• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Gök-Türk Hakanlıkları - Birinci Gök-Türk Hakanlığı

Talebe

Usta Üye
Katılım
21 Mar 2009
Mesajlar
937
Puanları
93
Gök-Türk Hakanlığı’nın Türk Tarihi İçindeki Önemi

Asya ‘Büyük” Hun İmparatorluğu’ndan sonra, her yönden temsil ettiği Türk kültürü itibariyle ikinci “süper” Türk imparatorluğu (cihan devleti) vasfında olan Gök-Türk Hakanlığı “Türk” sözünü ilk defa resmi devlet adı olarak kabul etmekle bütün bir millete ad vermek şerefini kazanmış, doğu Sibirya’daki Yakut Türkleri ve batıda Ogur (Bulgar) Türkleri dışındaki, Türk asıllı bütün kütleleri kendi idaresinde birleştirmiştir.


Hakanlığın yıkılmasından sonra, bir yelpaze gibi açılarak dört tarafa yayılan çeşitli Türk zümreleri gittikleri yerlerde “Türk” adını ve onun idarî, siyasî ve iktisadî geleneklerini yaşatmışlardır. Yine Ogurlar ve Yakutlar hariç, bütün Türkler’in tarihinde Gök-Türk teşkilatının, edebiyatının töre ve hayat telakkîsinin izleri devam etmiştir. Gök-Türkler’den sonra “r” Türkçesi (Ogur lehçesi) müstesna, bilimum Türkçe lehçe ve ağızları Gök-Türk Türkçesi’nin damgasını taşır. Doğudan batıya: Orta Asya, Türkistan, Maveraünnehir, Kuzey Hindistan, İran, Anadolu, Irak, Suriye ve Balkan Türkleri, Gök-Türkler yolu ile Türk’tür.

Bizim diğer Türk devlet ve zümrelerinden ayırt etmek üzere Gök-Türkler dediğimiz bu topluluk kendine umumiyetle “Türk” veya “Türük” diyordu. Ancak kitabelerde kendileri için bir defa Gök-Türk (Kök-Türk) kullanmışlardır ki, “Gök’e mensup, semavî ilahî Türk” manasına gelen bu tabir V. Thomsen’e göre hakanlığın parlak bir devresine işaret etmekte olmalıdır.



Birinci Gök-Türk Hakanlığı



Bu çağda, daha doğrusu 6-9. asırlarda Orta Asya’nın “etnik” görünüşü aşağı yukarı şöyle idi:

1- Töles: (Tölös, Tölis, Töliş, Çince’de Tie-le)’ler, bütün Orta Asya’ya yayılmış görünen en kalabalık Türk gurubu. Baykal Gölü’nden Karadeniz’e kadar yayılan bu toplulukların hepsi de Türk menşeli saymak doğru olmasa gerektir. Mesela en batıda gösterilen bazılarının (mesela Alanlar) Iranlı oldukları biliniyor. Wu-hun (= Ugor)’da Urallı bir kavim grubudur. Töles kabilelerinin adları tamamen henüz çözülememiş olmakla beraber, Hunlar’dan geldikleri ve umumiyetle dil ve örflerinin Gök-Türkler’inkinin aynı bulunduğu belirtilmiştir. Bazı Çin kayıtlarına göre, Tabgaçlar devrinde (363-534), yüksek tekerlekli arabalar kullandıklarından dolayı, Kao-kü diye adlandırılan bir kısım Töles kabileleri, diğer Türkler gibi kendilerini Kurt atadan türemiş kabul ederlerdi.

2- Tarduş: 7. asrın ilk çeyreğinde Töles kabilesinden bir grup. Orhun Nehri-Altaylar arasında sakin olup Tölesler’in en zengin ve cesurları olarak gösterilirler.

3-Uygurlar: Tola ırmağının kuzey sahasında yer almışlardır.

4- On-ok’lar: Altaylar’ın batısından Seynah (Sır-derya) yakınlarına kadar uzanan geniş bölgede görünüyorlar. “Batı Gök-Türkleri” diye de anılmışlardır. Türgişler ve Karluklar To’lular’dan idiler. Ayrıca aynı sahada Cuyüe ve Ç’u-mi adları ile anılan Türk kabilelerinden bir kısmı 630’u takip eden yıllarda, Gök-Türk Hakanlığı’nın fetret devresinde Beşbalık civarındaki kurak bozkırlara çekilmişler ve Şa-t’o Türkleri (Çöl Türkleri) adını almışlardır.

5- Basmıllar: İdukut (hükümdar)’ının Türk olduğu belirtilen bu kavmin aslen yabancı olup, Türklerle karıştığı ileri sürülmüştür. Daha ziyade iç Asya’da Beş-balık havalisinde görünmektedirler.

6-Kırgız’lar: Baykal’ın batısında, Yenisey nehrinin kaynakları bölgesinde idiler.

7-Oğuz’lar: Selenga Irmağı-Ötüken bölgesinde oturuyorlardı.

8- K’i-tan, Tatabı, Dokuz-Tatar: Oğuz-Tatar gibi Moğol soyundan kabileler doğu bölgesinde Kerulen ve Onon nehirleri havalisinde bulunuyorlardı.

Ancak hatırlatmak gerekir ki, bütün bu topluluklar zaman zaman yer değiştirmekte, arada bir çözülen boylardan yeni yeni birlikler meydana getirmekte, yani oynak kütleler teşkil etmekte idiler.


Gök-Türklerin Kökeni


Gök-Türkler, Çin kaynaklarının açıkça belirttikleri üzere Asya Hunları’ndan iniyorlardı. Başbuğ ailesi Aşına (eski okuyuşlar Asena, Zena vb.) adını taşıyordu. Aşına soyunun bir dişi kurttan türediğine dair o çağda pek yaygın olduğu anlaşılan rivayetler Gök-Türkler’in erken tarihlerini efsanelerle karıştırmaktadır. Ancak kurttan türeme geleneğinin Asya Hunları arasında da mevcut olması ve Kurt Ata’nın Türkleri, dar, geçilmez yollardan selamete ulaştırdığı rivayetinin 3. asırda Tabgaçlar’da da görünmesi Gök-Türkler’in eskiliğini ve Türk toplulukları ile yakın ilgisini ortaya koymakta bulunduğu gibi, Aşına ailesinin, yalnız bir erkek çocuk hayatta kalmak üzere, katliama uğramış olduğu rivayeti de Gök-Türk erken tarihinde içyüzünü iyi bilmediğimiz bir facianın hatırasını saklamaktadır. Kurt ata inancı dolayısıyla Gök-Türk hakanlık alameti, altından kurt başlı sancak olmuştur.

Gök-Türk Devletinin Kuruluşu (552)

Gök-Türkler’in tarih sahnesine çıktıkları anlarda Juan-Juanlar’a tabi olarak, Altay dağlarında an‘anevi sanatları demircilikle uğraştıkları ve Juan-Juan Devletine silah imal ettikleri biliniyor. Fakat o zaman dahi dağınık değildiler. Çou-shu (Çin yıllığı, M. 550-557’den)’ya göre, Gök-Türk Devleti’nin kurucusu Bumin (Çince’de T’u-men)’in atası olarak gösterilen A-hien, “şad” ünvanını (Bilge şad) taşıyor ve Bumin’den hemen önce gelen Tu-wa adlı başbuğ da Ta-ye-hu (“büyük yapgu”) olarak tanınıyordu. Demek ki Türk kütlesinin Juan-Juanlar’a bağlılığı “fedaratif” mâhiyette idi.

Bumin daha M. 534 yılında kuzey Tabgaç (Wei) idarecileri ile siyâsî münasebet kurmuş, M. 542’de akıncılarının başında Huang-ho nehri yakınlarında görünmüş ve M. 545’de batı Tabgaç hükümdarının gönderdiği elçiyi “imparatorluktan nezdimize “hey’et geldi, devletimiz bundan gurur duyar” sözleri ile karşılamıştı. Gök-Türk hanlarından İşbara, 585'teki bir konuşmasında Gök-Türk devletinin “50 yıl önce” kurulduğunu söylemiştir ki, bu da 535 tarihine düşer.

Ancak Bumin’ın 546’da Juan-Juan devletine karşı bir Töles ayaklanmasını bastırdığı için, o devlet hükümdarı ile eş-değerde olduğunu göstermek maksadı ile, onun kızı ile evlenmek isteğinin kabaca reddedilmesi üzerine üst-üste vurduğu darbelerle Juan-Juan devletini çökertip arazisini tamamen işgal ettikten sonra resmen “il-kagan” unvanını alması ve böylece, merkezi, eski büyük Hun imparatorluğunun başkent bölgesi, Ötüken (Orhun ırmağının hemen batısında, 47. enlem 101, boylam’da) olmak üzere hakanlığı kurması 552 yılında olmuştur.



Gök-Türk Devleti’nin Büyümesi ve Mukan Kağan (553-572)


Devletinin batı kanadını kuruluşta kendisi ile birlikte çalışan küçük kardeşi İstemi’ye,”Yabgu” ünvanını taşımak, dolayısıyla doğu kanadının yüksek hakimiyetini tanımak üzere veren Bumin, devleti kurduğu yıl içinde öldü. İstemi Kağan batıda fetihlerine devam ederken, Ötüken’de iktidara gelen, Bumın’ın oğlu K’o-lo (Kara?) ve bunun erken ölümü üzerine hakim olan, Bumin’in diğer oğlu Mu-kan (553-572) zamanında devlet, haşmetli çağına ulaştı.

Heybetli görünüşü, parlak mavi gözleri, kudreti ve huşuneti Çin kaynaklarında belirtilen Mu-kan Kagan, son bir darbe ile Juan Juanlar’ı tarihe malettikten sonra (555), K’i-tanlar’ın ve Kırgızlar’ın ülkelerini Gök-Türk hakimiyetine bağladı. Çin’de Batı Tabgaçları’nın yerine geçen Chou hanedanı ile, yeni kurulan Tsi hanedanını baskı altına aldı. İstemi’nin harekatına karşı, Çin’den yardım isteyen Ak-Hun-Eftalit devletine ve Maveraünnehir halkına Çin askerî desteğini önledi. 564’de Şan-si’deki Tsi başkenti Tsin-yang’ı muhasara etti ve kızı prenses Aşına’yı Chou imparatoru ile evlendirdi (568). Kaynakların bildirdiğine göre, geniş ülkelere ve 100 bin kişilik bir orduya sahip Gök-Türk hakanını, Çin imparatoru akrabalık kurma yolu ile teskin etmiş oluyordu.


Gök-Türk Devletinin Bir Dünya Devleti Olması ve İstemi Kağan (552-576)


Mu-kan’ın emrindeki kuvvet hakanlığın doğu kanadının ordusu idi. İstemi (552-576) kumandasındaki öteki ordusu ise kendi bölgesinde hareket halinde idi. Kısa zamanda, Altaylar’ın batısını Isık Göl ve Tanrı Dağları’na kadar hakimiyetine alan İstemi, geniş çapta askerî ve siyasî faaliyetleri neticesinde temas kurduğu Sasanî İmparatorluğu ve Bizans gibi Ortaçağ’ın en büyük iki devletini Gök-Türk politikası izinde yürütmek suretiyle, Türk hakanlığını bir dünya devleti payesine yükseltti.

561 yılında, Ak-Hun-Eftalitler üzerinde yaptığı ilk baskı tecrübesinden sonra, İpek transit ticaretini elinde tutan bu devlete karşı Sasanî İmparatorluğu’nu tabiî müttefiki olarak gören İstemi, Şehinşah Anuşirvan Adil ile antlaşma akdetti. Bu vesile ile kızı, Anuşirvan ile evlenerek İran sarayına imparatoriçe oldu. Müttefikler tarafından şıkıştırılan Ak-Hun-Eftalit devleti yıkıldı ve toprakları Ceyhun (Amu Derya) sınır olmak üzere iki imparatorluk arasında paylaşıldı (564). Maveraünnehir, Fergana’nın bir kısmı, Kaşgar, Hoten vb. Gök-Türkler’e intikal etti. Bu suretle İç Asya ipek kervan yolu üçüncü kere Türklerin eline geçmiş oluyordu.


Sasanilere Karşı Gök-Türk-Bizans Münasebetleri



Ancak Anuşirvan bu bölüşümden, zaferdeki katkısına nisbetle “arslan payı”nı almış olmasına rağmen, pek memnun değildi, kervan yolunun Maveraünnehir güzergahını da ele geçirmek istiyordu. Bu maksatla, kendi ülkesinden Akdeniz limanlarına ve Bizans’a yapılmakta olan ipek nakliyatını durdurdu. Böylece hem ipek ticaretinin ünlü kervancıları olup son taksimde Gök-Türkler’e bağlanan Sogd (Semerkant bölgesi) ahalisinin faaliyetini baltalayarak, huzursuzluk çıkartmak, hem de Türkler’i ipek transit rüsumu (geçiş vergisi) gibi yüksek bir gelirden mahrum etmek düşüncesini uygulamaya koydu. İstemi’nin gönderdiği elçileri hile ile öldürttü. Uzlaşma ümidini kesen İstemi yönünü Bizans’a döndürerek İstanbul’a Sogdlu ipek taciri ve diplomat Maniah başkanlığında bir heyet gönderdi (568).

Tarihte bu, Orta Asya’dan Doğu Roma’ya giden ilk resmî heyet idi. İpek meselesi Gök-Türkler kadar Bizans’ı da ilgilendirdiği için, hatta Sasanî aracılığından kurtulmak üzere, nakliyatı Hind Denizi yoluna çevirmek maksadı ile güney Arabistan’daki Himyeri Devleti ile temaslar aramış olan Bizans’ta, İmparator II. Justinos, Türk elçilerini alaka ile karşılamış, İstemi’nin gönderdiği “İskitçe” (Türkçe) mektubu okutmuş ve Maniah’ın ağzından teşebbüsün ciddiliğini anlamıştı. Bir ittifak antlaşması yapmak üzere umumi vali Zemarkhos başkanlığında bir heyeti yola çıkardı (568 Ağustos başı).

Türk elçileri ile birlikte Karadeniz-Kafkaslar-Hazar Denizi-Aral Gölü arasından Talas yolu ile Tanrı Dağları’nda Ak-Dağ’da İstemi (Bizans kaynaklarında, Dizabulo, Dilzibulos, Silzioulos, Stembis: Al-Tabari’de Sincibu)’nin huzuruna gelen Bizans elçilerinin hatıralarında Gök-Türk hayatını, kudret ve ihtişamını gözler önüne sermesi bakımından pek kıymetli bir vesikadır. İstemi, Bizans ile işbirliği yaparak Anuşirvan’ı ipek yolunu açmağa zorlamak gayesini güden siyasetinde başarıya ulaşmış, 571 yılında Sasanî-Bizans çatışması başlamıştı. Fakat bu savaşa Gök-Türklerin katıldığına dair bir işaret yoktur. Ancak Anuşirvan’ın oğlu olup, Gök-Türk prensesinden doğduğu için “Türk-zade” diye anılan IV. Ormuzd’un son yıllarında (579-590) müdahale edilmiştir.

Bu geç kalışın sebebi, Gök-Türkler’in fiili savaşa iştirak için tazyik eden Bizans’ın gönderdiği çeşitli elçilerden biri olan Valentinos’u 576’da Aral Gölü havalisindeki Türk bölgesinde karşılayan Türk-şad’ın sözlerinden anlaşılıyor. Bu Türk prensi Bizans’ı Gök-Türkler’in affedilmez hasımları olan Avarları himaye etmekle ve “kılıçla değil, atların ayakları altında karınca gibi ezilerek öldürülmeği hak eden” bu kavme barınacak yer vermekle suçluyordu ki bu doğru idi.

İstemi’nin siyasetinin diğer ve daha mühim bir neticesi de şu olmuştur: 19 yıl sürmüş olan (571-590) Sasanî-Bizans mücadelesinden sonra da iki imparatorluğun arası düzelmemiş, birbirini takip eden karşılıklı istilalarda nihayet İmparator Heraklaious’un Sasanî başkenti; Madain (Ktesiphon)’e kadar uzanan seferleri (622-628) Sasanî İmparatorluğunun son mecalini de kırmıştır ki, Kur’an’da bile işaret olunan bu durum İslamiyetin kısa zamanda İran’da hakimiyet kurmasını kolaylaştırmıştır.


Mukan Kağan’ın Ölümü


Gök-Türk İmparatorluğu’ndaki İstemi’nin faaliyeti dahil bütün askerî-siyasî teşebbüslerin, adına yapıldığı hakan Mu-kan 572’de öldü. Devleti muazzam bir genişliğe ulaştıran büyük hükümdarın (Çin kayıtlarına göre Hakanlığın genişliği 10,5 milyon km² civarındadır) haritası Orhun kitabelerinde akisler bulmuştur:

“Dört tarafa ordu sevk edip kavimleri hep itaat altına almış, başlılara baş eğdirmiş, dizlilere diz çöktürmüş; ileride (doğuda) Kadırgan, geride (batıda) Temir Kapıg (=Demirkapı, Belh - Semerkand yolu üzerinde, 12-20 metre genişlik ve 3 kilometre uzunluğunda)’a kadar- Türk Milletini hakim yapmış; -bu ülkeler arasında Gök-Türk (kavmi) idi-oksız (Hür ve müstakil) oturur olmuş, bilge kagan imiş, alp kagan imiş, buyruk ve beyleri, kavmi (bodun) hep bilge ve cesur imişler...”

Ötüken’de tertiplenen büyük cenaze törenine hususî heyetlerle katılan komşu devlet ve kavimler (Çin Tibet, Arap, Kırgız, Üç-kurikan, Otuz-Tatar, Kitan, Tatabi) arasında Bizans İmparatorluğu’nun da bulunmuş olduğu anlaşılmaktadır.



Tapo (Tapar) Kağan Zamanı ve Yanlış Uygulamalar (572-581)


Mu-kan’ın yerine kardeşi T’a-po (Tapar?) geçti (572-581). Kudretli hakanlığın yeni hükümdarı, kendini tebrik etmek üzere hediyelerden başka 100 bin top ipek gönderen Chou İmparatoru ile, tebrik için çeşitli hediyelerle birlikte başkumandanını göndermek suretiyle hususî bir itina gösteren, Chou’ların rakibi, Tsi İmparatorluğu’na “oğullarım” diye hitap ediyordu. Bu bütün kuzey Çin’in Türk himayesine alındığını göstermekte idi.

Ülkesinin genişliğinden dolayı hakanlığın doğrudan doğruya kendi idaresindeki kanadını ikiye ayırarak, doğusuna, kardeşi K’o-lo’nun oğlunu, batısına da küçük kardeşi Jo-tan’ı “Han” ünvanları ile tayin eden İstemi de esasen kendisinin yüksek hakimiyetini tanımakta olduğundan, ulu hakan durumuna yükselen T’a-po, bir Tsi prensesi ile evlenmek düşüncesine kapıldı ve ayrıca Türk topluluğu için zararlı cihetleri önceki devirlerde ileri görüşlü Türk idarecileri tarafından ortaya konulmuş olan Buda dinini, bir Budist misyoneri (Jnagoupta)’nın telkinlerine kanarak, memlekette himayeye kalktı; bir Budist tapınağı ve bir Buda heykeli yaptırdı.

Gök-Türk haşmeti çöküşe yüz tutmuş gibi idi. T’a-po dış siyasette de yanlış adımlar attı. Tsi’ler 575’te Tchin hanedanı tarafından yıkıldığı zaman, oradan kaçarak kendisine sığınan bir Tsi prensini “Çin kağanı” ilan etti. Choularla arasının açılmasına sebep olan bu durum karşısında kalabalık bir ordu ile, Pekin bölgesine ilerleyen T’a-po kendisine yeni bir Çinli prenses vaad edilerek durduruldu (579). Ancak prensesin verilebilmesi için Chou hükümdarı, “Çin Kağanı” Tsi prensinin kendisine teslimini istiyordu. Bir av esnasında bu prensin Choular tarafından kaçırılmasına göz yumulması millet nazarında hakanın itibarını büsbütün sarstı. Gök-Türk birliği ve kültüründe mühim çatlakların belirdiği bu yıllarda diğer mühim bir hadise de İstemi’nin ölümü oldu (576).


İstemi’nin Ölümü (576)



Resmi ünvanı “Yabgu” olması gerekirken (kendisine bağlı batı Gök-Türk halkı bazen Yabgu Türkleri diye anılıyordu), kitabelerde bile “Kagan” diye zikredilen bu büyük şahsiyetin ölümünü, yukarıda adı geçen Türk-şad’ın sözlerinden öğreniyoruz. Türk-şad’ı sinirlendiren hususlardan biri de, ölen “atası”nın yas günlerinde Türkler’in rahatsız edilmeleri idi. Yol hatıraları Gök-Türk hakanlığının batı bölgelerindeki kavimler bakımından çok mühim olan elçi Valentinos’a hitaben yapılan bu konuşma ayrıca Türk fetihlerinin hem şeklini, hem felsefesini açıklamak itibariyle büyük değer taşımaktadır:

“Ben esirlerimiz olan Uar-Huni (Avar)’lerin hangi yoldan Bizans’a gittiklerini biliyorum. Dinyeper’in, Meriç’in nerede olduğunu, Tuna’nın nereye aktığını biliyorum. Gün doğusundan gün batısına kadar ülkeler bize diz çökmüştür. Alanlar’ı On-Ogurlar’ı görüyorsunuz. Bize karşı gelmek cesaretini gösterdiler, fakat ümidleri boşa çıktı. Roma’ya da geleceğiz”. Gök-Türk sınırlarının Kafkasya’nın kuzeyine kadar uzandığını ortaya koyan bu sözler Bizans’ı açık bir tehdit manasını ifade ediyordu. Ancak Türk-şad şaka yapmadığını gösterdi. Kırım’da Bizans’a ait ünlü Kerç Kalesi Türk kuvvetleri tarafından zapt edildiği zaman Doğu Roma elçileri henüz Gök-Türk topraklarında idiler (576).

Bu, Gök-Türk hakanlığının Mançurya sınırlarından Karadeniz’e kadar uzanarak genişliğinin son haddine ulaştığı tarihtir.

İstemi’den sonra yerine geçen oğlu Tardu (576-603) (Çincesi Ta-teu, aslında bir unvan), cesareti ve savaş severliği ile babasına benzemekte idi ise de, ihtirası yüzünden, T’a-po Hakan’ın açmış olduğu ayrılık çizgisini büsbütün derinleştirdi. Çinliler, onun bu zaafından faydalandılar: Önce, hakanlığın kendine verilmemiş olmasından dolayı küskün olan Ta-lo-pien’i (Mu-kan’ın oğlu) T’a-po’ya karşı kullanarak Tardu’nun yanına gitmesini telkin ettiler. Halbuki Mu-kan bile bu oğlunu tahta namzet göstermemiş idi, çünkü annesi asil (Türk soyundan ) değildi. Ulu hakan T’a-po 581 de ölürken, kendi oğlu yerine onun hakan olmasını arzu ettiği halde, danışma kurulu (Devlet meclisi) bunu kabul etmeyerek K’o-lo’nun oğlu İşbara (Çincede Şa-po-lüe)’yi hakanlığa getirmişti.



Işbara Dönemi ve Devletin İkiye Bölünmesi (582)


Çin, Gök-Türkler arasındaki anlaşmazlığı körüklemeğe devam ediyordu. Ta-lo-pien Batı Yabgusu Tardu’nun yanında, yeni ulu hakan ile mücadeleye hazırlanırken, İşbara da o sırada, Choular yerine iktidara gelerek, Çin’de 350 yıldan beri ilk defa siyasî birlik tesis eden Sui hanedanı (581-618)’ndan kendi ailesinin intikamını almak isteyen karısı, Chou prensesinin telkinlerine kapılarak, Çin’e kuvvet sevk ediyor, Sui imparatoru Ven-ti de eskiden beri Çin şehirlerinde ticaretle uğraşan ve dostluk münasebetleri çerçevesinde, imtiyazlara sahip 10 bin kadar Türk’ü Çin’den uzaklaştırıyordu.

Buna karşı İşbara’nın ordusu ile Çin’e girmesi, Çin hile faaliyetinin yoğunlaşmasına yol açtı. Wen-ti derhal Tardu’ya altın kurt başlı bir sancak göndererek onu Gök-Türk ulu hakanı olarak selamladığını bildirdi. İhtirası alevlenen Tardu, Çin’e karşı ortak hareket teklif eden İşbara’nın bu isteğini önce reddetti ve İşbara, Gök-Türkler’i gayet iyi tanıdığı anlaşılan diplomat-general Ç’ang Sun-şeng ile mücadele etmek ve bu Çinli’nin Türk kumandanları arasına soktuğu nifak ile uğraşmak mecburiyetinde kalırken, Tardu, hakanlığın doğu kanadının yüksek hakimiyetini tanımadığını ilan etti (582). Böylece imparatorluk resmen ikiye ayrılmış oldu.
 
Üst Alt