• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Eski Türklerde Ordu (sü)

İSRA

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
13 Mart 2009
Mesajlar
1,031
Tepkime puanı
779
Puanları
113
Konum
Konya
Takipçiler
1

İtibar:

ESKİ TÜRKLERDE ORDU (=SÜ):


Eski Türk ordusu ile diğer yerleşik orman kavimlerinin orduları arasında şu üç büyük fark dikkati çeker:


a) Türk ordusu ücretli değildi. Diğer topluluklarda ordu, genellikle paray- la tutulan ücretli birliklerden meydana gelirken, Türkler’de ordu dev- letin tabiî savunma gücü sayılır ve eli silâh tutan herkes bu gücün mensubu kabul edilirdi.
b) Türk orduları daimi idi. Çünkü, bozkırlının hayat tarzının bir gereği olarak, kadın-erkek, yaşlı-genç her an herkes savaşacak durumda olup, sporları, eğlenceleri ve avlanmaları bile askerî talim niteliğinde idi.
c) Türk orduları atlı askerlerden kurulu idi ve yayalar yok denebilecek kadar azdı. Yayalar daha çok yardımcı birlikler olarak hizmet görürler- di. Diğer toplulukların ordularını ise yaya birlikleri meydana getirirdi.


Türkler’in askerî yapılanmasına bağlı büyük bir güç olarak ortaya çıkan ve devrinin tankı kabul edilen at, diğer topluluklarda Türkler’de olduğu gibi ve- rimli kullanılamıyordu. Çünkü, Türkler’in ata bağlı olarak geliştirdikleri bazı aksesuarlar atı en verimli şekilde kullanılabilir hale getirmiştir. Bunlardan en önde gelenleri “üzengi, nal, gem” ve “eyer”dir.


“Üzengi”, eyerin iki yanında bulunan ve ata binenlerin ayaklarına taktıkları, at üzerinde dengeli durmalarını sağlayan demirden alettir. Bu alet sayesinde binici, yere basar gibi dengeli bir şekilde atın üzerinde durabilmekte, at üze- rinde istediği hareketleri daha rahatça yapabilmektedir. “Nal”, atın ayakkabı- sı olarak da kabul edilebilir. Eski Türkler’le çağdaş olan topluluklar nalı bil- miyorlar, bu yüzden de zaten çok iyi tanımadıkları attan istedikleri gibi yarar- lanamıyorlardı. Çünkü, tırnağına nal çakılan atlar, nalsız atlardan daha fazla yol gitme şansına sahip oluyorlardı. Atların ağzına takılan bir demir olan “gem” ve buna bağlı olan dizgin ile ata istediği gibi komut verebilen binici, “eyer” sayesinde atının üzerinde yere basıyormuş gibi rahatça durabilmek- teydi.


3.2.2. ON’LU SİSTEM:

Eski Türk ordusunun kuruluş sistemi, bugünkü ordumuzun kuruluş sisteminden pek farklı değildi. Tarihte düzenli ilk Türk ordusunu kurmuş hükümdar olan Mo-tun49 (M.Ö. 209-174) on’lu sistemi ilk geliştiren komutandır.


Eski Türk ordusunda en büyük askerî birlik, on bin kişilik kuvvet idi. Bu kuvvete eski Türk topluluklarında “tümen” adı veriliyordu. Tümenler bin’lere, yüz’lere ve on’lara ayrılmış, başlarına da ayrı ayrı kumandanlar tayin edilmiş- ti. Bin kişilik kuvveti “binbaşı”, yüz kişilik kuvveti “yüzbaşı” ve on kişilik kuv- veti de “onbaşı” sevk ve idare ediyordu. Bu teşkilâttan etkilenen yabancı ordular da benzeri şekilde ordularını örgütleme yoluna gitmişlerdir. Devrinin topluluklarının ağır teçhizatlı ordularına kıyasla, Türk ordusu hareketli ve hafif, manevra kabiliyeti yüksek atlarla donatılmıştı.


On’lu sistem, sosyal ve idarî bakımlardan da iki önemli fonksiyonu yerine getiriyordu.

1. Devlet güçlerinin tamamının kabile, soy, boy, v.b. ayrılıklarına ba- kılmaksızın, on’lu sisteme göre bölünerek, merkezden tayin edilen kuman- danlar tarafından ve bunların aracılığı ile tek elden sevk ve idareye bağlan- ması.
2. Bütün idarî görev sahipleri, aynı zamanda asker olduklarından, or- dunun görev ciddiyeti, her türlü sivil ve idarî ünitelere yansıdığından, devlet mekanizmasının askerî disiplin içinde çalışması temin ediliyordu. Bu durum, Türk Devleti’nin askerî karakterini açıkladığı gibi, Türklere neden “ordu- millet” denildiğini de izah eder. Dolayısıyla Türk topluluğunda iki temel un- surun aile ve ordu olduğunu da ortaya koyar.


3.2.3. TURAN TAKTİĞİ (KURT OYUNU, HİLAL TAKTİĞİ):


Büyük çoğunlukla okçu süvârilerden kurulu olan Türk savaş birlikleri, at sa- yesinde sağlanan sürat vasıtasıyla, ağır hareketli ve sıkı saflar halinde kütle muharebesi yapan yabancı ordular karşısında üstünlük sağlıyorlardı. Kendi taktiklerini uygulamak için ordularını daima hücum esasına göre düzenleyen ve eğiten Türkler’in savaşında en belirgin özellik, düşman cephesinde şaşkın- lık yaratan “baskın” şeklindeki hücumlardır.


Türk orduları, savaşlar sırasında taktiklerini iki aşamada gerçekleştiriyorlar- dı: Sahte ric’at (geri çekilme, kaçma) ve pusu. Yani, kaçıyor gibi geri çekile- rek, düşmanı çembere almak üzere, pusu kurulan bölgeye kadar çekmek. (Kurt oyunu.) Bu savaş usulüne, Türk yurdunun eski adından dolayı “Turan Taktiği” denilmiştir. Bu taktikle kazanılan ve dünya harp tarihinde yerini alan savaşlar arasında 1071 Malazgirt, 1396 Niğbolu, 1526 Mohaç ve 30 Ağustos 1922 Başkumandanlık Meydan Muharebesi’ni gösterebiliriz.



Savaşılacak yerin arazi yapısı bu taktiğin uygulanmasında birinci derecede etkilidir. İki tarafı uygun yükseltideki tepelerle sarılı bir ovada genellikle savaş kabul edilir. Düşmanın karşısında merkez, sağ ve sol kuvvetleri olarak yer alan Türk kuvvetlerinin, merkez ve merkeze yakın kanatları düşmanın saldırısı karşısında, sanki bozulmuş da geri çekiliyormuş hissi vererek çekilmeye başlar. Bu arada, sağ ve sol kanatlardaki askerî birlikler yavaş yavaş ilerleyerek savaş alanının iki yanında yer alan tepeciklerin gerisine sarkar ve buralarda pusular kurar. Geri çekilmekte olan Türk birlikleri düşman kuvvetlerinin gerektiği kadar üzerlerine geldiği kanaatine vardığında aniden geri dönerler ve şiddetli bir savaşa tutuşurlar. Bu arada savaş alanının iki tarafındaki tepecikler ardında pusu kuran askerler de düşmanı yanlardan ve arkadan çembere alırlar. Panik halindeki düşman kuvvetleri için artık yapılacak tek şey, ya ölmek ya da teslim olmaktır.
 
İlginizi çekebilecek benzer konular
En Çok Görüntülenen Konular
  • İlk Türk Devletleri ( tablo )
  • Moderatör tarafında düzenlendi:

    Bu Konuyu Görüntüleyen Kullanıcılar (Toplam: 0, Üyeler: 0, Misafir: 0)

    Üst Alt