oraya 5000 adet kitap bağışlamıştır. Kirman Selçukluları'nın saraylarında bulunan şehzadeler ve gulamlar da muallimler tarafından eğitilmekte idi. Bütün bunlardan başka Selçuklu Melik ve devlet adamları bazı şaiir, alim ve din adamlarını himaye etmişlerdir. Bunlardan önemli müellif ve şairler şunlardır:

Efdale’d-din Ebu Hamid Ahmed b. Hamid Kirmânî: Kirman Selçukluları sarayında görev alan önemli kişilerden birisidir. Efdale'd-din, yaşadığı devrede Kirman ile ilgili üç eser kaleme almıştır. Bu eserler Kirman tarihi için birinci sınıf kaynaklardır. Bunlardan birincisi 1188 yılında telif edilmiş olan Ikd el- Ulâ li’Mevkif el-a’lâ adlı eserdir. Onun 1209 yılında kaleme aldığı Bedâyiü’l-Ezmân fi Vekâyi’Kirmân adlı eseri kayıpsa da Mehdi Beyâni diğer kaynakların yaptığı iktibaslardan yararlanarak eserin metnini tesis etmeğe muvaffak olmuştur. Bu eser özellikle baştan sona Kirman Selçukluları ile ilgili bilgileri ihtiva etmektedir. Onun üçüncü kitabı 1216 tarihinde telif ettiği el-Muzâf ilâ Bedâyiü’l-Ezmân fi Vekâyi’Kirmân'dır. Onun eserleri teşkilat, iktisat ve sanat tarihi bakımından da ilgi çekici bilgilere sahiptir

Ezrakî Ebu Bekr Zeyneddin b. İsmail Varrak Herevi: Bu şair kasidelerinde Melik Kavurd'un oğlu Emir-şah'ı methetmiştir.

Burhânî Emirrü’ş-Şüerâ Hâce Abdülmelik Nişâburî: Büyük Selçuklu sultanı Alp Arslan devrinin (1063-1072) tanınmış şairlerinden olan Burhânî, Kirman Selçukluları veziri Mükerrem b. Alâ'yı övmüştür.

Bunlardan başka Hakim Ebu'l-Alâ Hamza b. Ali, Kıvâmî, Abbasi, Şıhâbî, Mübarekşah, İbnü'l-Hebbâriye ve Muhtari gibi şairler de Kirman Selçuklu Melikleri hakkında eserler yazmışlardır.

Bu müellif ve şairlerden başka Kirman'da din bilginleri ve alimler de yetişmiştir. Bu alimler arasında; Ebu'l-Hüseyin Kutbied-din Evliya, Şeyh Cemale'd-din Ahmed, İmam Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail en-Nişâburî, İsmail b. Ahmed en-Nişabuî, Rükne'd-din Ebu'l-Fazl Abdurrahman b. Muhammed Kirmânî, Ebu Muhammed Ruzbihan el-Baklî ve Kadı Ebu'l-Âlâ Ali Semânî zikretmeğe değer şahsiyetlerdir.

2- İmar Faaliyetleri



Kirman Selçukluları daha ilk melikleri Kavurd zamanından (10481073) itibaren imar faaliyetlerine başlamışlardı. Melik Kavurd'un bu imar faaliyetleri daha ziyade halkın iktisadi refahını ve ticaret yollarının emniyetini sağlamaya yönelikti.586 O önce Sistan ve Derre yolu üzerinde bir derbend, bir han, bir havuz ve bir de hamam inşa ettirmişti. Bu derbend İsfih'e dört fersah mesafede yapılmıştı ve kapısı demirdendi.587 Ayrıca Yezd şehrine on ferseng uzaklıkta bir kuyu yaptırmıştı. Bu kuyuya kaynakların ifadesiyle “Çâh-ı Kavurd” denilmekte idi. Melik Kavurd ticari önemini binaen Tiz limanını da tamir ettirmişti.



Melik Kavurd'un Melikşah ile Büyük Selçuklu Devleti'ni ele geçirmek için yaptığı mücadele sonucu ölmesinden (1073) sonra, Kirman'da imar faaliyetleri bir süre aksamıştır. Melik I. Turan-şah devrinde ise (1085-1097) imar faaliyetleri yeniden başlamıştır. Turan-şah, tahta geçince şehrin varoşlarında yeni bir mahalle kurulmasını emretti. Nitekim önce kendisi için bir saray ve köşk, bu sarayın güneyinde Ulu Cami ve hepsi birbirbirine bitişik olmak üzere medrese, hangâh, bimaristan (hastane), hamam ve ribat gibi sosyal tesisler yaptırdı. Aslında bu mahalle askeri amaçlı inşa edilmişti. Zira I. Tuğrul-şah, şehrin içerisinde askerlerin bulunmasının bir takım sosyal problemlere neden olduğunun farkında idi.589 Melik I. Turan-şah'ın yaptırdığı cami, “Mescid-i Melik” adıyla meşhur olmuştu. Nitekim “Mescid-i Melik” camii, bugün Kirman'ın en eski camiidir.590 Melik I. Turan-şah öldükten sonra gömülmek üzere bir de türbe yaptırmıştı.



Melik Turan-şah'tan sonra tahta geçen İran-şah devrinde (1097-1101) imar faaliyetleri durmuş, ancak Melik I. Arslan-şah devrinde, Berdesir şehrinin mahallelerindeki imar faaliyetleri devam etmiştir. Yine Arslan-şah Kirman'ın diğer şehirlerinde medrese ve ribat gibi birçok hayır işleri gören binalar inşa ettirmişti. Melik I. Arslan-şah'ın Zeytun Hatun adındaki eşi de Kirman'da medrese ve ribat gibi hayır müesseseleri yaptırmıştır. “İsmetü’d-Din” lakabını taşıyan bu hatunun evkâfına ise “Evkâf-ı İsmetiye” denilmekteydi. Medrese-yi Derb-i Mâhân ve Ribât-ı Yezdiyân onun yaptırdığı binalardır.593



Melik I. Muhammed (1142-1156) de babası I. Arslan-şah gibi imar faaliyetlerinde bulundu. O Berdesir, Bem ve Ciruft şehirlerinde sayısız medrese, ribat ve mescid gibi hayır müesseseleri yaptırdı. Ayrıca Hân-ı Ser-Bizen'de onun yaptırdığı binalardandır. Onun önemli eserlerinden birisi de Câmiy-i Turan-şahî'de yaptırmış olduğu Dâr el- Kütübî (kütüphane)sidir. Bu kütüphanede fen ilimleri ile ilgili 5000 kitap bulunmakta idi ve I. Muhammed bunları oraya vakfetmişti. Ayrıca yaptırdığı medreselere de büyük vakıflar tahsis etmişti.



Kirman Selçukluları Devleti'nde hakiki kudreti ellerinde tutan atabegler de imar faaliyetlerinde bulunmuşlardı. Bunlardan birincisi Bozkuş idi. Onun kendisine bir mezar, ayrıca hangâh ve birçok minare yaptırdığı bilinmektedir. İmar faaliyetlerinde bulunan ikinci atabeg, Müeyyed ed-Din Reyhan idi. O da Kirman'da bukâ (külliye), medrese ve hanegâh gibi bir çok hayır müesseseliri yaptırmıştı. Ayrıca yollar üzerinde kâfilelerin konaklaması için ribât (kervansaray)lar yaptırmış ve fakir yolculara yiyecek ve ayakkabı verilmesi için vakıflar tahsis etmişti. Onun inşa ettirdiği binalardan birisi de Mâristân-ı Derb-i Hâbis idi.



Son olarak Kirman'da bugün var olan ve Selçuklu devrinde yapıldığı anlaşılan, ancak kimin yaptırdığı kesin olarak bilinmeyen eserler de mevcuttur. Bunlardan birisi Berdesir'deki Mescid-i Bâzâr-ı Şâh'tır. Selçuklular devrinde yapıldığı ileri sürülen bir eser de, Günbed-i Cebeliye'dir. Bu günbed, Berdesir şehrinin doğu kemarında bulunmaktadır. Bu taştan günbede Günbed-i Gebri de denilmektedir. Yine kimin tarafından yaptırıldığı bilinmeyen eserlerden birisi de Zerend'deki Selçuklu minaresidir.596 Bütün bunlar gösteriyor ki, Selçuklular Kirman'da sadece siyasi bir varlık olarak kalmamışlar, aynı zamanda hakim oldukları bu bölgede barış, huzur ve refahın yanında imar faaliyetlerinde de bulunmuşlar ve bu ülkenin mamur olması büyük çaba sarfetmişlerdir. Kirman Selçukluları, bir buçuk asra yakın bu bölgede hüküm sürmüşler ve Kirman'a çok büyük hizmetler yapmışlardır. Bu sesepledir ki, gerek kendi dönemlerinde yaşamış ve gerekse daha sonraki dönemlerde yaşamış Müslim- gayr-i Müslim tarihçi ve seyyahlar onlardan sitayişle bahsetmişlerdir.
 
Üst Alt