• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Erzurumlu Kara Fatma

Aslı

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
10,572
Puanları
83
FATMA SEHER ERDEN
(ERZURUMLU KARA FATMA)

1888’de Erzurum’da doğdu. Subay Suat Derviş Bey ile evlenip Balkan Savaşı’na katıldı.I. Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’ne gitti.1919'daki Kongre günlerinde, Mustafa Kemal'le bizzat görüşebilmek için Sivas'a gitti.Bu görüşmenin ardından, Milis...
Tam içeriği görüntülemek için lütfen giriş yapın. Giriş yap veya üye ol.
 

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
8,994
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
Kurtuluş Savaşı’nın kadın kahramanı Kara Fatma

Kara Fatma, Kurtuluş Savaşı’nın sembol isimleri arasında yer aldı. Savaşın sonunda aldığı İstiklal Madalyası’nı, ömrünün en büyük hediyesi olarak göğsünde taşıdı.
Türk halkı, kadın-erkek demeden Kurtuluş Savaşı’nda destan yazdı. Aradan geçen yıllara rağmen o kahramanlar hiçbir zaman unutulmadı. Tıpkı ufak tefek görüntüsüne tezat cesaretiyle, kurtuluş mücadelesine destek veren Fatma Seher Erden ya da namıdiğer Kara Fatma gibi.
Erzurumlu Yusuf Ağa’nın kızı olan Kara Fatma, ilk cephe mücadelesini kocası Derviş Bey’le birlikte Balkan Savaşı’nda verdi. Balkan Savaşı sırasında Edirne’de, Yanık Kışla’da düşmanla çarpıştı. Ardından I. Dünya Savaşı başladı. Ailesinden kendi gibi yürekli on kadını yanına aldı ve Kafkasya Cephesi’ne gitti. O sırada eşi Derviş Bey, Sarıkamış’ta şehit düştü. Buna rağmen durmadı, vatan aşkıyla cepheden cepheye koşmaya devam etti. Yanında iki oğlu ve kendisi gibi yürekli kadınlar vardı.

Mustafa Kemal’in huzuruna çıktı
Kara Fatma’nın vatan mücadelesi, Kurtuluş Savaşı’nda da devam etti. Mücadeleye katılmak için Sivas’a gitti. Mustafa Kemal’in önünü keserek kendisine görev vermesini istedi. Kara Fatma, 1944’de yayınlanan anılarında bu görüşmeyi şöyle anlattı:
"Mustafa Kemal’in huzuruna çıkabilmek için muhtelif kıyafetlere girerek üç günlük bir mücadeleden sonra devamlı bir takibin neticesi olarak, Sivas’ta öğle yemeğine davetli bulunduğu bir yere giderken yolda yakaladım. Üzerimde çarşaf vardı ve yüzüm de peçe ile kapalıydı. Kendisiyle bir mesele hakkında görüşmek istediğimi söyleyince ilk defa sert bir lisan kullanarak ‘ne görüşeceksin’ dedi. Kalbimdeki vatan aşkı, bu sert muameleye üstün geldi. Derhal peçemi kaldırdım ve ‘İstanbul’dan buraya kadar sizinle görüşmek için geldim ve maruzatımı bir dakika için dinlemenizi ısrarla rica ediyorum’ dedim. Sonra, pek yakınımızda bulunan küçük bir lokantaya beni kabul ettiler."
Mustafa Kemal kendisine adını, silah kullanmayı, ata binmeyi bilip bilmediğini sordu. Aldığı cevaplardan duyduğu memnuniyeti, "Bütün kadınlar senin gibi olsa idi Kara Fatma" sözleriyle ifade etti. Fatma Seher, işte bu olaydan sonra “Kara Fatma” olarak anılmaya başlandı.
Kara Fatma, Mustafa Kemal’den aldığı talimat üzerine İstanbul’a döndü. Mustafa Kemal’den getirdiği pusulayı göstererek Topkapılı Pire Mehmed ve Laz Tahsin’le birlikte 15 kişilik bir çete kurdu. Kısa sürede bu çetedeki üyelerin sayısını arttırdı ve Üsküdarlı Albay Neşet Bey’in emrinde savaşmaya başladı.

Düşmana esir düştü
Kara Fatma asıl başarısını İzmit’in işgali sırasında gösterdi. Yunan işgaline karşı 480 kişilik çetesiyle mücadele verdi. Burada gösterdiği kahramanlıkla adını tarihe yazdırdı. Hisarcık’ta, Kaynarca mıntıkası Kumandanı Naim imzasıyla Süvari Livası'na (tugay) gönderilen yazıda, “Bugünkü harekatta pek çok yararlığı görülmüş olan Fatma Seher Hanım’a teşekkür ederim” deniliyordu.
Kara Fatma, ardından 43 kadın ve 700 erkekten oluşan müfrezesiyle İnönü Savaşlarına katıldı. Bu savaşta müfrezenin pek çok kadın neferi şehit düştü, Kara Fatma ise yaralandı. Kara Fatma, beraberindeki gönüllülerle birlikte İznik’te, Kumlu’da, Alaşehir’de, Sivrihisar’daydı; düşman neredeyse oradaydı. Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne katılanlardan biri de oydu. Ama bu çarpışmalar sırasında esir düştü Kara Fatma. Buna rağmen, düşmanın elinden kaçmayı başardı. Hatta bu başarısından ötürü Kara Fatma’ya “üsteğmen” rütbesi verildi.

İstiklal Madalyası sahibi
Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nden sonra vakit kaybetmeden Bursa’ya geçti Kara Fatma. Şehrin Yunan işgalinden kurtarılması için de müfrezesiyle birlikte çarpıştı. Kara Fatma, o günleri anlatırken son derece mütevazıydı:
"Bursa Cephesi’nde harbe girdim. Bizim vazifemiz kıtanın gerilerine akın etmek ve yollarını kesmekti. Vazifemizde başarılı oluyorduk. Yunanlılar bizim ordunun hücumuna fazla dayanamadı. Bozgun başladı. Birkaç gün içinde Yunan’ı denize döktük. Artık vazifem bitmişti. Yorgun vücudumu dinlendirmek için izin verdiler."
Tüm bu mücadelenin sonunda Kurtuluş Savaşı’nın büyük kahramanı Kara Fatma, İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. Bu madalya, kendisi için yeterliydi. Öyle ki, savaşın ardından kendisine bağlanan üsteğmenlik maaşını kabul etmedi. “Ben para için savaşmadım. Vatanım için savaştım” diyerek maaşını Kızılay’a bağışladı.
Kara Fatma, yıllar boyu süren bu mücadeleler sırasında eşinin yanı sıra iki oğlunu da şehit verdi. Büyük zaferden sonra ise köşesine çekildi. Ömrünün son yıllarını İstanbul’da, Darülaceze’de geçirdi. 2 Temmuz 1955 günü hayata gözlerini yumdu. Ancak Kurtuluş Savaşı’nda gösterdiği fedakarlık ve gözü karalık hiçbir zaman unutulmadı.
Kaynak: TRT Haber
 

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
8,994
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
 

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
8,994
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
Kara Fatma (Fatma Seher)

Kara Fatma Erzurumlu Yûsuf Ağa’nın kızıdır. Balkan Harbi’nde, kocası Derviş Erden’le birlikte Edirne’de, düşman tarafından kuşatılmış olan Yanık Kışla’da bulunmuş, askerlik hayatını onunla paylaşmıştır Birinci Dünyâ Savaşı’nda, kendi ailesinden dokuz-on kadınla birlikte Kafkasya Cebhesi’ne gitmiştir. Mondros Mütarekesi’nden sonra- eşi Binbaşı Derviş Erden’in vefat ettiğini, İstanbul’un işgali (20 Mart, 1920) üzerine, “Üsküdar’a, oradan da Bolu ve Ankara yoluyla Sivas ve Erzurum’a giderek, Baş-kumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa’dan kendisini vazifelendirmesini istediğini, Erzurum ve Van’da kardeşleri Ermeniler tarafından şehit edilen kırk üç kadını silâh arkadaşı alarak “Şark vilâyetlerinde Ermenistan için çalışan Ermeni ordularına karşı vazifelerini de yerine getirdiklerini, kendisiyle 1923’de yapılan bir mülâkatta anlatmıştır *.


Asıl adı Fatma Seher olan Kara Fatma, İstiklâl Savaşı’nda Kara Fatma adiyle, 1944’de yayımlanan hâtıralarında, “Atatürk’ün Sivas’ta faaliyete geçtiğini haber aldığım dakikadan itibaren duyduğum sevinci tariften acizim ve ilk işim kısa bir hazırlıktan sonra Sivas’a müteveccihen hareket etmeği karârlaştırdım; hemen yola çıktım ve Gülcemâl vapuruyla Samsun’a, oradan da Sivas’a vardım,, diyor.


Fatma Seher için Mustafa Kemal ile görüşebilmek, bir sû’-i kasdı önlemek için sıkı tedbirler alındığından pek kolay olmamıştır. Onunla görüşmeği nasıl başardığını, nasıl vazifelendirildiğini yine kendisinden dinleyelim:


“Mustafa Kemal’in huzûruna çıkabilmek için muhtelif kıyâfete girerek üç günlük bir mücâdeleden sonra, devâmlı bir takibim neticesi olarak, Sivas’ta öğle yemeğine davetli bulunduğu bir yere giderken yolda yakaladım. Üzerimde çarşaf ve yüzüm de peçe ile kapalı idi. Kendisiyle bir mes’ele hakkında görüşmek istediğimi söyleyince, ilk def’a sert bir lisân kullanarak, ‘Ne görüşeceksin!’ mukabelesinde bulundular. Kalbimdeki vatan aşkı bu sert muâmeleye gâlib gelerek derhâl peçemi kaldırdım ve İstanbul’dan buraya kadar sizinle görüşmek için geldiğimi, ma’rûzâtımm bir dakika için dinlenmesini isrârla recâ ettikten sonra, pek yakınımızda bulunan küçük bir lokantaya beni kabûl ettiler,, bilgisini vermiştir. Mustafa Kemal ona adını, silâh kullanmağı, ata binmeği bilip-bilmediğini, harbten, ateşten korkar mısın diye de sormuştur. Verdiği cevaplar Mustafa Kemal’i memnûn etmiş, “Bütün kadınlar senin gibi olsa idi Kara Fatma! „ demiş, adı, onun bu hitâbından sonra Kara Fatma olarak kalmıştır. “Kendi eliyle yazdığı kağıdı vesika olarak bana verdi, sıkışık vaz’iyetlerde işine yarar; haydi, göreyim seni; verdiğim talimâtı unutma, bir-ân evvel İstanbul’a git, hâzırlan ve işe başla! „ dediğini anlatmıştır30. Sivas Kongresi 4-12 Eylül, 1919’da olduğuna, Mustafa Kemal’in Hey’et-i Temsiliyye ile birlikte ve bu kurulun başkanı olarak 27 Aralık, 1919’da Ankara’ya geldiklerine göre, Kara Fatma’nın, onunla bu tarihlerde görüşmüş olduğunu söyleyebiliriz.

İngilizler, 30 Ekim, 1919’da yürürlüğe giren Mondros Mütârekesinden, 16 Mart, 1920’de İstanbul’un işgalinden sonra, inzibât kuvvetlerini İzmit’e çıkararak Yunanlılarla birlikte, Millî Kuvvetleri yok etmeğe çalışmışlardır; İngilizler, kısa süren bir muharebede yenilgiye uğratılarak İstanbul’a çekilmiştir. Bursa’yı 20 Haziran, 1920’de ele geçiren Yunanlılar, bir fırka ile İzmit’i İngilizler’den teslim almışlar, Sabanca, Adapazarı’nı da zabt ederek Sakarya’ya kadar gelmişlerdi. Millî Kuvvetlerce, İstanbul ile bağlantının, askerî hareketlerin sağlanması, kolaylaştırılması için İnebolu yolu yeterli olmadığından İzmit’in düşmandan temizlenmesi ön plana alınaan karârlardandı.

Kara Fatma, Mustafa Kemal’den aldığı talimât üzerine İstanbul’a gelmiş, Mustafa Kemal’den getirdiği kağıdı göstererek güvendiği Topkapılı Pire Mehmed ve Laz Tahsin’le birlikte onbeş kişilik çete kurmuştur. Hepsi köylü kıyafetine girerek, Haydarpaşa’da tirene binip İzmit’te inmişler, kendilerinin Erzurum muhâciri olduklarını, iş bulmak için geldiklerini söyleyerek, gizlice propagandalarla sayılarını artırmağa çalışmışlardır; ilk uğrakları Gül-bahçe köyü eşrafından Murad Ağa’nın da katılması ve yardımıyle çete sayısı doksanaltıya yükselmiştir; Bahçecik, Servetiyye yoluyle gittikleri Paşa-köyü’nde karârgâh kurmuş, bu cebhenin kumandanı Albay Kara Emin idaresinde bir süre buralarda düşmanla çarpıştıktan sonra, Kaynarca, Bereket, Ala kaya’ya hareket emrini almış, buralarda Üsküdarlı Albay Neş’et Bey emrinde savaşmışlar, askerî bakımdan mühim olan Fındıktepe’yi düşmandan temizleyerek buraya Türk bayrağını dikmişlerdir.

Kara Fatma’nın, Mustafa Kemal’den aldığı talimât üzerine İzmit’e gelişi, çete teşkilâtını nasıl kurduğu ve çalışmağa başladığı 1922’de İstikbâl gazetesinde kendisinden naklen daha geniş olarak anlatılmıştır:


Kara Fatma İstanbul’a dokuz yaşındaki kızı Fatma ile birlikte gelmiş, oradaki kardeşi Süleyman’ı da yanına almıştır. “Bir gün İstanbul’dan onsekiz tüfenk de kaçırarak Alem-dağı tarikiyle, az evvel tâ Van’dan yüzelli kişilik çetesiyle gelen kardeşi Mehmed Çavuş’a İzmit civârında Taş-köprü’de iltihâk etti. Üç sene evvel, birgün İzmit civârında Davulcular-ormanı’ndan Arpalık-köyü’ne yorgun argın beş kişi iniyorlardı. Bunlardan üçü erkek, biri küçük bir kızdı. Köye indikleri zaman, köylüler bu garibleri biraz tuhaf karşıladılar. Garipler Karamürsel muhâcirlerinden olduklarını söylüyorlar, iş arıyorlardı. Uzun pazarlıklardan sonra dört çoban, Kasım’a kadar yirmi liraya çalışmağa râzı oldular. Ertesi gün, yamaçlara doğru sığırları süren dört çoban gayet neş’eli idiler. Üç-dört gün sonra birgün dört çoban, sığırları Gül-bağçe deresinin etrâfındaki yamaçlara salmışlar, oturuyorlardı. Bu sırada uzaktan iki silâhlı belirdi; az sonra yanlarına geldiler. Bunlar Gül-bağçe, Orhâniyye, Arpalık, Mecidiyye köylerindeki Ermeni jandarmalarındandılar. Dört fakir çobana şübhe ile baktılar; onlara kim olduklarım sordular. ‘Arpahk’ın çobanlarıyız’ cevâbı şübhelerini izâle edemedi. O akşam Arpalık’tan Davulcular-ormanına doğru dört çoban ellerinde iki tüfenkle dönüyorlardı. Bunlar Kara Fatma ile oğlu Seyfeddin ve iki kardeşi idiler.


“Ertesi gün, kaç zamândır Davulcular-ormanı’nda gizlenmiş olan yüzelli kişilik çetesinin başına geçen Kara Fatma Gül-bağçe, Mecidiyye, Orhâniyye, Arpalık köylerinin imâm ve muhtârlarıyle ileri gelenlerini ormana celbettirdi; onlara, ‘Ben Kara Fatma’yım, Ermeni jandarmalarının sizden her ay aldıkları ikiyüzer lirayı bundan sonra vermeyeceksiniz. Sizin ırzınızı, malınızı ben bekleyeceğim’ dedi.

“Köylüler memnun döndüler. Kara Fatma artık kendini meydana vurmuştu. Bir taraftan Sabanca havâlisinde (....) Bey vâsıtasıyle silâh satın alıyor, bir taraftan civar köylerden gelen delikanlıları çetesine yazıyordu. Az zamanda mevcudu 480 kişiyi bulmuştu. „

“İzmit Yunan işgali altında idi. Müslümânlar nefes almaktan bile korkuyorlardı. O günlerde yırtık-pırtık bir köylü kadın pazara öteberi getirip satıyor, akşam olunca şehirden ağır sandıklar alarak esrarengiz bir surette çıkıp gidiyordu. Bu kadın iki defa gelip gitmiş, dönerken altışar sandık götürmüştü. Üçüncüde bu şüpheli kadını yakaladılar. Sandıklar cebhâne sandığı idi. Onları Sultânı Mektebi’nde Ali Efendi’den alıyordu. Kendisini askerî koğuşlardan birine attılar ve ondokuz gün mütemâdiyen dövdüler, dövdüler, dövdüler. Ondokuz gün zarfında tamâmıyle dermânsız, hasta ve perişân olan bu bed-baht kadın, Kara Fatma Çetesi’nin bi’z-zât Reise’si idi.

,, Müfrezesine kırküç kadından başka yediyüz de erkek katılmış olduğunu söyleyen Kara Fatma, kadınlardan yirmisekizinin şehid düştüğünü, geriye kalan onsekiz kadın ve diğer erkeklerle Birinci İnönü (21 Şubat—12 Mart, 1921) ve İkinci İnönü (31 Mart—1 Nisan, 1921) savaşlarına katılmıştır. Bu savaşta, '“onsekiz kadını da kısmen şehit, kısmen mecruh olarak İnönü’nde bıraktım; kendim de yaralandım. Tedavi olduktan sonra, Düzce çevresindeki asker kaçaklarını vatanî vazifelerine davet için gittim,, diyor. Yine kendi ifadesine göre doksa nüç kişiden ibaret müfrezesini, Kocaili Gurup Kumandanı Hâlid Paşa yeterli bulmamış, bunların sayısını üç yüze yükseltmiştir. Bu vazifesi dolayısıyle karârgâhını Hendek ile Düzce arasındaki Nefren-boğazı yakınında bulunan bir köyde kurmuştur. Eşkıyâ Reisi Limo ile İbrahim bir gece, misâfir edilmekte olduğu eve gelerek eğer afvedilirse bu çeteyle birlikte çalışmak istediklerini bildirip, bunun sağlanmasını recâ etmişlerdir. Kara Fatma, onların bu isteklerini telgırafla Ankara’ya bildirmiş, iki sâat içinde bu eşkıyâlar ve topladıkları asker kaçaklarının afvı emri gelmiş, bunlar da müfrezesine katılmıştır.


Kara Fatma, 28 Haziran, 1921’de İzmit’in düşmandan temizlenip kurtarılmasına kadar İzmit’te kalmıştır. Kendisindeki belgelerden, İznik civârındaki Bereket ve Kara-derin’deki karşılıklı taarruzda, Aleko—Karaderin hattında fedakarlıklar, kahramanlıklar gösterdiği anaşıhr: Hisarcık’ta, Kaynarca mıntakası Kumandam Na'îm imzâ-sıyle Suvârî Livâsı’na gönderilen yazıda, düşmanın taarruzu durdurulduğu, üçüncü maddesinde Fatma Seher Hanım’ın cepheden gelen efrâd üzerindeki te’siri her türlü takdirin üstünde olduğu kaydedilmiş, bunun karşılığı Livâ emrinde, “Bu günki harekâtta pek çok yararlığı görülmüş olan Fatma Seher Hanım’a teşekkür ederim,, denilmiştir. 26/27 Ağustos, 1337 (1921) tarihli, 193 sayılı Livâ Tetirimi ile de onun bu kahramanlığı açıkça takdir edilerek başka Birlikler’e de örnek gösterilmiş bulunuyordu35.


Kara Fatma’nın, İzmit’te bulunduğu sırada Kocaili Gurupu Kumandanlığına yazdığı 24 Ekim, 1921 tarihli, metninin bütününü az sonra vereceğimiz dilekçesi başlıca iki esas fikri içine almaktadır: Bunlardan ilkine göre, Müfrezeler Kumandanı Reşâd Bey’den 12 Ekim, 1921’de aldığı emir dolayısıyla, dokuz kişilik maiyetiyle birlikte, askerlik için Kur’a çekecek yaşta bulunmayanlardan gönüllü asker toplamak, cepheye geri dönmek üzere hareket ettiği, topladığı yirmi beş kişilik maiyetiyle emirlerini beklediği anlaşılır. Büyük milletince kendisine verilen Çavuşluk rütbesine teşekkür eden Fatma Seher’in dileklerinden İkincisi, iki yıldan beri çok yorgun bulunduğu için İzmit çevresinde veyâ Cebhe gerilerinde kısa süre dinlenmek üzere kullanılması hakkındaki ricasıdır:

KOCAİLİ GURUBU KUMANDANLIĞI’NA

İzmid'den

24/10/37

12 Teşrinievvel tarihinde Müfrezeler Kumandanı Reşâd Bey’den aldığım emr üzerine 9 kişilik maiyyetimle eşnân hârici efrâddan gönüllü toplamak ve Cebhe’ye avdet eylemek üzre hareket eylemiştim. Teşkilâtı tevsi' ile topladığım 25 kişilik maiyyetimle emr-i ‘âlinize muntazırım. Büyük milletimin ‘uhdeme verdiği Çavuşluk rütbesinden dolayı ‘arz-ı şükrân eyler ve iki seneden beri fevka’l-'âde yorgun bulunduğumu da ‘arz ederek İzmid civarında veyâ Cebhe gerilerinde az bir müddet istirâhat içün istihdâm olunmaklığımı istirhâm eylerim efendim.


MÜCÂHİDE​

Fatma Seher​

Fatma Seher’in bu dilekçesine karşılık, Geyve Istasyonu’ndan 24 Ekim, 1921 tarihli, Kocaili Gurupu Kumandam Hâlid imzâsıyle çekilen telgırafta, sonraki bir emre kadar maiyyetiyle birlikte îzmid’de dinlenmesinin uygun görüldüğü bildirilmiştir.

Mehmed Emin Yalman, İzmit’te bulunduğu o sıralarda Kara Fatma ile görüşmüştür; ona anlattıklarından da, Kocaeli Cebhesi’nden sonra İznik Cebhesi’nde vazifelendirildiği, İznik’e üçyüzseksen gönüllü getirdiği, bunları İntikam Taburu’na teslim ettiği, bunlar arasında oğlu ile kardeşinin de bulunduğu anlaşılır. “Bir def’a da yüzseksen gönüllü topladım, İzmit’e getirildim. Bir müddet Birlik Kumandanığı’nda bulundum, sağ kolumdan vuruldum. İzmit Hilâl-i Ahmer (Kızılay) Hastahânesi’nde tedavi edildim. înşâ’allâh yakında yine Cebhe’ye gideceğim,, demiştir. Mehmed Emin Yalman’ın, “Milli Mücâdele’ye katılan Türk kadınlarının safında şerefli bir yer almıştı,, ; “Fatma Seher Hanım belindeki fişenklikleriyle, ayağındaki çizmeleriyle, elindeki kamçısıyle tâm bir İstiklâl Harbi akıncısı,, diyerek canlandırdığı Kara Fatma, bundan sonra, 23 Ağustos—13 Eylül arasında Sakarya Savaşı’nda İznik, Kumlu, Alaşehir, Sivrihisar cebhelerinde, o sahaları kuvvetlendirmek için çoğaltılan düşman kıt’aları ile çarpışmıştır. ’


Kara Fatma, Sakarya Savaşı’ndan sonrasıyle, 30 Ağustos Afyon zaferimiz öncesindeki bir Çiçek Bayramı’yle ilgili, Teğmen’lik (Mü-lâzım-ı Evvel’Iik) derecesine nasıl yükseldiğini aydınlatan bir hâtırasını da anlatmıştır. Az sonra olduğu gibi vereceğimiz metinde görüleceği üzre, Rusya Sefiri Aralof’un da bulunduğu bu Çiçek Bayramı şenliğiyle acabâ neyi anlatmak istemiştir? Edindiğimiz bilgiye göre, Çiçek Bayramı ile kasdedilen, o sırada Ankara’da bulunan Aralof’un da katıldığı 1 Mayıs, 192 2’deki Bahar Bayramı’dır:


“İstiklâl Harbi’nin son taarruzundan evvel, 1338 senesinde, Çiçek Bayramı münâsebetiyle Ankara’da da’vetli bulunduğum esnâda, da’vetlilerden başta Atatürk olmak üzre Rus Sefiri Aralof Yoldaş, Meclis Reisi General Kâzım Özalp, Van Meb’ûsu Haşan Bey ve hatırlayamadığım hükümet erkânından ba’zı zevâtın muvâcehesinde işlemeli güzel bir gümüş sigara tabakası, millî bir menfaat için müzâ-yedeye çıkarılarak Atatürk’ün üzerinde kaldı ve kendisine verildi.

Tabakayı eline alarak, bu tabakanın kime hediye edilmek muvafık olacağını hey’eti huzûruna sordular; derhâl Rus Sefiri, Kara Fatma’ya hediye olunması mütalaasını ileri sürdüler ve bu teklif hey’etce mütteûkan, alkışlarla kabul edildi; fakat Atatürk, benim çok iyi silâh kullandığımı işittiğini ve tesâdüfen bu Çiçek Bayramı’nda, iyi silâh kullanan ma’rûf nişâncılar arasında bir musâbaka tertlb edilmiş bulunduğundan bu musâbakaya iştirâkimi tenslb buyurdular ve muvaffak olduğum takdirde, sigara tabakasının bu sûretle bana hediye edileceğini emir buyurdular.


“Ben de musâbakaya iştirâk ederek birinciliği kazandığımdan, son derece haz duyarak hem mezkûr tabakayı bana hediye ettiler ve hem de Teğmenlik rütbesiyle taltif ettiler39.,,


Kara Fatma’nın Ankara’da bulunduğu sırada, Aralov ile görüştüğü bu Rus diplomatının hâtıralarından anlaşılmaktadır; eserde, Mustafa Kemal’in yeğeni Fikriye Hanım’dan, Elçilik’e gelenlerden Dr. Adnan Bey ile Hâlide Edib Hanım’dan bahsedildikten sonra, Kara Fatma’nın şahsiyeti, oraya ne maksatla gittiği, bir portresinin yaptırıldığı hakkında da bilgi verilmiştir: “Ben şimdiye kadar yalnız burjuva aydınlarının Elçilik’imize yaptıkları ziyaretlerden söz ettim. Türkiye’nin sıradan insânları da Elçilik’imizi ziyâret ederlerdi. Birkaç sefer Elçilik’imize savaşçı kadınlardan Fatma Çavuş da geldi. Fatma Çavuş, bir çetenin başında bulunuyordu. Yunanlılar’la ve âsilerle döğüşmüştü. Fatma Çavuş kısa boylu, zayıf, enerjik yüzlü, kara gözlü, yaşlıca bir kadındı. Bir def’asında, yine bir çeteci olan ve annesiyle birlikte savaşlara katılan oğlu ile Elçilik’e geldi. Fatma’nın sırtında siyah bir caket, altında çizgili bir eteklik ayağında çizme vardı. Belindeki geniş kuşağında tüfeng mermileri, kama, omuzunda da kayış görünüyordu. Başını bir yemeni ile sarmıştı. Fatma Çavuş Sovyetler Birliği’ne olan sempatisini belirtmek, bizim askerlik işlerimiz ve Rus kadınlarının iç savaşa katılmaları konusu üzerine bilgi almak için gelmişti.


“Elçilik’imize uzun boylu, düzgün vucûdlü bir çete de gelirdi. O sıralarda misâfir bulunan ünlü Rus resim san’atcısı Y.Y. Lansere’den bu çeteci ile Fatma Çavuş’un portrelerini yapmasını recâ ettim. Çeteciler, resimlerinin yapılmasına razı oldular. Yevgeni Yevgeneviç Lansârfe de büyük bir memnûnlukla bunların portrelerini yaptı,, denilmektedir .


Kara Fatma Sakarya Savaşından sonra, Büyük Taarruz için hazırlıkların sürdürüldüğü sıralarda Kırım’a da gitmiş, Erzurum’a geçmek üzre bulunduğu Tırabzon’da misâfir edilmiş, başından geçenleri burada yayımlanan İstikbâl gazetesine anlatmıştır; bu münâsebetle, “Üç senedenberi Yunanlılar’la harb eden Kara Fatma’mn nâmım herkes işitmiş ve bu kahraman kadının menâkıbini herkes dinlemiştir. Kara Fatma, tıbkı bir erkek gibi omuzunda silâhıyle en çetin harblere iştirâk etmiş, çetecilik yapmış, yaralanmış ve hâlâ faâliyyetine devâm etmekte bulunmuştur,, denilmektedir. Rus Sovyet Hükümeti Tırabzon Konsülü Tarabon, ona, dostluk hâtırası olarak, 10 Temmuz, 1922 tarihli kartıyle birlikte altun bir kol sâati sunmuştur. Ayni gazetede bu karta yazdıklarının, Kara Fatma'nın, sonunda Tırabzon—16 Temmuz, 1338, Bölük Kumandanı Mülâzım-ı Evvel Fatma Seher kaydi bulunan teşekkür mektubunun da tâm metinleri neşredilmiştir .

Kara Fatma, 26-30 Ağustos, 1922’de Başkumandanlık Meydân Muhârebesi diye anılan Afyon Harbi’ne de müfrezesiyle katılmıştır. Bu savaşla ilgili, onun kahramanlığını, zekâsını çok iyi anlatan bir hâtırasını da, ifâdesinde yine hiçbir değişiklik yapmaksızın veriyoruz:

“Altımdaki, Ceylân ismindeki, güzel ta’lim ettirilmiş çok akıllı bir hayvandı; âdeta bir piyâde neferi gibi düşman mevzi’ine sokulmakta fevka’l-âde mâhirdi. Afyon civârmdaki Sürmeli köyü’nde bu liman düşmana müfrezemle taarruz esnasında, hayvanımla düşmanın mevzi’ine sokulmak icâb etti. Bu esnâda düşman tarafından bir kemend atılarak yakalanmıştım ve hayvan da şahlanarak bizim tarafa firâr etmeğe muvaffak oldu; ben de bu sûretle düşmana esir olmuştum.

“Beni yakaladıkları zamân gözlerim bağlanarak, kendi mevzilerinin iki saat gerisinde bir yere götürülmüştüm ve burada gözlerimdeki mendil çözüldü ve Sürmeli-köyü’nde kurmuş oldukları karârgâhların-da yarım saat isticvâb edildim; benden izâhât almak için mütemadiyen sıkıştırıyorlardı; ben de verdiğim cevâblarda kaçamak cevâblar veriyordum. Bunlar arzu ettikleri maksadı te’mln edemediler. Bunun üzerine, Baş-kumandanları olan Tirikopis’in yanına götürdüler ve beni görünce son derece hayretle bana bakıyordu ve ‘Sen Kara Fatma?’ diye üç def’a hayretle ismimi tekrârladı ve biraz sonra, hayret ettiğinin sebebini son suâlinden anladım. Meğer bunlar, Kara Fatma’yı dev-âsâ birşey tahayyül ediyorlarmış ve ben de bunlara cevâben, ‘Anadolu’daki Kara Fatmalar’ın en kuvvetlisi benim’ demiştim ve bi’l-âhara beni bir yere kapadılar.

“Evvelâ, başıma dört tâne süngülü nöbetçi diktiler; birkaç gün geçtikten sonra bir kişiye indirilmişti ve bu nöbetçinin yanna bir misâfir arkadaşı geldi. Mütemâdiyen şarâb içiyorlardı. Misâfir olan arkadaşı kalktı gitti. Bu nöbetçi şarâb içmeğe devâm ediyordu. Her hâlde çok içmiş olmalı ki sabâha karşı sızdığım gördüm; fakat bir türlü inanamıyordum. Bir-iki yoklamadan sonra, hakikaten serhoş olduğuna kanâat getirmiştim,, ; “Elindeki silâhı alarak, ortalık ağarmadan yola çıktım. Bir hayli müşkilâttan sonra kaçmağa muvaffak oldum ve ondokuz gün sonra, Sürmeli-köyü’ndeki ovada kıt’amın başına geçtim. Bu muvaffakıyyetimden dolayı Üsteğmenlik’e terfi ettirildim.,,


Bursa, 20 Haziran, 1920’de Yunanlılar’ca işgal edilmiştir; düşmandan temizlenmesi Afyon zaferinden on gün sonra, 10 Eylül, 1922’dedir. Kara Fatma, müfrezesiyle Bursa’nın kurtuluşu savaşına da katılmıştır. Afyon ilçelerinden “Burhâniyye köy’üne geldiğim zamân artık tamâmen Yunan elinden kurtulmuştum; fakat şimdi harb etmek, düşmanı sürmek için bende daha yaman bir ateş uyanmıştı. Bana ve vatandaşlarıma yaptıkları zulüm, ezâ ve cefâdan dolayı Yunanlılar’a, mülevves ayaklarıyle topraklarımızı çiğneyen bu düşmanlara teskin olunmaz bir kin ve nefret duymuştum. Müfrezemi tekrar teşkil ettim ve Bursa Cebhesi’nde harbe girdim. Yunanlılar burada çok mukavemet ettiler; fakat Türk’ün süngüsü yaman şeydir, ona kimse mukavemet edemez. Bizim vazifemiz kıta’âtın gerilerine akın etmek ve yollarını kesmekti. Vazifemizde muvaffak oluyorduk. Yunanlılar bizim ordunun hucûmuna fazla dayanamadılar. Bozgun başladı; birkaç gün içinde Yunan’ı denize sürdük. Artık vazifem bitmişti. Yorgun vucûdümü dinlendirmek için izin verdiler. İşte ben de, şimdi bu gün memleketimi geziyorum. Vilâyât-ı Şarkıyye’ye gittim. Karadeniz sahillerini gördüm. Bir-iki gün evvel de güzel İstanbul’umuzu görmek için buraya geldim,, diyor.

Kara Fatma bunları, İstanbul’da bulunduğu sırada Taran gazetesi tarafından kendisine gönderilen bir haber yazarına anlatmıştır; bu konuşmasının yayımlandığı 5 Temmuz, 1923’de İstanbul’da bulunduğu anlaşılır. Babalık gazetesinin 9 Temmuz, 1923 tarihli sayısında Tanin’deki röportajdan da faydalanılarak Kara Fatma hakkında bilgi ve o sırada Konya’da bulunduğu haber verilmiştir.

Kara Fatma’nın 1923-44 yılları arasındaki hayâtını aydınlatıcı malzemeyi henüz elde etmiş değiliz. Yalnız, 1944’de yayımlanan hatıralarının sonuna eklediği Üsteğmenlik Maaşımı ne için Kızılay’a Terkettim başlıklı müstakil paragırafında, bütün çalışmalarını bir menfaat beklemeksizin yaptığından, buna karşılık Üsteğmenlik’le lutuflandırıldığı rütbeye karşılık verilebilecek aylığını Kızılay’a bırakmağı vatanî vazife saydığından bahsetmiştir: “Vatanının büyük kurtarıcısı Ebedî Şef’in lâyık olmadığım büyük iltifatı beni son derece sevindirmişti. Esasen bütün emel ve ârzum, yapmış olduğum hizmetten hiçbir menfaat beklemiyordum. Bu itibarla taltif edilmiş olduğum rütbenin mukabilinde verilecek maâşımı Kızılay’a terk etmekle son vazifemi yaptım. „Muhterem Vatandaşlarım başlıklı yine müstakil paragıraftan ise, yurddaşlarımın göstereceği ilgiye, vatan-severliklerine güvendiği için bu hâtıralarını yayımlamak zorunda kaldığını, iztırâb çekerek, dayanılmaz acı günlerle geçen hayâtının sona erebileceğini umduğunu üzülerek arzetmiş olduğu anlaşılır: “Yurddaşlarımın bana göstereceği yüksek alâka ve hamiyyetlerine güvenerek pek muztarib olarak yaşamakta olduğum gayr-i kâbil-i tahammül bu acı günlerime nihâyet verebilmek emeliyle ve bir hâtıramı neşretmek mecbûriyyetinde kaldığımı teessürle arz ederim,, dediğine göre, 1944’de, dayanılmaz ölçüde maddî sıkıntı çekmekte idi.


Ankara gazetelerinde, 21 Ağustos, 1946’da verilen bilgiye göre, Kara Fatma’ya yardım edilmiştir; torunları da okula yerleştirilecektir: Birbuçuk yıl önce, İstanbul gazetelerinden birinde muhtâc hâlde bulunduğu bildirilen Kara Fatma için yardım listesi açılmış, bunun üzerine Vâli Lutfî Kırdar ile Belediye Reisi onu buldurarak görüşmüşlerdir. Kendisine Defterdârlık’ta bir iş te’min edildiği gibi, Belediye Büdcesi’nin bu işle ilgili faslından nakdî yardım yapılmasına da karâr verilmiştir. Bu aylık yardımı, o zamândan beri, 1948’de de muntazam verilmekte idi. İstanbul Vâliliği’nce, torunlarının, ders yılı başında okullar açılınca yatılı olarak öğretimlerinin sağlanacağı bildirilmiştir.


Kara Fatma, 1954 yılı başlarında, bakacak kimsesi bulunmadığından, yaşı epeyi ilerlediği için çalışamadığından İstanbul’da bir kulübede, yardıma çok muhtâc hâlde yaşamakta idi.

Kars ve Rize Meb’ûsu Tezer Taşkıran ile İzzet Akçal, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na 2 Şubat, 1954’de Milis Subay Kara Fatma’ya vatan hizmeti bakımından aylık bağlanması için dilekçe vermişlerdir: “Millî Mücâdele’ye Çete Kumandanı olarak katılmış ve bu hizmet mukabili kendisine Milis Subay unvânı verilmiş olan Erzurumlu Kara Fatma’ya vatanî hizmet tertibinden maâş tahsisine âid kânun teklifi bağlı olarak sunulmuştur,, deniliyordu. Bunu gerekli kılan sebebler de bildirilmiştir.

Mûcîb Sebebler​

Millî Mücâdele’ye 350 mücâhid Akıncı ile iştirâk ederek, Onsekizinci Fırka’nın Yirminci Hucûm Taburu Suvârî Bölüğü Kumandanlığını yapmış ve bu hizmet mukabili kendisine Milis Subayı unvânı verilmiş olan Erzurumlu Milis Kara Fatma, yaşının yetmişi aşması, kendisine bakacak hiç kimsesi bulunmaması dolayısıyle İstanbul’da bir kulübede yaşamakta ve büyük bir sefâlet içinde kıvranmaktadır.

Bu kahraman kadın, vatanî hizmet tertibinden maâş tahsis için Büyük Millet Meclisi’nin âtıfetine sığınmıştır.

Kars Meb’ûsu Rize Meb’ûsu

Tezer Taşkiran İzzet Akçal


Kara Fatma’ya aylık bağlanmasıyla ilgili bu teklif, 9 Şubat, 1954’de T.B.M.M. Mâliye Komisyonu’nda, 12 Şubat’ta Büdce Komisyonu’nda müzâkere edilmiş, maâş bağlanması hakkındaki 6270 numaralı kânûn 17 Şubat, 1954’de kabûl edilmiş, ertesi günü Resmî Gazete’ye gönderilmiş, 22 Şubat, 1954 tarihli, 8640’mcı sayısında i’Iân edilmişti:

Madde 1. — Erzurumlu Kara Fatma’ya hayâtta bulunduğu müddetçe vatanî hizmet tertibinden ayda 170 lira aylık bağlanmıştır.

Madde 2. — Bu kânûn, neşri tarihinden i’tibâren mer’îdir.

Madde 3. — Bu kânûnun hükümlerini icrâya Mâliyye Vekili me’mûrdur .


İstiklâl Harbi’nin başlangıcından, Anadolu’nun düşmandan temizlenmesine kadar Doğu ve Batı Cebheleri’ndeki savaşların çoğuna katılmış olan Kara Fatma dört def’a yaralanmış, Yunanlılar’ın elinde ondokuz gün esir kalmanın bütün acısını da çekmiştir. Rütbesi Milis Subayı olarak Mülâzım-i Evvellik’e (Üsteğmenlik’e) yükseltilmiş, Akşam gazetesinde 1923’de yayımlanan bir yazıdan üsteğmen elbisesi giymekte olduğu, göğsünde bir Harb Nişanı ile İstiklâl Madalyası bulunduğu anlaşılır.

İstiklâl Harbi’nde silâh kullanan, canla-başla çalışan mücâhit kadınlarımızın önde gelenlerinden olan, hayâtının son yıllan dayanılmaz maddî sıkıntılar içerisinde geçen Kara Fatma, kendisine vatanî hizmet tertibinden 17 Şubat, 1954’de aylık bağlanmasının ertesi yılında, 1955’de Erzurum’da vefât etmiştir. Araştırmalarımıza rağmen, ölümünün ay ve gününü tespitimizin henüz mümkün olamadığını üzülerek söyleyelim.
 
Konu Sahibi Benzer Konular Forum Cevaplar Tarih
K Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1780) Düşünür 0
Aslı Erzurumlu Emrah Tarihi Şahsiyetler 0
Tarih Öğretmeni Kara Buğra Han K 0
Tarih Öğretmeni Kara Budun K 0
Tarih Öğretmeni Kara Aslan K 0
Benzer Konular





Üst Alt