• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

İstanbul Barosu’nun muhalif başkanı

Yorgun

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
13 Mart 2009
Mesajlar
14,366
Tepkime puanı
17,670
Puanları
113
Web sitesi
www.tarihsinifi.com

İtibar:

İstanbul Barosu, 2005’ten beri Mahmut Esat Bozkurt adına hukuk ödülleri veriyor. Gerek Bozkurt, gerekse ödül verilecek kişilerin tercihinde, ideolojik tavır ortada. Oysa 28 başkanından birini, örneğin muhalif duruş abidesi Avukat Lütfi Bey’i önemseyebilirdi pekâlâ.

Avukat Lütfi Fikri Bey, 1920 ila 1925 arasında İstanbul Barosu Başkanı’dır. Fakat asıl sıra dışı vasfı, iflahı imkânsız muhalif duruşudur. Onu sürgün, tevkif ve hapislere götüren bu özelliği, Sultan Abdülhamid döneminde başlar. II. Meşrutiyet, İttihat ve Terakki, işgal sonrası Millî Mücadele derken; Cumhuriyet devrinde de devam eder. Aralık 1923’teki ilk İstiklâl Mahkemesi deneyiminin yeri çok ayrıdır. Bir önceki devlet Osmanlı’nın başşehrinde; başta basın, bütün aykırı sesler susturulmuşken, o “Hilafet” söylemi yüzünden yargılanmaktadır. Meşruti idare ve Hilafet’ten yana tavır sergilemektedir. Zannedildiğinin aksine bu duruşunun arka planında dinî hassasiyet yoktur. Bu kurumdan siyasi açıdan faydalanılabileceğini düşünmektedir. Hakikatte, dinin devlet yapısına sirayetinden şikâyetçidir ve laikliği benimseyen Batı tipi parlamenter rejime inanmaktadır. Mahkemece 5 sene “muvakkat kürek” cezasına çarptırılır. 2,5 ay hapis yatar. 14 Şubat 1924 tarihli özel bir kanunla affa uğrar. Aynı yıl TBMM’den geçen “Muhamat Kanunu” gereği İstanbul Barosu lağvedilir. Adalet Bakanlığı, kısa sürede çığ gibi artan tepkiler üzerine geri adım atarak baroya yetkilerini aynen iade eder. Cumhuriyet’in 28 Ağustos’taki ilk baro genel kurulunda üyeler ilginç bir karara imza atar: “Fişli” Lütfi Fikri Bey, yeniden başkandır.
80 küsur yıl sonra Lütfi Fikri Bey’i gündeme taşıyışımız sebepsiz değil elbet. İstanbul Barosu, 2005’ten beri verdiği “Mahmut Esat Bozkurt Hukuk Ödülü”ne bu yıl, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek’i layık gördü. Ödüller hep ideolojik mesajlarla dağıtılıyordu. 367 mucidi Sabih Kanadoğlu, eski YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu… Kural, sonuncusunda da değişmedi. Özbek’in, Ergenekon Davası sürecindeki tavrı ortada.
Adına ödül düzenlenen Bozkurt’un düşünce yapısını anlamak için 21 Eylül 1930 tarihli Son Posta Gazetesi’ne söyledikleri kâfi: “Benim fikrim, kanaatim şudur ki, bu memleketin kendisi Türk’tür. Öztürk olmayanların, Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır…” Gerçi Bozkurt, eski adalet bakanlarındandı. Fakat hukuktan ziyade, “faşizan” çizgisi ön plandaydı.
Baro gerçekten de kaybolan hukuki değerlere ve adalete vurguyu amaçlamışsa, 28 başkanından birinin adını bu ödüle koyabilirdi. Mesela, Lütfi Fikri Bey, nasıl olurdu? Dosyada faydalandığımız; Murat Çulcu’nun “Hilafetin Kaldırılması Sürecinde Cumhuriyet’in İlanı ve Lütfi Fikri Davası” ve Murat Kurt’un “Lütfi Fikri Bey’in Siyasi Mücadelesi Yahut Tek Başına Muhalefet” isimli kitapları, bu sıra dışı hukukçuyu çok iyi anlatıyor.
DOĞRULARI UĞRUNA DAİM MUHALİF
Resmiyette İstanbul 1872 doğumlu gözükse de Gümüşhane’de dünyaya gelir, Lütfi Fikri Bey. Nüfustaki adı, Ömer Lütfi’dir. Babası Kosova ve Elazığ’da (Elaziz) valililik yapan Çemişgezekli Hüseyin Fikri Paşa’dır. Sağlam bir eğitim alır. Orta ve yükseköğrenimini Mülkiye’de tamamlar. 1890’da Paris Hukuk Fakültesi’ne kaydolur. Ecole Libre des Sciences Politiquesin Section Diplomtique de devam eder. Mezuniyeti müteakip 1894’te İstanbul’a gelir. Devrin muhalif gazetelerinden Mizan’daki neşriyatı Saray’a jurnallenince, 14 ay İstanbul Umumî Hapishanesi’nde kalır. Çıktıktan sonra Isparta Sancağı Tahrirat Müdürlüğü’nde memuriyet hayatına atılır. Ardından Bor ve Erzurum Tortum kaymakamlıkları... Devlet hizmetinde umduğunu bulamayınca, 1901’de Ruslara sığınır. Oradan Avrupa’ya gider. Nihayet Mısır’da seyahati noktalar. Burada avukatlıktan iyi para kazanır. II. Meşrutiyet ilan edilince yurda döner ve Dersim Mebusu sıfatıyla Meclis-i Mebusan’da yer alır. 1890’larda İttihat Terakki’dedir. Meclis’teki faaliyetleri beğenmeyince muhalifliği depreşir. Hükûmetin icraatlarına dönük sorular yöneltir mütemadiyen. Böylece soru önergesi usulünü başlatır. Divan-ı Harb’e dair eleştirileri şiddetlidir. Bekirağa Bölüğü’ndeki tutukluların çektiği işkenceyi ispat adına, dayaklık sopaları ve çekilen tırnakları Meclis kürsüsüne taşır. Tabir yerindeyse İttihatçıların “baş belası”dır. Mayıs 1910’da teşekkül eden “Mutedil Hürriyetperverân Fırkası” kurucuları arasındadır. Üstelik görünüşte İsmail Hakkı Paşa başkanken fiiliyatta Lütfi Fikri vazifeyi yürütmektedir. Siyasi namı hızla yayılırken, 29 Nisan 1911’de “Tanzimat” gazetesiyle matbuat âlemine girer. Sıkıyönetim komutanlığı iki hafta içinde gazetenin kapısına dayanıp kilidi vurur. Yine de mücadeleyi bırakmaz Lütfi Bey. Hemen Zühre’yi çıkartır. O da kapatılınca idareyle neşir hususunda inatlaşır. Fikri Bey açar, idare kapatır; idare kapatır, Fikri Bey açar. Böylece 1 yılda sırasıyla Merih, Islâhat, Meşrik, Tesirât, Takdirât, Teminât, Tesisat, Teşkilât ve İfhâm’ı yayımlayıp rekor kırar.
Doğruları uğruna mecra değiştirmeyi zül saymadığından “Hürriyet ve İtilaf Fırkası” saflarında da gözükür. Çünkü muhalifliği; çıkar ve milliyetçilik esasından uzaktır. İttihat Terakki yöneticileri bunu fark etmiştir. Ekser muhaliflerine uyguladıkları “yola getirme” yöntemlerine onun için başvurmazlar. Murat Kurt’un bahsettiğimiz kitabında detayları okunabilir; yine de tarihe “sopalı seçim” diye geçen, İttihat ve Terakki’nin rakiplerini Meclis’ten temizlediği süreçte atılanlardandır.
Ayastefanos’taki (Yeşilköy) evinde inzivaya çekilir. İttihatçılar bakanlık ve valilik teklif etse de kabul ettiremezler. Bir ara “Müceddidin Fırkası” teşebbüsünde bulunur ama teşebbüs akim kalır. Çareyi yurt dışına çıkışta bulur ve İsviçre’ye gider. Harp zamanları gibi millî kenetlenmenin kendini hissettirdiği dönemlerde askıya aldığı muhalifliği nüksedince, Türkiye lehine propaganda için her türlü toplantı ve konferansa katılır. Mütareke evresinde Ali Rıza Paşa kabinesince düzenlenen mebus seçimlerine “Millî Ahrar Partisi” bağımsız namzedi sıfatıyla katılır. Gazeteler adayları tanıtırken ona dair şunlar yazılır: “Geniş bilgiye gerek yoktur, esasen şöhreti, tarih-i meşrutiyetten beri mücadeleye ehil ve mert kişiliğiyle tanınmıştır.” Sandıktan ismi çıkar. Ama eleştirdiği İttihatçıların İstanbul ikinci seçmenlerince tercih edilmiştir. Buna şiddetle itiraz edip anında vekillikten istifasını verir.
İşgale karşı Anadolu’da örgütlenen Kuvva-i Milliye’yi de takip eder. 2 Teşrinisani 1919 tarihli Sabah Gazetesi’nde “Kuvva-i Milliye Meselesi” başlıklı yazısını onlara ayırır: “Kuvva-i Milliye hareketi bir İttihat ve Terakki hareketi değildir. Mondros Mütarekesi’nden beri Türkiye’ye reva görülen ve hele İzmir’in işgali ile en hazin safhasını gösteren hareketlerin bir aksi tesiridir. Eğer Kuvva-i Milliye önderleri özellikle Doğu’da hükmünü icra eden kuvvetlerin pek çabuk soysuzlaşmaya uğraması mecburiyetinden kendini kurtarabilirse, bir güzel iş meydana gelmiş olur.”
İstanbul ve Ankara’nın arasını düzeltmeyi amaçlayan “Müsalemat İttifakı” adlı derneğin kurulmasına öncülük eder. Öncesinde mebusluktan istifa ettiği için Ankara’da toplanan Meclis’te görev alamaz. 1920’de İstanbul Barosu başkanlığına seçilir. Devrin Adliye Vekili Necati Bey baroyu tasfiye etmeye kalkınca tepki gösterir: “İstanbul Barosu muamelatına müdahalenizi men ediyorum.” Siyasi ve mesleki kariyerinde bu gibi çıkışları şaşırtıcı değildir. Çünkü doğrularını savunmaktan asla geri durmaz ve yılmaz.
HUKUKUN ASKIYA ALINDIĞI
İSTİKLAL MAHKEMELERİ
Ağustos 1922’deki zaferin akabinde Türkiye’de ani gelişmeler yaşanır. Meclis adına Trakya’yı teslim almaya giden Refet Paşa İstanbul’a uğradığında toplantı ve davetlere katılıp Anadolu’da TBMM’nin idaresinden bahisle halkın bizzat yönetimde bulunduğu, bu sebeple kendisi ve Ankara’dakilerin artık saltanat, meşrutiyet ve cumhuriyet rejiminden birini istemediğini söyler. Diğerleri halkı temsil etmezken TBMM varlığıyla ve mesuliyetleriyle tam tersidir. Lütfi Fikri cevabını “Hükümdarlık Karşısında Milliyet, Mesuliyet ve Tefrik-i Kuvvâ Mesaili” eseriyle verir. Paşa’nın söylemiyle Anadolu’da kurulan yönetim şeklini tarihten ve gelişmiş ülkelerden misallerle eleştirir, tutarsızlıklarını kendince dillendirir. Üstelik “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesini savunur ki tatbiki için 1961 Anayasası’nın beklenmesi gerekecektir.
Nisan 1923’te Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun birinci maddesiyle oynanarak rejim değişikliğinin eleştirilmesini yasaklama niyeti ortaya çıkar. Murat Çulcu’nun kitabında konunun sebep-sonuç ilişkisi irdeleniyor. Lütfi Fikri 15 Nisan’da Tevhid-i Efkâr’daki “Mebusan-ı Kirama Açık Mektup” yazısıyla endişelerini dile getirir. Ona göre öyle bir ortamın içindedirler ki şartlar gereği seçim yapılamaz ve bu yönde karar da alınamaz. Aynı yıl “Meşrutiyet ve Cumhuriyet” makalesinde Gazi Paşa ve arkadaşlarının siyaset planlarını, yeni rejimin halifesiz Cumhuriyet mi, halifeli Meşrutiyet mi olması gerektiğini ele alıp inceler. Onlara acele karar vermeyip ilim adamlarının fikirlerine başvurmasını tavsiye eder.
29 Ekim’de Cumhuriyet’in ilânı ve Mustafa Kemal’in reis-i cumhur seçilmesi kafaları iyice karıştırır. Devlet başkanı belliyse halifenin durumu nedir? Abdülmecid Efendi’nin istifa edeceği şayiaları yayılınca Fikri Bey kaleme sarılır. 10 Kasım 1923 tarihli Tanin’deki “Huzur-ı Hazret-i Hilafetpenâhiye Açık Ariza” metniyle makam sahibinin hiçbir şart altında istifa etmemesi gerektiğini söyler. Aynı gazetenin başyazarı Hüseyin Cahit Bey, 2 Aralık’taki “Hilafet’in Vaziyeti” makalesiyle mevzuyu alevlendirir. İngiltere ve Fransa da konuyla ilgilenmektedir. İlki makamı, Hicaz Emirliği’ne, ikincisi Fas Krallığı’na devretme peşindedir. Hindistan’daki Şii İsmailiye Mezhebi’nin lideri Ağa Han ile Emir Ali dahi Başvekil İsmet Paşa ve Gazi’ye hitaben gönderdikleri mektupta hilafetin kaldırılmamasını talep eder. Tabii metinler muhataplarına ulaşmadan Tanin, İkdam ve Tevhid-i Efkâr gazetelerinde yayımlanır. Zaten Ankara’nın Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na eklenen rejim değişikliği teklifinin cezalandırılması hükmü uyarınca bir İstiklâl Mahkemesi toplama niyeti vardır, gelişmeler projeyi hızlandırır. 8 Aralık’taki Meclis içtimasında mahkeme üyeleri belirlenir. Heyet ertesi gün eski başkente seyrederken İstanbul’da ise gelen emirler üzerine tutuklamalar başlar. İlk İkdamcı Ahmet Cevdet, Tevhid-i Efkârcı Velid Ebüzziya ve Taninci Hüseyin Cahit Bey tevkif edilir. 11’inde de Baro Başkanı Lütfi Fikri savcılık talimatıyla sorguya çağrılır. İfadesi alınıp serbest bırakılır ancak ertesi gün tekrar gözaltına alınır. 15 Aralık’ta tutuklanır ve cezaevine konulur. Ortaköy Feriye Sarayı’ndaki İstiklâl Mahkemesi karşısına 19’unda çıkar. Savcı Vasfı Bey 20’sinde iddianameyi okur. 24’ünde savunma avukatları ve Lütfi Fikri müdafaalarını verir. Yargılama 27 Aralık’ta 5 yıl muvakkat kürek cezasıyla biter. Amcazâdesi Halis Turgut Bey, Sivas Mebusu’dur ve resmî girişimde bulunursa cezasının affına dair teminat verir. Suçsuzluğuna inandığından teklife yanaşmaz. Çıkartılan özel bir kanunla 14 Şubat 1924’te affedilince tahliye edilir. Altı ay geçince de İstanbul Barosu başkanlığına seçilir. Terakkiperver Fırka kurulunca yanlarında yer alır. 1925’te muhalif ve gizli “Tarikât-ı Salâhiye”cilerle Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanır. Sıkıntılı muhakeme beraatle neticelense de gücünü kaybeder. Siyaseti bırakıp avukatlıkla ilgilenir. Rahatsızlanınca Paris’e tedaviye gider. Ekim 1934’teyse bağırsak kanserinden vefat eder. Vasiyeti İstanbul’da defnedilmektir. Şartlar elvermeyince Fransa’da toprağa verilir. Mezarının İstanbul Merkez Efendi Mezarlığı’na nakli 2 Ekim 1952’de gerçekleşince ebedi uykusunu vatanında sürdürme imkânına kavuşur.

Kod:
Değerli ziyaretçimiz lütfen, içeriği görüntüleyebilmek için Giriş yap veya Kayıt ol anlayışınız için teşekkürler.
 
En Çok Görüntülenen Konular
  • Büyük Doğu Dergisi
  • Abdülhak Hâmid Tarhan
  • Enis Behiç Koryürek
  • Kılıçzâde Hakkı
  • Mehmet Kaplan
  • Aynı Kategoriden Son Konular
  • Miskîn ed-Dârimî
  • Mis'ar b. Mühelhil
  • Mîr Muhammed Takı
  • Mihyar ed-Deylemi
  • Real history

    Usta Üye
    Üye
    Katılım
    13 Mart 2009
    Mesajlar
    115
    Tepkime puanı
    40
    Puanları
    28

    İtibar:

    yani verilmek istenen mesaj şu:nerde bir nurcu hele de padişahçı varsa onu destekleyip koruyacaksınız.yani artık zaman nurcuların vede padişahçıların çağı.bir de çıkıp orda burda demokrasiye komplo diyip diyip duruyorsunuz sonrada comhuriyete karlı adamları demokrasi kahramanı yapıyorsunuz.Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.
    benim vermek istediğim mesaj:bir insana laik ,nurcu,padişahçı diye değil meziyetli olduğu için ödül verilmelidir.Dün onların zamamı idid şimdi bizim zamanımız diyip daha düne kadar beğenmeiğiniz insanlar gibi olursunuz.Trt daha düne kadar chp nin çiftliği olarak görülüyordu günümüzde ise akp nin ve nurcuların çiftliği haline gelmiş.her ikide yanlış al birini vur ötekine
     

    Yorgun

    Veziri Azam
    Yönetici
    Vezir-i Azam
    Katılım
    13 Mart 2009
    Mesajlar
    14,366
    Tepkime puanı
    17,670
    Puanları
    113
    Web sitesi
    www.tarihsinifi.com

    İtibar:

    yani verilmek istenen mesaj şu:nerde bir nurcu hele de padişahçı varsa onu destekleyip koruyacaksınız.yani artık zaman nurcuların vede padişahçıların çağı.bir de çıkıp orda burda demokrasiye komplo diyip diyip duruyorsunuz sonrada comhuriyete karlı adamları demokrasi kahramanı yapıyorsunuz.Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu.
    benim vermek istediğim mesaj:bir insana laik ,nurcu,padişahçı diye değil meziyetli olduğu için ödül verilmelidir.Dün onların zamamı idid şimdi bizim zamanımız diyip daha düne kadar beğenmeiğiniz insanlar gibi olursunuz.Trt daha düne kadar chp nin çiftliği olarak görülüyordu günümüzde ise akp nin ve nurcuların çiftliği haline gelmiş.her ikide yanlış al birini vur ötekine
    konuyla bağlantısı ?
     
    Üst Alt