• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Batı Gök-Türk Hakanlığı

Talebe

Usta Üye
Katılım
21 Mar 2009
Mesajlar
937
Puanları
93
Batı Gök-Türk Hakanlığı



Tardu’nun Başarılı Yılları: 582-603
582 yılında Doğu hakanlığı ile resmen ilgisini kesen Tardu, her iki kanadı kendi idaresinde birleştirmek için gayret sarf ediyordu. Doğu hakanlığına baskı yapan Çin’in Tülan hakana karşı kardeşi, T’u’li’yi tutarak iki kardeşi çarpıştırması üzerine Tardu Çin’e yürüdü. Kuzey Çin’de başarılarla ilerlerken yukarıda adı geçen general-diplomat Ç’ang Sun-şeng’in oyununa kurban oldu.

Bu Çinli, Türk ordu efradı ve atlarının geçeceği yollardaki suları, pınarları zehirlemişti. Tardu böyle bir şeyin yapılacağını hatırına getirmediği için ağır zayiat ve telefat verdi. Çekilmek zorunda kaldı (600). Bu tarihe kadar Tardu Kağan batıda pek çok başarılar kazanmış, Hoten bölgesini imparatorluğa bağlamış, Şehinşah IV. Ormuzd “Türk-zade” (579-590) zamanında, Bizans–Sasanî savaşlarında, İran iç-işlerine müdahale etmiş, bir Türk başbuğu Derbend’i kuşatırken diğer bir Gök-Türk ordusu Herat, Budgis havalisine girmişti.

Bu orduyu durduran ünlü Sasanî kumandanı Bahram Çupi’nin isyan edip Ormuzd’ı tahttan indirip oğlu Husrav Parviz’i tahta çıkarması, Sasanî imparatorluğunu karıştırmış, Bizans’ın müdahalesi ile mağlup edilen Bahram sonunda hakana sığınmıştı.

Böylece Tardu’nun bir yandan, kısa müddet için de olsa, her iki hakanlığı kendi idaresinde birleştirmesi (598’e doğru), aynı zamanda İran üzerinde hakim bir durum kazanması, onun 598 yılında Bizans imparatoru Mauriacus’a gönderdiği mektupta ifadesini bulmuş görünmektedir: “Dünyanın yedi ırkının büyük şefi ve yedi ikliminin hükümdarı Hakan’dan Roma imparatoruna...” Çin kaynaklarına göre de bu tarihte Tardu, Ötüken, kuzey-batı Moğolistan, Aral Gölü havalisi, Kaşgar, Maveraünnehir ve Merv’e kadar Horasan sahaları üzerinde hakim bulunmakta ve ulu hakan olarak “Bilge Kağan” ünvanını taşımakta idi.

Fakat Tardu, Gök-Türk birliğini gerçekleştirmek için çok şiddetli davranmıştı. 601’de Çin başkenti yakınlarında bir savaşta netice alamaması üzerine birçok Türk boyları ve yabancılar ayaklandılar. Tardu bunlarla başa çıkamadı ve Köke-na’ur havalisinde kayıplara karıştı (603).


Tardu Sonrası Kısa Zaafiyet Dönemi (603-619)


Tardu’nun sahneden çekilmesinden sonra, memlekette isyancıların sayısı arttı, nizam bozuldu. Doğu hakanlığında yeni bir kudret olarak beliren Şi-pi Kağan’a karşı, Tardu’nun torunu Sui’lerle işbirliğine kalktığı ve hatta ülkesini bırakarak Çin sarayında yaşamayı tercih ettiği için Şi-pi tarafından Çinliler’den teslim alınarak öldürüldü (619). Devlet meclisi’nin hakan ilan ettiği, Tardu soyundan Şi-Koei zamanında durum düzelmeğe başladı.



Tong Yabgu Zamanı (619-630)



Fakat asıl huzur, Tardu’nun küçük torunu olan T’ong-Yabgu devrinde (619-630) görüldü. Çin kaynağı T’an-shu’ya göre “akıllı ve cesur” olan bu hakan “mahir bir savaşçı ve şeçkin bir stratejist” idi. Orhun, Tola ırmakları ile Aral Gölü arasında yayılmış bulunan Tölesler’i kendine bağlamış, İranlıları mağlup etmiş, güneyde Kandahar’a kadar ilerlemişti. Ordusu birkaç yüz bin iyi yay kullanan süvarilerden kurulu idi. Merkezi Talas şehrinin 75 km. kadar güney doğusundaki ünlü Bin-yul (Bin-bulak= bin pınar) mevkiinde idi.

Tang-shu’ya göre “o zamana kadar batıda onun derecesinde kuvvetli olanı görülmemişti”. Çin ile dostane münasebetler kurmuş olan T’ong-Yabgu çağında Hindistan’a gitmek üzere Gök-Türk İmparatorluğu’nu bir baştan bir başa geçerek yolları, şehirleri, dinî ve kültürel hayatı hakkında çok alaka çekici bir bilgi veren, Çinli Budist rahip Hiuen-Tsang, T’ong Yabgu’yu da ziyaret etmiştir.



Gök-Türk Tarihinin En Karanlık Yılı: 630



Gök-Türk İmparatorluğu’nun parlak bir devri yaşadığı yıllarda On-oklar ve Karluklar isyan ettiler. Bunları kendi mevkiini tehlikede zanneden Doğu hakanı Kie-li teşvik etmiş olmalıdır. Bir tartışma esnasında T’ong-Yabgu’nun, hakanlığın batı kanadı başbuğu olan amcası Se-pi tarafından öldürülmesi (630) ülkeyi karıştırdı. On-ok’lardan Nu-şi-pi’ler Se-pi’yi istemediklerinden kendileri hükümdar seçmeyi tercih ettilerse de, T’ong-Yabgu’nun oğlu Se-Yabgu üzerinde birleşildi. Bu defa Tölesler’in ayaklanması devletin Çin’e bağlanmasında birinci derecede amil oldu.

630 senesi büyük Gök-Türk tarihinin en karanlık yılıdır.

Doğu hakanlığı bu sene Çin’e boyun eğmişti. Batı hakanlığı da aynı tarihte aynı akibete uğradı. Bundan sonra Aşına soyundan bir sürü “kağan”, bazan aynı zamanda birkaç “kağan” Batı Gök-Türk gruplarının başında görülüyorsa da, bunlar aynı zamanda Çin’in birer memuru durumunda idiler. Batı Gök-Türk ülkelerinin Çin’e ilhakı 658’de tamamlandı.



İkinci Gök-Türk Hakanlığı


"Yukarıda mavi gök çökmedikçe, aşağıda kara toprak
yarılmadıkça, senin ilini ve töreni kimse bozamazdı...
Ama sen düşmanın armağanlarına kandın; bölücülere,
Fesatçılara kandın; seni kurtaran atalarına isyan ettin !
Yurdu böldün ve öldün!.."



Gök-Türklerin İstiklallerini Kaybetme Nedenleri
630-680 arasındaki 50 yıllık zaman Gök-Türkler’in istiklallerini kaybettikleri bir matem devresi olmuştur. Her ne kadar Orta Asya’da millet olarak Türkler varlıklarını, dil, inanç, ve geleneklerini muhafaza etmişlerse de müstakil bir devletten mahrumiyet, “Bey olmağa layık evladın kul, hatun olmağa layık kız evladın cariye olması” Gök-Türkler için haysiyet kırıcı bir ıstırap kaynağı teşkil ediyordu. Millet şöyle diyordu: “Ülkeli bir kavim idim, şimdi ülkem nerede? Hakanlı bir kavim idim, şimdi nerede hakanım?” nerede diye seslenen Orhun Kitabeleri'nden de anlaşılacağına göre, Gök-Türkler’i bu felakete sürükleyen sebepler şu üç noktada toplanmaktadır.

1- Sonraki devlet ve idare adamlarının kifayetsizliği: “... Kagan bilge imiş, cesur imiş, buyrukları bilge imiş, cesur imiş, beyleri de, kavmi de iyi imiş, böylece ülkeyi tutup töreye göre tanzim etmişler... Sonra kardeşler, oğullar kağan olmuş, küçük kardeş büyük kardeş gibi yaratılmadığı, oğlu babası gibi yaratılmadığı için bilgisiz kağanlar tahta oturmuşlar, buyrukları da bilgisiz, fena imişler... Türk beyler, Türk adını atmışlar, Çin beylerinin adlarını almışlar, Çin hakanına boyun eğmişler, elli yıl işlerini, güçlerini (ona) vermişler...”

2- Türk kavminin uygunsuz tutumu: “Türk bodunu... Sen aç olduğun zaman tokluğu düşünmezsin, tok olduğun zaman açlık nedir bilmezsin. Bu sebeple hakanın iyi sözlerine kulak vermedin, yurdundan ayrıldın, harap, bitkin düştün. Müstakil hakanlığına karşı kendin yanıldın... Doğuya gittin, batıya gittin. Kutlu yurt Ötüken’i terk ederek gittiğin yerlerde ne yaptın? Su gibi kan akıttın, kemiklerin dağlar gibi yığıldı...”, “Türk bodunu kendi hakanını bıraktı, hüküm altına girdi. Hüküm altına girdiği için Tanrı ona ölüm verdi, Türk bodunu öldü, mahvoldu...”.

3- Kurnaz Çin siyaseti ve yıkıcı propaganda: “Çin kavminin sözü tatlı, hediyesi yumuşak imiş, tatlı sözü, mülayim hediyesi uzak kavimleri yaklaştırır imiş. Sonra da fesat bilgisini orada yayarmış, iyi, bilge kişiyi yürütmez imiş. Onun tatlı sözüne, yumuşak hediyesine kapılan çok Türk kavmi öldü...” ; “...Çin kavmi hilekar kurnaz olduğu için, küçük kardeşlerin büyük kardeşlere karşı ayaklanması, beylere kavim arasına nifak girmesi yüzünden Türk bodunu ülkesi yıkılmağa yüz tutmuş, müstakil hakanlık sukuta uğramış...” ; “... Çin kağanı, Türk kavmi (ona) bunca işini gücünü verdiği halde, Türk kavmini öldüreyim, soyunu mahvedeyim der imiş, mahvetmeğe yürürmüş...”.

Gök-Türk İstiklalinin Tekrar Kazanılması: İlteriş Kutlug Kagan ve Bilge Tonyukuk

Gök-Türk tarihinin bu 50 yıllık fetret devrinin sonunda, kitabeler yolu ile çok iyi tanınan, Aşına soyundan, Kutlug (Çince’de Ku-to-lo) istiklal savaşına girişti (680). Türk Milleti’nin eski hür ve müstakil hakanlık çağının hasreti içinde olduğunu sezen Kutlug, kendinden önceki mücadeleleri de takip ediyordu: Çin’deki bazı Türk zümrelerinin aynı maksatla başa geçirdikleri Ni-şu-fu davayı kaybederek kesilen başı Çin başkenti Lo-yang’a götürülmüş (679), mücadeleye devam eden, yine Aşına soyundan Fu-nien kalabalık Çin kuvvetleri karşısında yenilerek 53 arkadaşı ile birlikte Lo-yang çarşısında idam edilmişti (Ağustos 681).

Bu sırada Kuzey Çin’de bulunan ve Türk kütlelerinin derin istiklal arzusunu gerçekleştirmek azmi ile ortaya atılan Kutlug, gizlice teşkilat kurarak etraftaki Gök-Türk ileri gelenlerini ve halkını vazifeye çağırdı. Süratle yayılan harekete katılanların sayısı kısa zamanda 5 bine yükseldi. Davete koşanlar arasında, II. hakanlık devrinde Gök-Türkler’in ünlü devlet adamı ve kumandanı Tonyukuk da vardı.


İlteriş Kutlug Kağan’ın II. Gök-Türk Devleti’ni Kurması: 682


Kutlug ile Tonyukuk önce, 681’de Kuzey Çin’deki Yün-çu eyaletine baskın yaparak 30 bin civarında at, koyun, deve elde ettiler ve yeni gelenlerle kuvvetlenerek Göbi çölü ile Orhun ırmağı arasına çekildiler. Çugay Kuzı (Çince Çung-tsai, Ötüken’in güneyinde)’yı yazlık ve daha Güneydeki Kara Kurum’u kışlık merkezi yaparak hazırlıklarını tamamladılar. İlk hedefleri Ötüken idi.

Baykal Gölü’nün güney batısında yüksekçe dağlarla çevrili, mahfuz, müdafaası kolay, fakat etrafa akınlar yapmağa elverişli stratejik mevkide, iklimi mutedil ve otlağı bol bir yer olan Ötüken yaylası Asya Hunları ve I. Gök-Türk Hakanlığı zamanında devlet merkezi olmuş, Türkler’in kutlu toprağı sayılıyordu. Dağınık Türk kütlelerini ancak, “Türk devletçilik ruhunun yerleşmiş olduğu” Ötüken etrafında toplamak ve idare etmek mümkün idi.

Kutlug hareketinin gelişmesinden endişelenen Selenga ırmağı boylarındaki Oğuzlar’ın, tedbir olmak üzere K’itanlar’la ve Çin ile ittifak teşebbüsleri, bir Gök-Türk seferini gerektirdi. Tonyukuk’un tavsiyesi ile baskın şeklinde İnekler Gölü (Orhun’un kolları üzerinde) kıyısında kazanılan savaş (682) Oğuz tehlikesini ortadan kaldırdı. Tarihi ehemmiyeti haiz bu muharebe Gök-Türkler’in Ötüken’e hakim olmalarını sağladı. Kutlug “kağan” ilan edilerek “İlteriş” (İl=devleti derleyip toplayan) ünvanını altı ve II. hakanlığı teşkilatlandırdı: Kardeşi Kapagan (veya Kapgan)’ı “şad”diğer kardeşi To-si-fu’yu “yabgu” tayin etti. İstiklalin kazanılıp, devletin kuruluşunda birinci planda rol oynayan Tonyukuk’u, devlet müşaviri (Ayguçı) yaptı ve orduyu hazırlama, idare ve diplomasi işlerinin tanzimini ona verdi.


Çin’e Yapılan Akınlar



Yeni hakanlığın önce Çin’i taarruz hedefi olarak alacağı tabii idi. Bir zafer akınları resmi geçidi manzarasını veren Çin seferleri bir yandan, bu eski ve “hilekar” hasımı daimî baskı altında tutmak, diğer yandan, körpe Gök-Türk devletinin şiddetle ihtiyaç duyduğu yiyecek, giyecek bilhassa at gibi zaruri madde ve vasıtaları elde etmek maksadını güdüyordu.

Akınlar hep Pekin’den Kan-su’ya kadar olan sahaya; Çin Seddi’nin hemen güneyinden Huang-ho’nun güney mecrasına yakın yerlere kadar yayılan ve Çinlilerin “Çu” dedikleri garnizon ve eyalet merkezlerine yöneltilmişti; 682-687 yılları arasında Çin üzerine 46 akın yapılmıştır. Bu seferler esnasında Çin valileri, kumandanları mağlup edildi, orduları dağıtıldı, hemen her yerde mukavemet kırıldı. Büyük çapta zaferler Hin-çu’da (Nisan 685) ve So-çu’da (Ekim 687) kazanıldı.


İlteriş Kutlug Kağan’ın Ölümü


İlteriş Kagan kuzeyde Kögmen (Tannu-ula) dağlarına, doğuda Kerulen, Onon nehirlerinin yüksek vadilerine, batıda Altaylar’a kadar uzanan sahadaki Türk ve yabancı kavimleri Gök-Türk idaresine almıştı (“47 defa sefer etmiş, 20 kere savaşmış, Tanrı buyurduğu için düşmanları itaate almış, dizlilere diz çöktürmüş, başlılara baş eğdirmiş, Babam Kağan bu kadar ülke kazanmış...” Kitabeler I.).

Böylece Gök-Türk Devletini yeniden kurup teşkilatlandırarak, töreyi tekrar yürürlüğe koyan milli kahraman İlteriş, kutlu Ötüken yaylasında dalgalandırdığı kurt başlı sancağın gölgesinde öldü (692). Vaktiyle İlteriş adına dikildiği iddia edilen, Orhun’un güneyindeki Ongın kitabesinin 720’lerde dikildiği ileri sürülerek İlteriş’e ait olmadığı belirtilmiştir.


Kapagan Kağan


İlteriş öldüğü zaman biri 8 yaşında (Bilge), diğeri 7 yaşında (Kül Tegin) olmak üzere iki oğul bırakmıştı. Kardeşi 27 yaşındaki Kapagan (veya Kapgan), hakan oldu (692-716). Çin kaynaklarında adı Mo-ç’o (Türkçe aslı, Bekçor) diye geçen Kagan, Türk tarihinin büyük fatihlerinden biridir. Tonyukuk devlet müşavirliği vazifesini yapıyor, kardeşi, yeğenleri ve oğulları yavaş-yavaş Gök-Türk hakanlığının seçkin simaları olarak beliriyorlardı. Kapagan Kagan’ın büyük ve uzak görüşlü bir devlet adamına yakışır planları olduğu görülmektedir ki, esasları şöyle hülasa edilebilir:


İlteriş Kutlug Kağan’ın Ölümü


İlteriş Kagan kuzeyde Kögmen (Tannu-ula) dağlarına, doğuda Kerulen, Onon nehirlerinin yüksek vadilerine, batıda Altaylar’a kadar uzanan sahadaki Türk ve yabancı kavimleri Gök-Türk idaresine almıştı (“47 defa sefer etmiş, 20 kere savaşmış, Tanrı buyurduğu için düşmanları itaate almış, dizlilere diz çöktürmüş, başlılara baş eğdirmiş, Babam Kağan bu kadar ülke kazanmış...” Kitabeler I.).

Böylece Gök-Türk Devletini yeniden kurup teşkilatlandırarak, töreyi tekrar yürürlüğe koyan milli kahraman İlteriş, kutlu Ötüken yaylasında dalgalandırdığı kurt başlı sancağın gölgesinde öldü (692). Vaktiyle İlteriş adına dikildiği iddia edilen, Orhun’un güneyindeki Ongın kitabesinin 720’lerde dikildiği ileri sürülerek İlteriş’e ait olmadığı belirtilmiştir.


Kapagan Kağan



İlteriş öldüğü zaman biri 8 yaşında (Bilge), diğeri 7 yaşında (Kül Tegin) olmak üzere iki oğul bırakmıştı. Kardeşi 27 yaşındaki Kapagan (veya Kapgan), hakan oldu (692-716). Çin kaynaklarında adı Mo-ç’o (Türkçe aslı, Bekçor) diye geçen Kagan, Türk tarihinin büyük fatihlerinden biridir. Tonyukuk devlet müşavirliği vazifesini yapıyor, kardeşi, yeğenleri ve oğulları yavaş-yavaş Gök-Türk hakanlığının seçkin simaları olarak beliriyorlardı. Kapagan Kagan’ın büyük ve uzak görüşlü bir devlet adamına yakışır planları olduğu görülmektedir ki, esasları şöyle hülasa edilebilir:


Kapagan Kağan’ın Devlet Politikasının Esasları


a- Çin’i baskı altında tutmak. Bunda iki maksadı vardı: Türk devletinin huzurunu korumak ve halka yetecek ölçüde ziraî istihsal imkanları sağlamak;

b- Çin’de dağınık halde yaşamakta olan Türkleri anavatana (Ötüken) çekmek. Bunda da iki maksadı vardı Türkler’ yabancı hakimiyetinden kurtarmak ve Türk ülkesinde askerî ve iktisadî gelişmeyi hızlandırmak;

c- Asya kıtasında ne kadar Türk yaşamakta ise, hepsini Gök-Türk birliğine bağlamak. Kapagan’ın bu siyasî ve iktisadî görüşleri onu sayılı Türk büyükleri arasında yükseltmektedir. Bilhassa üçüncü nokta çok dikkat çekici bir siyasî kavrayış ifade eder.



Kapagan Kağan’ın Seferleri


Genç, haşin ve ihtiraslı Kapagan, seferler ve zaferler dizisinin 693'te Çin baskını ile açtı. Ling-çu eyaletini şiddetli darbeler vurarak aynı sene içinde aynı bölgeye yedi sefer daha tertipledi. Sonra Ordos’a akın yaptı. Askerî harekâtını yeniden Ling-çu’ya yoğunlaştırdığı yılda (696’da), 8 sefer daha yapmıştı. K’i-tan’larla Çin’in bozuşmasını kendi lehine değerlendirerek, T’ang imparatoriçesi Wu’yu destekledi. Korkunç K’i-tanlar’ı Hopei bölgesinde ağır bir hezimete uğrattıktan (Ekim 696) sonra imparatoriçeye isteklerini sıraladı: 100 bin “hu” (hu= 12,5 kilo çeken ölçek) tohumluk darı, 3 bin adet ziraat âleti, 10 bin (T’ang-shu’ya göre 40 bin) fond demir, Çin topraklarında oturan (Çoğu Ordus’da “6 eyalet” arazisinde idi) Türkler’in anavatana iadesi.

Sonra Kapagan, Yenisey bölgesini işgal etmekte olan Kırgızlar’a yöneldi. Mevsim kış (697-698), yol uzun ve meşakkatli idi, fakat bu sefere zaruret vardı. “(Kuvvetli Kırgız Kağanı) Çin ve On-ok kağanları ile anlaşıp, Altun ormanında (Altaylar’da) toplanalım, ordularımızı birleştirelim Türk kağanına saldıralım, yoksa kagan cesur ve ayguçı’sı bilge olduğundan o bizi mahv eder demişler” (Tonyukuk Kitabesi) Kapagan ile Tonyuyuk idaresindeki Gök-Türk ordusu “kar sökerek ağaç dallarına tutunarak, bazen atları yedeğe alarak” yolsuz vâdilerden Kögmen dağlarını aştı, Yenisey kaynaklarında Anı ırmağı kıyısındaki Kırgızlar’ı bastırdı, “han”ı telef olan Kırgız ülkesi teslim alındı.



Kapagan Kağan’ın Devleti Teşkilatlandırması


Kapağan Kağan 697 yazında hâkan, mevcut duruma uygun olarak, orduyu ve idareyi yeniden teşkilâtlandırdı: Kardeşi To-si-fu’yu hâkanlığın sol kanadı “yad”ı, İlteriş’in oğlu 14 yaşındaki Bilge’yi sağ kanad’a Tarduş üzerine “şad” tâyin etti ve kendi oğlu Bögü (Kitâbelerde İnal Kagan, Çin kaynaklarına Fu-kü)yü “küçük kagan” yaptı. Bu suretle Türk imparatorluğunda iki cephe teşekkül etmiş, askerî kuvvetler de iki ordular grubu hâlinde tertiplenmişti.

Kapagan Çin ile savaşa hazırlanırken, İnal Kagan ile Bilge Şad emrindeki fakat gerçek sevk ve idaresi Tonyukuk’un elinde bulunan batı ordular grubu da On-oklar’ı devlete bağlamak vazifesini almışlardı. Çin elçilerine karşı Kapagan’ın şiddetli ve kararlı tutumu şimdilik doğuda bir silâhlı çatışmayı önledi. Mo-ç’o’nun kudretinden telâşlanan Çin’den derhal üç bin ziraat âleti, 40 bin “şi” (1şi =10 hu) tohumluk darı gönderildi ve Türkler anavatan topraklarına iâde edildi (698). Büyük “kagan”ın plânlarından ikisi gerçekleşmişti.


Kapagan Kağan’ın Yeni Çin Seferleri


Ancak, Kapagan’ın kızını bir T’ang prensi ile evlendirmek arzusuna karşı, imparatoriçe Wu’nun, T’ang’lardan değil de, kendi âilesinden bir prensi damat olarak ortaya sürmesinden öfkelenen Kapagan, yanında bulunan Çin elçilik heyetinden general Çen-çi-wei’yi (T’ang sülâlesine mensup olmalı) “Çin kaganı” ilan ederek, onunla birlikte ansızın, fırtına gibi, Çin topraklarında göründü.

Çeşitli eyaletlere, aynı sene içinde (698) 30 defa çıkış yaptı. 100 bin kişilik ordusu tarafından, karşı koyan bütün Çin kuvvetleri ezildi, at sürüleri, başta olmak üzere bol ganimet ve esir alındı. Oradan kuzeye yönelen Kapagan’a, Çin orduları kumandanı Şa-Ça-Cung-i, emrindeki birkaç yüz binlik kuvvetine rağmen, hücuma cesaret edemeyerek, Gök-Türk süvari tümenlerinin geçişini uzaktan seyrederken, ümidini kaybeden Çin sarayı da orduya gönderdiği gizli bir günlük emirle, “kagan’ı bulup öldürenin” prens ilan edileceğini bildiriyordu.



Kapagan Kağan’ın Türgişler Üzerine Seferi


Bu sırada İnal ile Bilge tarafından sevk edilen batı orduları grubu da, Tonyukuk’un yüksek kumandasında, Altaylar’ı aşıp Yarış-ovası (Cungarya)’na doğru ilerlemiş ve Bolçu (Urungu gölünün güney-batı kıyısında; bugün Tokoi kasabası)’da “ateş ve fırtına” gibi saldıran “Türgiş kagan”ın kumandasındaki 10 tümenlik (100 bin kişilik) On-oklar ordusu üzerinde kesin zafer kazanmıştı (698).

Türgiş hakanı Uçe-le’nin esareti, yabgusu ve şadının yakalanması ile neticelenenen Bolçu savaşı, On-oklar’ın bütün To-lu ve Nu-şi-pi kabilelerini, Balkaş, İli, Isık Göl, Çu ve Talas bölgesindeki Türkler’i Gök-Türk birliğine bağlamış, Hakanlığın sınırları Taşkent ve Fergana’ya dayanmıştı. Çin kayıtlarına göre, “Mo-ç’o zaferlerinden gurur duymakta, imparatorluğumuzu hakir görmekte. Yüksek gayeleri var. Her tarafa ordular sevk ediyor.

Arazisinin genişliği 10 bin “li” (= aşağı yukarı 4500 km)’den fazla. Bütün barbarlar (Çin dışındakiler) onun emri altında...”. Böylece vaktiyle Tardu’nun, Türk birliğini gerçekleştirdiği tarihten tam 100 sene sonra Kapagan Kagan’ın Doğu-Batı hakanlıklarının topraklarını tek idarede toplaması yolu ile “dehşet verici Türk birliği ihya edilmişti”. Ancak Kapagan’ın planında 3. noktanın tamamlanması için Maveraünnehir’inde zaptı gerekiyordu.


Kapagan Kağan’ın Maveraünnehir Seferi


Coğrafî mevkii, iklimi, verimli toprakları ile zenginliği bütün kaynaklarda övülen Maveraünnehir’de o sırada Gök-Türk ordularına karşı koyacak bir kuvvet yok idi. Türk soylu bazı ailelerin idare ettiği “şehir krallıkları” 675’lerden beri, nisbeten küçük kuvvetlerle ufak çapta teşebbüslere girişen Müslüman Arap kumandanlara (Abdullah b. Ziyad, Said b. Osman, Musa, Mühelleb vb.) başarı ile mukabele etmekte idiler.

Yine Tonyukuk’un yüksek kumandasında olmak üzere, “İnal Kagan” ve Bilge taraflarından sevk ve idare edilen, o sene henüz 16 yaşındaki Kül Tegin’in de dahil bulunduğu Gök-Türk batı orduları grubu, Altaylar-Borçlu-Yarış Ovası “Kavimler kapısı” -Çu ve Talas havzaları- Karadağ kuzeyi üzerinden İnci (Seyhun=Sirderya) kıyılarına ulaştı ve nehri geçerek Maveraünnehir’in Kızıl-kum çölüne daldı ve Güney istikametini aldı.

Ordunun bir kısmını, muhtemel bir yan hücuma karşı, İnal idaresinde burada bırakan Tonyukuk ilerledi ve ilk olarak Semerkand’ın güney doğusunda savaşa hazır bekleyen Sok kumandasındaki orduyu ezdi (701), esirler ve zengin ganimet elde etti: “sarı altın, beyaz gümüş, kız kızan...” (Tonyukuk Kitabesi). Aynı zamada Çinliler’e karşı da bir zafer kazanıldı.

Bilge ile Kül Tegin, Keş şehrinin doğusunda, Altı-çub (Chao-wu) kavminden de aldığı yardımlarla 50 bin kişilik bir kuvvet başında, Gök-Türkler’in ipek yolu geçiş hattına inmesine engel olmağa hazırlanan Çinli general Ong-Tutuk (Wei Yuan-çung)’u “İdukbaşı” mevkiinde mağlup ve ordusunu imha ettiler. Cesaret ve savaşçılığını ilk defa bu maharebede ortaya koyan Kül Tegin, Çinli kumandanı, eli ile yakalayıp esir etmişti. Bu suretle engeller kalkınca Gök-Türk ordusu Tamir Kapıg (Demir Kapı)’a ulaştı. Burası, bilindiği gibi. M.Ö. asırlardan beri İran-Turan (Türk) ülkelerinin arasında tabii sınır kabul edilmekte idi.


Araplarla İlk Temas

Maveraünnehir seferi münasebeti ile Orhun kitabelerinde ilk defa Müslüman Araplar (Tazik) zikredilmiştir. İranlılar’ın Araplar’a verdikleri Tazi adından (Tay adlı Arap kabilesinden ) gelen Tazik, (Türkler tarafından, sonraları İranlılar için kullanılmıştı: Tacik). O zaman, Keş şehrinde karargah kurmuş olan Horasan valisi Mühelleb’in kuvvetleri ile ilgili olmalıdır. Anlaşıldığına göre İnal kumandasındaki kuvvet, bir Arap hücumuna karşı orada bırakılmış, fakat Mühelleb ordusu her hangi bir harekette bulunmamıştır.


Devam Eden Çin Seferleri


Diğer taraftan Kapagan, Çin’e akınlarına devam ediyordu. 700-702 yılları arasında Çin üzerine 21 sefer yapılmıştır. 704’de Kül Tegin ile Bilge’nin de katıldıkları büyük Ming-şa muharebesinde 80 bin kişilik Çin ordusu hezimete uğratıldı ve hemen arkasından 11 akın daha tertiplendi. T’ang İmparatoru Çung-tsung yine bir günlük emir neşrederek, Kapagan’ı esir eden ve öldüreni prens ünvanı ve 2 bin top ipek vererek taltif edeceğini ilan ediyordu. Ayrıca bütün vazifelilere Gök-Türkler’i mağlup etmek için planlar hazırlamalarını emretti. Bunun üzerine sarayın yüksek memurlarından Lu Fu’nun imparatora sunduğu raporda çare olarak: 1- Barbarları birbirine karşı tahrik etmek, 2- Barbarları iki cephede birden zorlamak yolları tavsiye ediliyor ve M. Ö. 36 yılında Çi-çi’nin böyle yenildiğini hatırlatıyordu.


Kapagan Kağan’ın Civardaki Türk Topluluklarını İtaat Altına Alması


Bu arada, 649’dan beri Çin ile siyasî münasebetler kurmuş bulunan Basmıllar tekrar itaate alındı (704). 709’da Çik’ler ve Az’lar (her ikisi de Kırgızların doğu komşuları) Bilge tarafından hakanlığa bağlandı. Gök-Türk ordularının uzaklarda meşgul olmasını fırsat bilerek başkaldırmağa teşebbüs eden Kırgızlar da Bilge-Kül Tegin idaresinde “mızrak boyu kar sökerek Kögmen dağlarını aşan” Gök-Türk orduları tarafından Songa ormanında ikinci defa mağlup edildi (710). Aynı yıl içinde Tolga ırmağı civarındaki Bayırkular, Türgi-yargın Gölü savaşında bozguna uğratıldı. 711 yılında yine Bolçu civarında Türgiş kuvvetleri darbelendi, han’ı, yabgu’su, şad’ı öldürüldü. Türgiş ülkesi ve “Kara Türgiş” halkı itaate alındı ve bir Maveraünnehir seferi daha yapıldı. Bunun sebebi, kitabelere göre “Sogdak (Semerkand bölgesi) kavmini tanzim etmesi idi.



Kara-Türgiş ve Karluk İsyanları


Kapagan Kagan’ın gittikçe şiddetini arttıran, müsamaha tanımaz sertliği, huzursuzluğu arttırıyor, gördüğümüz gibi, bilhassa Türk boylarının ayaklanmalarına yol açıyordu. 711 yılında Kara-Türgiş isyanı Kül-Tegin tarafından bastırılmış ise de, aynı yılda başlayıp 3 seneden fazla süren ve Çin’in tahriki neticesinde bütün On-oklar’ın katılmaları ile iyice alevlenen Karluk isyanı hayli güçlük çıkardı. İmparator Çung-tsung’un Kan-su eyaletlerindeki ordularını Gök-Türklere karşı seferber hale getirdiği bu sıkıntılı günlerde, “Türkistan”daki yurtlarından kalkarak Ötügen’e kadar sokulmağa muvaffak oldukları anlaşılan Karluklar ve müttefikleri ancak Kapagan, Bilge ve Kül Tegin’in ortak harekatı ile Tamıg Iduk-başı ‘daki (Tamir Irmağının kaynağı. Her yıl mayıs ayında Gök-Türklerin büyük törenler tertipleridleri yer) şiddetli savaşta mağlup edilerek dağıtılabildiler. Bir kısım Karluk kütlesi ve başkaları Çin’e sığındılar ve San-yuan bölgesine yerleştirildiler.

Tamıg Iduk-başı muharebesi tam zamanında kazanılmış, Gök-Türkleri iki cephede savaşmağa mecbur etmeği hedef alan Çin kuvvetlerinin Karluklar lehine müdahalesi önlenmişti. Şimdi de Çin hazırlığını saf dışı etmek gerekiyordu: Çin yığınak merkezi Beş-balık üzerine sefer yapıldı (714). Çin kaynaklarının belirttiğine göre, İnal Kağan ile Tung-iç Tegin ve hakanın eniştesinin kumandasındaki sevk edilen ordu, Beş-balık’ı kuşattı. Kitabelerden, Bilge’nin de katıldığı anlaşılan bu harekatta şehir ele geçirilemedi ise de karışıklıktan faydalanarak Tokmak’daki Türk kabileleri üzerinde bir zafer kazanmakla iktifa eden Çinliler’in Gök-Türklere karşı büyük ölçüde taarruzu ortadan kaldırılmış oldu.


Dokuz-Oğuz İsyanı ve Kapağan Kağan’ın Ölümü (716)


Ancak hakanlık bir kazan gibi kaynamakta idi. Kitabelerdeki: “Amcam Kagan’ın idaresi karışıklık içine düştüğü, halkta ikilik ortaya çıktığı zaman...” gibi ifadeler de durumu açıklamaktadır. Az’lar ve arkasından İzgiler şiddetle ezildi (715). Fakat hakanlığın esas kütlesini meydana getirdiği için devleti temellerinden sarsarak, nihayet ihtilale sebep olan Oğuzların isyanları Gök-Türk içtimaî bünyesinde derin yaralar açtı ve en büyük neticesi batı (On-oklar ülkesi, yani Karluklar, Türgişler ve Maveraünnehir)’in hakanlıktan kopması oldu.

714 yılı sonbaharında başladığı anlaşılan Oğuz ayaklanmalarının –Oğuzların devlete olan nisbetleri dolayısıyla-, hayretle karşılandığı kitabelerden sezilmektedir: “Dokuz Oğuz kavmi kendi kavmim idi, gök ve yer karıştığı için, düşman oldu”. 715 baharında Kagan’ın açmak zorunda kaldığı Dokuz-oğuz seferinde mağlup edilen Oğuzların hayvanları öldürüldü. 716 senesinde Oğuz kabilelerinden Bayırkular şiddetle tenkil edildi.

Fakat, bu ömrü boyunca durup dinlenmeyen haşin tabiatlı Kapagan Kagan’ın seri halindeki zaferlerinin sonuncusu oldu. Kendinden emin, Ötüken’e dönerken yolda Bayırkular’ın pususuna düştü, üzerine atılan bir Bayırkulu tarafından öldürüldü (22 Temmuz 716). Bayırkular’ın Çin ile temas halinde oldukları, bu sırada onlar nezdinde bir Çin elçisinin bulunmasından anlaşılıyor. Hatta rivayete göre Kapagan’ın kesilen başı bu elçi tarafından Çin’e götürülmüştür.




İnal (Bögü) Kağan Dönemi


Kapagan’ın yerine geçen oğlu İnal (Bögü) hakanlığın bu en buhranlı devrinde devlet dizginlerini elinde tutacak kudrette değildi. Karışıklığı önleyememiş, yurda huzur getirememişti. Halbuki Türk halkı bu hususları hakandan beklerdi. Oğuzlar büsbütün alevlendikleri için devleti kurtarmak işi, İlteriş’in oğulları Bilge ile Kül Tegin’in omuzlarına yüklenmişti. 716 yılında Kül Tegin 5 Oğuz seferi yapmış ve seferlerden dördüne Bilge’de katılmıştı. Kitabelerde Gök-Türk ordusunun takatten düştüğünü ve cesaretini kaybettiğini belirten ibareler vardır.

Bütün bu olup bitenler yeni hakanın beceriksizliğine atf olunuyor ve halkta, Tanrı tarafından hakanlık vasfının ondan geri alındığı kanaati uyanıyordu. Ülkenin felaketten kurtulması için hakanın değişmesi lazımdı. Çin kaynaklarındaki izahata göre, her halde Bögü’nün direnmesi neticesi, değiştirme zor kullanılarak yapıldı. İnal Kagan, kardeşi, akrabaları, beyleri ve taraftarları öldürüldü. İhtilal planı iki kardeş, Bilge ve Kül Tegin tarafından hazırlanmış, fakat Kül Tegin tarafından icra edilmişti.



Bilge Kağan’ın İlk Yılları ve Oğuz İsyanları


Bilge, kardeşinin ısrarı ile, Kagan oldu (716-734). Kül Tegin de Gök-Türk orduları başkumandanlığını üzerine aldı. 705 yılından beri yüksek mahkeme üyeliği yapmakta iken ve Bilge’nin kayınbabası olduğu için ihtilal sırasında dokunulmayan Tonyukuk da tekrar eski vazifesi olan “Ayguçı” ’lığa (devlet müşaviri) getirildi. Fakat umumi bir yorgunluk, bezginlik vardı:

“Tanrı Türk kavmi yaşasın diye beni tahta oturttu. İçte aşsız, dışta giyeceksiz, bir kavme Kağan oldum. Babamızın, amcamızın kazandığı milletin adı, sanı unutulmasın diye kardeşimle sözleştik. Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kül Tegin ile şad’larla ölesiye çalıştık”.

(Kitabeler). Oğuzlarla mücadele eski şiddeti ile devam ediyordu. O sene büyük ölçüde hayvan telefatına sebep olan kıtlıkta bile Bilge sefer halinde idi. Ötüken üzerine yürüyen Üç-Oğuzlar püskürtüldü. Dokuz Tatarlarla ittifak ederek hücuma geçen Oğuzlar Ağu’da cereyan eden iki savaşta bozguna uğratıldı ve Oğuz kütleleri yurtlarını terk ederek Çin sınırlarına doğru çekildiler (717-718). 717’de başkaldıran Uygur İl-Teberleri ile ve 718’de tekrar isyana teşebbüs eden Karluklar ile savaşıldı ve başarıya ulaşıldı.


Bilge Kağan’ın Çin Karşısındaki Başarıları



Bilge Kagan Çin ile iyi geçinmek arzusunda idi. Bunun lüzumuna, Tonyukuk’un da Çin’in kuvvetli, Gök-Türklerin ise yorgun ve ihtimama muhtaç oldukları hususundaki kanaati neticesinde inanmıştı. Fakat sığıntı Gök-Türk prensi ile etrafındakileri Bilge’ye karşı silahla mücadeleye teşvik eden Çin, Türklerin durumunu istismar hevesi ile Gök-Türk barış teklifine (721) 300 bin kişilik bir ordu hazırlamakla cevap verdi. Aynı zamanda Ki’tanlar ve Tatabılar’ın askerî desteğini elde eden Çin, Beş-balık’taki Basmıllar ile de anlaşmıştı. Nazik durum büyük devlet adamı ve stratejist Tonyukuk tarafından kurtarıldı.

Onun planları, sevk ve idaresi altında önce Basmıllar mağlup edilip Beş-balık kuşatıldı. K’i-tanlar ve Tatabılar safdışı edildi (722-723), sonra yalnız başına kalan Çin şiddetli bir darbe ile baskı altına alındı: Santan (Kan-su’da) savaşında Çin ordusu bozguna uğratıldıktan ve Beş-balık zapt edildikten sonra Liang-çu, Kan-çu, Yuan-çu bölgeleri 10 sefer yapılarak ele geçirildi. Hakanlık eski zindelik ve itibarını kazanmıştı. Bütün doğu ve Tarbagatay’a kadar batı, hakanlık idaresinde idi. Hatta Bilge 717 karışıklığında Ötüken ile alakasını kesip kendi başına bir devlet durumuna girmiş olan Turgiş hakanlığını bile kendisine tabi saymakta idi.

Bu başarılar üç Gök-Türk büyüğünün: Tonyukuk, Bilge, Kül Tegin’in azim ve gayreti ile elde edilmişti. Çin de şüphesiz durumun farkında idi. İmparator Hüang-sung’un başkanlığında yapılan bir toplantıda şöyle konuşuluyordu: “.. Gök-Türklerin ne zaman, ne yapacakları bilinmez. Kagan Bilge iyidir, milletini sever, Türkler’de ondan memnundurlar... Kül Tegin harp sanatının ustasıdır, ona karşı koyacak kuvvet güç bulunur... Tonyukuk ise otoriter ve bilgedir, niyetleri, kurnazlığı çoktur. İşte bu üç “barbar” aynı anlayışta olarak bir aradadırlar...”.

724’te Çin ile anlaşma olmuştu. İmparator, Bilge Kagan’ın taleplerinden olan bir Çin’li prenses ile evlenme işini görüşmek üzere Ötüken’e elçi gönderdi. Hakan bu elçiyi, hatunun, Kül Tegin’in ve Tonyukuk’un hazır bulunduğu mecliste kabul etti (725), daha sonra kendisi elçisi, nazırlarından Mei-lu-ç’o (Buyrukçur)’u Çin başkentine gönderdi. Çin sarayında itina ile ağırlanan bu elçinin temasları netiçesi So-fank (Ling-çu’da) şehrinin, Gök-Türklerin serbestçe ticaret yapabilecekleri ortak Pazar yeri olmasına karar verildi.


Bilge Tonyukuk


Büyük Gök-Türk devlet adamı Tonyukuk ile ilgili son haber 725’e aittir. O, her halde bu tarihten sonra ölmüş olmalıdır. Gök Türk istiklal savaşı hazırlıklarından itibaren, İlteriş, Kapagan, Bilge zamanlarında devlete 46 yıl hizmet eden, savaşlarında hiç başarısızlığa uğramayan, “Boyla Baga Apa Tarkan” ünvanlarını taşıyan “bilge” ve stratejist Tonyukuk hakanlığın ordusunu, maliyesini, adliyesini tanzimde başta geliyordu.

Çin kaynaklarında bile bu meziyetleri belirtilmekte ve “Aygucı” olarak hakanlar üzerindeki tesirini, aynı zamanda o çağın dini kültürel cereyanlarını nasıl yakından takip edip Türk milleti açısından değerlendirdiğini gösteren deliller verilmektedir: Bilge Kağan, Çin’de olduğu gibi, Türk ülkesinde de şehirleri surlarla çevirtmek, hisarlar yaptırmak istiyordu. Tonyukuk itiraz etti.

“Bunlar olmamalı. Biz ömrünü sulu ve otlu bozkırlarda geçiren bir milletiz. Hayat tarzımız bizi daima harp egzersizi içinde tutmaktadır. Gök-Türklerin sayısı Çinlilerin yüzde biri bile değildir. Başarılarımız yaşayış tarzımızdan ileri gelir. Kuvvetli zamanlarımızda ordular sevk eder, akınlar yaparız. Zayıf isek, bozkırlara çekilir, mücadele ederiz. Eğer kale ve surlar içine kapanırsak, T’ang orduları bizi kuşatır, ülkemizi istila eder...”.

Bilge’nin diğer bir düşüncesi de memlekette Budist ve Taoist tapınaklar inşa ettirerek bu din ve felsefeyi Türkler arasında yaymaktı. Tonyukuk şöyle dedi: “ Her ikisi de insandaki hükmetme ve iktidar duygusunu zaafa uğratır. Kuvvet ve savaşçılık yolu bu değildir. Bize uygun düşmez. Türk milletini yaşatmak istiyorsak, ne bu çeşit talimlere, ne de bu türlü tapınaklara ülkemizde yer vermemeliyiz”. Kaynağın (T’ang-shu) ilave ettiğine göre, bu tavsiyelerdeki “derin mana” Gök-Türk başkentinde iyi anlaşılmıştır. Bu gün batılı araştırıcılar tarafından Tonyukuk’a “Gök-Türk Bismark’ı” denilmektedir.


Bilge Tonyukuk Kitabesi



Tonyukuk öldükten sonra, hatırasına Orhun’da Bayın-çokto mevkiinde bir kitabe dikilmiştir (herhalde 726-727’lerde). Yalnız Türkler’den kalma bir milli tarih kaynağı olarak değil, aynı zamanda Türk dili ve edebiyatının uzun ve kolayca okunabilen ilk abidesi olarak da kültür tarihinde mühim yer tutan bu kitabe metninin bizzat Tonyukuk tarafından kaleme alınmış olması ihtimali, Aygucı, Bilge Tonyukuk’a Türk edebiyatının adı ve şahsiyeti bilinen ilk siması olmak şerefini de kazandırmaktadır.



Kül Tegin’in Ölümü (731)



731 yılında da Kül Tegin öldü (eski Türk takvimlerine göre, “koyun” yılının 17. günü = 27 Şubat 731). 47 yaşında idi ve İnançu, Apa, Tarkan ünvanlarını taşıyordu. yedi yaşından beri ömrünü Türk milletinin yücelmesine hasreden cesareti, savaşçılığı hem Türk, hem Çin vesikalarında övülen Kül Tegin’in büyük kahramanlıklarından biri, Gök-Türk karargahının 716’da Dokuz-Oğuzlar tarafından basıldığı zaman görülmüştü. Bilge Kagan anlatıyor:



“Anam hatun, büyük kadınlar, kardeşlerim, gelinim, prenseslerim cariye olacaktı. Ölenler yolda kalacaktı. Kül Tegin karargahı vermedi. O, olmasa idi hepiniz ölecektiniz”. (Kitabeler). Ölümü hakanlıkta büyük teessür yaratan kahraman hakkında işte kitabelere geçen samimi ifadeler (Bilge’nin ağzından):

“Küçük kardeşim Kül Tegin öldü, görür gözüm görmez oldu, bilir bilgim bilmez oldu. Zamanın takdiri Tanrınındır. Kişi-oğlu ölmek için yaratılmıştı. Yaslandım, gözden yaş, gönülden feryat gelerek yanıp yıkıldım... Milletimin gözü, kaşı (ağlamaktan) fena olacak diye sakındım”.

Çin’de de aynı üzüntü duyulmuş, imparator hususî elçi ile Ötüken’e baş sağlığı mektubu göndermiş, Kül Tegin’in hatırasına dikilecek abideye Çince bir metnin de kazınmasını arzu etmişti.


Kül Tegin Kitabesi


Bilge Kagan’ın isteği ile hazırlanan Kül Tegin kitabesinin Türkçe metnini Kül Tegin’in “atısı” (atabey) prens Yollıg Tegin yazmış ve 20 günde taşa kazmıştı. Gök Türk tarihi, kültürü ve Türk dil ve edebiyatı yönlerinden emsalsiz bir değer taşıyan bu kitabe ile birlikte Kül Tegin’in anıt-kabri ve içindeki nakış tasvirler tamamlanmış ve büyük cenaze töreni 1 Kasım 731 günü (“Koyun” yılının 9. ayının 27’si) yapılmıştır. Törene Gök-Türk halkı ve ileri gelenlerinden başka Çin, K’i-tan, Tatabı, Tibet, İran, Sogd, Buhara, Türgiş, Kırgız vb. devlet ve kavimler hususi heyetlerle katılmışlardı.

Bilge Kağan’ın Ölümü (734)



İki büyük yardımcısını kaybeden Bilge’nin 734 yazında K’i-tan ve Tatabılara karşı Töngkes Dağı’nda kazandığı zafer dışında bir faaliyeti görülmemektedir. Bilge, kendisi ile evlenmesi kararlaştırılan Çinli prenses için teşekkürlerini bildirmek üzere imparatora elçi göndermiş, fakat bu evlenme gerçekleşmemiştir. Çünkü yukarıda da adı geçen Buyrukçur tarafından zehirlendi. Ölünceye kadar, başta bu nazır olmak üzere işbirlikçilerini bertaraf eden Bilge nihayet 25 Kasım 734’te öldü (“İt” yılının 10. ayının 26’sı). 19 sene “şad” ve 19 yıl kagan olmuş, Çin kaynaklarında da belirtildiği üzere, çok güvendiği “Türk milletini çok sevmek” ile tanınmıştı.

“Ey Türk milleti, üstte gök yıkılmaz, altta yer delinmezse, devletini, töreni kim bozabilir” (Kitabeler) diyen Bilge, oğlu tarafından diktirilen kitabede şunları söylemektedir: “... Üstte Tanrı, aşağıda yer buyurduğu için milletimi, gözünün görmediği, kulağının duymadığı ileri gün doğusuna, geri gün batısına, beri gün ortasına, yukarı gece ortasına kadar götürdüm. Altının sarısını, gümüşün beyazını, ipeğin halisini, atın ayrığını, kakım’ın siyahını, sincab’ın gökünü milletime, Türklerime kazandırdım”.

Bilge Kagan’ın ölümü, Kül Tegin’in acısını henüz unutmayan Türk halkını yasa boğdu. Çin imparatoru da ülkesinde matem ilan ederek, taziyetlerini bildirdi. Bilge için bir anıt-kabir inşasına ve bir kitabe dikilmesi hazırlığına başlandı. Metni yine Yollıg Tegin kaleme almış ve bir ay 4 günde taşa kazımıştı (735). Çin imparatorunun arzusu üzerine buraya da Çince bir kitabe ilave edildi.


Gök-Türk Devleti’nin Çöküşü (745)


Bilge’nin ölümü üzerine Gök Türk hakanlığında çöküş belirtileri kendini gösterdi. Babasının yerine tahta çıkan Türk Bilge Kagan (Çin kaynaklarında, İ-jan)’dan sonra küçük kardeşi Tengri Han (Çincesi, Teng-li) geçti. 740 yılında Gök Türk tahtında yine “Tengri Han” diye anılan bir kagan vardı ve bu, Bilge’nin oğlu idi (Bilgeden sonraki kaganlar meselesi biraz karışıktır). Hakan çocuk denecek yaşta olduğu için idare annesi (Tonyukuk’un kızı) P’o-fu’nun elinde idi.

Hatun devlete hakim olamadı, hanedan üyeleri birbirine düştü ve huzursuzluk bütün yurda yayıldı. Durumdan faydalanan Basmıllar, Karluklar ve Uygurlar birleştiler ve vaziyete hakim olur olmaz, Aşına ailesinden gelen Basmıl başbuğunu “kağan” ilan ettiler (742) ve Gök Türk Hakanı Ozmış (Vu-su-mi-şi) sonra da onun küçük kardeşi, son Gök Türk hakanı Po-mei’yi öldürdüler. Bu arada müttefiklerin araları açıldı. Basmıl Başbuğu (Kağan) ortadan kaldırıldı ve Uygur başbuğu Kagan ilan edildi. Kutlu Kül Bilge Han (745). Ötüken’de Uygur Türk Devleti devri başlıyordu. Bununla beraber, Gök Türk çağının bazı aileleri, hatta Tonyukuk soyundan gelenler, Uygur devletinde ve sonraki Moğollar devrinde bile ehemmiyetlerini muhafaza etmiş görünmektedirler.


Gök Türklerin Türk Tarihindeki Yeri ve Önemi


Umumî Türk tarihi içinde Gök Türk çağının, Türk milletine yön verici, merkezî bir hüviyet taşıdığı bilinmektedir. Kurulduğu 6. asırdan zamanımıza kadar, hemen bütün Türk dünyası onun derin izlerini muhafaza etmiştir. Asya Hunları’ndan daha geniş ölçüde ve tâbir câizse daha şuurlu bir şekilde Asya Türklüğünü bünyesinde birleştirmiş Gök-Türk hakanlığı, Orta Asya’nın batı sınırlarında Türk halkının yoğunluğunu kaybettiği yerlerde, siyaseten zayıf düştüğü zamanlarda bile, Türk nüfuzunun yayılmasında büyük rol oynamıştır. Uygur, Türgiş, Karluk, Hazar hakanlıkları Gök-Türk Hakanlığı’nın devamı idiler. Uz, Peçenek, Kuman-Kıpçak boyları ondan ayrılmış zümrelerdi.

Yukarı İrtiş bölgesinde Kimekler, Aral Gölü’nün kuzeyinde bir Kıpçak grubu olan Kanglılar, Kaşgar’ın kuzey-doğusu, Özkent, Talas ve Çu bölgesinde bir Karluk kabilesi olan Yağmalar, yine bir Karluk kabilesi olup, Isık Göl’ün güney batısı’nda, sonraları Talas civarında, Barsgan ötesinde Kaşgar havalisinde ve Maveraünnehir’de oturan Çiğiller, keza bir Karluk kabilesi olarak, Isık göl-Çu ırmağı arasında görülen Tohsılar, Tuharistan, Gazne, Belh, Sicistan-kuzey Hindistan’da Kalaçlar, Kaşgar- Balasagun- Talas- Fergane arasında Argu, Yabaku Çomul, Igrak, Çaruk, Ezgiş, Kençek vb. toplulukları Gök Türkler’e bağlı Türk kabileleri idiler.

Ayrıca Karluk, Yağma, Çiğil, Tohsı yolu ile Gazneli, Harezmşahlar, Hindistan Türk devletleri; Oğuzlar yolu ile Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Selçuklu devletleri, Atabeylikler, Türkmen beylikleri, Anadolu beylikleri, Kara-koyunlu ve Ak-koyunlu devletleri, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti hep Gök Türk hakanlığının, etnik bünye, sosyal, idarî askerî ve kültürel mirasçısı olmuşlardır.

Orhun Abideleri

Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin.. İlk Türk tarihi.. Taşlar üzerine yazılmış tarih.. Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaşması.. Devlet ve milletin karşılıklı vazifeleri.. Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası.. Türk askerî dehasının, Türk askerlik san'atının esasları.. Türk gururunun ilâhî yüksekliği.. Türk feragat ve faziletinin büyük örneği.. Türk içtimaî hayatının ulvî tablosu.. Türk edebiyatının ilk şaheseri.. Türk hitabet san'atının erişilmez şaheseri..

Hükümdarane eda ve ihtişamlı hitap tarzı.. Yalın ve keskin üslubun şaşırtıcı numunesi.. Türk milliyetçiliğinin temel kitabı.. Bir kavmi bir millet yapabilecek eser.. Asırlar içinden millî istikameti aydınlatan ışık.. Türk dilinin mübarek kaynağı.. Türk yazı dilinin ilk, fakat harikulade işlek örneği.. Türk yazı dilinin başlangıcını miladın ilk asırlarına çıkartan delil.. Türk ordusunun kuruluşunu en az 1250 sene öteye götüren vesika.. Türklüğün en büyük iftihar vesilesi olan eser.. İnsanlık aleminin sosyal muhteva bakımından en manalı mezar taşları.. Dünyanın bugün belki de en büyük meselesi olan Çin hakkında 1250 sene evvelki Türk ikazı.. v. s. v. s. (Muharrem Ergin)

Orhun âbidelerini vasıflandırmak isteyince, insanın zihninde işte bu gibi ifadeler sıralanmaktadır.

Orhun âbideleri, Göktürk hanedanının Bilge Kağan devrinin mahsulleridir. Birincisi olan Kül Tigin âbidesini ağabeyisi Bilge Kağan 732'de diktirmiş, ikincisi olan Bilge Kağan âbidesini de ölümünden bir yıl sonra 735'te kendi oğlu olan kağan diktirmiştir. Üçüncü olarak verilen Tonyukuk âbidesi ise 720 - 725 senelerinde kendisi tarafından dikilmiştir.

Orhun civarında Orhun yazısı ile yazılı daha başka kitâbeler de bulunmuştur. Belli başlıları altı tanedir. Fakat bunların en büyükleri ve mühimleri bu üç tanesidir.

Orhun âbidelerine Orhun kitâbeleri de denir. Şüphesiz bunlar kitâbedir. Fakat hem maddî bakımdan, hem manevi bakımdan bu kitâbeler tartışılmaz birer âbidedirler. Muhtevaları gibi heybetli yapıları da âbide hüviyetindedir. Onun için bunları ifade eden en iyi isim Orhun âbideleri tabiridir.

Kül Tigin âbidesi, kağan olmasında ve devletin kuvvetlenmesinde birinci derecede rol oynamış bulunan kahraman kardeşine karşı Bilge Kağan'ın duyduğu minnet duygularının ve kendisini sanatkârane bir coşkunluğun içine atan müthiş eleminin ebedî bir ifadesidir. Bilge Kağan bu ruh hali ile âbide inşaatının başında oturup, eserin hazırlanmasına bizzat nezaret etmiştir. Âbidedeki ulvî ve mübarek hitabe onun ağzından yazılmıştır, âbidede o konuşmaktadır, müellif odur.

Âbidenin Çince kitâbesinde Türk - Çin dostluğu, Türk imparatorluğu ve Kül Tigin methedilmekte ve tanıtılmakta, “Gelecek hadsiz, hesapsız. nesillerin hafızalarında, onların ortak başarılarının ihtişamı her gün yeniden canlansın diye, uzakta ve yakında bulunan herkesin bunu öğrenmesi için, bilhassa muhteşem bir kitâbe yaptık” ve “Böyle adamların ebediyen unutulmayacaklarının muhakkak olmadığını kim söyleyebilir? Uğurlu haberleri ebediyen ilân için şimdi dağ gibi yüksek bir âbide dikilmiştir” gibi ifadeler sıralandıktan sonra, tarih kaydedilmektedir.

Âbidenin ve türbenin inşasında Türk. ve Çin sanatkarları beraber çalışmışlardır. Âbidedeki kitâbeleri Bilge Kağan ve Kül Tigin'in yeğeni Yollug Tigin yazmıştır.

Bilge Kağan abidesi kendisinin 734'te ölümünden sonra 735'te oğlu tarafından dikilmişti. Bu âbidede de Bilge Kağan konuşmaktadır. Bu âbidede ayrıca Kül Tigin'in ölümünden sonraki olayların ilave edildiği görülür.

Tonyukuk âbidesini İltiriş Kağan'ın isyanına iştirak eden ve o günden Bilge Kağan devrine kadar devlet idaresinin baş yardımcısı olarak kalan büyük Türk devlet adamı ve başkumandanı Tonyukuk ihtiyarlık devrinde bizzat dikmiştir. Bu âbidede Tonyukuk konuşmaktadır, bu âbideyi yaptıran odur.

Orhun âbidelerinin bulunuşu insanlığın en büyük keşiflerinden biridir.

Gerçekten Orhun âbidelerini, bugün Türkiye'den binlerce kilometre uzakta eski Türk yurdunda, bugünkü Moğolistan'da Türklüğün şehadet parmakları olarak yükselen bu mübarek taşları kana kana okumak, her kelimesi üzerinde derin derin düşünmek, resimlerini huşû içinde seyrederek ruhu yıkamak, her Türk için millî bir ibadettir. .... Muharrem Ergin




Kül Tigin ve Bilge Kağan Abidelerinden Seçmeler



Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kaganı, bu zamanda oturdum. Sözümü tamamiyle işit...

Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar, onun içindeki millet hep bana tabidir. Bunca milleti hep düzene soktum. O şimdi kötü değildir. Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur.

Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk, ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersine kadar ordu sevk ettim, Tibete ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapıya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm, Ötüken ormanından daha iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş.

Bu yerde oturup Çin milleti ile anlaştım. Altını, gümüşü, ipeği, ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor.

Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin!

Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına gidip, çok insan, öldün! O yere doğru gidersen, Türk milleti, öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur. Ötüken ormanında oturursan ebediyen il tutarak oturacaksın.

Türk milleti, tokluğun kıymetini bilmezsin. Açlık, tokluk düşünmezsin. Bir doysan açlığı düşünmezsin. Öyle olduğun için, beslemiş olan kağanının sözünü almadan her yere gittin. Hep orda mahvoldun, yok edildin. Orda, geri kalanınla her yere hep zayıflayarak, ölerek yürüyordun. Tanrı buyurduğu için, kendim devletli olduğum üçün, kağan oturdum. Kağan oturup aç, fakir milleti hep toplattım. Fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Yoksa, bu sözümde yalan var mı ?

Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insan oğlu kılınmış, insan oğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutu vermiş, düzenleyi vermiş. Dört taraf hep düşman imiş. Ordu sevk ederek dört taraftaki milleti hep almış, hep tabi kılmış. Başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüş. Doğuda Kadırkan ormanına kadar, batıda Demir Kapıya kadar kondurmuş. İkisi arasında pek teşkilatsız Gök Türk öylece oturuyormuş. Bilgili kağan imiş, cesur kağan imiş. Buyruku yine bilgili imiş tabiî, cesur imiş tabiî. Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabiî, ili tutup töreyi düzenlemiş. Kendisi öylece vefat etmiş. Yasçı, ağlayıcı, doğuda gün doğusundan Bökli Çöllü halk, Çin, Tibet, Avar, Bizans, Kırgız, Üç Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı, bunca millet gelip ağlamış, yas tutmuş, öyle ünlü kağan imiş.

Çin milleti hilekâr ve sahtekâr olduğu için, aldatıcı olduğu için, küçük kardeş ve büyük kardeşi birbirine düşürdüğü için, bey ve milleti karşılıklı çekiştirttiği için, Türk milleti il yaptığı ilini elden çıkarmış, | kağan yaptığı kağanını kaybedi vermiş. Çin milletine beylik erkek evladı kul oldu, hanımlık kız evladı cariye oldu. Türk beyler Türk adını bıraktı. Çinli beyler Çin adını tutup, Çin kağanına itaat etmiş. Elli yıl işi gücü vermiş. Doğuda gün doğusunda Bökli kağana kadar ordu sevk edi vermiş. Batıda Demir Kapıya kadar ordu sevk edi vermiş. Çin kağanına ilini, töresini alı vermiş.

Türk halk kitlesi şöyle demiş: İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş. Kağanlı millet idim, kağanım hani, ne kağana işi gücü veriyorum der imiş. öyle diyip Çin kağanına düşman olmuş. Düşman olup, kendisini tanzim ve tertip edemediğinden yine teslim olmuş.

Bunca işi gücü verdiğini düşünmeden, Türk milletini öldüreyim, kökünü kurutayım der imiş. Yok olmaya gidiyormuş.

Yukarıda Türk tanrısı, Türk mukaddes yeri, suyu öyle tanzim etmiş. Türk milleti yok olmasın diye, millet olsun diye babam İltiriş Kağanı, annem İlbilge Hatunu göğün tepesinden tutup yukarı kaldırmış olacak. Babam kağan on yedi erle dışarı çıkmış. Dışarı yürüyor diye ses işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş, toplanıp yetmiş er olmuş. Tanrı kuvvet verdiği için babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş. Doğuya, batıya asker sevk edip toplamış yığmış. Hepsi yedi yüz er olmuş.

Yedi yüz er olup ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti, ecdadının töresince yaratmış, yetiştirmiş. Tölis, Tarduş milletini orda tanzim etmiş. Yabguyu, şadı orda vermiş.

Güneyde Çin milleti düşman imiş. Kuzeyde Baz Kağan, Dokuz Oğuz kavmi düşman imiş. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı hep düşman imiş. Babam kağan bunca (.....) Kırk yedi defa ordu sevk etmiş, yirmi savaş yapmış. Tanrı lütfettiği için illiyi ilsizletmiş, kağanlıyı kağansızlatmış, düşmanı tabi kılmış, dizliye diz çöktürmüş, başlıya baş eğdirmiş. Babam kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş.

Babam kağan için ilkin Baz Kağanı balbal olarak dikmiş. O töre üzerine amcam kağan oturdu. Amcam kağan oturarak Türk milletini tekrar tanzim etti, besledi. Fakiri zengin kıldı, azı çok kıldı, Amcam kağan oturduğunda kendim Tarduş milleti üzerinde şad idim. Amcam kağan ile doğuda Yeşil Nehir, Şantung ovasına kadar ordu sevk ettik. Batıda Demir Kapıya kadar ordu sevk ettik. Kögmeni aşarak. Kırgız ülkesine kadar ordu sevk ettik: Yekûn olarak yirmi beş defa ordu sevk ettik, on üç defa savaştık, illiyi ilsizleştirdik, kağanlıyı kağansızlaştırdık. Dizliye diz çöktürdük, başlıya baş eğdirdik.

Türgiş Kağanı Türkümüz, milletimiz idi. Bilmediği için, bize karşı yanlış hareket ettiği için kağanı öldü. Buyruku, beyleri de öldü. On Ok kavmi eziyet gördü.

Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk, öyle düzene soktuk. Batıda Kengü Tarmana kadar Türk milletini öyle kondurduk, öyle düzene soktuk.

O zamanda kul kullu olmuştu. Cariye cariyeli olmuştu. Küçük kardeş büyük kardeşini, bilmezdi, oğlu babasını bilmezdi. Öyle kazanılmış, düzene sokulmuş ilimiz, töremiz vardı.

Türk, Oğuz beyleri, milleti, işitin: Üstte gök basmasa, altta yer delinmese, Türk milleti, ilini töreni kim boza bilecekti? Türk milleti, vaz geç, pişman ol! Disiplinsizliğinden dolayı, beslemiş olan bilgili kağanınla, hür ve müstakil iyi iline karşı kendin hata ettin, kötü hale soktun.

Silahlı nereden gelip dağıtarak gönderdi? Mızraklı nereden gelerek sürüp gönderdi. Mukaddes Ötüken ormanının milleti, gittin. Doğuya giden, gittin. Batıya giden, gittin. Gittiğin yerde hayrın şu olmalı: Kanın su gibi koştu, kemiğin dağ gibi yattı. Beylik erkek evladın kul oldu, hanımlık kız evladın cariye oldu. Bilmediğin için, kötülüğün yüzünden amcam kağan uçup gitti.

Önce Kırgız kağanını balbal olarak diktim. Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, babam kağanı, annem hatunu yükseltmiş olan Tanrı, il veren Tanrı, Türk milletinin adı sanı yok olmasın diye, kendimi o Tanrı kağan oturttu tabiî.

Varlıklı, zengin millet üzerine oturmadım. İşte aşsız, dışta donsuz, düşkün, perişan milletin üzerine oturdum. Küçük kardeşim Kül Tigin ile konuştuk. Babamızın, amcamızın kazanmış olduğu milletin adı sanı yok olmasın diye, Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile öle yite kazandım, öyle kazanıp bütün milleti ateş, su kılmadım.

Ben kendim kağan oturduğumda, her yere gitmiş olan millet öle yite, yaya olarak, çıplak olarak dönüp geldi. Milleti besleyeyim diye, kuzeyde Oğuz kavmine doğru, doğuda Kıtay, Tatabı kavmine doğru, güneyde Çine doğru on iki defa büyük ordu sevk ettim, savaştım. Ondan sonra. Tanrı bağışlasın, devletim var olduğu için, kısmetim var olduğu için, ölecek milleti diriltip besledim. Çıplak milleti elbiseli, fakir milleti zengin kıldım. Az milleti çok kıldım. Değerli illiden, değerli, kağanlıdan daha iyi kıldım. Dört taraftaki milleti hep tabi kıldım, düşmansız kıldım Hep bana itaat etti. İşi gücü veriyor. Bunca töreyi kazanıp küçük kardeşim Kül Tigin kendisi öylece vefat etti.

Kül Tigin yirmi altı yaşında iken Kırgıza doğru ordu sevk ettik. Mızrak batımı karı söküp, Kögmen ormanını aşarak yürüyüp Kırgız kavmini uykuda bastık. Kağanı ile Songa ormanında savaştık. Kül Tigin, Bayırkunun ak aygırına binip atılarak hücum etti.Bir eri ok ile vurdu, iki eri kovalayıp takip ederek mızrakladı. O hücum ettiğinde, Bayırkunun ak aygırını, uyluğunu kırarak, vurdular. Kırgız kağanını öldürdük, ilini aldık.

O yılda Türgişe doğru Altın ormanını aşarak, İrtiş nehrini geçerek yürüdük. Türgiş kavmini uykuda bastık. Türgiş kağanının ordusu Bolçuda ateş gibi, fırtına gibi geldi. Savaştık. Kül Tigin alnı beyaz boz ata binip hücum etti. Alnı beyaz boz tutturdu. İkisini kendisi yakalattı. Ondan sonra tekrar girip Türgiş kağanının buyruku Az valisini elle tuttu. Kağanını orda öldürdük, ilini aldık. Türgiş avam halkı hep tâbi oldu. O kavmi Tabarda kondurduk.

Soğd milletini düzene sokayım diye İnci nehrini geçerek Demir Kapıya kadar ordu sevk ettik.

Kül Tigin yirmi yedi yaşına gelince Karluk kavmi hür ve müstakil iken düşman oldu. Tamag Iduk Başta savaştık. Kül Tigin o savaşta otuz yaşında idi. Alp Şalçı ata binip atılarak hücum etti. İki eri takip edip kovalalayarak mızrakladı. Karluku öldürdük, yendik.

Az milleti düşman oldu. Kara Gölde savaştık. Kül Tigin otuz bir yaşında idi. Alp Şalçı atına binip atılarak hücum etti. Az ilteberini tuttu. Az milleti orda yok oldu.

Amcam kağanın ili sarsıldığında; millet, hükümdar ikiye ayrıldığında, İzgil milleti ile savaştık. Kül Tigin Alp Şalçı akına binip atılarak hücum etti. O at orda düştü. İzgil milleti öldü.

Dokuz Oğuz milleti kendi milletim idi. Gök, yer bulandığı için düşman oldu. Bir yılda beş defa savaştık.

En önce Togu Balıkta savaştık. Kül Tigin Azman akına binip atılarak hücum etti. Altı eri mızrakladı. Askerin hücumunda yedinci eri kılıçladı.

İkinci olrak Kuşalgukta Ediz ile savaştık. Kül Tigin Az yağızına binip, atılarak hücum edip bir eri mızrakladı. Dokuz eri çevirerek vurdu. Ediz kavmi orda öldü.

Üçüncü olarak Bolçuda Oğuz ile savaştık. Kül Tigin Azman akına binip hücum etti, mızrakladı. Askerini mızrakladık, ilini aldık.

Dördüncü olarak Çuş başında savaştık. Türk milleti ayak titretti. Perişan olacaktı. İlerleyip gelmiş ordusunu Kül Tigin püskürtüp, Tongradan bir boyu, yigit on eri Tonga Tigin mateminde çevirip öldürdük.

Beşinci olarak Ezginti Kadızda Oğuz ile savaştık. Kül Tigin az yağızına binip hücum etti. İki eri mızrakladı, çamura soktu. O ordu orda öldü.

Amga kalesinde kışlayıp ilk baharında Oğuza doğru ordu çıkardık. Kül Tigini evin başında bırakarak, müdafaa tedbiri aldık. Oğuz düşman, merkezi bastı. Kül Tigin öksüz akına binip dokuz eri mızrakladı, merkezi vermedi. Annem hatun ve analarım, ablalarım, gelinlerim, prenseslerim, bunca yaşayanlar cariye olacaktı, ölenler yurtta yolda yatıp kalacaktınız. Kül Tigin olmasa hep ölecektiniz.

Küçük kardeşim Kül Tigin vefat etti. Kendim düşünceye daldım Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım, bilmez gibi oldu. Kendim .düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar, insan oğlu hep ölmek için, türemiş, öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse mani olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Müthiş düşünceye daldım. İki şadın ve küçük kardeş yeğenimin, oğlumun, beylerimin, milletimin gözü kaşı kötü olacak diyip düşünceye daldım.

Yasçı, ağlayıcı olarak Kıtay, Tatabı milletinden başta Udar general geldi. Çin kağanından İsiyi Likeng geldi. On binlik hazine, altın, gümüş fazla fazla getirdi. Tibet kağanından vezir geldi. Batıda gün batısındaki Soğd, İranlı, Buhara ülkesi halkından Enik general, Oğul Tarkan geldi, On Ok oğlum Türgiş kağanından Makaraç mühürdar. Oğuz Bilge mühürdar geldi. Kırgız kağanından Tar-duş Inançu Çor geldi. Türbe yapıcı, resim yapan, kitâbe taşı yapıcısı olarak Çin kağanının yeğeni Çang general geldi.


Tonyukuk Abidesi’nden Seçmeler


Bilge Tonyukuk ben kendim Çin ilinde kılındım. Türk milleti Çine tâbi idi. Türk milleti hanını bulmayıp Çinden ayrıldı, hanlandı. Hanını bırakıp Çine tekrar teslim oldu. Tanrı şöyle demiştir: Han verdim, hanını bırakıp teslim oldun.

Teslim olduğun için Tanrı öldürmüştür. Türk milleti öldü, mahvoldu, yok oldu. Türk Sir milletinin yerinde boy kalmadı.

Ormanda taşta kalmış olanı toplanıp yedi yüz oldu. iki kısmı atlı idi, bir kısmı yaya idi. 5 Yedi yüz kişiyi sevk eden büyükleri şad idi. Katıl dedi. Katılanı ben idim. Bilge Tonyukuk.

Bilge Tonyukuk Boyla Bağa Tarkan ile beraber İltiriş Kağan olunca güneyde Çini, doğuda Kıtayı, kuzeyde Oğuzu pek çok öldürdü. Bilicisi, yardımcısı bizzat bendim. Çogayın kuzey yamaçları ile Kara Kumda oturuyorduk.

Geyik yiyerek, tavşan yiyerek oturuyorduk. Milletin boğazı tok idi. Düşmanımız etrafta ocak gibi idi, biz ateş idik.

Öylece oturur iken Oğuz'dan casus geldi. Casusun sözü şöyle: Dokuz Oğuz milletinin üzerine kağan oturdu der. Çine doğru Ku'yu, generali göndermiş, Kıtaya doğru Tongra Esimi göndermiş, sözü şöyle göndermiş: Azıcık Türk milleti yürüyormuş; kağanı cesur imiş; müşaviri bilici imiş; o iki kişi var olursa, seni, Çini öldürecek derim; doğuda Kıtayı öldürecek derim; beni, Oğuzu da öldürecek derim; Çin, güney taraftan hücum et; Kıtay, doğu taraftan hücum et; ben kuzey taraftan hücum edeyim; Türk Sir milleti, yerinde hiç yürümesin; mümkünse hep yok edelim / rim.

O sözü işitip gece uyuyacağım gelmedi, gündüz oturacağım gelmedi. Ondan sonra kağanıma arz ettim. Şöyle arz ettim. Çin, Oğuz, Kıtay bu üçü birleşirse kala kalacağız. Kendi içi dıştan tutulmuş gibiyiz. Yufka olanın delinmesi kolay imiş, ince olanı kırmak kolay. Yufka kalın olsa delinmesi zor imiş. İnce, yoğun olsa kırmak zor imiş. Doğuda Kıtaydan, güneyde Çinden, batıda batılılardan, kuzeyde Oğuzdan iki üç bin askerimiz, geleceğimiz var mı acaba? Böyle arz ettim, Kağanım benim kendimin Bilge Tonyukukun arz ettiği maruzatımı işiti verdi. Gönlünce sevk et didi.

İki bin idik. İki ordumuz oldu. Türk milleti kılınalı, Türk kağanı oturalı Şantung şehrine, denize ulaşmış olan yok imiş. Kağanıma arz edip ordu gönderdim. Şantung şehrine, denize ulaştırdım. Yirmi üç şehir zaptetti. Uykusunu burda terk edip, yurtta yatıp kalırdı.

Çin kağanı düşmanımız idi. On Ok kağanı düşmanımız idi. Fazla olarak Kırgızın kuvvetli kağanı düşmanımız oldu. O üç kağan akıl akıla verip Altun ormanı üstünde buluşalım demiş. Şöyle akıl akıla vermişler: Doğuda Türk kağanına karşı ordu sevk edelim. Ona karşı ordu sevk etmezsek, ne zaman bir şey olsa o bizi -kağanı kahraman imiş, müşaviri bilici imiş- ne zaman bir şey olsa öldürecektir. Her üçümüz buluşup ordu sevk edelim, tamamiyle yok edelim demiş. Türgiş kağanı şöyle demiş: Benim milletim ordadır demiş. Türk milleti yine karışıklık içindedir demiş. Oğuzu yine sıkıntıdadır demiş.

Gündüz de gece de dört nala koşturup gittik. Kırgızı uykuda bastık. Uykusunu mızrak ile açtık. Hanı, ordusu toplanmış. Savaştık, mızrakladık. Hanını öldürdük. Ka-ğana Kırgız kavmi teslim oldu, baş eğdi. Geri döndük, Kögmen ormanını dolanıp geldik.

Kırgızdan döndük. Türgiş kağanından casus geldi. Sözü şöyle: Doğuda kağana karşı ordu yürütelim demiş. Yürütmezsek, bizi -kağanı kahraman imiş, müşaviri bilici imiş- ne zaman bir şey olsa bizi öldürecektir demiş. Türgiş kağanı dışarı çıkmış dedi. On Ok milleti eksiksiz dışarı çıkmış der. Çin ordusu var imiş.

Bögü Kağan bana böyle haber göndermiş. Apa Tarkana gizli haber göndermiş: Bilge Tonyukuk kötüdür, kindardır, şaşırır. Orduyu yürütelim diyecek, kabul etmeyin. O sözü işitip orduyu yürüttüm. Altun ormanını yol olmaksızın aştık, İrtiş nehrini geçit olmaksızın geçtik. Geceyi gündüze kattık. Bolçuya şafak sökerken ulaştık.

Haberci getirdiler. Sözü şöyle: Yarış ovasında yüz bin asker toplandı der. O sözü işitip beyler bütün | dönelim, temiz edepli olmak iyidir dedi. Ben şöyle derim, ben Bilge Tonyukuk: Altun ormanını aşarak geldik. İrtiş nehrini geçerek geldik. Geleni cesur dedi, duymadı. Tanrı, Umay ilâhe, mukaddes yer, su, üzerine çöküverdi her hâlde. Niye kaçıyoruz? Çok diye niye korkuyoruz? Az diye ne kendimizi hor görelim? Hücum edelim dedim.

İltiriş Kağan bilici olduğu için, cesur olduğu için, Çine karşı on yedi defa savaştı, Kıtaya karşı yedi defa savaştı, Oğuza karşı beş defa savaştı. Onlarda müşaviri yine bizzat ben idim, kumandanı yine bizzat ben idim. İltiriş Kağana, Türk Bögü Kağanına, Türk Bilge Kağanına.

Kendim ihtiyar oldum, kocaldım. Herhangi bir yerdeki kağanlı millette böylesi var olsa, ne sıkıntısı mevcut olacakmış?

Türk Bilge Kağanı ilinde yazdırdım. Ben Bilge Tonyukuk.
 
Üst Alt