• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Kadim Dünyada İnsan Devletten İmparatorluğa Ders Notu

Yorgun

Veziri Azam
Yönetici
Vezir-i Azam
Katılım
13 Mar 2009
Mesajlar
13,960
Beğeniler
16,182
Puanları
113
Web sitesi
www.tarihsinifi.com
#1
2.6 DEVLETTEN İMPARATORLUĞA (MÖ 350-MS 1250)

"Geçmişteki uygarlıklardan bazıları neden yıkıldılar? Ben, uygarlıkların kaderlerinin yıkılmak olduğuna inanmıyorum."

Arnold Toynbee

Yukarıdaki sözle ne anlatılmak istenmiştir?




İmparatorluklarda Gücün Meşruiyet Kaynağı

Erken İlk Çağda, Avrupa'da siyasi organizasyonlar bulunmakla birlikte geniş coğrafyalara hükmeden büyük devletlerden bahsetmek mümkün değildi. Homeros'un İlyada Destanı'na göre Avrupa'da ilk siyasi organizasyonlar Yunanistan'da kurulan polis devletleridir.


Makedonya Krallığı, diğer Yunan şehir devletlerinde olduğu gibi aristokrasi ile yönetilirdi. Aristokraside soylulardan oluşan konsül, pek çok yetkiye sahipti. Ancak Makedonya Kralı II. Philippos (Filip) Dönemi'nde bu durum değişmiş ve konsülün öneride bulunma yetkisi dışında kral üzerinde herhangi bir etkisi kalmamıştır.


Makedonya Kralı II. Philippos, bütün Yunanistan'ı egemenliği altına alarak şehir devletlerinin yöneticilerini Korinthos'a davet etti. Onları Perslere karşı savaşmaya ikna ederek "Helen Birliği"ni meydana getirdi. II. Philippos'un bir suikast sonucu öldürülmesi üzerine oğlu III. Alexander (Aleksandır) , Makedon Krallığı'nın başına geçti. Büyük İskender adını alacak olan III. Alexander, Helen Birliği'nin lideri ve Pers Seferi'nin komutanı seçildi. Önce Anadolu'yu, sonra da Pers İmparatorluğu'nun topraklarını ele geçiren Büyük İskender, Hindistan'ın Pencap Havzası'na kadar ilerledi.


Pers Seferi ile Yunanlılar, kalabalık kitleler hâlinde Doğu ülkelerine göç ederek bir yandan kendi kültür ve uygarlıklarını bu ülkelere yaymış diğer yandan da Doğu'nun yüksek kültüründen etkilenmiştir. Bu etkileşim sonucunda Yunan kültürü ile Anadolu, Mısır, Pers ve diğer kültürler birbiriyle kaynaşmıştır. Bu sayede Doğu ve Batı kültürlerinin sentezi olan Helenizm adında yeni bir kültür ortaya çıkmıştır. Helenizm, Asya ve Avrupa'da kurulacak imparatorlukları etkilemiştir.


Günümüzde, Büyük İskender'in hâkim olduğu coğrafyada hangi devletler yaşamaktadır?



Büyük İskender, doğunun gizemli dinlerinden etkilenmiş ve Mısır'da Amon-Ra rahipleri tarafından tanrı-kral ilan edilmiştir. Yine Batı Anadolu'da Didim Apollon Tapınağı kâhini tarafından "Zeus'un oğlu" olarak adlandırılmıştır. Böylece gücünü meşru hâle getiren Büyük İskender, Doğu kültürlerinden etkilenerek gücünün meşruiyet kaynağını tanrısallaştırmıştır. Bu düşüncenin en açık göstergesi de kendi adına bastırdığı paralar üzerinde Herakles ve Zeus simgelerini kullanmasıdır.


MÖ VIII. yüzyılda bugünkü İtalya'da kurulan Roma İmparatorluğu, Büyük İskender'in egemen olduğu Akdeniz havzasına hükmetmiştir. Roma İmparatorluğunda sırasıyla krallık, cumhuriyet ve imparatorluk dönemleri yaşanmıştır. Krallık ve cumhuriyet dönemlerinde yönetim aristokratların elindeydi. Kral, senatoya karşı sorumluydu. Cumhuriyet döneminde ise senato, Helenizm kültürünün etkisiyle işlevini kısmen de olsa kaybetmişti. Augustus (Agustus) Dönemi'nde yönetim saltanata dönüşmüş ve imparator; yönetimin başı, başkomutan, başyargıç ve başrahip konumuna gelmiştir. Roma İmparatorluğu'nun siyasi yapılanmasında, Büyük İskender İmparatorluğu'ndaki gibi "Dünya İmparatorluğu" fikri gelişmiştir.


Efsaneler İçinde Bir Başlangıç: Roma ...

Efsaneye göre, Troya kentinin Akalar tarafından yakılıp yıkıldığı sırada, buradan kaçan Troyalı Prens Aeneas adamlarıyla İtalya'nın batı kıyısındaki Latium bölgesinde karaya çıkar ve buranın kralının kızı ile evlenir. Aeneas ile birlikte gelen Asca- nius, Alballonga şehrini kurar. Ascanius'un soyu burada uzun zaman saltanat sürer. Bu soydan gelen Rhea Silvia'nın savaş tanrısı Mars'tan ikiz erkek evladı olur. Onlara Romulus ve Remus adları verilir. Kral soyundan geldikleri için ikizlerin ileride tahtı ele geçirmelerinden korkan yeni kral, Rhea Silvia'yı öldürtür ve çocukların boğdurulmasını emreder. Emri alan kişi ise ikizleri bir sepet içinde Tiber Nehri'ne bırakır.



Kıyıya sürüklenen kardeşleri dişi bir kurt emzirir ve çocuklar bir çoban tarafından büyütülür. Büyüyen gençler, Albalonga'ya dönerek kralı öldürür ve tahta dedelerini çıkarır. Ancak burada mutlu olamadıklarından Tiber Nehri kıyısında sepetin bulunduğu yerde bir şehir kurmak isterler. Şehre hangisinin ismi verileceği konusunda aralarında anlaşmazlık çıkar. Romulus, Remus'u öldürerek tek başına Palatinus tepesinde Roma kentini kurar (Bahar, 2016, s.367'den düzenlenmiştir).


Çin İmparatorluğunun diğer uygarlıklara benzemeyen, kendine özgü bir siyasi yapısı vardır. Shang (Şank) denilen bir kabile tarafından temelleri atılan Çin İmparatorluğu , tarihte kutsal kabul edilen farklı hanedanlar tarafından yönetilmiştir. Tanrılarının adına benzeyen unvanlar kullanan Çin imparatorları, güçlerini meşru hâle getirmek için "Göklerin Vekili" görüşünü ortaya çıkarmıştır. Bu vekillil hükümdarın gökle yer arasında bir bağlantı kurduğunun göstergesidir.


Güçlü bir devlet geleneğine sahip olan Sasaniler, Kafkasya, Mezopotamya ve İran'a hükmetmiştir . Pers devlet geleneğini benimseyen Sasani İmparatorluğu'nun yönetim şekli monarşiydi. İmparatorluğun başında Şehinşah (Kralların Kralı) unvanını kullanan hükümdar bulunmaktaydı. Sasaniler de krallarını kutsal kabul etmişler fakat Mısır firavunları gibi tanrı-kral anlayışını benimsememişlerdir. Bu krallar, Tanrı Ahuramazda'nın yeryüzündeki temsilcisi olarak mutlak otoriteye sahiptir. Bunun açık göstergesi, Sasani madenî paralarının bir yüzünde hükümdarın, diğer yüzünde kutsal ateşin resmedilmesidir.


Tarihte var olmuş siyasi organizasyonlarda coğrafya, siyaset, ekonomi gibi unsurların yanında yöneten kişilerin liderlik vasıfları da önemlidir. Bu liderlerden biri de Moğol İmparatorluğu'nu kuran Temuçin'dir. Temuçin, 1206 yılında yapılan kurultayda Türk-Moğol boyları tarafından kağan seçilmiş ve Cengiz adını almıştır. Boylar hâlinde yaşayan Moğollar, Cengiz Han'dan önce teşkilatsız bir şekilde yaşıyordu. Moğol boylarını uzun mücadelelerden sonra bir araya toplayan Cengiz Han, istila hareketleri ile dünyanın en geniş kara imparatorluğunu kurmuştur.


Başlangıçta bir Moğol boyunun önderinden öte bir şey olmayan Cengiz Han, ortalama 40 yıl içerisinde eski dünyanın yaklaşık üçte ikisine yakın bir kısmını ele geçirerek haklı bir ün kazanmıştır.


Bu dönemde Moğollar üzerinde Şamanizm'in önemli bir etkisi vardır. Şamanların söyledikleri gerek toplum üzerinde gerekse idareciler üzerinde etkiliydi. Büyük Şaman, 1206 kurultayında Temuçin'in Gök Tanrı tarafından seçildiği şeklinde kehanette bulunmuştur. Bu kehanetinde "Temuçin'le çocuklarına dünyanın bütün topraklarını bağışladım ve kendisine Cengiz Han ismini verdim." şeklinde Gök Tanrı'nın kendisine haber verdiğini söylemiştir. Böylece Cengiz Han'ın ve neslinin ilahi soya dayandırılması Şamanlar tarafından sağlanmıştır. Bu kutsallık Cengiz Han'dan sonra gelen hükümdarların, onun soyundan gelmesini meşrulaştırmıştır.

Gücün meşruiyet kaynağı bakımından Büyük İskender, Roma, Çin, Sasani ve Moğol imparatorluklarının benzerlik ve farklılıkları nelerdir?


İmparatorluklarda Askerî, Sosyal ve Ekonomik Durum


İklim, toprak yapısı, madenler ve ticaret yolları gibi coğrafi unsurlar imparatorluklar için oldukça önemlidir. Örneğin Büyük İskender, Doğu Seferi'ni Pers İmparatorluğu'na ait ticaret yollarını ele geçirmek amacıyla düzenlemiştir. 13 yıl gibi kısa bir sürede Makedonya'dan Hindistan'a kadar geniş bir coğrafyada hüküm süren Büyük İskender, bu topraklarda ya kendi adına şehirler kurmuş ya da var olan şehirleri yeniden düzenlemiştir. Bunların başında Mısır'daki İskenderiye gelmektedir. Ayrıca Büyük İskender, Perslerin oluşturduğu yol ağlarını geliştirerek ticarete ve ulaşıma önem vermiştir.


Roma İmparatorluğu da kurulduğu coğrafya gereği deniz ticaretine ve kolonizasyon faaliyetlerine yönelmiştir. Şehir devleti olarak ortaya çıkan Roma, Yunan şehir devletlerinden farklı olarak yayılmacı bir politika izlemiştir. İlk Çağ'da, askerî zaferlerle geniş bir alana yayılmış ve buralardan elde edilen ganimet, vergi ve insan gücü sayesinde maddi imkânlara ulaşmıştır. Ayrıca imparatorluğun yükselişinde hâkimiyeti altına aldığı bölgelerde düzenli yol ağları kurmaları ve bu yolları güvenli hâle getirmeleri de etkili olmuştur.


Roma İmparatorluğu gelirlerinin önemli bir kısmını kolonizasyon faaliyetlerinden sağlamıştır. Romalı tüccarlar, Akdeniz ve Batı Avrupa'daki Roma topraklarında oluşan barış ortamından faydalanarak uzun mesafeli ticaret yapmıştır. Arkeolojik kazılarda aynı imalathanede üretilen benzer çanak, çömlek, seramik gibi maddi unsurların birbirlerinden binlerce kilometre uzaklıktaki noktalarda bulunmaları bu durumun ispatıdır. Romalılar, sınırları dışında da ticarette etkin olmuştur. Öyle ki Asya'daki ticari faaliyetleri, Kızıldeniz'den Hindistan kıyılarına kadar denizlerde de sürmüştür.


Sasani Devleti'nde ise ekonomi, topraktan alınan vergilere dayanmaktaydı. Bu vergiler ile genellikle liman, köprü ve konaklama yeri gibi ticarete hız kazandıracak eserler yapılmıştır. Ayrıca vergiler ile ordunun ihtiyaçları ve savaş masrafları karşılanmıştır. Sasaniler, gelirlerini artırmak için üreticiyi destekleyen yasalar çıkarmış, zaten geniş olan ticaret ağını daha da büyütmüştür. Hint Okyanusu'nda, Orta Asya'da ve Güney Rusya'da uluslararası ticarete egemen olmuşlardır. Bu kadar geniş bir coğrafyada hâkimiyet kuran Sasani Devleti'nde, Perslerdeki satraplık sistemine benzer, daha merkezî bir eyalet sistemi uygulanmıştır.


Çin, dağlar ve nehirlerle bölünmüş çok geniş topraklara sahiptir. İklimi ve coğrafi farklılıkları nedeniyle de Kuzey ve Güney Çin olmak üzere iki bölgeye ayrılmıştır. Tarıma büyük önem veren Çin toplumunda toprak mülkiyeti, Roma ve Sasani İmparatorluklarından farklı bir yapıdadır. "Cennetin altındaki her karış toprağın egemene ait olduğu" düşüncesi, özel mülkiyetin yaygınlaşmaya başlamasından sonra da devam etmiştir. Bu durum bütün toprakların toplumun tamamına ait olduğuna dair ilk düşünceleri yansıtmaktadır.


TARTIŞALIM "Ülkenin temeli vergidir, bu da adaletle yükselir, zulümle değil." Sasani Hükümdarı Erdeşir Babekan'ın bu sözünü değerlendiriniz.


Moğol İmparatorluğu'nun merkezi konumundaki İç Asya'da iklim şartları tarım için elverişli değildi. Bu nedenle tarımla neredeyse hiç uğraşılmamış, halkın ana geçim kaynağı hayvancılık olmuştur. Hayvanlar için otlak arayışları sonucunda Moğollar, konar-göçer bir yaşam tarzını benimsemiştir. Ekonomileri her ne kadar hayvancılığa dayansa da yerleşik topluluklar ile ticarete önem vermişler, özellikle de canlı hayvan ticareti yapmışlardır. Cengiz Han, Ce- lalleddin Harezmşah ile görüşmesi sırasında, "Dünyanın imarı ticaretle olur, onun için aramızdaki ticari münasebetleri geliştirelim." demiştir.


Roma ve Moğol İmparatorluklarının güçlü, düzenli ve disiplinli orduları vardı. Roma ordusunun çoğunluğu paralı askerlerden oluşurken Moğol ordusu gönüllü birliklerden oluşmaktaydı. Moğol ordusu, Mete Han'ın geliştirdiği onlu teşkilata uygun olarak on, yüz, bin ve on bin şeklinde bölümlere ayrılmıştı. Moğol ordusu hafif süvari birliklerinden oluştuğu için hızlı hareket kabiliyetine sahip olup bölükler hâlinde harekete geçebiliyordu. Birliklerin bu şekilde olması ordunun sevk ve idaresinde büyük kolaylıklar sağlamıştır.


Çin İmparatorluğu'nun silahlı gücü , imparatora asker sağlamakla yükümlü olan toprak sahiplerinin kontrolü altındaydı. Madenden yapılmış silahların birçoğunu ellerinde tuttukları için silahların, zırhların ve kullanımı giderek artan atların maliyetini sadece soylular karşılayabiliyordu. Çin ordusu askerî teşkilat ve teçhizat bakımından Türklerden etkilenmiştir.


İmparatorluklarda Yönetim Organizasyonu


Kurduğu imparatorluğun yönetiminde Perslerden etkilenen Büyük İskender, satraplık idaresini benimsemiştir. Büyük İskender'in uyguladığı yönetim sistemi de Roma İmparatorluğu'na örnek olmuştur. Roma, satraplık idaresini geliştirerek eyalet sistemini uygulamıştır.


Roma'da kraldan sonra etkin bir danışma kurulu olan senatoya, soylular girebiliyordu. Roma toplumu patriciler, plepler ve köleler olmak üzere üç sınıfa ayrılmıştı. Senatoda görev yapan soylu sınıfa patrici, Roma'ya sonradan gelip yerleşenlere de plep adı verilirdi. Köleler ise Roma'nın işgali altındaki ülkelerden getirilmiş, patricilerin evlerinde hizmetçilik ya da uşaklık yapan, tarlalarda işçi olarak çalışan sınıftı.


Sasanilerde Roma İmparatorluğu'nda olduğu gibi yönetime aristokratlar hâkimdi. Sasanilerdeki danışma meclisi, Roma'daki konsüllerle benzerlik gösterse de Sasanilerin soya bağlı hanedan üyelerinin mecliste etkin olması, Roma'dan farklılık gösteriyordu. Ayrıca Sasani İmparatorluğu'ndaki siyasi meşruiyet ve idari yapı, dinî bir karakter taşımaktaydı.


Çin İmparatorluğumda yönetim, imparatora karşı yükümlülükleri olan toprak sahiplerinin elindeydi. Çin toplumu, toprak sahipleri ve avam halk olarak iki temel sınıfa bölünmüştür. Avam tabakasının büyük çoğunluğu köylü, toprak sahipleri ise soylu ailelerdir.


Moğol İmparatorluğu'nda kurultay adında bir danışma meclisi vardı. Bu kurultaydaki görevliler soylu oluşlarına göre değil liyakat esasına göre seçilirdi.


ARAŞTIRALIM Büyük İskender, Roma ve Sasani devletlerinin geniş coğrafyada yüzyıllar boyunca hükmetmelerindeki etkenler nelerdir?

Batı Roma İmparatorluğu'nun 476'da yıkılmasından sonra Avrupa'nın sosyo-ekonomik, siyasal ve kurumsal yapısında büyük değişiklikler yaşanmıştır. Roma İmparatorluğu'nun eski gücünü kaybettiği ve özellikle de bireyleri korumakta yetersiz kaldığı dönemde Avrupa'da feodal siyasi yapılar ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Batı Roma İmparatorluğu'nun bıraktığı boşluğu Katolik kilisesi ve feodal sistem doldurmuştur.


Feodalizm

Feodal sistem, merkezî iktidarın yok olduğu, karışıklıkların ve güvensizliklerin yerleştiği, ticaretin neredeyse durduğu, kent yaşamının önemini yitirdiği bir ortamda ortaya çıkmıştır. Bu nedenle feodalizm evrensel değil, Batı toplumlarına özgü olarak kabul edilmektedir.


Batı Roma İmparatorluğu'nun yıkılma sürecine girmesiyle kıtlık ve savaş korkusu halkın can ve mal güvenliği endişesine kapılmasına neden oldu. Bundan sonra halk yaşadıkları bölgelerin büyük malikânelere sahip lordlarına sığınmaya başladı. Feodalite güçlü savaş lordlarının egemen güç kabul edildiği, zayıfların kendilerini efendilerine emanet ederek karşılığında sadakatle hizmet sözü verdikleri bir toplum yapısıdır.


Lordlar, kendisine sığınan köylü sınıfını korumak ve topraklarına toprak katabilmek için sadık bir silahlı güce ihtiyaç duymuştur. Böylece Avrupa'nın her yerinde bu lordlara bağlılık yemini etmiş savaşçı vassallar ortaya çıktı. Bunlar Orta Çağ'ın şövalye adı verilen profesyonel savaşçılarını oluşturdu.


Orta Çağ toplumunun temelini köylüler oluştururdu. Üst sınıfların refahı onun emeğine bağlıydı. Toprağın sahibi olan ve malikânede yaşayan lordlar, köylü ve ailesinin de sahibiydi. Kral; lord ve vassallarından malikâne sayısı oranında asker ve vergi toplardı.


Feodalizmde hiç kimse tam anlamıyla hükümran değildi. Bu yüzden kral, lord ve vassallar arasındaki mücadeleler, Orta Çağ Avrupası'nda uzun süren karışıklıklara, siyasal istikrarsızlıklara hatta savaşlara neden olmuştur (Ülgen, 2010, s.3-18'den düzenlenmiştir).
 
Üst Alt