• İletilerinizde "teşekkür" ifadeleri yasaktır. Lütfen teşekkür ederim ... vb ifadeler kullanmayınız.Teşekkür etmek istiyorsanız ilgili iletinin altında yer alan "beğen"ebilirsiniz.

İki Feryat

#1
BİR yanda Karabağ, bir yanda Kerkük... Feryatlar yükseliyor ikisinden de. Onlarca yıl önce açılan yaralar hala kanıyor. Yüreklerde acı, yanaklarda gözyaşı ve yıllardır süren derin bir hüzün... Dillerden acı sözler dökülüyor; ağıtlara dönüşmüş her biri...

İKİ FERYAT

YAZI DİZİSİ- 1. BÖLÜM

Karabağ ile Kerkük'ün feryadı!

Milli davalarda hicran yarası

Karabağ'da Rus; Türkmeneli'nde ABD ve İngiliz oyunu!

Azeriler ve Türkmenler, Türkiye'ye sesleniyor:

"Et, tırnaktan ayrılır mı?"


Bir yanda Karabağ, bir yanda Kerkük...

Feryatlar yükseliyor ikisinden de. Onlarca yıl önce açılan yaralar hala kanıyor. Yüreklerde acı, yanaklarda gözyaşı ve yıllardır süren derin bir hüzün... Dillerden acı sözler dökülüyor; ağıtlara dönüşmüş her biri...

Ezizim Garabağ'lı
Umudum gara bağlı;
Gökçe kimi meni de
Goyurlar gara bağlı.


Azerbaycan Türkleri, hem yitip gidenlerin yasını tutuyor, hem de yar Karabağ'a kavuşacağı günü bekliyor hala...

Biraz güneye inince başka bir dram çıkıyor insanların karşısına. Yıllarca zulümlere direnen, katliamlara göğüs geren Irak Türkmenleri, yine baskıyla karşı karşıya. "Türkmen kenti Kerkük"ü sahiplenmeye çalışıyor birileri... Aynı ağıtlar Kerkük için yükseliyor bu kez:

Kerkük'üm hasta Kerkük
Şerbeti tasta Kerkük
Alem keyifte, sefada
Sen kaldın yasta Kerkük...


Hepsi de, dünya politikalarını yönlendirmeye soyunan Türkiye'den, gözlerini ve gönüllerini kendilerine çevirmesini bekliyor. Biri "Karabağ'da işgal bitmeden sınırı açmayın" diyor, diğeri "Kerkük'ü ve Türkmenleri yalnız bırakmayın..."

Tercüman, "iki feryat"a kulak veriyor ve krizlerin, çözüm arayışlarının, tartışmaların gölgesinde iki dosyayı aralıyor...

SÖYLEM AYNI, POLİTİKA FARKLI!

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül:

"Azerileri üzecek bir adım atmayız. Karabağ sorunu çözülmeden olmaz."

TBMM Başkanı Köksal Toptan:

"1 milyon Karabağlı yerlerinden edilecek, biz Ermenistan Sınır Kapısını açacağız; böyle bir şey olmaz!"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan:

"Karabağ sorunu çözülmeden Ermenistan ile nihai bir sözleşme imzalayamayız."

CHP Lideri Deniz Baykal:

"Sınır, Karabağ'ın işgali nedeniyle kapatılmıştır. Ancak o neden ortadan kalkınca açılır."

MHP Lideri Devlet Bahçeli:

"İşgal altında tutulan Dağlık Karabağ bölgesi Azerbaycan'a iade edilmedikçe, sınırı açmaya kimsenin gücü yetmez."

Sınır meselesinde söylemler bu kadar net ve benzer aslında. Peki, bunca tartışma ve hatta küslüğe yol açan sebep ne?

"ARKA BAHÇE" MÜCADELESİ

Aslında sorunun temeli, ikili ilişkilerden ziyade, küresel güçlerin Kafkaslar'daki satranç oyununa benzeyen büyük mücadelelerine dayanıyor.

ABD Başkanı Obama'nın, TBMM'de, "Açılan sınırlar Türk ve Ermeni halklarının daha barışçıl bir geleceğe adım atmalarını sağlayacaktır" demesi bunun kanıtı. AB raporlarında sürekli konuya atıf yapması da... 200 yıl önce Rusya'nın bölgeye açılması ve attığı adımlar da, yüzyıllara dayanan Karabağ ve Kafkasya meselesinin özeti gibidir.

ÇAR'A KARABAĞ RAPORU

Çarlık Rusyası Generali Sisyanov, 22 Mayıs 1805'te Çar'a dikkat çekici bir rapor gönderir. O raporda şu cümle yazılıdır:

"Karabağ, coğrafya bakımından Anadolu'nun, İran'ın ve Azerbaycan'ın kapısı sayılır..."

İşte o kapıya sahip olma çabası, sadece bölge ülkelerinin değil, dünyanın süper güçlerinin de hedefi yüzyıllardır. Çünkü o kapıya sahip olan, İpek Yolu'nu da, enerji yolunu da, bölgeyi de kontrol altında tutabilecek, "arka bahçe"sini denetleyebilecektir. Taktik ise işgaller, katliamlar ve nüfus oyunları oldu. Tabii bir de verilen mesajlara karşın, kapalı kapılar ardındaki görüşmelerle yaratılan "şüphe!..."

Baskının, mezalimin kökleri yüzyıllar öncesine dayansa da, son yara çeyrek asır önce açıldı Karabağ'da. En derini ve en acıyanı da bu oldu.

SÖZ BİTTİ, SİLAHLAR KONUŞTU!

Karabağ'da işgalin ayak sesleri, SSCB Devlet Başkanı Mihail Gorbaçov'un Mart 1985'te iktidara gelmesiyle arttı. Gorbaçov'un "Prestroika" denilen yenilen yapılanma ve "Glastnost" olarak vurguladığı açıklıktan cesaret alan Ermeniler, Karabağ'ın "Dağlık Karabağ" bölgesini Ermenistan'a bağlamak için harekete geçti.

Fitilin ateşlendiği nokta da 18 Kasım 1987'de Gorbaçov'un Başdanışmanı Aganbekyan'ın "Dağlık Karabağ Ermenilerindir" sözleri oldu. Azerilere saldırılar hızla arttı. Azerbaycan'da da "Ermeniler dışarı" sloganlarıyla mahalleler kuşatılıyordu. On binlerce insan, kitleler halinde evlerini terk etti.

Çatışmalar sırasında Sovyet birlikleri, Ermenileri koruma bahanesiyle Bakü'ye girdi. 20 Ocak 1990 "kara gün"e döndü. Çok sayıda Azeri öldü, önde gelen isimler tutuklandı. Yaşananlar, "Hocalı katliamı"nın habercisi gibiydi...

ZAMAN TÜNELİ...

Kafkasların şımarık çocuğu Ermenistan!

Karabağ, 3. Murat döneminde Osmanlı yönetimindeydi. Bir süre Safeviler'e geçti, bir süre de "Karabağ Hanlığı" kuruldu.

Çarlık Rusyası'nın bölgeye açılması dengeleri değiştirdi. 1826'daki işgalin ardından yüz binlerce Ermeni, buraya yerleştirildi. Rusya ile İran arasındaki Türkmençay Anlaşması bu süreci körükledi.

Zamanla Ermeniler ile Türkler arasında çatışmalar çıktı. 1917'de Çarlık Rusyası'nın yıkılmasıyla Ermeniler Karabağ'da büyük isyanlar çıkarıp, Türklerin ev ve işyerlerine saldırdı. Katliam, Türk Ordusu girinceye kadar sürdü.

28 Mayıs 1918'de Mehmet Emin Resulzade'nin liderliğinde Azerbaycan kuruldu. Ancak Kızılordu işgaliyle Azerbaycan Sovyetler'e bağlandı. Karabağ da 1923'te Azerbaycan sınırlarına dahil edildi. Ermenilerin, bölgedeki Türklere karşı müdahaleleri, o günlerden bugünlere kadar uzandı.


Karabağ ve Dağlık Karabağ neresidir?

Karabağ, Azerbaycan'daki Kür ve Aras ırmakları ile halen Ermenistan içinde bulunan Gökçe Gölü arasındaki dağlık bölge ve bu bölgeye bağlı ovalardan oluşuyor. Karabağ ile Dağlık Karabağ aynı bölge için kullanılmıyor. 18 bin kilometrekarelik Karabağ'ın sadece 4 bin 392 kilometrekarelik kısmı Dağlık Karabağ'dır. Halen Ermeni işgali altında olan yer de işte burası ve ona yakın ovalardaki bazı şehirlerdir.

YARIN: Hocalı'da insanlık ağladı. İsa Kamber anlatıyor...

*****

TÜRKMENELİ'NDE KERKÜK SANCISI

BU kadar acıyı ve zulmü tarihte çok az millet yaşamıştır. Irak'ın her harcında katkısı olmasına karşın, Türkmenlerin neredeyse her şehri katliamlarla anılıyor.

Bölgenin petrol ve doğal gaz merkezi olması, kentin Ortadoğu'yu yönetecek bir noktada bulunması, Türkmeneli'ni sadece Irak'ta yaşayan grupların değil, dünyanın süper güçlerinin de mücadele alanı haline getirdi. Türkmen diyarı, bugün de baskıların merkezi.

ÖNCE ARAPLAŞTIRMA, ŞİMDİ DE KÜRTLEŞTİRME!

Türk kültürünü Orta Asya'dan Orta Doğu'ya taşıyan Türkmenler, İlhanlılardan Emeviler ve Abbasiler'e, Selçuklulardan Osmanlılara kadar her dönem iz bıraktı.

Osmanlı devrinde Irak'taki medeniyeti büyüten Türkmenler, son yarım asırdır ise Arap ve Kürt milliyetçiliği arasında feryat ediyor.

İngiliz mandasında, 1925'te hazırlanan anayasada Türkmenler dahil hiçbir etnik gruptan söz edilmiyordu. Ancak bu Anayasa'nın Türkçe, Arapça ve Kürtçe basılması Türkmen varlığının ispatıydı. Irak, bağımsız olunca, Milletler Cemiyeti'ne verdiği beyannamede de, Türkmenlerin haklarının korunacağı, Türkçe eğitim yapılacağı, Türkmen bölgelerine Türkmen memurların atanacağı belirtiliyordu.

Türkmenler için asıl sıkıntı 1958'de Cumhuriyetin ilanı ve yeni Anayasa ile başladı. Irak'ın bir Arap anavatanı olduğunun vurgulandığı Anayasa'da, Kürtlere özel atıf yapılırken, Türkmenlerden söz bile edilmemişti.

Irak Türkleri, 14 Temmuz 1959'da büyük bir katliama maruz kaldı. Cumhuriyetin birinci yıldönümünü kutlayan bir çok insan 3 gün 3 gece katledildi.

24 Ocak 1970'te bir kanunla ilkokulda Türkçe eğitim izni verilmesine karşın, bir yıl sonra o da yasaklandı.

Türkmenlerin en kötü dönemi, Baas iktidarı devri oldu.

"KERKÜK"E, "AL TAMİM" DEDİLER!

Saddam Hüseyin devrinde Türkmenler zulümle Araplaştırılmak istendi. Türkçe konuşmak yasaklandı, Türkmen bölgelerinin adı değişti...

29 Ocak 1976'da Devrim Komuta Konseyi, Kerkük'ün adını "Al-Tamim" yaparken, Tuzhurmatu'yu da Saddam'ın memleketi Tikrit'e bağladi.

Özellikle 1980 sonrası baskılar iyice arttı. Onlarca Türkmen yerleşim birimi yıkıldı. 1981'te Türkmenlerden büyük kısmı tehcir edilirken, araziler üç yıl sonra alınan kararla Araplara dağıtıldı. Bir süre sonra Kerkük'te Türkmenlerin gayrımenkul almaları bile yasaklandı.

BUSH, SADDAM'I ARATMADI!

Katliamlar, baskılar birbirini izledi...

2003'te ABD liderliğinde gerçekleştirilen operasyonu bazıları "Saddam'dan kurtuluş" olarak görüyordu. Ancak "Araplaştırma" politikasının yerini bu kez "Kürtleştirme" aldı. Daha işgalin başlangıcında Tapu Dairesi ve arşivler talan edildi. ABD askerleri Tel Afer'den Tuzhurmatu'ya kadar birçok yerde Türkmenlere saldırdı. Bugün Irak'ta görmezden gelinmeye çalışılan Türkmenlerin öz yurtları Kerkük bile Kürt gruplara bağlanmaya çalışılıyor.

ZAMAN TÜNELİ...

Atatürk'ün Kerkük-Musul hassasiyeti

Türkiye için Türkmeneli bölgesinin önemi büyüktü. Ancak Musul ve Kerkük'le ilgili sorun, Lozan'da bir türlü çözülemedi.

Konu, Lozan'ın ardından, önce Milletler Cemiyeti, ardından da İngiltere-Türkiye görüşmelerinin gündemi oldu. Atatürk, o dönem diplomatik temaslarında şu noktanın altını çiziyordu:

"Hudud-u millimiz İskenderun'un cenubundan geçer, şarka doğru uzanarak Musul'u Süleymaniye'yi Kerkük'ü ihtiva eder. İşte hudud-u millimiz budur."

TBMM'de 27 Şubat 1923'te gizli bir oturum yapıldı. Oturumda bazı milletvekilleri "Güç kullanarak Musul'u alalım" dediler. Atatürk ise şu noktanın altını çizdi:

"'Musul meselesini bugün halledeceğiz, ordumuzu yürüteceğiz, bugün alacağız' dersek, bu mümkündür. Musul'u gayet kolaylıkla alabiliriz. Fakat Musul'u almayı müteakip muharebenin hemen sona ereceğinden emin olamayız. Şüphesiz orada bir harp cephesi açacağız."

Bir süre sonra Şeyh Sait Ayaklanması çıkması, zorunlu olarak diplomasiyi ön plana çıkardı. İngiltere ile "Ankara Anlaşması" yapıldı. Musul-Kerkük, Irak'a bırakıldı. Karşılığında, bölgedeki petrol gerilinin yüzde 10'u, 25 yıl süreyle Türkiye'ye verilecekti. Türkiye, anlaşmadaki hakkından daha sonra 500 bin Sterlin karşılığında feragat ettiyse de, bu paranın bir kısmı alınamadı.

Türkmeneli neresidir?

Irak'ta Türkmenlerin yaşadığı bölge; kuzeybatıdan, güneydoğuya doğru uzanan bir şerit içinde yer alıyor. Irak'ın kuzeybatısındaki Tel Afer'den, güneydoğusundaki Mendeli'ye kadar olan yöreyi kapıyor. Türkmenlerin yoğunlukta olduğu 5 vilayet; Musul, Kerkük, Erbil, Selahaddin ve Diyala'dır. Türkmeneli, Kürtler ile Araplar arasında bir tampon bölge gibidir.

YARIN: ITC Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı, Kerkük'te katliamdan nasıl kurtuldu?

Hazırlayan: Hakkı KURBAN

Tercüman
 
#2
Batının görmediği katliamlar: Hocalı ve Kerkük

İKİ FERYAT

YAZI DİZİSİ - 2. BÖLÜM

Batının görmediği katliamlar: Hocalı ve Kerkük

İsa Kamber: "Amaçları Kafkasları Türklerden temizlemekti"

TÜRKİYE'NİN haritada yerini bile bilmeyen parlamenterler, sözde Ermeni soykırımı iddialarını parlamentolarından geçirirken, daha çeyrek asır önce Türklere yapılan katliamlar karşısında adeta kör olup, sağır kaldılar. Oysa, başta Hocalı ve Kerkük'te yaşananlar olmak üzere sayısız olayda, çok sayıda insan işkenceler sonucu yaşamını yitirdi. Katliamların canlı tanıklarının anlattıkları ise yaşanan dramın kanıtı.


Karabağ'da Rus destekli etnik temizlik!

1992 yılıydı. 25 Şubat'ı, 26'ya bağlayan gece Ermeniler Hocalı'ya girdi. 3 bin Azeri Türkünün yaşadığı kentin dört bir yanından çığlıklar ve feryatlar yükseldi. Gecenin ilk saatlerinde sekiz aile bütün fertleriyle katledilmişti. Evler birer birer ateşe verilirken, genç yaşlı demeden insanlar işkencelere tabi tutuldu. Vahşetin görüntüleri, ihtiyar kadın ve erkeklerin yüzlerinin jiletlerle doğrandığını, genç kadınların göğüslerinin kesildiğini, bebeklerin kafa derilerinin bile yüzüldüğünü gösteriyordu. Resmi rakamlar, Hocalı'da 613 kişinin katledildiğini bildirse de, toplam sayının bin 300 kişiyi bulduğu öne sürülüyor.

Orman boyunca dizili cesetler

Hocalı ile Agdam arasındaki 12 km'lik orman boyunca dizili cesetleri ve yola düşen insanları görenler dramı canlı şahit oldu. Ermeni kurşunlarından kaçanlar, kar ve tipi altında dağları aşarak Agdam'a geldiklerinde durumları perişandı.

Katliamın duyulmasıyla, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ayaz Muttalibov adeta muhaliflerin hışmına uğramıştı. O dönem Milletvekili olan ve Parlamento Dış İlişkiler Komisyonu Başkanlığı yapan bugünün Musavat Partisi Genel Başkanı İsa Kamber de yaşananların en yakın tanıklarından biriydi.

"Rusların 366. Alayı Ermenileri destekledi"

Ermenileri cesaretlendirenin, Han kentinde konuşlanan Rusların 366. Alayı olduğunu iddia eden Kamber, yaşananları Tercüman'a anlatırken, "Bu savaş değil, katliamdı" diyor. Kamber, "Ermeniler 1915'i soykırım olarak nitelendirirler ama gerçek soykırım Hocalı'da oldu. Ermeniler, Dağlık Karabağ ve Karabağ'da etnik temizliğe girişmişti. Benim babam Karabağ doğumluydu, eşimin annesi de Erivan'lıydı. Ancak bugün oralarda Türk bırakmadılar" ifadesini kullanıyor.

"Büyük şok yaşadık!"

Olayların olduğu günlerde kendilerinin Belçika ve Almanya'da temaslarda bulunduklarını anlatan Kamber, ilk bilgiler geldiğinde vahşetin boyutlarının ortaya çıktığını belirtiyor ve süreci şöyle anlatıyor:

"Olayla sarsıldık. Oysa 20 gün önce parlamentoda durumu görüşmüş ve Cumhurbaşkanı Ayaz Muttalibov'u uyarmıştık. O da gerekeni yapacağını söylemişti. Ancak Hocalı'da ne kadın ve çocuklar kent dışına çıkarılmıştı ne de güvenlik önlemi alınmıştı. Hocalı'daki görüntüler gelince yüzlerce insanın boğazının, kulağının kesildiği görülüyordu. Biz hemen Halk Cephesi olarak Agdam'a gittik. Halk da daha fazla dayanamamış ve parlamentoyu kuşatarak Muttalibov'un istifasını istemişti. O da istifa etmek zorunda kaldı. Olayların ardından sağ kalanlarla konuşmak ve yaşananları duymak çok sarsıcıydı."

"Amaçları, Kafkasları Türklerden temizlemekti!"

Elçibey'in Haziran 1992'de iktidara gelmesiyle tablonun değişmeye başladığını belirten Kamber, o dönem artık Yüksek Meclis Başkanı'dır. Karabağ'da işgal edilen yerlerin yüzde 60'ının Halk Cephesinin çabalarıyla kurtarıldığını anlatan Kamber, 1993 yılında Elçibey'in görevden ayrılmasıyla sonuçlanan darbenin ise tekrar sorunları büyüttüğünü iddia ediyor. Mayıs 1994'te ateşkes imzalandığında Azerbaycan topraklarının yüzde 20'si işgal altında kalmıştı.

Dağlık Karabağ'ın, çok stratejik bir nokta olduğunu vurgulayan Kamber, "Stalin döneminde Ruslar, Kafkaslardan Türkleri temizleme çalışması başlatmıştı. Yüz binlerce Türk Sibirya'ya ve Azerbaycan'a sürüldü. Yani bu işgal, Kafkaslar'ın Türklerden temizlenmesi stratejisidir" iddiasında bulunuyor.

"Ermenistan iddialarından vazgeçmedi ki, sınır açılsın!"

Türkiye'nin, işgal ve katliamlar üzerine Nisan 1993'te Ermenistan sınırını kapattığını anımsatan Kamber, şu tespitleri yapıyor:

"Sınırı kapatma ve Ermenistan'la diplomatik ilişkileri durdurma politikasının bir ideolojisi vardı. Türkiye, Ermenilere şu şartları sıralamıştı:

- Karabağ'dan çekilin.
- Sözde soykırım iddialarından geri durun.
- Türkiye toprakları üzerindeki iddialarınızdan geri durun.
- Terör örgütüyle ilişkinizi kesin

16 yıldır bu süreç devam ediyor. Ermenistan, bugüne kadar hiçbir konuda geri adım atmadı hatta ileri gitti. Eminim, Karabağ sorunu çözülmeden Türkiye sınırını açmayacaktır. Türkiye'ye güveniyorum."

Bugün oralarda Türk kalmadı!

Karabağ'da yaşanan katliamlar öncesinde Anadolu ve Kafkasya'da bulunan Türkler, sık sık Ermeni çetelerinin saldırılarına maruz kaldı. 1920'lerde Nahçıvan'dan, bugün Ermenistan'ın başkenti olan Erivan yakınlarındaki Gence, Hacaparak, Uluhanlı, Hacıbayram, Haberbegli gibi Türk köylerine kadar birçok yer baskınlarla karşılaştı. Sovyetler döneminde Moskova'nın etkisiyle bu olaylar sürdü.

Ermeni çetelerin kurduğu ASALA da, 1974-1985 arasında 45 Türk diplomatını ve ailelerini şehit etmişti.

Mehmet Emin Resulzade kimdir?

Azerbaycan'ın ilk Devlet Başkanı... 31 Ocak 1884'te Bakü'de doğdu. Gazeteci ve Yazarlık yaptı. Birçok yayın organının kurucusuydu. Müsavat Partisi'nin de ilk lideri oldu. Çarlık Rusyası'nın yıkılmasının ardından 1918'de Azerbaycan'ın bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Milli Konseyi'nin Başkanı olan Resulzade, ülkesi 1920'de Kızılordu'nun işgaline uğrayınca hapse girdi. 1922'de göçmenlik dönemi başlayan Resulzade, Türkiye, Polonya ve Almanya'da Azerbaycan'ın istiklali uğruna mücadelesini ömrü boyunca sürdürdü. Atatürk'le de yakın diyaloğu olan Resulzade, 6 Mart 1955'te Ankara'da öldü.

****

Ahmet Muratlı, 1959 katliamını anlattı:

"Tek tek katledilenlerin ismi gelirdi!"
"Ata Hayrullah'ın şehadetini öğrenince yıkıldık!"
"Suçumuz Türk olmak mı?"


1920'DE Irak'ın Osmanlı'dan kopup İngiliz denetimine geçmesiyle, Türkmenler için zor bir dönem başlamıştı. İngiliz mandasındaki idareden krallığa; krallıktan cumhuriyete; cumhuriyetten Baas yönetimi ve Saddam'ın diktatörlüğüne ve bugün ABD güdümündeki yönetime kadar her dönem Türkmenler yok edilmek istendi. Bunun nedeni, hem Kerkük, Musul gibi Türkmen kentlerinin değeri hem de bazı grupların planlarına karşı Türkmenlerin dik duruşu ve Türkiye ile bağları oldu.

14-16 Temmuz 1959 tarihleri arasındaki Kerkük katliamı ise tarih sayfalarına en acı vakalardan biri olarak geçti. Irak'ta Cumhuriyetin ilanının birinci yıl dönümünde coşku yaşayan Türkmenlere şenlikler zehir olur. Kutlamalar sırasında başlayan katliam, 3 gün 3 gece sürer. Kadın-erkek, genç-ihtiyar yüzlerce kişi boğazlanır, iplerle caddelerde sürüklenerek katledilir... Sokağa çıkma yasağı nedeniyle evlerine kapanan çok sayıda Türkmen ve liderleri, evlerinden alınarak meydanlarda katledilmiştir.

7 yaşında katliam tanığı oldu!

Bugün Irak Türkmen Cephesi (ITC) Türkiye Temsilcisi olan Ahmet Muratlı, o katliamın canlı tanıklarından biri. Muratlı, olayları şöyle anlatıyor:

"7 yaşındaydım. Cumhuriyet'in yıl dönümünü kutluyorduk. Birden "Çatışma çıktı" dediler. Öğretmen olan babam Adil Taha hemen bizleri topladı. Dört kardeştik. Hemen topluca dedemlere gittik. Bizi evin altında karanlık bir yerde tuttular. Birileri evin kapısına geldi. Babamın o günkü sözleri hala aklımda; 'Biz dört şehit düşeriz' dedi. Üç gün üç gece karanlıkta bekledik. Haberler geliyordu. Liderimiz Ata Hayrullah'ın şehit edildiğini o zaman öğrendik. İnsanları hunharca katletmişlerdi. Anılarını hala düşünmek istemiyorum..."

Suçumuz Türk olmak mı?

"Suçumuz neydi o bölgede? Türk olmak mı? Biz herkesle barış içinde yaşadık ama mezalimlerle karşılaştık" diyen Muratlı, bugün de insanların her an bir katliamla karşı karşıya kalma endişesi taşıdığını vurguluyor. Muratlı, "Bize karşı sürekli bir silme ve sindirme politikası var. Gaspettikleri haklarımızı vermek gibi bir niyet yok. Ancak biz mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz" ifadesini kullanıyor.

Ulusal Meclis tarafından Kerkük'teki yetkilerin; yüzde 32 Türkmen, yüzde 32 Arap, yüzde 32 Kürt ve yüzde 4 diğerlerine verilmesi konusunda karar alındığını hatırlatan Muratlı, "Buna aykırı davranılıyor. Peşmerge milis güçleri Kerkük'te terör ve baskı estiriyor. Yüzde 32'lik oranı şehir geneliyle değil, her kurumda elde etmek istiyorlar" diyor.

"Türkiye bizi yalnız bırakmasın!"

Irak'taki etnik ve mezhebi çatışmaların Türkiye'yi de olumsuz etkilediğini hatırlatan Muratlı, "Türkiye'nin Türkmenleri yalnız bırakmamasını ve bugüne kadar olan desteğini sürdürmesini istiyoruz. Herkes, Türkiye'nin gücünün, bölgedeki huzurun güvencesi olacağı kanaatinde. Bu yıl Kerkük'te sayım ve seçim var. Endişemiz; Kuzey Yönetiminin bu hengamede bir oldu bitti çabasına girişmesi. Bunları ne Türkmenlerin ne Arapların kabulleneceğini hiç kimse düşünmemeli" dedi.


Her yönetim Türkmenleri yok etmek istedi!

KERKÜK'TE ilk büyük katliam 1924'te Asurilerden oluşan Livi Ordusu tarafından yapıldı. 4 Mart'ta, Büyük Pazar'da çıkan kavganın ardından halka rast gele ateş açıldı. 200 civarında Kerküklü şehit oldu ve yaralandı. Dükkanlar yağmalanarak ateşe verildi.

14-16 Temmuz 1959'daki Kerkük katliamı üç gün üç gece sürdü. Yüzlerce kişi katledildi.

31 Ağustos 1996'da Erbil'de Türkmen okullarına ve kültür merkezlerine saldırıldı. 34 Türkmen hayatını kaybetti.

1946'da Kerkük'teki Gâvurbağı Katliamı, 1979'da Birinci Tazehurmatu Katliamı, 1980'de dört Türkmen liderinin idamı, 1991'de İkinci Tazehurmatu Katliamı, 1991'de Altunköprü Katliamı Türkmenlerin yüreğini yaktı.

ABD işgalinin ardından da özellikle Tel Afer ve Tuzhurmatu'da yaşanan katliamlar, tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşti.


Ata Hayrullah'ı katlettiler!

1959'DAKİ Kerkük katliamında şehit edilenlerden biri de Türkmen lider Ata Hayrullah'tı. Anlatılanlara göre; 14 Temmuz 1959 gecesi, sokağa çıkma yasağı nedeniyle evinde ailesiyle gelişmeleri izleyen Ata Hayrullah, "Seni kumandan görmek istiyor" bahanesiyle alınarak kentin meydanına götürüldü. Kışlanın önünde bir ağaca bağlanan Ata Hayrullah'ın etlerini diri diri kesen caniler, ağır hakaretlerle Türkmen Lideri katlettiler. Zulme şahit olan Ata Hayrullah'ın kardeşi Yarbay Doktor İhsan Hayrullah da, o gece şehit olan Türkmenler arasındaydı.

Kerkük'e sokulan kamyonlar dolusu militan ve yağmacı, kentin tüm çarşılarını yağmaladı. Üç günlük sokağa çıkma yasağı sırasında aralarında Kasım Neftçi, Selahattin ve Mehmet Avcı kardeşler, Cahit Fahrettin, Abdullah Bayatlı gibi Türkmenlerin önde gelen isimlerinin de olduğu yüzlerce insan katledildi.

Hakkı KURBAN / ANKARA

Tercüman
 
#3
Sadun Köprülü, Irak'taki işkenceleri anlatıyor:

Sadun Köprülü, Irak'taki işkenceleri anlatıyor:

"10 yaşındaydım; tavana astılar, işkence yaptılar!"

"Suçumuz 'Yaşasın Türkiye' demekti"

IRAK Türkmenleri ve Azerbaycan Türkleri, kendi yurtlarında katliamlara maruz kalırken, inanılmaz işkencelerle de karşılaştılar. Öyle ki, gözü dönmüş caniler ne çocuk dinledi ne de ihtiyar. İşkencelerin nedeni ise aynıydı; "Türk düşmanlığı"...


Araştırmacı- Yazar Sadun Köprülü, Türkmenlerin aydın isimlerinden biri... Ancak bugüne gelinceye kadar sayısız işkenceye maruz kalmış. Tavana asılıp kırbaçlanmış, elektrik verilmiş, tırnakları sökülmüş. "Her şeyi yaptılar ama kalbimdeki Türk ve Türkiye sevgisini söküp atamadılar" diyor. Köprülü'nün anlattıkları, insanın tüylerini diken diken edecek cinsten...

"10 yaşında tavana astılar ve..."

Yıl: 1967...

Yer: Kerkük...

Dönemin Türkiye Başbakanı Süleyman Demirel, Irak gezisi sırasında kente de gider. Büyük bir coşku vardır. Herkes, eski bir Kerkük türküsünü söylemektedir; "Ağam Süleyman/ Paşam Süleyman/ Evleri köprü dibinde/ Boyuva(boyuna) hayran...' diye.

O zaman 10 yaşında olan Sadun Köprülü de, annesi, babası ve 2 yaşındaki kardeşiyle birlikte Türkiye Başbakanı'nı karşılamaya giderler. Annesi dayanamaz, "Hoşgeldin Paşam Kerkük'e. Ne olur bizi kurtarın bu baskıdan" diye bağırır. Hatta, Köprülü'nün kardeşi Ümit'i, Demirel'e uzatarak, "Oğlumu kurban etmeye hazırım. Türkiye'ye hepimiz kurban oluruz" der. Demirel'in de gözleri yaşarır ve anne Şeker Hanım'ı "Bu senin yavrun" diyerek yatıştırmaya çalışır. Sonrasını Sadun Köprülü şöyle anlatıyor:

"Benim de elimde 'Yaşasın Türkiye... Hoş geldiniz Türk şehri Kerkük'e' yazan bir pankart vardı. Irak Gizli Servisi tüm bunları tespit etmiş. Sevincimiz uzun sürmedi. Demirel'in ziyaretinin ardından bize çok kötü davranıldı. Her yerde ölüm, kan kokusu vardı. Aramalar başladı. Bir gün kapımız şiddetli bir şekilde tekmelendi. Kapıyı açar açmaz babamın üzerine saldırdılar. Annem sese koşunca onun da başına vurdular. Taşıdığım pankart ve söylediğimiz türkü yüzünden bana, anne ve babamın karşısında her türlü işkenceyi yaptılar. Evimizde arama yaparak birçok kitap ve eşyayı bir arabaya doldurup, benim de ellerimi ve gözlerimi bağladılar. Bir arabanın içinde döve döve götürdüler. Gözümü açtığımda kendimi çok dar, kapkaranlık ve penceresiz bir odada buldum. Çok sürmeden kapı açıldı. 'Bakalım kim kurtaracak seni elimizden. Her şeyinizi biliyoruz. İdam edileceksiniz' dediler. Ben hiç bir örgütle ve siyasetle ilgim olmadığını söyledim. Tavana asarak vurdular. 8 ay 14 gün gece gündüz soruşturma ve işkenceyle geçti. Daha 10 yaşındaydım."

"Yaşasın Türkiye" dedi hapse girdi

Bununla sınırlı kalmamış Köprülü'nün karşılaştığı işkenceler. 1976'da bu kez Dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk Kerkük'ü ziyaret eder. Yine "Yaşasın Türkiye" sesleri arasında karşılanır Korutürk. Ancak Cumhurbaşkanı oradan ayrılır ayrılmaz, Sadun Köprülü ve arkadaşları yine gözaltına alınır. Bu kez 6 ay işkence görür.

Tüm bunlara karşın Köprülü, Bağdat Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olur. Artık avukattır. Ancak özgürlük günleri uzun sürmez. Yine Kerkük ve Musul'u Türkiye'ye bağlamak için çalışmaktan hapse atılır. Kanıt, Türkiye'ye yaptığı ziyaretler ve görüşmeleridir. Küçük kardeşi Ümit de tutuklanır. Köprülü, "Tam 17 sene Ebu Garip Hapishanesinde tutuldum. Saddam'ın üvey kardeşi Barzan El Tıkriti'nin talimatıyla sürekli türlü işkenceler gördüm. Ayak parmaklarımdaki tırnakları söktüler, elektrik verdiler. 1996'da cezaevinden çıktım ve Türkiye'ye geldim" diyerek o acı günleri anlatıyor.

"Bizim gücümüz de, umudumuz da Türkiye!"

Osmanlı idaresi bittikten sonra Irak'ta Türkmenlerin gün yüzü görmediğini belirten Köprülü, "Saddam döneminde Araplaştırma politikası uygulandı. Arapları Kerkük ve çevresine yerleştirdiler. ABD geldi, bu kez Kürtleri destekleyerek Kürtleştirme politikası uyguladılar. 750 bin Kürt, Kerkük'ün türlü yerlerine yerleştirildi. Aslında Atatürk bir yıl daha yaşamış olsaydı, buralar Türkiye'ye katılırdı. Çünkü dil, kültür ve tarih olarak tamamen Türkiye'den bir parçaydı" diyor.

Bugün de Türkiye'nin Türkmenlere sahip çıkmaya çalıştığını vurgulayan Köprülü, "Eğer Türkiye'nin varlığı olmasaydı, hem Saddam, hem ABD bambaşka katliamlar da yapardı. Bizim gücümüz de, umudumuz da Türkiye. Bizi ayrı koymaya, orada Türkmenleri yok etmeye çalışıyorlar. Türkiye, mutlaka BM ile birlikte sayımda ve seçimlerde gereken rolü üstlenmeli. Musul, Erbil, Kerkük, Diyala gibi yerlerde Türkmenler çoğunluktur. Biz bu topraklarda 6 devlet kurmuşuz. Irak kurulmadan Türkler orada vardı. Bunlar unutulmamalı" ifadesini kullanıyor.


Hedef petrol rezervleri mi?

YÜZYILLARDIR Türkmenlerin yurt bildiği Kerkük ve Musul, dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip. İngilizlerin 20'nci yüzyılın başlarında Irak'a girme nedeninin de petrol yatakları olduğu öne sürülüyor. Dünyadaki petrol rezervlerinin yüzde 10'u Irak'ta bulunuyor. Irak petrollerinin yüzde 40'ı ise Kerkük'te. Kerkük, tek başına dünya petrol rezervlerinin yüzde 7'sine sahip. Irak'taki petrol varlığını II. Abdülhamid de, yaptırdığı geniş kapsamlı bir araştırmayla belgelerken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun da derinde olmasına karşın yoğun bir petrol rezervine sahip olduğunu ortaya çıkarmıştı.

Daha önce İngilizlerin yerleşerek Araplaşmanın önünü açtığı bu topraklara, 21. yüzyıl başında da ABD gelerek Kürtleştirme politikası başlattı. Strateji uzmanları, bu politikada, bölgeyi kontrol etmek kadar, petrol kaynaklarını yönetmenin de amaçlandığını savunuyor.

YARIN:

- Mahmut Kasapoğlu: "Barzani'ye verilenin 10'da biri bize verilsin!"

- Kerkük'te nüfus oyunu!


*****


Tenzile Rüstemhanlı, dede acısını anlattı:

"Dedemi kurşuna dizdiler; gerekçeleri, Türk kızıyla evli olmasıydı"

KAFKASLARDA yaşayan Türkler sayısız işkenceye maruz kaldı. Kimi zaman sürgün edildiler, kimi zaman da katledildiler. "Bize karşı yapılanların nedeni, ne uyumsuz olmamız ne de bulunduğumuz mevkilerdi. Sadece Türk olduğumuz için zulmettiler" sözleri ise bölgedeki derin hesapların gerekçesi.

Tenzile Rüstemhanlı da, bu zulümlerin acısını yaşayan Azerbaycan Türklerinden biri. Azeri-Türk Kadınları Birliği Başkanı olan Rüstemhanlı, dedesini de bu çok acı bir vakayla kaybetmiş. Yapılanları şöyle anlatıyor:

"Babaannem Karslı'ydı. Anneannem de Iğdırlı. Ailem, Kars'a sınır Gümrü'de yaşıyormuş. Bizim bölgemiz daha önce Kars'a bağlıydı. Ancak Ruslarla yapılan anlaşma nedeniyle Gümrü, Türkiye sınırlarından çıktı. Dolayısıyla akrabalarımızın yarısı Türkiye'de, yarısı sınır dışında kaldı. Bir süre sonra, Gümrü ve çevresinde baskılar başlamış. Türklere, çeşitli bahanelerle zulmetmişler. Dedemi de, 'Sen bir Türkiye kızıyla evlisin. Türkiye'nin ajanlığını yapıyorsun' diye 1937 yılında kurşuna dizmişler. Dedem gibi birçok insan ajanlıkla, başka iftiralarla suçlanarak ya şehit edildi ya da Sibirya'lara ve başka yerlere sürgüne gönderildi. Buna rağmen, Azerbaycan Türkleri'nin yüreğinden Türkiye sevgisini yok edemediler. 200 senelik baskıya karşın, Azerbaycan bağımsızlığını kazanır kazanmaz yönümüzü Türkiye'ye döndük. Bugün bizim odalarımızda Mehmet Emin Resulzade, Haydar Aliyev ve Atatürk'ün fotoğrafları, Azerbaycan ve Türkiye bayrakları yan yanadır."

"Rusya'nın yapamadığını ABD ve AB yapıyor!"

Azerbaycan'daki aydınların ve büyük fikir insanlarının yıllarca işkence gördüğünü ve sürgün edildiğini belirten Rüstemhanlı, "Hüseyin Cavit gibi büyük bir ismin kemiklerini Sibirya'da çürüttüler. Niye? Türk sevdalısıydı. Rusya'nın 200 senedir yapamadığını şimdi Avrupa ve ABD üstlendi. Ermeni diasporasının girişimleriyle Türkiye ve Azerbaycan'ın arasını açmaya çalışıyorlar. Ancak başaramayacaklar" diyor.

"Türkiye'nin kaybı Azerbaycan'ın kaybıdır. Biz iki devlet tek milletiz" diyen Rüstemhanlı, şu uyarıları yapıyor:

"Eğer Türkiye, sorunlar aşılmadan Ermenistan sınırını açarsa, en büyük yarayı Azerbaycan alır. Karabağ sorunu çözülmez hale gelir. Bugün Kafkasya'nın en saldırgan devleti Ermenistan'dır. Ermenilerin Gürcistan'dan da, Türkiye'den de, Azerbaycan'dan da toprak talebi var. Bugün Erivan'da bir tek Türk yaşamazken, Azerbaycan'da, Türkiye'de sayısız Ermeni vatandaşımız var. Bu bile birçok şeyin göstergesi. Türkler bu kadar soykırımcı ise neden ilişkileri düzeltmeye, sınırı açmaya çalışıyorlar? Bunlar göz önüne alınmalı."


Sorun Türkiye'nin değil, Ermenistan'ın!

SON dönemdeki temaslar aslında Türkiye'nin ilk iyi niyet girişimleri değil. AB ve ABD, sınırın açılması konusunda Türkiye'ye baskı yapsa da, şu gelişmeler sorunun Erivan yönetiminin tavrından kaynaklandığının kanıtı gibi:

- Türkiye, 1991 yılında Ermenistan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biridir.

- Ermenistan'ın Karadeniz'e kıyısı olmamasına karşın, 1993 yılında Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü'ne 'kurucu üye' sıfatıyla davet edilmesini sağladı.

- Türkiye, enerji sıkıntısı nedeniyle Ermenistan'a uzun süre elektrik sağladı.

- Ermenistan'ın olumsuz tavrına rağmen sınır ticareti de uzun süre devam etti.

Tüm bunlara karşın Ermenistan, Karabağ'ın işgalinden vazgeçmediği gibi, Türkiye'nin Doğu Anadolu illerini "Batı Ermenistan" olarak adlandırmaktan çekinmedi. Sözde soykırımı iddialarını dünya parlamentolarının gündemine taşırken, terör örgütü PKK'ya da bir süre destek verdi.

Hakkı KURBAN / ANKARA


Tercüman
 
#4
Türkmenlerin haykırışı:

"Barzani'ye verilenin 10'da birini bekliyoruz"

"Hiç olmazsa Ovaköy açılsın!"


Gözleri ve gönülleri Türkiye'de Türkmenlerin. Ama sitemleri, ülkeyi yönetenlerin yüreğine ok gibi saplanacak türden. "Sözde" değil, "özde" destek bekliyorlar.

"Madem Habur kapatılmıyor, o zaman Türkmenlerin yaşadığı yerlerden Tel Afer'e giden Ovaköy Sınır Kapısı da açılsın" diyorlar.

"Barzani'ye sağlanan katkının sadece onda birini bekliyoruz" mesajı veriyorlar.

"Peşmergeler Türkiye'nin güvenliğini tehdit ederken, biz güvencesiyiz" ifadesini kullanıyorlar.

Türkmeneli'nde feryada dönüşen bu sözler artık Ankara'dan dillendiriliyor.

Türkmeneli Kültür ve Yardımlaşma Derneği Ankara Şube Başkanı Mahmut Kasapoğlu, Irak'ın kuzeyinde yaşadıkları sıkıntıları anlatıyor önce. "Atatürk'ten sonra Irak Türkleri'ne yönelik ilgi ve destek giderek azaldı. Hatta son yarım asırdır politika, fazla ilgilenmeme üzerine kurulu" derken, yapılan stratejik hataları şöyle sıralıyor:

Kerkük düşerse, Güneydoğu tehlikeye girer!

"ABD niye bugün Ortadoğu'da? Washington'u oradan koruyor! İngilizlerin Basra'da ne işi var? Londra'yı koruyor! İsrail, düşmanını nerede olsa vuracağını söylüyor. Türkiye'nin de şunun idrakine varması lazım. Türkiye'nin savunması, yurt içinden değil, haritasının dışından başlar. Kerkük neden Türkiye'nin kalesi? Çünkü orada Türkmenler yok olursa, Güneydoğu tehlikeye girer. Türkiye'nin Kerkük'ten sonra Sivas'a kadar kalesi yoktur! Bugün neden Barzani oradan horozlanıyor, nasıl Diyarbakır'a bile müdahale ediyor? Niye bölge bu hale geldi? Türkiye'nin çekingenliğinden, dış politikaya bakışından. Yaşananlar karşısında neden bu kadar sessiz kalındığını anlamak zor. "

"Hiç olmazsa Ovaköy açılsın!"

"Biz bölgede Türkiye'den farklı bir statü istemiyoruz. Hiç olmazsa, diğer gruplara sağlananlar bize sağlansın" diyen Kasapoğlu'nun sözleri aslında dengelerin ne kadar hassas olduğunun da kanıtı. Türkmenlerin bulunduğu bölgeye giden Ovaköy'ün neden açılmadığını sorguluyor Kasapoğlu ve şunları söylüyor:

"Habur Kapısı, Irak tarafından KDP'nin kontrolünde. Bir dönem 'Habur kapatılsın' denildi. Ancak Türkiye'nin ali menfaatleri söz konusu olduğundan kapatılmadı. İyi de bir de Ovaköy Kapısı var orada. Türkmenlerin yaşadığı Tel Afer'e gidiyor. Türkiye hiç olmazsa Ovaköy'ü açsın. Bugün Türkmenler, bulundukları yerlerde sindiriliyor. Erbil atabey diyarıdır, Türkmendir. Akkoyunlu, Karakoyunlu devlet kurmuş orada. 1970 başlarına kadar bir tane Kürt kökenli vatandaş göremezsiniz. Sabah gelir, mallarını satarlar ve akşam da giderlerdi. Şimdi 'Gücüm var, Erbil benim oldu' diyebiliyorlar."

"Barzani'ye sunulan imkanlardan 10'da biri verilsin"

Bölgedeki imkanların Barzani yönetimine sunulduğunu iddia eden Kasapoğlu, "Devletin buna dur demesi lazım. Madem Türkiye'nin ayrımı gayrımı yok, hiç olmazsa Barzani yönetimine verilen imkanların 10'da biri Türkmenlere verilsin. Açın Ovaköy'ü, 'Alın, ticaretinizi yapın' denilsin. Kanımız, canımız, dinimiz, tarihimiz, kültürümüz aynı" diyor.

Tel Afer'den Mendelli'ye kadar Türkmenlerin yoğun olduğunu anlatan Kasapoğlu, "Ancak seçimde Türkmenler oy kullanıyor, bu oyları peşmerge sayıyor. Türkiye, mutlaka uluslararası bir komisyona öncülük yaparak çalışmalarda yer almalı. Ayrıca, şu an Irak Anayasası da, yönetimi de geçici. Türkiye, ağırlığını koyabilse Türkmen bakanlar bile olurdu. Ancak Ankara, geçici Anayasayı kabullenip, kanaatkar davrandı. Türkiye'nin bu topraklarda bin yıl daha var olması için, savunmasını Kerkük'ten başlatması, buna uygun politika üretmesi lazım."


Türkmeneli'nde nüfus oyunu!

TÜRKMENLER, tarih boyunca birçok devletin kuruluşunda önemli rol oynadı. Ancak son yarım asırlık süreçte adeta yok sayılmaya çalışıldılar. 1957'de yapılan ve sonuçları iki yıl sonra açıklanan sayımda Irak'ta Türkmenlerin sayısı yaklaşık 567 bin kişi olarak belirlendi. Bu oran, tüm Irak nüfusunun yüzde 10'una denk geliyordu. Ancak garip bir şekilde nüfus oranı kayıtlarda yüzde 2 olarak gösterildi. Buna rağmen, Irak'taki nüfus artış hızının yıllık yüzde 3.3'e yaklaştığı hesap edildiğinde bile nüfusun bugün 2 milyonun üzerinde olması gerekiyor. Kerkük, Erbil, Musul, Selahattin ile Diyala, Türkmenlerin yoğun olduğu yerler.

Saddam Hüseyin'in 1997'de yaptırdığı sayımda Türkmenlerin nüfusu 2.5 milyonu buldu. 650 bin nüfuslu Kerkük'te 334 bin Türkmen yaşadığı ifade edildi. Ancak resmi rakamlara bunlar yansıtılmadı. Kerkük'te Türkmen nüfus sadece 60 bin olarak belirtildi.

ABD işgalinin ardından ise tam anlamıyla bir senaryo devreye sokuldu. Kerkük'te ilk basılan yerler Nüfus ve Tapu Müdürlükleri oldu. Kürt grupların talan ettiği binalarda kayıtlar yok edildi. Ardından hızla Kürt gruplar Kerkük'e taşınırken, buradaki Türkmenler ve Araplar zorla göç ettirildi. Nisan 2003'te 870 bin kişi olduğu söylenen kent nüfusunun, göçlerin ardından bir an da 1.3 milyona çıkması dikkat çekti.

*****

Ermeni çetelerine karşı Kadın Taburu!

Doç. Dr. Halilova, o günleri anlattı:

"Kadınlarımız onurları için şehit düştü!"

Ermenilerin Karabağ'ı işgal ettiği yıllar...


Şehirlerden gelen katliam ve işkence haberleri hançer gibi saplanır Azerbaycan Türklerinin kalbine. Artık yaşananlara kadınlar da isyan eder. Doç. Dr. Hanım Halilova, kadınlardan oluşan bir tabur kurarak mücadeleye girişir. İki amacı vardır; hem Azerilerin yaşadığı yerleri korumak hem de vahşete sessiz kalan dünyanın dikkatini çekmek...

Bugün Ankara Üniversitesi'nde ders veren Doç. Dr. Halilova, o günleri bütün sıcaklığıyla Tercüman'a anlattı.

"Katliamlar dünyanın gözü önünde oldu"

"Türkiye'yi sözde soykırımla suçlayanlar, 20. asrın sonunda Azerbaycan'da yapılanlara hiç ses çıkarmadılar. Topraklarımızın yüzde 20'si işgal edildi, insanlar katledildi ama herkes sustu" diyen Halilova, Hocalı katliamına giden süreci şöyle anlatıyor:

"Yönetimde Muttalibov vardı. Rus yanlısıydı. Ben ona 'Milli meselede iktidar-muhalefet olmaz. Bir meselemiz var; O da vatanımızı korumak. Gel bu işi birlikte çözelim' dedim. Ama o bizle bir araya gelmedi. Hocalı'da 25-26 Şubat 1992'de katliam yapıldı. Savaşta asker, askerle çatışır. Ama orada gece uyuyan sivilleri öldürdüler, çocukların kafasını kestiler. Birçok insan yollarda donarak öldü. Bu olaylar kamuoyundan üç gün gizlendi. Sonra görüntüler geldiğinde, tecavüzleri, insanların derilerinin yüzüldüğünü, çocukların kafasının kesildiğini gördük. Ben tabut taşıdım o dönem. Sonra da kadınları bir araya getirdim."

"Kadın Taburu kurduk"

1993'te Kelbecer de işgale uğramıştır. Bunun üzerine tepkisini ortaya koyarak, "Kadın Taburu kuracağız" diyen Doç. Halilova, "Binlerce kadın toplandı. 'Biz kadın taburuna yazılacağız' dediler. Üzerimize askeri kıyafetleri giydik ve işe koyulduk. Hem askerlerimizi ziyaret ediyor, hem de yemek ve kıyafet desteği sağlıyorduk. Erkeklerle birlikte savaşıyorduk. Düzenli bir ordumuz yoktu. Oysa Ruslar, Ermenileri destekliyordu. Biz yalnızca Türkiye'ye güveniyorduk. Savaşta birçok insan gibi kadınlarımız da şehit oldu."

"Karatel, onuru için öldü"

Çok acı günler yaşamış Doç. Dr. Halilova. Karatel'in öyküsünü anlatırken de aynı duygusallığı taşıyor:

"Ermenilerle çatışma sırasında Karatel ayağından yaralandı. 'Hiçbir Türk kadını, düşmanın eline düşmez' deyip, silahı kafasına dayayarak tetiğe bastı. Düşmanın namusuna dokunmasındansa, Türk kadınlar için ölmek onurdur. Kadınlar böyle mücadele ediyordu. Kubatlı bölgesinde de, Ermenilerin eline düşeceğini anlayan kadınlarımız, dağdan kendilerini atmışlardı. Türkiye'nin, Kurtuluş Savaşı sırasında nasıl kadınları, erkekleriyle omuz omuza savaştıysa, Ermeni işgali sırasında da biz aynı şekilde hareket ettik."

"Türkleri de, Kürtleri de yok ettiler!"

Nüfus oyununa da işaret eden Doç. Dr. Halilova, "Vaktiyle Erivan Hanlığı vardı. Buranın yüzde 80'i Azerbaycan Türk'ü idi. Ancak Stalin döneminde buradaki Türkler göç ettirildi. Bugün orada bir tane Türk yoktur. Kürt de bulamazsınız. Ermeniler onları da yok etti. Şimdi işgal altındaki yerler için 'referandum yapalım' diyorlar. Türkiye hassas davranmalı. Ermeniler, iddialarından ve işgalden vazgeçmedikçe sınır açılmamalı" diyor.

Elçibey'in Türkiye inancı!

Doç. Dr. Halilova, merhum Ebulfeyz Elçibey'le ilgili şu anekdotu da aktarıyor:

"Merhum Elçibey'in o dönem iki amacı vardı; biri Rus Ordusu'nun Azerbaycan'dan çıkarılması, diğeri Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı. 'Rus Ordusu çıkınca, bizim kendi ordumuz olacak. Türkiye bizim askerimizi eğitecek' diyordu. Bakü Ceyhan hattıyla da Türkiye'nin büyüyeceğine inanıyordu. Petrol olursa Türkiye, Türk dünyasını buluşturur' demişti."

KUTU: ANEKDOT

Kafkaslarda nüfus oyunu

SON


iki asırda yaşananlar, Kafkaslardaki demografik yapının nasıl değiştirildiğinin kanıtı. Belgelere göre, 1825-1826 yıllarında İran tarafından 18 bin Ermeni, bugün Ermenistan'ın bulunduğu bölgeye gönderildi. Birkaç yıl sonra bu kez Rusya ile İran arasında Türkmençay Anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre, Gacar yönetimindeki 50 bin Ermeni, Aras Nehri'nin kuzeyine ve Karabağ'a yerleştirildi. Osmanlı-Rus savaşı sırasında sayıları 100 bini bulan Ermeni nüfusu Erivan, Nahçıvan başta olmak üzere Kafkaslara gönderildi. 1. Dünya Savaşı'nda da çok yoğun bir Ermeni nüfusu bölgeye aktı. Ermenistan'ın kurulmasına uzanan süreç böyle yaşandı. Türkler ise Kafkaslardan Sibirya'ya ve başka yerlere sürülerek on yıllar boyunca hedef alındı.

KUTU: "ÇIRPINIRDI KARADENİZ" KİME YAZILDI?

Doç. Dr. Hanım Halilova, ilginç bir detayı da Tercüman'la paylaştı. 1918'de Mehmet Emin Resulzade öncülüğünde ilk Azerbaycan devletinin kurulduğunu hatırlatan Halilova, "Ancak Bakü'de bu devleti yaşatamadık. Gence'de mücadele sürdü. Rusların buraya saldırma girişimi üzerine Osmanlı'dan destek istendi. O zaman 'Kafkas İslam Ordusu' adıyla Osmanlı ordusu Nuri Paşa komutasında Gence'ye geldi. Yüzlerce kurban kesilerek karşılandı Türk askerleri. Bu türkü de o zaman 'Selam Türk'ün Bayrağı'na' adıyla yazılmıştır. Yazarı Ahmet Cevad'dır. Besteleyen de Üzeyir Hacıbeyli olmuştur. Bu Osmanlı birliklerinin kumandanı Nuri Paşa'ya armağan edilmiştir" dedi. Türkü şu sözlerle başlıyor:

Çırpınırdın Karadeniz
Bakıp Türk'ün bayrağına
Ah ölmeden bir görseydim
Düşebilsem ayağına!

Sırmalar düz sağ soluna
İnciler dök gel yoluna
Fırtınalar dursun yana
Selam Türk'ün bayrağına


Hakkı KURBAN / ANKARA

Tercüman
 
#5
Barzani olunca davul zurna çalıyorlar, bize gelince susuyorlar!

Türkmen aydın Prof. Dr. Suphi Saatçi'den medyaya sitem:
"Barzani olunca davul zurna çalıyorlar, bize gelince susuyorlar!"
"Kürt liderler işbirlikçi olmanın sıkıntısını yaşıyor"
"ABD bize kaba ve maganda üslupla yaklaştı"

ABD'NİN, 2003 yılında Irak'ı işgal etmesi tüm dengeleri değiştirmişti. Aradan altı yıl geçti. Şimdi Washington yönetimi, askerlerini çekme hazırlığı yapıyor. Yani dengeler yeniden şekilleniyor. Bu durumdan en çok rahatsızlık duyanlar ise Kürt gruplar. Üstüne üstlük bir de son seçimlerde umdukları sonucu alamayan Talabani ve Barzani'nin partileri, ülkedeki diğer grupların hedefi olmaktan çekiniyor.

Türkmen aydınlardan Prof. Dr. Suphi Saatçi de bu noktanın altını çiziyor. Kerkük Vakfı Genel Sekreteri ve Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saatçi

'ye göre, Kürt gruplar bir yandan 6 yıl boyunca diğer gruplara kötü davranmanın, diğer yandan da işbirlikçi pozisyonuna düşmenin sıkıntısını yaşıyor. Prof. Saatçi, Türkiye'deki bir grup medyaya da şu sözlerle sitem ediyor: "Kürt grupların hilelerle kazandıkları başarıları bazıları davul zurnayla Türkiye'ye duyuruyordu. Ancak son dönemde çıkan sonuçları ve bu grupların hayal kırıklığını yansıtmadılar bile..."

İşte Prof. Dr. Suphi Saatçi'nin sözleri:

Irak'ta dengelerin yeniden şekillenmeye başladığı bir süreçteyiz. Şu an bölgede nasıl bir tablo var?

Halen en büyük sıkıntı, devlet otoritesinin her yerde hissedilmemesi. Mesela Kerkük'te bütün icraatlar, kuzeydeki iki Kürt grubunun partisi tarafından yürütülüyor. Merkezi hükümet itiraz etse de, dinleyen yok. Kerkük'te yüzde 32'şer eşit paylaşım olsun denildi. Ancak bunun uygulaması bile yapılmıyor. Hala işgal edilen evler, araziler iade edilmiyor. Haksızlığa uğrayanların dosyaları incelenmiyor. Baskıları merkezi yönetim ve Ulusal Muhafız Ordusu'nun önlemesi lazım.

Bir yandan seçimler yapılıyor, diğer yandan sayım ve referandum var. ABD'nin de ülkeyi terk etmeye hazırlandığı düşünüldüğünde, nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

Bu yıl Kerkük'ün statüsü tespit edilecek. Referandum, sayım ve mahalli seçimler var. Eğer merkezi hükümet gerekli kontrolü sağlayamazsa, yine haksızlık kaçınılmaz ve sonuç bizim aleyhimize olur. Erbil, Süleymaniye, Dohuk ve Kerkük'te mahalli seçimlerin daha sonra yapılması kararlaştırılmıştı. Kürt gruplar, Musul, Diyala, Selahaddin ve Bağdat'ta çıkan sonuçlardan hiç memnun olmadılar; hatta hayal kırıklığı yaşadılar. Tabii bu Türkiye gündemine pek yansımadı. Eskiden bu grupların baskıyla, hileyle aldıklarını davul zurnayla Türkiye'ye duyururlardı. Bir baktık ki, yaşadıkları hayal kırıklığı Türk basınına yansımıyor bile. Bunları savunan yazarların sesi soluğu çıkmıyor. Şimdi, Kerkük'te aynı şekilde tarafsız seçim yapılırsa, bu gruplar yine hüsrana uğrayacaklar. Bunu engellemek için, merkezi hükümetle ilişkileri bozup, işleri çatışma noktasına getirmeye yelteniyorlar.

Bu noktada, Türkiye'nin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye, Irak'ta merkezi hükümeti destekliyor ve Irak'ın toprak bütünlüğünü savunuyor. Sadece Türkmenlere değil, Kürtlere, Araplara ve diğer gruplara eşit mesafede durmaya özen gösteriyor. Bu önemli.

ABD'nin askerlerinin büyük kısmını çekmesi süreci nasıl etkiler?
Irak halkı, ABD'nin demokrasi getireceğini sanıyordu. Umut ve sempati vardı. Ancak ABD'nin sergilediği tavır adilane olmadığı gibi, biraz kaba ve maganda üslubuyla oldu. Tek müttefik olarak Kürtleri kucakladılar. Bu yanlış strateji ters tepti. Yüzde 15'lik kesimi bir yana koyarken, yüzde 85'in tepkisini çektiler. Sergilenen direniş, ABD için sıkıntı yarattı. "Bu coğrafyadan çekileceğim" demek zorunda kaldılar.

Bu adım Irak'ın kuzeyindeki yönetimin tavrını nasıl değiştirdi?
Bu karar, Kürt grupların hoşuna gitmedi. Çünkü onlar, ABD'yi koruyucu olarak görüyordu. Irak halkının gözünde ‘işbirlikçi' durumuna düştüler. Bin sene kardeşçe yaşayan insanlardan bir kısmının işbirlikçi olmasına saygı duyulmaz. Şimdi Kürt grupların endişesi, bir hesaplaşmanın başlaması. Biz temenni etmeyiz ama adilane bir paylaşım olmazsa, bu hesaplaşmanın olması kaçınılmaz! Kürt kardeşlerimiz bile yönetimden şikayet etmeye başladı.

Kerkük'ün yapısı sürekli gündemde. Orada durum nasıl?
"Kerkük bizimdir" diyen yönetimin hiçbir yatırımı yok. Kerkük dünyanın en fazla petrol üretilen 5. kenti. Ancak petrol gelirlerinden yararlanamıyor. Su yok, elektrik yok, benzin yok. Belediye hizmetleri durdu. Kanalizasyon yok, çöpler toplanmıyor. Başka yerlere 5 yıldızlı oteller yapılıyor, Kerkük'te gelişmenin önüne geçiliyor. Bu tabloyu oluşturan yönetim, bölgedeki insanları nasıl mutlu edebilir?

Bundan sonra ne yapılmalı? Bölgedeki Türkmenler, Araplar, Kürtler ve diğer gruplar Türkiye'den ne bekliyor? - Türkiye aktif davranmalı. "Asker gönderilsin" demiyoruz. Politik açıdan gerekli girişimler yapılmalı.
- Irak'a sadece Habur'dan değil, Tel Afer üzerinden geçiş imkanı da sağlanmalı.
- Ekonomik açıdan Türkiyesiz bir Irak hiçbir şey yapamaz. İğneden ipliğe her şey Türkiye'den geliyor. Türkiye'nin Irak'taki tüm gruplara eşit mesafeli duruşu sürmeli. Bu güveni ve sempatiyi artırıyor. Ancak Türkmenler göz ardı edilmemeli.
- Artık bölgenin teröristlerden temizlenmesi gerekiyor. Irak bunu yapamayacaksa, Türkiye tavrını koymalı.
- ABD'nin ayrılacak olması, Türkiye'nin önemini daha da büyütüyor. Türkiye'nin bilgisi ve rızası dışında hiçbir yapılanma burada mümkün değil, bu anlaşılıyor. Türkmenler de Türkiye'nin ilgisinin sürekli olmasını istiyor.

Türkmenler gecede buluşacak

Türkmenler, Türkiye'de de birlik ve beraberlik içinde hareket ediyor. Geçtiğimiz günlerde "Türkmen Basın Kurultayı"nı İstanbul'da gerçekleştiren Türkmenler, bu kez düzenlenecek bir gecede buluşacak. "Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği"nin, Türkmeneli İşbirliği ve Kültür Vakfı'nın katkılarıyla düzenlediği "Türkmen Gecesi", 15 Mayıs'ta Ankara'da yapılacak. Devlet erkanının da katılması beklenen Milli Eğitim Şura Salonu'ndaki gecede, Türkmen türküleri söylenecek, oyunlar sergilenecek.

*****

Azeri STK'larının Başkanı Rauf Zeyni:
"Birbirimizin çıkarını hiçbir şeye kurban vermemeliyiz"
"Ermeni sınırı açılırsa, Türkiye kendi çıkarına darbe vuracak"
TÜRKİYE ile Ermenistan, ilişkileri 'normalleştirme' konusunda yol haritasını belirledi. Karabağ meselesinden dolayı konuya çok hassas yaklaşan Azerbaycan ise gelişmeler karşısında endişeli. Ankara'ya sitemkar mesajlar gönderilirken, bazı sorunlar aşılmadan atılacak adımın, tarihi bir hata olacağı vurgulanıyor.

Azerbaycan'ın Milli Sivil Toplum Örgütleri Forumu Başkanı Rauf Zeyni ile görüştüğümüzde henüz ortada Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması yoktu. Türkiye
'deki Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) benzeri büyük bir teşkilata öncülük yapan Zeyni ise ne kadar endişeli olduklarını daha önce Tercüman'a sitemkar sözlerle açıklamıştı.

STK Örgütleri Forumu, Azerbaycan'ın iktisadi yapısı kadar, siyasetinde de etkin bir yer. Buradan çıkan birçok isim, bugün siyasi kulvarda etkin konumlarda bulunuyor. Forumun bünyesinde 510 kuruluş var. Bundan dolayı Zeyni'nin sözleri, sadece Azerbaycan'ın iş dünyasının değil, siyasetin ve kamuoyunun bakışını yansıtması açısından önemli. İşte Zeyni'nin, Türk halkına da mesaj niteliğindeki sözleri...

Kardeş iki ülke arasına kimsenin beklemediği bir kırgınlık yaşandı. Şimdiye kadar daha çok siyasetçiler konuyu tartıştı. Azerbaycan'daki sivil toplum örgütlerinin bakışı nasıl bu tartışmalara?

Sınırların açılması görüşmeleri aslında geçen seneden bu yana sürdürülüyor. Biz de "Türkiye'deki iktidar ve Türk halkı böyle bir şeyi kabul edebilir mi?" diye merak yaşıyorduk. 7 Nisan'da bizim sivil toplum örgütleri bir itiraz kampanyası başlattı. Bizim foruma üye olan-olmayan yüzlerce kuruluşumuz tepki mesajını imzaladılar. Bütün imzaları Ankara'da yetkililere verdik. Bizim ilişkiler yüzyıllar boyu, "bir millet- iki devlet" anlayışıyla sürdü. Sevinci sevincimiz, kederi kederimiz olan iki devlet, birbirinin çıkarını hangi konuda kurban verebilirler? Güney Kafkasya üzerinde ABD'nin de, Rusya'nın da, Fransa'nın da çıkarı ve ilgisi var. Azerbaycan ile Türkiye'nin birbirleriyle ilgili böyle bir hesabı olabilir mi? Sürekli birbirimizin çıkarlarını müdafaa etmiş, hassasiyetlerini göz önünde tutmuş ülkeleriz. Azerbaycan topraklarının yüzde 20'si işgal altında. Bu topraklarımızı işgal eden, Türkiye'nin topraklarına göz diken, Ağrı Dağı'nı Ararat olarak devlet kimliğine ekleyen Ermenistan'a mı bu çıkarlar kurban verilecek? Olmaz!Türkiye'den bu konuda ne bekliyor Azerbaycan iş dünyası?
Bizim forumda 510 kuruluş var. Ayrıca bize üye olmayan bağımsız sivil toplum örgütleri de dahil, hepimizin beklentisi ortak. Karabağ sorunu çözülmeden, Azerbaycan topraklarındaki işgal sona ermeden Türkiye-Ermenistan sınırı açılmamalı. Azerbaycan Türkleri, milli hislerle hareket ediyor. Herkes aynı görüşte. Ermeniler iddialarından vazgeçmediği sürece atılacak adıma Türk milletinin razı olmayacağına inanıyoruz. Biz, yalnız birbirimize sarılarak ve sığınarak düşmanlarımıza karşı galip gelebiliriz. Bütün çıkarlarımızı ancak böyle koruyabiliriz.

Hem Sayın Cumhurbaşkanı hem de Sayın Başbakan, "Karabağ sorunu çözülmedikçe sınır açılmayacak" dediler. Bu mesajlar Azerbaycan halkını tatmin etmedi mi?

Biz, mesajlarımızda Cumhurbaşkanı Gül'e ve Başbakan Erdoğan'a endişelerimizi bildirdik. Onlar da beyanat verdiler ki; "Böyle bir şey olmaz. Karabağ meselesi hallolmadan sınır açılmaz." Ancak gelişmeleri izliyoruz. Biz, sadece Azerbaycan'ın çıkarlarını söylemiyoruz; Türkiye'nin çıkarlarıyla da ilgiliyiz. Çünkü Türkiye, Ermeinstan sınırlarını açmakla, önce kendi çıkarlarına darbe vuracak. Biz de 100-200 yıl önce Ermenilere yer verdik, sonra topraklarımıza sahip çıktılar, bunu hatırlatırım.

Sınır açılırsa, Azerbaycan iş dünyasının tavrı ne olacak? Türkiye mallarına boykot söylentileri doğru mu?

Bu tamamıyle yalan. Bu söylentileri yayanların kimlerin çıkarına hizmet ettikleri malum. Azerbaycan, Türk işadamları için en rahat memlekettir. İki milletin muhabbetinde hiçbir zaman küskünlük olmaz. Ancak, itirazlarımız daha da keskinleşir. Çünkü biz bu şartlarda sınırların açılmasına anlam veremiyoruz.

İşte o bildiri
Azerbaycan'da STK'ların imzaladığı uzun bildiride şu cümleler dikkat çekiyor:
"Serhadlerin açılması işgalci Ermenistan'a 'ikinci nefes' verecek, onun mevkisini güçlendirecek, bu devleti Dağlık Karabağ'a bağlı konularda daha agresif çıkışlar sergilemeye yöneltecektir. Aynı zamanda şüphe etmiyoruz ki, bundan sonra da Ermenistan kardeş Türkiye'ye karşı yalan soykırımı ithamlarından ve toprak iddialarından el çekmeyecektir!"

Hakkı KURBAN / ANKARA
Tercüman
 

Similar threads

Üst Alt