• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

el-Medîne-tü'l-fâzila

Aslı

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
10,577
Puanları
83
el-MEDÎNETÜ'I-FÂZILA


Fârâbî'nin (ö. 339/950) felsefî sistemini bütün yönleriyle yansıtan temel eseri.


Kaynaklarda Kitâbü Ârâ'i ehli-me-dîneti'l-fâzıla ve Kitâbü Mebâdfi âra'i ehli'l-medmeti'l-îâzjJa şeklinde geçmekle birlikte genellikle el-Medînetü'l-tâzıla olarak anılmaktadır. Fârâbî, olgun*luk döneminin ürünü olan eserin telifine Bağdat'ta başlayıp 941-942 yıllarında Dı-maşk'ta tamamlamış, ölümünden iki yıl önce Mısır'da bulunduğu sırada dostları*nın isteği üzerine kitabı tekrar gözden geçirerek konu başlıklarını tesbit etmiş*tir.[113] el-Medîne-tü'1-fâzila genel muhtevası itibariyle biri varlık, diğeri siyaset felsefesi olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Eserin baş tarafında on dokuz madde halinde yer alan özetin müellif tarafından yapıldığı*na dair bilgi yoktur. Kitabın ilmî neşrini gerçekleştiren R. Walzer ana başlıkları al*tı fasıl, alt başlıkları da özete göre on do*kuz bab şeklinde göstermiştir. Daha önce eserin tenkitli neşrini yapmış olan Albert Nasrî Nâdir ise bab ayırımına yer verme*yerek başlıkları otuz yedi fasıl halinde be*lirlemiştir. Bu durumda Fârâbî'nin tesbit ettiği konu başlıklarının orijinalitesini ko*ruyup korumadığı pek belli değildir.

Fârâbî eserinde mukaddimeye yer ver*meden konuya Tanrı ve O'nun sıfatlarıyla başlar. Filozof, Tann'nın varlığının kanıta gerek kalmayacak derecede apaçık oldu*ğuna inandığı için deliller üzerinde dur*maz. Önce Tann'nın sıfatlarını ele alır ve Tann'yı İlk varlık, ilk sebep, bir ve ezelî olarak niteler. Daha sonra O'nun ortağı, benzeri ve zıddı bulunmadığını; mümkin varlık kategorilerinin tarifi cins ve fasla dayanılarak yapıldığı halde Tanrı bu gibi niteliklerin ötesinde olduğundan tarifinin de yapılamayacağını belirtir.[114] Bir kavramının gerçek anlamını Tan-rı'da bulduğuna ve Tann'nın zâtı ile birli*ğinin özdeş olduğuna dikkat çeken filo*zof özü bakımından Tann'nın bilfiil akıl, âkil ve ma'kül olduğunu, bu üç kavramın O'nun zâtında bir ve aynı anlama geldiği*ni, insanların maddeden tam soyutlanıp bilfiil akıl haline geldiğinde O'na daha ya*kın olacağını ve O'nu tam olarak anlaya*bileceğini söyler. Ayrıca Tann'yi âlim, ha-kîm. hak ve hay sıfatlarıyla niteler, bunla*rın yorumu üzerinde durur. Tanrının aş*kın ve kâmil bir varlık olduğunu ifade et*mek için O'na izafe edilen zatî ve sübûtî sıfatlar ne kadar çok ve çeşitli olursa ol*sun bunlar bir tek hakikate delâlet etti*ğinden hiçbir zaman O'nun zâtında çok*luk bulunduğu gibi bir fikre, yol açmaz. Tann'nın varlığı en mükemmel varlık ol*duğuna göre O'nun yüceliği, ululuğu, kut*sallık ve güzelliği de her şeyin üstündedir. Şu halde Tanrı hem aşk hem âşık hem de maşuktur. Bu üç kavram O'nun zâtında aynı hakikatin bir ifadesi sayılmaktadır.[115] Esasen aşkın bir Tanrı fikrine ulaşmak için Fârâbî'nin burada sıfat ola*rak zikrettiği kavramlar Tann'nın zâtının birer yansıması şeklinde düşünülmüş olup sonuçta hepsi zâta indirgenmektedir. Do*layısıyla Kur'an'ın ortaya koyduğu Allah telakkisiyle Fârâbî'nin Tanrı anlayışı ara*sında temelde olmasa bile sıfatların yoru*mundan kaynaklanan bir farkın bulun*duğu söylenebilir. Bununla birlikte Fârâbî kendi zâtından başka hiçbir şeyi bilme*yen, ilgilenmeyen Aristo'nun pasif ve âtıl Tanrı anlayışına hayli uzaktır.

Meşşâî felsefesinin Yeni Eflâtunculukla buluşmasını sağlayan Eşûlûcyâ (Theologia) adlı apokrif eserden mülhem olarak Fârâbî, İslâm felsefe ve tasavvufunda ka*lıcı etkiler bırakan sudur veya feyiz siste*mini el-Medînetü'1-fâzılada temellen-dirmektedir. Bu öğretide filozof ezelî olanla sonradan olan, değişmeyenle de*ğişikliğe uğrayan, bir ve zorunlu (vacip) olan İlk sebeple çok ve mümkin kategori*sine giren varlıklar arasındaki ilişkiyi be*lirleyip ay üstü ve ay altı âlemdeki her tür varlığın oluşum ve sürekliliğini hiyerarşik bir düzen içinde yorumlamaktadır. Bir ba*kıma "ezelde yaratma" anlamına gelen bu öğreti katı bir determinizm içermek*te olup filozof bu konudaki düşüncesini Allah'ın cömert ve âdil oluşunun bir gere*ği ve sonucu saymaktadır.[116] Son*raki fasıllarda, mutlak bir olan Tanrf dan çıkan ilk akıldan çokluğun nasıl gelişip ya*yıldığının sistemin kendi mantığı içinde izahına girişir. Sudur mekanizmasının iş*leyişi, kozmosun oluşumunu ve her mer*tebedeki varlıktürünün fonksiyonunu belirlemesi açısıdan önemlidir.

Bu konuda temel belirleyici, akıllar hiyerarşisindeki onuncu (bu metinde on birinci) aklı teşkil eden faal akıl ile gökkü-relerinin bir düzen içinde dairesel hare*ketidir. Bununla ilgili olarak dört unsurun oluşumu, madde ve suretin değişken bir biçimde birbirini izlemesi, evrendeki ci*sim türleri, düz ve dairesel hareketin se*bepleri gibi klasik fizik ve kozmolojinin problemleri ayrı başlıklar altında ele alın*maktadır.[117] Fârâbî tarafından yeni baştan yorumlanan sudur teorisi Plotin kaynaklı olup bir bakıma Batlam-yus"un astronomik sisteminin metafizik boyutta içinin doldurulup anlamlandırıl*ması olarak görülebilir.

Kadîm felsefenin psikoloji ve fizyoloji ayırımı yapmaksızın bunlara ilişkin sorun*ları "De Anima ana başlığı al*tında bir arada tartışıp temellendirmesi İslâm Meşşâîleri için de geçerlidir ve Fâ*râbî eî-Medînetü'1-fâzila'da canlı var*lıkların en temel özelliği olan beslenme, büyüme ve üreme güçlerinden beş dış duyuya, hayal (mütehayyile), istek, düşün*me, tasarlama hatırlama ve ortak duyu gibi iç duyulara, nihayet önem derecesi*ne göre vücuttaki iç organların koordi-neli biçimde işleyişine kadar fizyolojik ve psikolojik meseleleri tartışıp yorumlar.[118]

Fârâbî bilgi problemiyle İlgili olarak insan aklının özne-nesne ilişkisi sonucu soyutlama ile bilgi üretişinin aşama aşa*ma nasıl gerçekleştiğini anlatır ve heyûlâ-nî akıl, bilfiil akıl ve müstefâd akıl olmak üzere üç aşamalı bir süreçten söz eder. Nihayet insanda temel bir güç olan aklın bilgi üretmesini ontolojik bir varlık olan faal aklın etkisine bağlar ki bu Aristo'dan beri Meşşâîler'de temel bir anlayıştır.[119] Fârâbî felsefesinde günlük hayatla ilişkisi bulunmayan mutlulukla vahiy ol*gusu yine insan aklının faal akılla kurdu*ğu ilişki ile (ittisal) izah edilir. Buna göre insan nefsi maddeye ihtiyaç duymayacak kıvama gelince olgunlaşır ve mufârık cev*herler düzeyine yükselerek ebedî mutlu*luğa kavuşur. Bu düzeye gelmede insan iradesinin ve teorik düşüncenin Önemli rolü bulunduğu gibi iyiye, güzele ve mü*kemmele yönelik erdemli davranışların da payı büyüktür.[120] Filozof vahiy gerçeğini akılla duyu arasında bir rol üst*lenen muhayyile gücünün etkinliğiyle açık*lar. Bu güç, duyu ve İstek güçlerinin etkisinden ancak uykudayken kurtulup ser*best kalınca insan rüya görmeye başlar. Eğer bir insanın muhayyilesi çok güçlü ise uyanıkken de birtakım metafizik gerçek*leri görüp algılar ve bunları tasvir eder. En üst düzeyde gelişmiş olan peygam*berin müstefâd aklı, faal akıldan (Cebrail) gelen İlâhî feyzi düşünüp akıl yürütmeye gerek kalmadan bir anda uyanıkken de alır. Böylece peygamber ilâhî hakikatleri gözle görüp algılamıştır.[121] Felsefe ve dinin kaynağını faal akıl denen, mahiyeti meçhul bir güce bağlayarak dinle felsefeyi ortak bir payda altında değerlendiren filozofun bu teorisi tarih boyunca eleştirilere konu olmuştur.

Genel muhtevası itibariyle el-Medîne-tü'1-fâzıla'nm ikinci bölümünü oluşturan siyaset felsefesi eserin son on iki faslın*da incelenmektedir. İslâm düşünce tari*hinde siyaset felsefesine en çok ağırlık veren filozofun Fârâbî olduğunda şüphe yoktur. Fârâbî bu eserden başka Kitâ-bü's-Siyâseti'1-medeniyye, Kitâbü Tah-şüi's-sa'âde, Kitâbü't-Tenbîht'alâ se-bîli's-sa'âde, Kitâbü'J-MMeve Fuşûl münteze'a (Fuşûlü'l-medenî) adıyla beş kitap daha kaleme almıştır. Filozofun amacı ahlâkî ve fikrî erdemlere dayalı ideal bir devlet düzeninin projesini sunmaktır. Dolayısıyla bu eserlerde Fârâbî'nin kullan*dığı "medine"yi şehir antik Yunan'daki "polis" kelimesinin karşılığı saymak doğru olmaz. Zira medenî toplulukları aileden başlayarak mahalle, köy, şehir, devlet ve birleşik devletler şeklinde inceleyip en bü*yük mutluluğun ihtiyaçların en üst düzey*de birleşik deviet düzeninde karşılana*cağını savunan filozofun prototip olarak "polis"i düşünmüş olması tarihe ve sosyal realiteye aykırı olur.

Fârâbî, öncelikle devlet denen ve üst düzeyde teşkilâtlanma fikrini insana il*ham eden sebepler üzerinde durur. Bun*ları ontolojik, biyoorganik, ihtiyaç ve ada*let teorileri şeklinde nitelemek mümkün*dür.[122] Ardından filozof insan topluluklarını sınıflandırırken kri*ter olarak ihtiyaç, iş bölümü, dayanışma ve ahlâkî erdemleri gerçekleştirme olgu*sunu göz önünde bulundurur ve bu açı*dan insan topluluklarını gelişmiş ve ge*lişmemiş diye iki kısma ayırır. Gelişmiş olanlar küçük(şehir), orta (devlet) ve bü*yük (birleşik devletler) olmak üzere üç grupta incelenir. Gelişmemiş olanlar aile, sokak, mahalle ve köy topluluklarıdır.[123] Ahlâkî erdemlere bağlılık açısın*dan devlet şekillerini erdemli olan ve ol*mayan diye iki kategoriye ayıran Fârâb ye göre erdemli devletin sadece bir şekli bulunmaktadır; bu da ahlâkî erdemleri ilke edinmiş, iş bölümü ve sosyal dayanış*manın en mükemmel düzeyde gerçekleş*tiği, hukukun ve sosyal adaletin tam ola*rak uygulandığı, bilgelerin başkan olduğu bir devlettir. Erdemsiz devlet şekillerini sapık, fâsık, değişebilen ve cahil olmak üzere dört grupta değerlendirir; cahil dev*letin de altı ayrı şekli bulunduğunu belir*terek bunların niteliklerini ayrıntılı biçim*de açıklar. Fârâbî'nin devlet felsefesinin merkezinde devlet başkanının rolü büyük önem taşımaktadır. Aslında devletin şek*lini belirleyen başkanın zihnî kapasitesi ve ahlâkî yapısıdır. Bu açıdan filozof, devlet başkanında bulunmasını öngördüğü on iki üstün niteliği maddeler halinde sıra*lar. Bu özelliklere sahip bir başkan bulun*madığı takdirde devleti iki kişi yönetecek*tir. Bunların sahip olması gereken altı ni*telik vardır ki aralarında bilgelik vazgeçil*mez bir özelliktir.[124]

Ana fikir olarak Fârâbî'nin erdemli top*lum meydana getirmek üzere tasarımını verdiği ideal devletin Efiâtun'un Devlet ve Kanunlar'da sözünü ettiği ütopik devlet anlayışının izlerini taşıdığı görül*mektedir. Ancak filozofun "ilk reis" ve "imam" diye nitelediği devlet başkanına tanıdığı misyon dikkate alındığında bu*nun iddia edilenin aksine [125] Şiî imamlarından ziyade İslâm halifelerinin özelliklerini yansıttığı söyle*nebilir. Zira Fârâbî'nin eserlerinde ma*sum imam akîdesini veya Ehl-i beyt'i çağ*rıştıracak hiçbir ifadeye rastlanmaz. Fârâbî'nin başta sudur teorisi olmak üzere bu eserde temellendirdiği görüşler daha sonra gelen filozof ve mutasavvıflar üze*rinde hayli etkili olmuştur.

eî-Medmetü'l-lâzıîa'n\n ilk ilmî neş*rini Friedrich Dieterici gerçekleştirmiş (Leiden 1895) ve daha sonra eseri Alman-ca'ya çevirerek yayımlamıştır (Leiden 1900). Mısır'da neşredilen metin (Kahi*re 1334) büyük ölçüde Dieterici neşri*ni yansıtmaktadır. Birçok ticarî baskısını dikkate alan Yûsuf Kerem, daha sıhhatli bir nüsha ortaya koyarak R. R Jaussen ve J. Chlala'nın da katkılarıyla eseri Fransız*ca'ya çevirerek yayımlamıştır.[126] Albert Nasrî Nâdir ise bu iki neşrin yanı sıra çeşitli kütüphaneler*den temin ettiği üç nüshayı karşılaştır*mak suretiyle tenkitli bir metin oluştur*muştur (Beyrut 1968). el-Medînetü'1-fâ-zıla son olarak Richard Walzer tarafından tenkitli metni ve İngilizce'ye çevirisiyle birlikte yayımlanmıştır.[127] Bu çalışmasında VValzer eserin her paragrafını geniş notlarla açıklamış, an*cak bu açıklamalarında büyük ölçüde nes*nellikten uzaklaşarak filozofun en sıradan bir ifadesini dahi Eflâtun, Aristo. Plotin veya geç dönem Yunan yorumcularıyla ilişkilendirip onun başarısını gölgeleme*ye çalışmıştır. VValzer'in metnini ve İn*gilizce çevirisini esas alıp eseri Faröbî İdeal Devlet adıyla Türkçe'ye tercüme eden Ahmet Arslan (Ankara 1997) VVal*zer'in geniş notlarının bir özetini suna*rak onun yorumlarında katılmadığı hu*susları kısaca belirtmiştir.[128] el-Medînetü'î'fâzıla daha önce Nafiz Da*nışman tarafından Türkçe'ye çevrilmişse de (İstanbul 1956) ilmî bir neşir esas alınmadığı için bunun pek başarılı olduğu söylenemez. Eseri Ca'fer Seccâdî Farsça'*ya [129] TahaniSabri Fransızca'ya [130] çevirmiştir.


Bibliyografya :


Fârâbî, et-Medİnetü'l-fâztia (nşr. Albert Nas-rî Nâdir). Beyrut 1968; a.e.: al-Farabİ on the Perfect State: Mabâdi' Ârâ' Ahi al-Madina al-Fadıla{r\şr. ve trc R. Walzer), Oxford 1985; a.e.: İdeal Devlet (trc. Ahmet Arslan t, Ankara 1997; İbn Ebû Usaybia, "üyûnü'l-enbâ\ Beyrut 1399/ 1979, 111, 231; Müjgân Cunbur v.dğr.. Fârâbî Bibliyografyası Kitap-Makale, Ankara 1973; Ca'fer Âl-İ Yâsîn, et~Fârabîft hudûdih ve rüsû-mth, Beyrut 1405/1985, tür.yer.; H. Corbin, İs*lam Felsefesi Tarihi (trc Hüseyin Hatemi), İstan*bul 1986,3. 160, 164-165; Mahmut Kaya, "Fâ*râbî", DİA, XII, 153-154. Mahmut Kaya
 

asinehir

Acemi Üye
Katılım
17 Nis 2012
Mesajlar
4
Puanları
0
medinetül fazıla adlı eserin özet bilgilerinde dipnotları göremiyorum yardımcı olurmusunuz
 

asinehir

Acemi Üye
Katılım
17 Nis 2012
Mesajlar
4
Puanları
0
tsk ederim ancak metinde gösterilen dipnot numaralarının karsılıkları yok sayfanın altında karsılıkları yazmıyor nasıl ulasabilirim çok önemli
 

nurran

Acemi Üye
Katılım
22 Eki 2013
Mesajlar
4
Puanları
0
Medinetul fazila eserinin dip notlarini goremiyorum yardimci olursaniz sevinirim cok onemli benim icin tsk ederim.
 

Aslı

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
10,577
Puanları
83
Medinetul fazila eserinin dip notlarini goremiyorum yardimci olursaniz sevinirim cok onemli benim icin tsk ederim.
[113] İbrı Ebû Usaybia, İli, 231

[114] Fasıl 1-4

[115] Fasıl 5-6

[116] Fasıl 7-9

[117] Fasıl 11-19

[118] Fasıl 10-11

[119] Fa*sıl 12

[120] Fasıl 13

[121] Fasıl 14-15

[122] DİA, XII, 153-154

[123] Fa*sıl 26

[124] Fasıl 27-37

[125] Corbin, s. 160, 164-165

[126] A. Fârâbî, Idees des habitans de la çite uertueuse, Kahire 1949

[127] Al-Farabi on the Perfect State: Abu Naşr al-Fârâbi 's Mabâ-dV Ârâ' Ahi aiM&dlna al-Fâdda, Oxford 1985

[128] s. 30-31

[129] Endîşehâ-yl Ehl-i Medlne-i Fâzıla, Tah*ran 1954, 1982

[130] Traite des opinions des habitants de la çite ideale, Paris 1990

Yeterli olur mu?
 
Üst Alt