• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Eski Türklerde Müzik

İSRA

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
13 Mart 2009
Mesajlar
1,031
Tepkime puanı
779
Puanları
113
Konum
Konya
Takipçiler
1

İtibar:

ESKİ TÜRKLERDE MÜZİK:


Eski Türk topluluk hayatında müziğin önemli bir yeri vardı. Bizans elçisi Priskos, Attilâ’nın sefer dönüşlerinde başkente girerken, saflar halinde dizilmiş güzel giyimli Hunlu kızların söyledikleri şarkılar ile karşılandığını yazmaktadır. Ayrıca, Attilâ Burgond Kralı’na da bir Hun orkestrası göndermişti.



Çin kaynakları 28 çeşit Hun halk türküsünden bahsetmektedir. Çinliler Asya Hun çalgılarından olup, milâddan önceki yüzyıllarda Çin’de de yayılan bazıları- nı K’ung-Hou, Bi-Li, P’i-Pa, Ku-Sie vb. adlarla zikretmektedirler55. Bunlar mız- raplı (telli), nefesli ve vurmalı (darbe) sazlar idi. Ayrıca Türkler’de askerî mızıka (=tuğ, bando, mehter’in ilk şekilleri) yaygındı. Gök-Türk, Uygur bandolarında davul (kövrüg veya köprüge) başta gelen musikî âletiydi. Çeşitli nefesli çalgılar da bu bandoda bulunmaktaydı56.


Hunlarda, “tuğ, bayrak ve davul” bir bütün olarak komutanlık sembol ve alâ- metlerini oluşturuyorlardı. Biz bunun vesikalarına M.Ö. 119’daki Hun-Çin Sa- vaşları’nda rastlıyoruz57. Hunlar’ın “sol” ve “büyük kumandan” ünvanını taşı- yan komutanı, Çinliler’e yenik ve esir düşünce, Hun komutanının bayrak ve davulunu ele geçirdikleri için Çinliler sevinirler. Bundan, bayrak ve davulun da önemli bir sembol olduğu sonucunu çıkarıyoruz58. Öte yandan, Hunlar’da davul ve bayrağın, bir memuriyet, komutanlık ve yetki sembolü olduğunu da farkediyoruz. Bayrak ile davul hakan otağının önünde duruyordu.


M.Ö. 121’de yapılan Hun-Çin savaşı’nda da en zorlu çarpışmalar Hunlar’ın sağ, yani batıdaki59 beylerbeyinin otağı önündeki kıllı tuğ ve bayrak ile davul önün- de yapılmıştı60.


Hunlar’daki bayrak ve davula, Gök-Türkler’de bir de “boru” katılmıştır. Gök- türk Kaganı’nın otağı önünde büyük bir “kaganlık mehteri” de vardı. Çin tarih- lerine göre bunlardan biri de “kurt başlı” sancaktı. Çinlilere göre Türkler, atala- rının “kurttan türeme” olduğunu göstermek için bu sancağı kullanıyorlardı. Daha sonraki yıllarda bu kutlu sancağın yanında kaganlık davulu ve diğer semboller de bulunmaktadır.


M.Ö. 119’da Çin ordusu, ünlü Çin generali Ho Ch’ü-ping, “Hunların sol büyük generali- ne hücum etti, bir çok esirler ile birlikte bayrak ile davulunu da ele geçirdi.” Bundan önce, “sağ beylerbetinin otağının önüne dikili, kıllı Hun bayrağının altında, Hun ve Çin askerle- ri göğüs göğüse dövüşmüşlerdi.” Burada adı geçen kıllı Hun bayrağı bir tuğ idi. Ancak, yanında davul olup olmadığını bilemiyoruz. Bildiğimiz bir başka Çin generali Li Ling,Hun taktiğini kullanarak, Hunlar’a karşı ilerlerken, “çan ile hareket” ve “davul ile durma”
emri veriyordu. Ancak bir gerçek vardı ki, “tuğ” ve “davul” Hunlar’ın beylerbeyi ile büyük generallerinin bir sembolüydü. (Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, VIII, s. 41.)





Gök-Türkler’de yetki belgesi olarak, atamalarda verilen “beylik mehterleri” de vardı. Yâni, bayrak ve davul; tâyin, yetki ve bağımsızlık belgesi olarak görülmektedir61.
Selçuklular’da saray, saltanat çadırı, (çetr=jNU), taht (örgin=≈Œ∑iÀA), kaftan
(tırâz=gAj{) gibi hükümdarlık alâmetlerinin yanında “nevbet” (OIÃ√ ) de bir hâ- kimiyet alâmeti olarak görülür. “Nevbet”; hükümdarlık sarayının kapısında veya saltanat çadırının önünde, o zamanki devlet bandosunun konser vermesi
demektir. “Nevbet” sultan için namaz vakitlerinde beş defa çalındığı halde, bağlı hükümdarlar üç defadan fazla çaldıramazlardı. İlk defa Tuğrul Bey zama- nında beş defa nevbet çalınmıştır. Çünkü Büveyhoğulları hükümdarı Ebû Kalicâr, üç yerine beş nevbet vurdurmasına müsaade etmesini halifeden iste- miş, fakat red cevabı almıştır. O yine de kendiliğinden beş nevbet vurdurmaya başlamıştı62. Bu âdetin, Melikşah zamanında da ve Anadolu Selçukluları’nın parçalanmasına kadar günde beş vakit nevbet vurulması şeklinde sürdüğü bi- linmektedir63.


Türk müzik âletleri arasında bulunan ve Çinliler’in “Hyu-pu” (veya K’ung-hou, K’ong-heou) adı ile zikrettikleri “kopuz”, Bozkır Türk folklorunda çok önemli yeri olan bir çalgıdır. Destanlar, kahramanlık menkîbeleri, aşk türküleri, acı tatlı hatıralar, saz şâirleri tarafından “kopuz” çalınarak söylenirdi. Asya Hunla- rı’ndan beri bütün Türkler arasında en çok tanınmış olan bu basit fakat tatlı sesli saz “kopuz”, “kobuz” adı ile Uygur metinlerinde ve Divanü Lugat-it Türk’de de geçmektedir64. Türklerin bulunduğu her yerde mevcut olan kopuz, atalarımızla birlikte Suriye, Mısır, Balkanlar, Macaristan, Çekoslovakya, Polon- ya, Rusya, Ukrayna ve Almanya’ya da girmiş ve oralarda “koboz, kubos, kobzo, kopus” vb. gibi adlarla çok sevilen sazlardan biri olmuştur65. Bozkır Türk Tari- hi boyunca arkeolojik vesika olarak bize intikal eden müzik âleti, bilindiği gibi Macaristan ve komşusu ülkelerde ele geçen üç adet “Avar tipi çifte kaval”dır66.

Türkler’in meşhur sürek avlarının sonunda yaptıkları bir de dinî törenleri var- dı. Bu dinî törenlerde Türkler “gök”e (Gök-Tengri) at kurbanları sunuyorlar ve şarkılar söylüyorlardı. Çin kaynakları, bu şarkıların “kurt ulumalarını” andırdı- ğını yazar. Tabii bunda, Çinlilere göre, ileride de anlatacağımız gibi Türkler’in atasının kurt olduğu düşüncesinin hakim olması mümkündür. Bu şarkıların daha ziyade, “uzun hava” veya “maya” tipinde şarkılar olması tahmin edilebilir. Çinlilerin bugünkü şarkılarıyla bile kıyaslandığında, eski Türklerin okuduğu bu şarkıların onlarda bıraktığı tesiri tahmin etmek zor olmasa gerektir.
 

Bu Konuyu Görüntüleyen Kullanıcılar (Toplam: 0, Üyeler: 0, Misafir: 0)

Üst Alt