• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Alacahisar

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
8,574
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
Alacahisar


Yugoslavya'nın Sırbistan bölgesindeki Kruşevac şehrinin Osmanlılar zamanındaki adı.

Denizden 190 m. yükseklikte, batı ve güney Morava nehirlerinin birleştikleri yere yakın bir noktada 1371 yılından sonra kurulmuş olup Belgrad ile Üsküp arasında yer alır. Önemli bir geçit mevkiinde butunan şehir. Sırp Kralı Lazar zamanında Sırbistan'ın merkezi durumuna geldi. Gerek Lazar gerekse oğlu Stefan'ın Osmanlılar'a karşı giriştikleri mücadelenin hareket üssü olarak kullanıldı. Lazar, 1389'da Kosova'da yenilgiyle sonuçlanan savaşın hazırlıklarını burada yaptı. Türk varlığı da bu tarihlerden itibaren şehir ve civarında hissedilmeye başladı. Sırp despotu Stefan'ın Belgrad'ı merkez yapmasından sonra kardeşi Vuk 1410'da öldürülene kadar burada oturdu. 1413'teki şehir ve civarını hedef alan Türk akınları II, Murad zamanında da devam etti. Stefan Türk baskısı karşısında Alacahisar'a kadar olan yerleri terketmeye ve haraç vermeye mecbur oldu. Stefan'ın vârissiz olarak ölümünden (1427) sonra II. Murad, Yıldırım Bayezid'in Sırp prensesi ile evliliği dolayısıyla, Sırbistan'ın meşru vârisi olduğunu ileri sürerek harekete geçti ve Alacahisar'ı aldı (1428). Bunun üzerine yeni Sırp despotu ve Stefan'ın yeğeni Georg Brankoviç (Vılk oğlu), hükümet merkezini Semendire'ye taşımak zorunda kaldı. Ancak bir süre sonra, 11. Murad'ın Karaman seferiyle meşgul olmasından faydalanarak yanında Macar kralı olduğu halde 1443'te Alacahisar ve civarını yakıp yıktı. 1444’te Macar delegeleriyle yapılan antlaşma sonunda Alacahisar Brankoviç'e bırakıldı. Fakat çok kısa bir süre sonra, muhtemelen Varna zaferini (1444) takip eden günlerde bu bölge yeniden Türk hâkimiyetine girdi. Fâtih Sultan Mehmed tahta geçince Brankoviç Alacahisar ve yöresini tekrar ele geçirdiyse de bu uzun süreli olmadı. İstanbul'un fethinden sonra Sırp despotu Alacahisar ve yöresini Osmanlılar'a iade etti. Nitekim Alacahisar'a bağlı bazı köylere ait timar kayıtlarının mevcudiyeti, yörenin muhtemelen 1453 sonlan veya 1454 başlarında yeniden Osmanlı hâkimiyetine girdiğini gösterir. [24]

1454'te Sırbistan'a gönderilen Osmanlı kuvvetleri Alacahisar civarında Macar ve Sırp kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı. Bunun üzerine Fâtih 1455'te bu bölgeye yeni bir sefer düzenledi. Bu sefer sonunda Sırplılar Macarlar'dan ayırmak için Brankoviç ile bir anlaşma yaparak kuzeyde Alacahisar sınır olmak üzere bir kısım topraklan ona bıraktı. 1456'da Brankoviç'in ölümünden sonra ortaya çıkan Sırp veraseti meselesi sırasında Alacahisar yöresinde kesin olarak Osmanlı hâkimiyeti sağlandı (1458).

Alacahisar ve yöresi Osmanlı hâkimiyetine girdiği zaman, önemli stratejik yeri sebebiyle, bir sancak sayılarak Rumeli eyaletine bağlandı. Sancağın merkezi olan Alacahisar ise bir Osmanlı ileri karakolu olarak gelişme gösterdi ve Türkler'le iskân edildi. XVI. yüzyıl başlarında şehirde on üç Müslüman,dört hıristiyan mahallesi vardı. XVI. yüzyılın ikinci yansında ise mahalle sayısı on sekiz olup bunun on beşi müslüman mahallesi idi. Bu mahallelerin bazıları Sofu Oruç, Hamam, Abdi Paşa, Sinan Bey, Hacı Mehmed. Hacı Kasım, Mahkeme, Tuzcu, Hacı İbrahim Camii, Şeyh Hasan, Ayaş gibi adlar taşımaktaydı. Şehrin nüfusu 15l6'da 1000 müslüman, 400 gayri müslim olmak üzere 1400 dolayında idi. Bu sayı 1530 ve 1536'da 1200 müslüman, 300 hıristiyan olmak üzere 1500'e, 1560'a doğru ise 1500 müslüman, 200 hıristiyan olmak üzere 1700e ulaştı. Şehrin Türk halkı akıncı statüsünde olup sınır boylarında savaşmak, şehir civarını korumak ve gözlemekle yükümlüydü. Kalede aynca kırk üç kadar da muhafız bulunuyordu. XVI. yüzyılda, tam bir Türk-İslâm yerleşim merkezi olarak gelişme gösteren şehirde, II. Murad tarafından yaptırılan bir cami, sekiz mescid, bir hamam, bir zaviye, bir kervansaray, bir de mahkeme binası mevcuttu. Şehrin merkezi olduğu sancakta ise 1530'larda dört kaza [25], 251 köy. otuz dört mezraa vardı; ayrıca İplana ve Zaplana adlı gümüş madenleri işletiliyordu. Morava nehri üzerindeki iskelelerle pazarlardan, ekimi yapılan ziraî mahsullerden, balıkçılıktan ve gümüş madenlerinden önemli ölçüde gelir temin ediliyordu.

Alacahisar XVII. yüzyılda da askerî önemini korudu. Evliya Çelebi'ye göre, kaza merkezi olan şehir, toprak bir tepenin üzerine kurulmuş kalenin kuzey ve batı tarafına doğru uzanmakta idi. Etrafı bağlarla çevrili olup dokuz mahallesi, irili ufaklı dokuz camii, bir medresesi, üç sıbyan mektebi, iki tekkesi. üç hanı. 150 dükkânı, bir hamamı vardı. Evliya Çelebi yıkılmaya yüz tutan kalenin altıgen şeklinde olduğunu, içinde yetmiş muhafızın bulunduğunu, siyah ve beyaz taşlarla yapıldığını yazar ki şehrin Türkçe adı muhtemelen kalenin bu genel görünüşüne dayanmaktadır.

Alacahisar. kesintisiz 300 sene devam eden Türk hâkimiyetinden sonra ilk defa 1737'de Avusturyalılar tarafından kısa bir süre işgal edildi. Ardından 1789-1791 yıllan arasında yeniden Avusturya işgaline uğradı İse de Ziştovi Antlaşması ile Osmanlılar'a terkedildi. 1806-1813 arasında Sırp sergerdesi Kara Yorgi tarafından ele geçirildi. 1833'te ise Muhtar Sırbistan Prensliği'ne devredildi.

1961'de nüfusu 31.000 dolayında olan şehir, bugün Adriyatik kıyılarına uzanan demiryolu ve karayolu hatları üzerinde 140.000'e ulaşan nüfusu ile önemli bir endüstri merkezidir. Burası tahıl, tütün, üzüm ticaretinin yapıldığı, lastik, kimya, kâğıt ve ambalaj, kereste sanayii, sabun, yük vagonları, askerî araç gereçlerin imali ile ilgili fabrikaların bulunduğu ekonomik bir merkez olarak gelişmesini sürdürmektedir. Türk eserlerinden hemen hiçbir şey kalmamakla birlikte. XIV ve XV. yüzyıllarda yapılmış iki kilisesi bozulmamış freskleriyle ayaktadır.[26]



Bibliyografya


1) BA. TD, nr. 55, s. 15;

2) nr. 179, s. 69, 74, 740, 741;

3) nr. 167. s. 403, 416;

4) nr. 567, s. 33, 37, 424, 426;

5) İstanbul Atatürk Kitaplığı, M. Cevdet Yazmaları, Tahrir Defteri, nr. O 117/5, s. 46;

6) B. de la Broqui6re, Le Voyage d'outremer [27], Paris 1892, s. 205;

7) Aşıkpaşazâde. Tarih, s. 66, 117;

8) Tursun Bey. Târîh-i Ebü'l-Feth [28], İstanbul 1977, s. 77, 78;

9) Neşrî. Cihannümâ (Taeschner), I, 162, 171;

10) Evliya Çelebi. Seyahatname, V, 584, 585;

11) Gravier. Les froniĞres historiques de la Serbia, Paris 1919, s. 67 vd.;

12) Halil İnalcık. Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar I, Ankara 1954, s. 45, 46, 114;

13) a.mlf.. “Mehmed II”, İA, VII, 521;

14) Kruşevaç [29], Kruşevaç 1988;

15) Olga Zirojeviç, “Kruşevaç XVII XVII vijeku”, Zbornik Istorijski Muzeja Srbije, XI-XII (1975), A. Hajek. “Sırbistan”, İA, X, 556, 566;

16) S. M. Stern. “Aladja Hisar”, El2 (lng.), I, 348. [30]
 
Üst Alt