• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Anlatilmayan gerçekler-vurgulanmayan, unutturulmaya çalişilanlar

  • Konbuyu başlatan ilbilgehatun
  • Başlangıç tarihi
I

ilbilgehatun

Ziyaretçi
Anlatilmayan gerçekler-vurgulanmayan, unutturulmaya çalişilanlar

Kıbrıs Türkleri,1963-1974 yılları arasında 11 yıl süreyle açık hava mahkumları olarak ambargolar altında yaşarken;

Ne insan hakları savunucusu, Barış ve hukukun üstünlüğü ilkelerine bağlı olduklarını iddia eden Avrupa ülkeleri,

Ne de tüm dünyaya demokrasi dağıtma iddiasında olan ABD Emperyalizminden tıs çıkmamıştı.

15 Temmuz 1974’de Rumlar tarafından İFESTOS 74 katliam planının uygulanmaya konmasıyla Kıbrıs Türkleri katliamının ikinci dalgası başlatıldı.

Darbe sonrası Makarios darbecilerin elinden kurtulduktan sonra BM konseyinde şöyle konuşuyordu:

“Darbe , Yunanistan’daki askeri rejim tarafından planlanmış ve RMMO yönetimindeki Yunanlı subaylar tarafından gerçekleştirilmiştir.”

“Kesinlikle biliyorum ki EOKA-B’nin de kökleri Yunanistan’dadır”

“Darbe , Kıbrıs Cumhuriyetinin Bağımsızlık ve Egemenliğini ayaklar altına alan bir işgal olayıdır.Ve Yunan subayları adada durdukça devam edecektir”

“Bu , Kıbrıs Rumlarının bir iç meselesi değildir. Kıbrıs’lı Türkler de olumsuz etkilenmiştir.

Yunan Cuntasının darbesi bir işgaldir ve sonuçlarından Kıbrıs’ın bütün halkı , Türkler ve Rumlar acı çekmektedir.

Ada’da bulunan BM Barış gücü , bu askeri darbe koşullarında barışı koruma görevinde etkili olamaz.BM konseyi , Yunanlı Subayları geri çekmesi için Yunanistan’daki askeri rejime çağrıda bulunmalı ve onların Kıbrıs’ta süren işgallerine son vermelidir “ diyordu.

Rumların bu insanlık dışı vahşi saldırıları Anavatan Türkiye’nin antlaşmalardan doğan müdahale hakkını kullanmasına vesile oldu.

Böylece Kıbrıs Türkleri topluca imha olmaktan kurtuldu.

Bu tarihten sonra ABD ve Avrupa Kıbrıs’a burnunu sokmaya başladı.

Günümüze gelinceye kadar BM tarafından çözüm için 3 plan önerildi.

Son olarak ANNAN PLANI ortaya atıldı.Kıbrıs Türk’ü çeşitli vaatlere kanarak bu plana da ‘evet’ , Rumlar ise ‘Hayır’ dedi.

Kıbrıs Türk tarafı neden ‘EVET’ dedi bir ona bakalım.

Plana karşı duran Kıbrıs Türkü,”Özellikle de Anavatan Türk Hükümetinin “Evet” yönündeki yoğun baskısı karşısında kendisini “Çaresiz ve yalnız” hissediyordu.

Çünkü tarihte ilk kez Kıbrıs Türkleri böylesine önemli bir süreçte sunulan “yıkım ve yok oluş” planında Anavatanda Hükümetten gelen “Evet” çağrısı ile karşı karşıya kalıyordu.

Zira bugüne kadar, Anavatan’daki Türk hükümetleri siyasal olarak ne istemişlerse Kıbrıs Türkleri hep o şekilde davranmışlardı,tıpkı 1950’li yıllarda olduğu gibi.

Dış güçlerin dayatması ile 24 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıs’ta bir referandum gerçekleşmiştir.

Gerçekleşen referandum öncesinde başta ABD, AB, İngiltere olmak üzere AKP ve KKTC’de CTP, Bazı Sivil Toplum Örgütleri , Kıbrıs Türk halkını aldatıp ‘evet’ dedirtmek için başkaları adına pek çok vaatlerde bulunmuşlar ve pek çok sözler vermişlerdi.

M.A.Talat’ın ifadelerine göre 13 Nisan 2004’de ABD Dışişleri Bakanı Colin POWELL kendisini telefonla arayarak ‘Referandumda Rum tarafı Hayır , Türk tarafı evet derse izolasyonların kaldırılacağı’ sözünü vermiştir.

Başbakan Talat, Brüksel’de AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi VERHEUGEN ve Dış politika ve güvenlikten sorumlu üyesi SOLONA ile görüştükten sonra şu açıklamayı yapıyordu.: ‘Referandumda Türk tarafı evet , Rum tarafı hayır derse;

Pasaportumuzla seyahat sağlanacak,

KKTC’ye direkt uçuşlar yapılacak,

Spor karşılaşmaları yapılacak,

Limanlar açılacak.

Anavatan Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN 6 Nisan 2004 tarihinde ‘Rum tarafı Annan planına hayır derse çok zor durumda kalacaktır.KKTC’yi şimdi sadece Türkiye tanıyor. O zaman herkes tanıyacak diyordu.

23 Nisan 2004 akşamı KKTC’de seçim yasakları varken Türkiye Cumhuriyeti Hükümet yetkilileri;

‘Kıbrıs Türklerinin evet ve Rumların Hayır demesi halinde Annan Planının ortadan kalkacağını ve KKTC’nin tanınma yollarının açılacağını söylemişlerdir.

15 Nisan 2004’de Dışişleri Bakanı Abdullah GÜL ;

‘’Türk tarafı evet, Rum tarafı hayır derse; bu durumda Nihai olarak tabii ki KKTC’nin tanınması gerekir. Bunun için de önce dost ve kardeş ülkelerden başlayarak sonra da AB ve diğer dünyayı dolaşıp önce ambargoların kaldırılmasını ve sonra da KKTC’nin tanınması için elimizden gelen herşeyi yapacağız.’’ diyordu.

16 Nisan 2004’de Alman DIE ZEİT gazetesinde yer alan bir habere göre ;

‘Referandumda Rumlar HAYIR, Türkler EVET derse AB ile ABD, Kıbrıs’lı Türklere yönelik ekonomik ambargoları kaldırmaya ve KKTC’yi tanımaya yöneleceklerdir.’

BU VAATLERE VE SÖZLERE GÖRE:

Devletimiz ve Egemenliğimiz korunacak,

Ambargolar ve izolasyonlar kalkacak,

AB ve dünya ile bütünleşme sağlanacaktı.

AB ‘ye girmek için ‘evet’ demek yeterliydi.

Sunulan plana “Evet” siyaseti adadaki Türkleri ve Anavatandaki halkı ikiye böldü.Bir taraf “Birleşik Kıbrıs” için imza derken diğer taraf “İdam fermanına HAYIR” diyordu.

Evet diyen taraf ödünlendirilecek, ‘Hayır’ diyen taraf cezalandırılacaktı.

Türk tarafının ‘Evet’ demesi halinde Türkiye’nin AB yolu açılacak ve Kıbrıs sorunu bir kez daha Türkiye’nin önüne konmayacaktı.

Rum tarafının ‘Hayır’ demesi halinde KKTC’nin kalkınması için her türlü seferberlik başlatılacaktı.

HALK İŞTE BÖYLE ALDATILDI VE REFERANDUMDA ‘Evet’ dedi.

Türkiye’den göçmen gelen Türkler ‘’Anavatan istiyor diye evet diyecekleri” inancıyla hareket ediyor,

Kıbrıs Türk gençliğinin de büyük bir heyecanla “Evet”i savundukları gözlemlenmiş ve tespit edilmişti.

Plana görsel ve yazılı basın şiddetle ‘’evet” çağrısı yaparak “Anavatan evet istiyor” denilmişti.

Bu çalışmalar sonunda taraflar Annan planına “Evet” ve “Hayır” mitingleri gerçekleştirerek sokaklarda “güç” gösterilerinde bulundu.

Günün sonunda ;

Kıbrıs Türkleri üzerinde “Anavatan bizi gözden çıkardı”,

Anavatan Türk halkı ise “Evet” cephesinin “Barış” çığlıklarının kendinde yarattığı psikoloji ile ;

Kıbrıs Türklerini bir anda ‘’İhanet” eden bir halk olarak görmeye başladı.

”Şu Kıbrıslılar AB uğruna bizi sattı” demesine vesile olmuştur.

Bu da dış unsurların görmek istedikleri ve hedefledikleriydi.

Kıbrıs Türkü, diyeceği “evet”in sonuçlarının kendisini nereye götüreceğinin farkında bile değildi.

Şimdi akla şöyle bir soru geliyor. Acaba Rumlara evet demeleri için neden telkinde bulunulmadı. Bu düşündürücüdür.

Referandum Sonrası ;

Verilen sözler yerine getirilmedi,

Hayır diyen Rum tarafı ödüllendirildi,

Evet diyen Türk tarafına verilen sözler tutulmadı ve cezalandırılmış oldu,

RUM/ Yunan ikilisinin görüşmelerden hedeflediği;

KKTC’nin yok edilmesi,

Türk askerinin Kıbrıs’tan çıkarılması, Kıbrıs Türkünü Rum’un azınlığı haline getirmekti.

Tüm bunların ardından ;

KKTC’nin tanıtılması ve tanınmasının sağlanması ,

KKTC yetkililerinin, Anavatanımız Türkiye’nin ve, Dünyanın gündemine gelmiş olmalıydı.

Maalesef bugün KKTC’yi yönetenler ;

KKTC’nin yaşatılmasına ve hatta varlığına karşı olan, KKTC’yi ortadan kaldıracak çözümleri savunan bir iktidar tarafından yönetilmektedirler.

Daha da acısı bu yöneticiler , ‘KKTC’yi dünya tanımıyor, dünyanın kabul edebileceği bir çözümü savunmak gerek’ diyorlar.

Anavatanımız Türkiye’de de mevcut hükümet maalesef bir adım önde olmak sevdasıyla KKTC’deki hükümete çoğu zaman destek vermektedir.

Yine Bizleri aydınlatan , Atatürk İlke ve Devrimleri doğrultusunda yön veren Öğretmenlerimizin kemikleri sızlamaktadır. Çünkü onların torunları olacak bazı öğretmenler ve onların yönetmiş oldukları bazı sendikalar ne yazık ki birleşik Kıbrıs’tan bahsetmektedirler.

Yakın geçmişte Anavatanımızı ziyaret eden Yunan Başbakanı Birleşik Kıbrıs’tan ve Ege’deki Yunan haklarından bahsederken ona gereken cevabın verilmediği gibi; Anavatanımız Başbakanı Sn. Erdoğan, İki toplumlu, iki bölgeli çözümden söz etti ama ‘İki Egemen Devlet’ ten bahsetmedi.

Her zaman olduğu gibi yakın geçmişte de yüreğimize su serpen ve moralimizi yükselten , bizi gururlandıran , geleceğe ümitle bağlanmamızı sağlayan açıklamalar Genel Kurmay Başkanlığımızdan gelmiştir.

KIBRIS TÜRK MÜCAHİTLER DERNEĞİ OLARAK DİYORUZ Kİ :

Türk Milleti;

Çöken Osmanlı İmparatorluğunun külleri üzerinden yepyeni bir devlet yaratmıştır.

Kıbrıs Türkleri de Anavatan Türkiye’den güç alarak ;

Her türlü mezalime karşı, gelecek nesillere örnek teşkil edecek azimle direnmiş ve müstesna varoluş mücadelesini bir devlet kurarak taçlandırmıştır.

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığının adadaki varlığı 1974 yılından bugüne kadar ; Kıbrıs’ta yaşanan huzur ve güvenin sağlayıcısı ve teminatıdır.

KIBRIS’TA OLMAZSA OLMAZ KOŞULUMUZ,

KKTC’nin Egemen Devlet varlığı,

İki kesimlilik,

Kıbrıs Türk halkının eşit – egemenliği,

Garanti ve İttifak anlaşmaları delinmeden ve sulandırılmadan korunması şarttır.

Türkiye’nin sulandırılmamış etkin ve fiili garantörlüğü pazarlık konusu olamaz.

Kıbrıs Türkünün yegane yaşam bulabileceği zemin KKTC yani kendi egemen devletidir.

Kıbrıs Türkünün ekonomik varlığında kendi egemen yönetimiyle mümkündür.

Bunun için de Devlet olgusu fevkalade önemlidir.

Yunanistan tarih boyunca doğuya doğru yayılma politikasından ve ENOSİS’ ten asla vazgeçmedi ve vazgeçmez de.Bu özellik , Yunanistan’a aittir ve onun ulusal idealidir.

Diğer bir değişle ,Yunanistan ve Rumlarla ciddi ve sürekli bir dostluk kurmak mümkün değildir.İşte tarih önümüzde!...

Günümüzde de durum aynıdır; Yunanistan’a her ne kadar zeytin dalı uzatırsak uzatalım,netice değişmez.

Bu ada’da bir gün anlaşma sağlansa bile , barış devamlı olamaz.

Türklerin ve Rumların bir arada yaşaması mümkün değildir. İşte, 1960 antlaşması ve sonrası.

Birada yaşamak için ;

İnsanoğluna dünyaya gelişinden beri gerekli olan şey GÜVEN DUYGUSU ve KÜLTÜR BİRLİĞİ’dir.

Kıbrıs’ta Türkler ve Rumlar; yıllarca birlikte yaşamayı becerememiş, dini ,dili kültürü ve ırkı tamamen farklı iki ayrı halktır.

Geçmişte yaşananlar da güven duygusu olmadığını açıkça göstermektedir.

Hristofiyas’ın Dışişleri Bakanı KİPRİANU’ya göre Rumların Kırmızı çizgileri;

Çözümde ortaya çıkacak olan yeni Devletin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı olması bizim kırmızı çizgimizdir, diyor,

Türkiye’nin Garantörlüğü konusunda ise “GARANTİLER KONUSU MAZİ OLDU” , AB üyesi bir devlet için üçüncü ülkelerin garantisine ihtiyaç duymak kabul edilemez ve hakaretimiz olur diyor.

Rum yönetimi Başkanı Hristofiyas; Teknik komitelerin Başkanlarıyla yapmış olduğu görüşmeler sonrasında yaptığı açıklamalar 31 Mayıs 2008 tarihli Volkan gazetesinde manşette şöyle yayınlanıyor:

HRİSTOFİYAS kırmızı çizgilerini bir kez daha açıklıyor;

“Kıbrıs’ta BM ve AB üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti var.

Kıbrıs’ta TEK HALK var, Türklerden ve Rumlardan oluşan bir KIBRIS HALKI var” diyor.

”Kıbrıs’ta Türklerle ortaklığı kabul etmeyeceğiz; Tek egemenliği, bir vatandaşlığı, tek uluslararası temsiliyeti olan bir devlet olacak. Kuracağımız iki bölgeli , iki toplumlu Federasyonun temeli budur” diyor

Diğer yandan Ana Muhalefet Partisi DİSİ’nin Başkanı Anastasiadis de benzer şekilde ayni gün ALİTHİA gazetesine yaptığı açıklamada ;

“Kurulacak Devletin Tek Egemenliği, Tek Uluslararası Temsiliyeti ve Tek Vatandaşlığından daha azını kabul etmeleri gibi bir konunun ortada olmadığını” söylemiştir.Bu haber de 31 Mayıs 2008’de Volkan gazetesinde yer almıştır.

Özetle Rum-Yunanistan için anlaşma , Kıbrıs Türk’ünün azınlığı kabul etmesi ve Rum hakimiyetine teslim olmasıdır.

Bugün AB’nin uyguladığı Kıbrıs politikasında ibrenin yönü ve hedefi bellidir.

Karşı karşıya bulunduğumuz bu tablo karşısında Kıbrıs Türk’ünün ve Anavatanımız Türkiye’nin ciddi olarak düşünmesi lazımdır.

Diğer bir değişle , uyanalım ve hele de gaflet içinde olanları vakit geçirmeden uyandıralım.

Vazifemiz ; Hak , Hürriyet ve Egemenliğimize sahip çıkarak varlığımızı korumak azminde olduğumuzu ısrarla, bütün dünyaya göstermek olmalıdır.

1974 Barış Harekatıyla , çekilen üzüntüler, dökülen göz yaşları ve acıların yerini özgürlük almıştır.

Özgürlük savaşında payı olanlar ;

O ulvi hazzı hayatları boyunca kalplerinde saklarlar,

Taltif edilmeyi ve övülmeyi beklemezler,

Onlar, ülkelerinin zor ve buhranlı günlerinin fedakar savaşçılarıdır. Vatanları ve özgürlükleri için yaşarlar, Onların adları unutulamaz ve unutulmamalıdırlar.

Hür ve Demokratik bir yapıya sahip olan Cumhuriyetimizi koruyalım ve kollayalım, asla iç dış oyunlara gelmeyelim,

Çünkü atalarımız mezalimden çok çektiler, Kan ve göz yaşı döktüler.

Üzerimize oynanan oyunları görelim. Aldanmayalım ve asla temelleri sağlam olmayan taşlar üzerine oturmayalım, 1960 anlaşmalarının akıbetini daima hatırlayalım.

Unutmayalım ki ; Egemenliğini kaybeden uluslar başka ulusların kölesi olur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini kurmayı başaran atalarımızla gurur duyalım.

Şehitlerimizin ve Gazilerimizin onurunu ve şerefini asla Helenizm’e teslim etmeyelim.

KKTC’nin temelinde şehitlerimizin kanı vardır, canı vardır, KKTC’yi ayakta tutmak, güçlenmesine katkıda bulunmak en büyük görevimizdir.

KKTC , O şanlı Osmanlı imparatorluğunun çöküşünün ardından ,İstiklal savaşı sonrası kurulan Türkiye Cumhuriyetinin sınırları dışında kalan Kıbrıs Türk’üne kutsal bir emanettir.

Kıbrıs Türk’ünün Türklük dünyasına karşı büyük sorumlulukları vardır!..

Bu sorumluluk onurlu bir sorumluluk!

Bu sorumluluk göndere çekilen Bayrağımızın indirilmemesi sorumluluğudur,

Bu sorumluluk KKTC’ni YAŞATMA ve YÜCELTME sorumluluğudur!


KKTC VATANIMIZ TÜRKİYE ANAVATANIMIZ HELAL OLSUN CANIMIZ KANIMIZ.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE


KTMD GİRNE ŞUBE BAŞKANI
H. Metin FAHRİOĞLU
__________________​
 
Üst Alt