• Kaynak menüsünden dosya indirebilmek istiyorsanız lütfen forum kullanım bilgisini okuyunuz

Ahlatşahlar (Ermenşahlar, Sökmenliler) Beyliği

Ece

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
14,117
Puanları
0
Ahlatşahlar (Ermenşahlar, Sökmenliler) Beyliği

----------------------------------------------------------------------

Van Gölünün batı sâhilinde bulunan Ahlat’ta, 12 asrın başlarında kurulmuş olan bir Türk devleti 1100 senesinde Sökmen el-Kutbî tarafından kuruldu 1207 senesinde Ahlat şehrine Eyyûbîler'in davet edilmesiyle son buldu Ahlat’ta kurulan bu devlete Ahlatşahlar ve Ermenşahlar denildiği gibi, kurucusu olan Sökmen’den dolayı, Sökmenliler de denilmektedir

Sökmen (Sökmen-I), Büyük Selçuklu Sultanı Melikşâh’ın amcasının oğlu Kutbeddîn İsmâil’in kölesiydi Bu yüzden Sökmen el-Kutbî diye tanındı Kendisini yetiştirip, Muhammed Tapar’ın kumandanlarından oldu Adaleti ve iyiliğiyle şöhret kazanan Sökmen, Mervânîlerin Ahlat Emîri halka kötü davranınca, bu şehre çağrıldı ve ordusuyla o sıralarda Doğu Anadolu’nun en kalabalık ve müstahkem bir şehri olan Ahlat’a geldi Savaşmadan şehri teslim aldı O zamanlar Âzerbaycan ve Arran (Karabağ) melîki olan Muhammed Tapar, bu hizmetlerinden dolayı Ahlat ve Van çevresine, Sökmen’i vali tayin etti Böylece 1100 (H494) senesinde, Ahlatşahlar Devletinin temeli atılmış oldu

Gittikçe kuvvetlenen Sökmen, Meyyâfârikîn'i (Silvan) topraklarına kattı 1109’da, Haçlılara karşı, Sultan Muhammed Tapar’ın teşkil ettiği ittifaka katıldı Musul Emîri Mevdûd ve Artuklu Emîri İlgâzi ile birlikte, Haçlıların elinde bulunan Urfa’yı kuşattılar Urfa Kuşatması iki ay sürdü Haçlılara yardım geldiğini gören Türk müttefik kuvveti, muhasarayı kaldırarak, Harran’a doğru geri çekildi İki ay süren muhasarada Türk askeri, epey zayiat vermiş ve yorulmuştu Askerlerini daha fazla zayi etmek istemeyen müttefikler, çekilmeyi daha uygun buldular

Sultan Muhammed Tapar, 1111 senesinde Musul Emîri Mevdûd komutasında bir orduyu, Haçlılara karşı görevlendirdi Hasta olmasına rağmen, Sökmen de askerleriyle birlikte bu orduda yer aldı Fakat, 1112 senesinde, ordu, Haçlılarla çarpışırken, vefat etti Sökmen’in cenazesi, askerleri tarafından Ahlat’a götürülerek defnedildi Onun zamanında, Sökmenli Beyliği, başşehir Ahlat olmak üzere Malazgirt, Erciş, Adilcevaz, Eleşkirt, Van, Tatvan, Erzen, Bitlis, Muş, Hani, Meyyâfârikîn (Silvan) ve Bargiri şehirlerini elinde bulunduruyordu Sökmen’den sonra; beyliğin başına, oğlu İbrahim, onun vefatından sonra diğer oğlu Ahmed, Ahmed’den sonra İkinci Sökmen geçti (1128)

Sökmenli (Ahlatşahlar) Beyliği, çocukluk dönemi hariç, İkinci Sökmen Bey zamanında en iyi devresini yaşadı

Bu sırada Selâhaddîn-i Eyyûbî, 1174 senesinde bağımsızlığını ilan ederek, Eyyûbî Devleti'ni kurdu Ülkesini genişleten Selâhaddîn Eyyûbî, Doğu Anadolu’yu da topraklarına katmak istiyordu 10 Temmuz 1185'te vefat eden İkinci Sökmen’den sonra tahta geçecek bir kimsenin olmayışı, Selahaddin Eyyubî’ye arzusunu gerçekleştirme fırsatı verdi Amcasının oğlunu, bir ordu ile Ahlat üzerine gönderdi Fakat, Sökmenlilerin dirayet ve kuvvet sahibi beyi Seyfeddin Begtimur, duruma hakim olarak tahtı ele geçirdi Yedi senelik bir iktidardan sonra, 1193 yılında damadı Aksungur tarafından tahttan indirildi Aksungur, kayınpederinin yerini aldı ve kayınbiraderini hapsetti 1197 senesinde ölen Aksungur’un yerine, Sökmen’in kölesi Atabeg Kutluğ geçti Yedi günlük bir saltanattan sonra, halk tarafından tahttan indirildi Yerine Begtimur’un oğlu Muhammed geçtiyse de, karışıklıklar bir türlü durmadı Gürcülerin saldırısı, Erzurum melikinin yardımıyla atlatılabildi Beyler arasında kavga devam etti Halkın davet etmesi üzerine, Necmeddin Eyyûbî, 1207 senesinde Ahlat’a geldi ve şehri teslim alarak, Sökmenliler Devletine son verdi

Kültür ve medeniyet: Her Türk-İslâm devleti gibi, ülkelerin tamiri ve insanların maddî ve manevî refaha ulaşmasını gaye edinen Sökmenliler (Ahlatşahlar) de, belde halkını huzura kavuşturmak için ellerinden gelen gayreti gösterdiler Hükümdar ailesi ve çevresindeki devlet büyükleri, şanlarına yaraşır eserlerle beldelerini süslediler Ahlat, Bitlis, Muş gibi, hakimiyet sahalarına giren şehirlerde, camiler, hastaneler, hamamlar, köprü ve medreseler yaptırarak, halkın sosyal ihtiyaçlarını gidermeye çalıştılar Şehirlerin kale ve surlarını tamirle de, savunma tedbirleri aldılar Emirlerinde bulunan insanların eğitimine çok önem verdiler Onların, dinlerini en iyi şekilde öğrenmelerini temin için, üstün vasıflara sahip din adamı yetiştiren medreseler açtılar Derviş gâziler için dergâhlar açıp, hürmet gösterdiler

Toprakların en iyi şekilde değerlendirilmesi için, ziraî çalışmalara ehemmiyet verdiler Elde edilen ürün ve temin edilen huzurla, insanlar refah içinde yaşadılar Sağlanan refah sayesinde, kültür faaliyetleri hızlandı

Ahlat’ta yetişen âlimler ve sanatkârlar, çevre memleketlere yayıldılar İlmiyle âmil âlimlerin ve mücahid gâzilerin yurdu olarak tanınan Ahlat, Kubbet-ül-İslâm adıyla anılmaya başlandı Ahlat’tan, Safiyüddîn Ebü’l-Berekât, Şeyh Mü’min ed-Darîr, Yahyâ bin Ahmed Hudâ-dâd, Muhammed bin Melik-dâd gibi âlimler yetişti Konya Alâeddin Camiinin mimarı Hacı el-Ahlâtî, Tercan’da Mama Hatun türbe ve kervansarayının mimarı Mufaddal el-Ahlâtî ve Divriği Dârüşşifâsının mimarı Hurremşâh el-Ahlâtî gibi sanatkârlar, Ahlat’ta meydana gelen kültür ve medeniyet muhitinde yetiştiler Yine Ahlatlı kimyager İbrahim bin Abdullah da boyacılıkta, bilhassa lâcivert imalinde mahir, tıp ve başka ilimlerde meşhurdu

Çok çalışkan olan Ahlatlılar, Van-Tatvan-Vastan limanları ile Ahlat-Erciş arasında, büyük gemiler çalıştırdılar Ticaret yaptılar Van Gölü'nde acemiliklerini çıkaran Ahlatlı gemiciler, Karadeniz’de de ticarî faaliyetlere giriştiler Tebriz’den gelen ticaret yolu üzerinde bulunan Ahlat, iki milyon altın vergi tahsil edebilecek bir şehir hâline geldi Ticaret yolları üzerinde, hanlar ve kervansaraylar yaptıran Ahlatşahlar, tüccarlara kolaylıklar sağladılar Buranın sanatkârları, demircilik ve çilingirlikle meşgul oldular Ayrıca, Ahlat civarındaki kuyulardan çıkarılan kırmızı ve sarı renkli arsenik, komşu memleketlere ihraç edildi
 

Ece

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
14,117
Puanları
0
Ahlatşahlar Beyliği
Bu beyliğe, Ermenşahlar Beyliği, Sökmenliler Beyliği de denir. Sultan Melikşah'ın amcasının oğlu olan Kutbeddin İsmail, 1080 yılında Azerbaycan genel valiliğine tayin edilmişti. Kutbeddin İsmail'in kumandanlarından olan Sökmen, Büyük Selçuklu sultanı Melikşâh'ın amcası Yâkûtî'nin oğlu olan Kutbeddîn İsmâ'il'in gulâmı (yardımcı-hizmetli) idi. Kısa zamanda kendini göstermiş ve süratle yükselerek kumandan olmuştur. Adâleti ve iyiliği ile şöhret kazanan Sökmen, Mervânîlerden Ahlat'ta hâkim olan emîrin halka kötü davranması sonucu bu şehre davet edildi. Sökmen askerleri ile Ahlat'a gelerek, şehri teslim aldı. Burada bir hükümet yani beylik kurdu. Aileye de bundan sonra Ahlat Şahları (Ahlatşahlar) ve Ermenşahlar denildi.
Sökmen Bey, 1108'de Meryafarikin'i ele geçirdi ama onun ölümünden sonra bu şehri Artuklular aldılar (1121). Ahlatşahlar komşu beyliklerle (Artuklu, Saltuklu, Mengücek beylikleriyle ) nüfuz çekişmeleri içinde geçen sürelerde güçlerini korudular. XII. yüzyılın ikinci yarısında hakimiyet sınırlarını Kars'a kadar genişlettiler. Fakat 1207 yılında, İzzettin Balaban'ın beyliği sırasında, Eyyûbîler bu beyliğe hakim oldu.
Melik Muhammed Tapar'ın başarılı hizmetlerinden dolayı Ahlat ve Van çevresini ona iktâ etmesiyle Ahlatşâhlar Beyliği kurulmuş oldu (1100). Sökmen daha sonra Haçlılara karşı yapılan savaşlara iştirak etti ve Haçlılar üzerine tertip edilen bir sefer sırasında öldü. Bu beylik emîrlerinden II. Sökmen (1128-1185)'in çocukluk yıllarının buhranlı geçmesine rağmen, daha sonra Ermenşâhlar Devleti onun zamanında en parlak devresini yaşamıştır. Selahaddîn Eyyûbî'nin genişleme siyâseti Doğu Anadolu devletleri için bir tehlike teşkil ediyordu. II. Sökmen komşu beylerle bu tehlikeyi önlemeğe çalıştı. Diğer taraftan Artuklu İlgazi'nin ölümü üzerine (1184), yerini, küçük yaştaki oğlu Hüsâmeddîn Yavlak Arslan almıştı. II. Sökmen, Yavlak Arslan'ın dayısı olması sebebiyle Artuklu ülkesinin idaresine de karışıyordu.
Eyyûbîler ise Doğu Anadolu'daki Türk devletlerini hâkimiyetleri altına almak fikrinden vazgeçmiyorlardı. Nitekim bir süre sonra II. Sökmen'in kölelerinden İzzeddîn Balaban, beyliğin idaresini ele geçirmek isterken meydana çıkan karışıklıktan yararlanmak isteyen Meyyâfârıkîn hükümdarı Necmeddîn Eyyûb, Ahlat üzerine yürüdü. Balaban ona karşı Erzurum Melîki Tuğrul-şâh'dan yardım istedi. Bu iki hükümdar Necmeddîn'i mağlûp ettiler. Ancak Tuğrul-şâh'ın da bu ülkede gözü vardı ve bu sebeple Balaban'ı öldürdü, fakat halk onu Ahlat'a sokmayarak Melik Evhad Necmeddîn Eyyûb'u davet etti. Bu suretle Eyyûbîlerin arzuları gerçekleşmiş ve Ahlatşâhlar Beyliği ortadan kalkmış oluyordu.
__________________
 

Tarih Öğretmeni

Sultan
Yönetici
Sultan
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
8,564
Puanları
113
Konum
Yeryüzü
Web sitesi
www.tarihbilinci.com
Ahlatşahlar

Ahlatşahlar


Van gölü çevresinde 1100-1208 yılları arasında hüküm süren bir Türk hanedanı.

Hanedanın kurucusu Sökmen el-Kutbî'dir. Sökmen, Selçuklu hanedanından Azerbaycan Meliki Kutbüddin İsmail İlarslan'ın Türk asıllı memlûk emîrlerinden biri olduğu için el-Kutbî lakabıyla anılır. Selçuklu şehzadeleri arasındaki saltanat mücadelelerine karışan Kutbüddin İsmail'in 488'de (1095) ölümü üzerine Sökmen, onun oğlu Mevdûd'un hizmetine girdi. Fakat Mevdûd'un da 1102 yılında beklenmedik bir zamanda ölümü ile Azerbaycan meliklerinin soyu kesildi. Bunun üzerine Sökmen el-Kutbî, diğer bazı emîrleriyle birlikte Muhammed Tapar'ın hizmetine girdi. Bu sırada Tapar ile Berkyaruk arasındaki saltanat mücadeleleri bütün şiddetiyle devam ediyordu. Ancak 1104'te barış yapıldı; on iki yıl süren ve imparatorluğu zayıf düşüren uzun mücadele böylece sona ermiş oldu. Aynı yıl Tapar. Musul emîri âsi Cökürmüş'ü cezalandırmak için şehri kuşattığında'yanındaki emîrler arasında Sökmen el-Kutbî de bulunuyordu. Onun 501’de (1107-1108) Hille Arap Emîri Sadaka b. Mezyed'in tenkil edilmesine katılmış olması da muhtemeldir. Ertesi yıl Musul'un diğer âsi bir emîr olan Çavlı'nın elinden alınmasına Sökmen'in de iştirak ettiği görülmektedir.

Azerbaycan meliklerinin nerelere hâkim oldukları iyice bilinmemekle beraber Tebriz, Merend, Mâkû ve Hoy'dan başka diğer bazı şehirleri de idareleri altında bulundurdukları söylenebilir. Ebü'l-Fidâ'ya göre, Mervânoğullan'nın zulmünden bıkan Ahlat halkı, adalet ve dirayetini duyduktan Sökmen'i 1100 yılında çağırıp şehri ona teslim etmişlerdir. Adı geçen müellif, Ahlatşahlar Devleti'nin bu tarihte kurulmuş olduğunu yazmaktadır. Ancak Azerbaycan Meliki Mev-dûd henüz hayatta olduğuna göre. Sökmen'in şehri onun adına idare ettiğinde şüphe yoktur. Diğer taraftan İbnü'1-Ezrak'a göre ise Alparslan Malazgirt Savaşı'ndan sonra Ahlat ve Malazgirt'e valiler tayin ettiğinden buraları Mervânoğullan'nın elinden çıkmış ve Selçuklu sultanları, kendi zamanına kadar adı geçen şehirleri emirlere dirlik şeklinde vermeye devam etmişlerdir. Sökmen, yukarıda kaydedildiği gibi Muhammed Tapar'a güzel hizmetlerde bulundu. Bu sebeple Tebriz, Ahlat, Meyyâfârikîn (Silvan) ve diğer ikinci derecede bazı şehirler bu sadakatinin mükâfatı olarak kendisine iktâ* edildi (1111). Ancak İbnü'l-Ezrak'ın bir kaydına dayanılarak. Musul Emîri ÇÖkürmüş ile birlikte Urfa'nın güneyindeki Belih çayı kıyısında Haçlılar'a karşı parlak bir zafer kazanan (17 Mayıs 1104) Sökmen'in Sökmen el-Kutbî olduğu iddiası asla kabul edilemez. Çünkü yerli ve yabancı diğer bütün güvenilir kaynaklarda, zaferi kazananın Hısnıkeyfâ (Hasankeyi) hâkimi Artuklu Sökmen olduğu açıkça ifade edilmektedir. Esasen İbnü'l-Ezrak da eserinin başka bir yerinde Haçlılar'ı yenenin Artuklu Sökmen olduğunu bildirmektedir.

İbnü'l-Ezrak'ın Sökmen el-Kutbinin 1109 yılında Meyyâfârikîn'i uzun bir muhasaradan sonra eline geçirdiğine dair sözleri diğer müelliflerce de teyit edilir. Sökmen Meyyâfârikm'in idaresini memlükü Gızoğlu'na bırakmıştı. 1111 yılında Haçlı tehdidine mâruz kalan şehirlerden Bağdat'a gelen müslümanların yardım istemeleri üzerine Muhammed Tapar, Altun Tigin oğlu Mevdûd kumandasında kalabalık bir orduyu Haçlılar üzerine gönderdi. Bu orduda Sökmen el-Kutbî, Merâga hâkimi Ahmedîl. Porsuk'un oğullan İlbegi ve Zengî gibi büyük emirler de bulunuyordu. Fakat ordu Urfa bir yana. kırk beş gün kuşattığı Tel Bâşir Kalesini (Gaziantep yöresinde) bile alamadı. Halep'e gelindiğinde Sökmen el-Kutbî hastalandı. Hastalığının ağırlaşması üzerine askerleriyle birlikte ordudan ayrıldı ve Fırat kıyısındaki Bâlis şehrinde Öldü (Eylül 1111). Sökmen'in tabutu memleketine götürülürken Artukoğlu İlgazi'nin saldırısına uğradıysa da bu saldırı Sökmen'in askerlerince geri püskürtüldü. Sökmen'in naaşı önce Meyyâfârikîn e. sonra da Ahlat'a götürülüp orada defnedildi. Sökmen'in Tebriz, Ahlat, Erciş, Zâtülcevz (Adilcevaz), Meyyâfârikîn, Malazgirt, Muş, Van. Bargiri ve Vestan şehirlerini idare ettiği bilinmekte, Ahlat ile Tebriz arasındaki diğer bazı şehirler ve kalelere de hâkim olması ihtimal dahilinde görülmektedir. Merâga hâkimi Ahmedîl. Muhammed Tapar'ın Sökmen'in sahip olduğu yerleri kendisine vereceği ümidine kapılarak ölümüne pek sevindiyse de bu ümidi tahakkuk etmediği gibi çok geçmeden Bâtınîler tarafından hançerlenerek öldürüldü. Hoy'un batısında ve ona bir konak mesafedeki Sökmenâbâd şehrinin bu Sökmen mi, yoksa torunu II. Sökmen tarafından mı kurulduğu bilinmemektedir. Sökmen'in İnanç Hatun unvanlı karısı da Ahlatşahlar tarihinde önemli bir rol oynamıştır.

Sökmen'in yerini oğullarından Zahîrüddin İbrahim aldı ve 1126 veya 1127 yılında ölümüne kadar bu mevkide kaldı. Zayıf bir şahsiyeti olan İbrahim zamanında ülkeyi ihtiraslı, fakat pek dirayetli görünmeyen annesi İnanç Hatun idare etti. Bunun neticesinde Tebriz ile Azerbaycan meliklerine ait diğer birçok yerler Muhammed Tapar tarafından karısı Gevher Hatun'a verildi. Bundan başka Tapar Meyyâfârikîn1 i de İbrahim'in idaresinden alarak Karaca es-Sâkî'ye iktâ etti (1115).

Tarihçi Azîmî, Sökmen el-Kuturnin oğlu Davud'un 1124 yılında Togan Arslan'ı yendikten sonra Bitlis'i de kuşattığını bildirmektedir. Ancak Sökmen el-Kutbrnin Dâvud adlı bir oğlu olduğu diğer kaynaklarca doğrulanmadığı gibi, Hısnı keyfâ hâkimi Sökmen oğlu Davud'un da aynı yılda hayatta olduğu bilinmektedir. Bu sebeple Azîmrnin Ahmed yerine yanlışlıkla Dâvud adını yazmış olması muhtemeldir. Aynı müellif, İbrahim'in 1126 yılında vefat ettiğini ve yerine kardeşi Yâkub'un geçtiğini yazarken mahallî bir kaynağa dayanan Ebü'l-Fidâ, İbrahim'in 1127 yılında öldüğünü ve kardeşi Ahmed'in ona halef olduğunu belirtir.

Ahmed on ay emirlik mevkiinde bulunduktan sonra öldü ve yerine altı yaşındaki yeğeni ve İbrahim'in oğlu Sökmen geçti (128-1185). Fakat bu sırada Ahlatşahlar ülkesini II. Sökmen'in baba-annesi idare ediyordu. Ebül-Fidâ'nın kaynağına göre, İnanç Hatun memlekete tek başına hâkim olmak için çocuk yaştaki torununu da öldürtmek istemiş, fakat bunun farkına varan devlet büyükleri 528'de (1133-34) bu ihtiraslı kadını boğdurarak tehlikeyi önlemişlerdir. Aynı yılda Irak Selçukluları tahtına ikinci defa olarak Mesud çıkmıştı. Sultan Mesud 1135'te Halife Müsterşid'i yenip Merâga'ya geldikten sonra Ahlat-şahlar'ın ülkesine yürüdü. Ahlatşah Sökmen değerli armağanlar ile Mesud'un huzuruna gidip onun gönlünü aldıysa da Sultan Mesud, Sökmen'in sadakatinden emin olmamış bulunmalı ki 1137'de Fars Valisi Mengü Bars ile yaptığı Gürşenbe Savaşfndan sonra yanına gelen kardeşi Selçuk'a. Sökmen ve Togan Arslan'ın ülkelerini İktâ etmiş ve Tebriz Valisi Gızoğlu es-Silâhfyi de onun atabeg-liğine getirmiştir. İmâdüddin el-İsfahânî'ye göre Selçuk iktâ bölgesine gidip o ülkeleri tamamıyla eline geçirmiş, halkına zulüm ve işkence ederek müsaderelerde bulunmuş, pek çok kişiyi esir almıştır. Ancak dirayetsiz biri olan Melik Selçuk yaptığı bu kötü işlerden dolayı Doğu Anadolu'da tutunamadı; Doğu Anadolu beylikleri büyük bir dış tehlikeyi böylece atlatmış oldular. Bu arada Musul-Halep hâkimi Atabeg İmâdüddin Zengî Ahlat üzerine bir sefer düzenleyerek Sökmen'in kızı ile evlenmişti (1133) Zengî'nin Ahlatşah Sökmen'in kızı ile evlenmekten gayesi, çok defa yaptığı gibi, burayı hâkimiyeti altına almak için zemin hazırlamaktı. İnanç Hatun'un zayıf idaresi onun ihtirasını körüklemişti.

II. Sökmen'in uzun hükümdarlık zamanı Ahlatşahlar Devleti'nin şüphesiz en parlak devrini teşkil eder. Gürcüler ile yapılan birkaç savaş istisna edilirse Van gölü çevresi halkı, II. Sökmen'in yaklaşık elli yedi yıllık idaresi altında rahat bir hayat geçirdi. Bu hükümdar 533 (1138-39) yılında âsi ruhlu ve savaşçı Sasunlular (Senâsîne) tarafından her nasılsa esir alındıysa da Artuklu Hükümdarı Hüsâmeddin Temürtaş'ın teşebbüsü ile serbest bırakıldı. Fakat Sökmen çok sonraları Sasunlular'ın kalelerini üç yıl kuşatarak ele geçirdi (11 Ağustos 1174) ve bu topluluğu ağır bir şekilde cezalandırdı. Hatta Ahlattı Ammâr oğlu Es'ad hatıratında. Sökmen'in onları bir daha kendilerini toparlayıp zarar veremeyecek duruma getirdiğini nakletmiştir. Zenginin ölümü üzerine (1146) Ahlatşah Sökmen onun Kızılarslan oğlu Yâkub'dan alınmış bütün yerleri ele geçirdi. Böylece II. Sökmen bu başarısı ile oldukça dirayetli bir şahsiyet olduğunu göstermiş oldu. 540 (1145-46) yılında Artuklu Hükümdarı Temürtas'ın oğlu Neçmeddin Alpı. Ahmed'in kızı ve II. Sökmenin ana bir kız kardeşi ile evlendi ve bu evlilikten Alpı'nın oğlu ve halefi Kutbüddin M. İlgazi doğdu.

Arrân Valisi İldeniz 1160 yılında Tuğrul oğlu Arslan'ı Selçuklu tahtına oturtmuş, kendisi de atabeg sıfatı ile devletin idaresini eline almıştı. Fakat Merâga hâkimi Aksungur oğlu Arslanapa İle Sökmen, İldeniz'e karşı bir ittifak cephesi kurdular. Bunun üzerine İldeniz, Arslanapa'ya karşı oğlu Cihan Pehlivan'ı gönderdi (116). Arslanapa. Sökmen'den yardıma gelmesini istedi. Sökmen ona çok sayıda asker şevketti; kendisi uçta bulunduğu için ülkeyi terkedemeyecegini bildirerek özür diledi. Arslanapa, Ahlatşah Sökmen'in askerinin de yardımı ile Cihan Pehlivan'ı bozguna uğrattı; askerinin çoğu esir alındı, kendisi de bir kısım askeri ile perişan bir halde Hemedan'a döndü.

II. Sökmen devrinin en mühim hadiseleri Gürcü savaşlarıdır. Gürcü Kralı Giorgi. 1154 yılında Saltuklu Hükümdarı İzzeddin Saltuk'u ağır bir yenilgiye uğrattıktan sonra 1161 yılında da Ani şehrini eline geçirmişti. Saltuk ve damadı II. Sökmen Ani'nin elden çıkmasına seyirci kalmak İstemediler ve birlikte Giorgi'nin üzerine yürümeye karar verdiler. Bunda Sökmen'in karısı ve Saltuk'un kızı Şah Bânûvân'ın (Sah Bânû) mühim bir rol oynadığı anlaşılıyor. Kars ve Sürmari (sonra Sürmeli Çukur) hâkimleri ile Dimleç oğlu Bitlis-Erzen Emîri Fahrüddevle Devlet Şahtan başka Sökmen'in eniştesi Artuklu Neçmeddin Alpı da ittifaka dahil edildi. Alpı onlara katılmak üzere Mardin'den yola çıkmıştı. Fakat beyler Artuklu hükümdarını beklemeden Aniyi kuşattılar [47] Bunu haber alan Gürcü Kralı Giorgi şehri kurtarmaya koştu. Savaş başlayacağı sırada İzzeddin Saltuk, Gürcü kralı ve oğullan ile savaşmayacağına dair evvelce esir iken ant içtiğini bahane ederek uzaklaşmış ve bu, Türklerin ağır bir yenilgiye uğramalarına sebep olmuştur. Öyle ki Gürcüler zengin bir ganimet ele geçirdikleri gibi pek çok Türk öldürmüşler ve dokuz bin esir almışlardır. Ahlatşah Sökmen ancak 400 atlı ile ülkesine geri dönebilmiş, hatunu. Saltuk'un kızı Şah Bânûvân'ın ana bir kardeşi Bedreddin de düşmanın eline esir düşmüştür. Mağlûbiyet haberini Malazgirt'e geldiği sırada öğrenen Artuklu Neçmeddin Alpı, hısım ve müttefikini beklemeksizin geldiği yere süratle dönmüştür. Gürcü kralı kazandığı bu mühim zaferden de cesaret alarak Duvin (Duveyn) şehrini ele geçirip yıktığı gibi Gence bölgesine de yağma ve tahrip akınları düzenledi. Bunun üzerine, aralarında Sökmen'in de bulunduğu birçok emîr Irak Selçuklu Sultanı Arslan'ın kumandasında Gürcüler'e karşı sefere çıktı. Lükri Kalesi civarında yapılan savaşta Gürcüler yenilmişler ve bütün ağırlıklarını bırakıp kaçmışlardır [48] Ertesi yıl Ahlatşah'a bağlı bulunan Sürmari hâkimi İbrahim Beg, kuvvetlerinin azlığına rağmen, Gürcüler'e karşı mühim bir zafer kazanmaya muvaffak oldu. Sökmen'in oğlu olmadığı için yeğeni (kız kardeşinin çocuğu) ve Artuklu Neçmeddin Alpı'nın oğlu İlgazi'yi sarayında büyütüyor ve ona veliahtı ve vârisi gözü ile bakıyordu. 1165 yılında İlgazi, Hısnıkey-fâ hâkimi ve Artuklu hanedanının büyük reisi Fahreddin Karaarslan'ın kızı ile evlendirildi. 1174 yılında Gürcüler'in Ani şehrini alıp ülkelerine katmaları üzerine iki taraf arasında yeniden savaş çıktı. Selçuklu ordusu 1175 yazında Nahcı-van'da toplandı. Türk ordusu Lori ve Domanis ovalarını geçip Akşehir'e (Ahılkelek) geldi. Gürcüler karşı çıkmaya cesaret edemediklerinden bu yöre yağmalandı, yakılıp yıkıldı; pek çok ganimet ve esir alındı. Sökmen ve askerleri ganimet ve esirlerle Ahlat'a döndüler (Eylül 1175). Bu münasebetle şehirde büyük şenlikler yapıldı.

Aynı yıl İldeniz öldü ve yerine oğlu Cihan Pehlivan Muhammed atabeg oldu. Cihan Pehlivan'ın dirayeti sayesinde siyasî istikrar devam etti. Fakat Zen-gîler'in Dımaşk hükümdarı Nûreddin Mahmud'un yerini alan kumandanlarından Selâhaddîn-i Eyyûbî. efendisinin aksine küçük İslâm devletlerini ortadan kaldırmak siyasetini güdüyordu. Bu maksatla 1182 yılında Musul'u kuşattı. Musul hükümdarı Zengîler'den İzzeddin Mesud. Ahlatşah Sökmen ile Atabeg Cihan Pehlivan Muhammed'den yardım istedi. Musul'da hutbe Selçuklu hükümdarları adına okunuyordu. Bu sebeple Cihan Pehlivan'ın Eyyûbî hükümdarının bu hareketine karşı kayıtsız kalması beklenemezdi. Nitekim Selâhaddin Musul'u kuşattığı sırada Ahlatşah Sökmen ile Cihan Pehlivan'ın ve kardeşi Kızılars-lan'ın elçileri gelip ondan kuşatmayı kaldırmasını istediler. Fakat Selâhaddin onların sözlerine önem vermedi. Başka sebeplerden muhasarayı kaldırdı ise de bu defa yine Zengîler'e ait Sincar'ı kuşattı. Eyyûbî tehlikesinin ciddiyetini Cihan Pehlivan'dan belki çok daha iyi anlamış olan Sökmen, Selâhaddin'e karşı mücadele etmek için Musul Hükümdarı İzzeddin Mesud İle bir ittifak meydana getirdi. Bununla ilgili olarak Sökmen değerli emirlerinden Seyfeddin Bektemür'ü Eyyûbf hükümdarına elçi gönderdi. Bektemür'ün Sincan terketmesi yolundaki isteği Selâhaddin tarafından kabul edilmedi. Geri dönen Bektemür, Ahlatşah'a, ihmal ve gevşeklik gösterildiği takdirde bu meselenin vahim neticeler doğurabileceğini ifade etti. Bunun üzerine Ahlat'ın dışındaki ordugâhında bulunan Sökmen derhal Mardin'e gitti: yanında Bitlis ve Erzen hâkimi Dimleçoğlu Fahreddin Devletşah da vardı. Evvelce bir ara Sökmen ile kendisine tâbi olan Devletşah'ın arası açılmış ise de daha sonra düzelmişti. Mardin Hükümdarı Kutbüddin İlgazi ise kız kardeşinin oğlu olup kendi sarayında büyümüştü. Az sonra Musul Hükümdarı İzzeddin Mesud da Mardin'de müttefikine katıldı. Bunu Halep'ten Türkmen Yıva Yaruklu askerinin gelmesi takip etti. Artuklu İlgazi, İzzeddin Mesud'un hem dayısının oğlu hem de kayınbabası idi. Selâhaddin bu sırada Harran'da idi ve askerini terhis etmişti. Onların toplandıklarını öğrenince akrabalarına askerleriyle huzuruna gelmelerini emretti. Hama'dan gelen Takıyyüddin Ömer müttefiklere gözdağı verilmesi için harekete geçilmesini tavsiye etti; bu tavsiyeyi yerinde bulan Selâhaddin Re'sül'ayn'a vardı. Gerçekten bu hareket müttefiklerin dağılmasına kâfi gelmiş ve Ahlatşah Sökmen. Eyyûbî hükümdarı ile karşılaşmayı göze alamamıştı. Selâhaddin'in Âmid ve Halep'i ele geçirmesi (1183), “Melik'leri yani” küçük hükümdarları daha derin bir kaygıya düşürdü. Ertesi yıl Mardin-Meyyâfârikln Hükümdarı Kutbüddin İlgazi henüz gençlik çağında iken öldü-, oğulları ise küçük yaşta idiler. Ahlatşah yeğeninin oğullarından Nâsırüddin Yavlakarslan'ı Mardin tahtına oturtup dirayetli ve iyi niyetli bir emîr olan Nizâmeddin Alpkuş'u ona atabeg tayin etti. [49]

Selâhaddin 1185 yılında Musul'u yeniden kuşattı. Muhasara devam ettiği sırada Sökmen'in öldüğü haber alındı 9 Mahallî bir kaynağa dayanan Ebü'l-Fidâ onun 579'da (1184) altmış dört yaşında öldüğünü yazıyorsa da İbnü'l-Esîr'in verdiği yukarıdaki tarih daha doğrudur. Sökmen cesur, dirayetli, halka karşı çok şefkatli bir hükümdardı. Ermeni tarihçisi Vardan da onun hıristiyan ahalinin de sevgi ve saygısını kazandığını söyler. Ahlat bölgesi yani Van gölü çevresi onun zamanında en mâmur ülkelerden biri haline gelmiş, halkı da en yüksek refah seviyesine ulaşmıştı. Vardan onun on iki şehre sahip olduğunu kaydeder. Yalnız bu şehirlerin hepsinin adları bilinmemektedir. Bitlis- Erzen hâkimi Dimleçoğlu Fahrüddevle Devletşah ile Sürmari sahibi İbrahim, Sökmen'e tâbi idiler. Vardan, Ahlatşah'ın ölümünden sonra ülkesinin civardaki kavimlerin zulmü altına girdiğini ve yoksul düştüğünü söyleyerek onun devrinde yaşanan mutlu hayatın sona ermiş olduğunu bildirir. Sökmen'in para kestirdiği biliniyorsa da adına yapılmış herhangi bir yapıya rastlanmamıştır. Bu husus şüphesiz Ahlat'ın geçirdiği büyük felâketlerle de ilgilidir.

Sökmen'in hiç oğlu olmadığı ve hanedanından da hiç kimse bulunmadığı için yerine eşrafın ve halkın arzusu üzerine Seyfeddin Bektemür geçti. Bektemür. Sökmen'in yetiştirdiği memlûk asıllı emirlerden biri idi. Efendisi öldüğü sırada Meyyâfârikin'i idare ediyordu. Selâhaddin. Sökmen'in öldüğünü ve yerine Bektemür'ün geçtiğini öğrenince Musul kuşatmasını bırakıp Ahlat üzerine yürümeyi düşünürken Ahlat'ın ve Bitlis'in ileri gelenlerinden aldığı mektuplar tereddüdünü giderdi. Mektuplarda Ahlata geldiği takdirde şehrin kendisine teslim edileceği bildiriliyordu. Halbuki bu bir hile idi. Çünkü Atabeg Cihan Pehlivan Muhammed'in Ahlat'ı almak için harekete geçtiği haber alınmış ve bu tedbir ile onun karşısına Selâhaddin çıkarılmıştı. Gerçekten Eyyûbî hükümdarı Ahlat'a yaklaştığı zaman Cihan Pehlivan'ın da şehrin öbür tarafındaki bir yerde konaklamış olduğunu gördü. Elçiler gidip geldi ve sonunda Eyyûbî hükümdarı Atabeg ile savaşmaya cesaret edemedi. Ahlatlılar'ın Selçuklu Hükümdarı Tuğrul'a, daha doğrusu Cihan Pehlivan'a tâbi olmalarını ve hutbeyi onların adına okutmalarını kabul etmek zorunda kaldı. Fakat Selâhaddin Ahlat seferinden büsbütün eli boş dönmedi; hükümdarsız kalmış olan Meyyâfârikin'i ele geçirdi ve şehrin idaresine emirlerinden Ahlatlı Sungur'u memur etti. 1186 yılında Meyyâfârikîn'i Mısır nâibliğinden azlettiği amcasının oğlu Takıyyüddin Ömer'e verdi. Takıyyüddin Ömer 1191'de Âmid'in kuzeyinde ve Meyyâfârikin'in kuzeybatısındaki Siverek ve Hani'yi zaptetti. Bektemür buna kayıtsız kalmadı ise de askerinin çokluğuna rağmen yenilip Ahlat'a döndü. Takıyyüddin Ömer şehri kuşattı; fakat alamayacağını anlayıp Malazgirt'e yöneldi ve orayı muhasara etti. Erzurum Melikesi Mama Hatun da askeriyle, Takıyyüddin Ömer'e yardım etmek için gelmişti. Fakat Takıyyüddin Ömer kuşatma sırasında ölünce

[50]Malazgirt büyük bir tehlikeden kurtulmuş oldu. Esasen Doğu Anadolu, Se-lâhaddin'in müstakbel fetih planına dahil yerlerden biri idi. Hatta Selâhaddin Ahlat'ı zaptedip orayı çok sevdiği kardeşi Âdile vermek vaadinde bile bulunmuştu.

Selâhaddîn-i Eyyûbî 1193 yılında vefat etti. Böylece onun, tahakkuku mümkün görünmeyen Anadolu ve İran'ı fetih planları gerçekleşmedi. Ölümü Bektemür'ü o kadar sevindirdi ki bu derin sevincini gizlemeye bile lüzum görmedi. Zira ülkesinin her an Eyyûbfler tarafından istilâ edilmesi ihtimali onun için daimî bir üzüntü kaynağı olmuştu. Bu münasebetle Bektemür bir taht yaptırıp üzerine oturmuş, “es-sultânü'1-muazzam” veya “el-melikü'n-nâsır Selâhaddin” unvanını almış ve Seyfeddin yerine Abdülaziz lakabını kullanmaya başlamıştı. Bektemür bununla da iktifa etmeyerek Musul hâkimi İzzeddin Mesud, Sincar hâkimi İmâdüddin Zengî ve Mardin hâkimi Hüsâmeddin Yavlakarslan'a elçiler gönderip Selâhaddinin kardeşi Âdil'in ülkelerini almak için birlikte harekete geçilmesini teklif etti. Fakat Bektemür, Selâhaddin'in ölümünden yaklaşık iki buçuk ay sonra, kumandanlarından biri olan damadı Bedreddin Aksungur Hezâr Dînârî tarafından öldürüldü. [51] Onun hamamdan çıktıktan sonra Bâtınîler tarafından öldürüldüğüne dair bir rivayet varsa da bu pek muhtemel görünmemektedir. Kaynaklarda Bektemür'ün halkı seven ve onlara adaletle muamele eden, yoksullara yardım elini uzatan, ilim ve din adamlarıyla süfîleri gözeten bir hükümdar olduğu yazılır. Ermeni tarihçisi Vardan, Bektemür'ün Sasun bölgesini fethettiğini ve Takıyyüddin Ömer'in ölümünden sonra da hıristiyanlara karşı iyi davrandığını belirtir.

Bektemür'ün yerine geçen Bedreddin Aksungur Hezâr Dînârî de (1193-1198) Sökmen'in memlüklerinden biri idi. Ahlatşah Sökmen'in. Bedreddin'i Cürcanlı bir tacirden bin altına satın aldığı için ona “Hezâr dînârî” (bin altınlık) lakabını vermiş ve kendisine sâkî yapmıştı. Bektemür, Ahlatşah olunca Hezâr Dînârfnin mevkii yükselmiş ve hatta onun Ayna Hatun adlı kızıyla evlenmişti. Fakat buna rağmen haris bir insan olduğu anlaşılan Hezâr Dînârî. 1193'te Bektemür'ü öldürüp yerine geçmiş ve Bektemür'ün yedi yaşındaki oğlu ile karısını Muş yöresindeki Erzâs (?) Kalesi'nde hapsetmişti. Hezâr Dînârî beş yıl hükümdarlık makamında kaldıktan sonra 1197 yılında Öldü. Dînârî"nin ölümü üzerine yerine Sasunlu Ermeni ve memluk asıllı Kutluğ adlı bir emîr geçtiyse de halk tarafından kabul edilmeyip yedi gün sonra öldürüldü. Yerine, hapisten çıkarılan Bektemür'ün oğlu Muhammed (198-1207) geçirildi. Muhammed o zaman on iki yaşlarında bir çocuk olduğundan işleri Sökmen'in divitçibaşısı Kıpçak asıllı Şücâüddin Kutluğ yürüttü. O da memlûk menşeli emîrlerden biri idi. Muhammed delikanlılık çağına girince atabeğini önce hapsetti, sonra da öldürttü. Fakat bu hareket onun aleyhinde bir hava yarattı. Bu durumu fırsat bilen Gürcüler 601 (1204-1205) yılında Azerbaycan'a başarılı bir akın yaptıktan sonra Ahlatşahlar'ın ülkesine girip Malazgirt'e kadar ilerlemişler, daha sonra Erciş taraflarına yönelmişler, karşılarına asker çıkmadığı için de her tarafı yakıp yıkıp pek çok esir ve ganimet elde etmişlerdi. Gürcüler Ahlatşah-lar'a ait Erzurum'a yakın Hısnıtabn'a geldikleri sırada Ahlatşah. askerini toplayıp Gürcüler'i Erzurum meliki Selçuklu Mugîsüddin Tuğrul Sah'ın yardımıyla bozguna uğratabildi. Fakat kazanılan bu zafer Gürcüler için ağır bir darbe teşkil etmedi. Ertesi yıl onlarla yeniden savaşmak ve sınırları dışına atmak icap etti. Hatta bundan bir yıl sonra da serhad kalesi olan Kars Gürcüler'in eline geçti. Dirayetsiz bir hükümdar olan Ahlatşah Muhammed ülkenin işleriyle meşgul olmayıp eğlence ile vakit geçiriyordu. Bu yüzden Muhammed önce bir kalede hapsedildi; daha sonra öldürüldü (603/1206-1207). Yerine İzzeddin (veya Seyfeddin) Balaban (1207-1208) geçti. Balaban Ahlatşahlar'ın sonuncusudur. Bir yıldan daha az süren hükümdarlığı zamanında Eyyûbî Hükümdarı Âdil'in oğlu el-Melikü'l-Evhad Necmeddin Eyyûb ile yaptığı savaşta Balaban bozguna uğrayıp Ahlat'a çekildi. Sonra Erzurum meliki Selçuklu Mugîsüddin Tuğrul Şah'ın yardımı ile Evhad'ı mağlûp etti. Ancak Balaban, Eyyûbî hükümdarının eline geçmiş olan Muş'u kuşattıkları sırada Tuğrul Şah tarafından gaddarca katledildi (604/1207-1208). Bunun üzerine Ahlattılar Evhad'ı çağırarak şehri ona teslim ettiler. Fakat Ahlat askerinden bir kısmı müstahkem Van Kalesi'ne çekilerek Evhad'ın hükümdarlığını kabul etmediler. Ahlatşah'a bağlı askerlerin Erciş şehrini de ellerine geçirmeleri üzerine el-Melikü'l-Evhad babasından yardım istedi. O da diğer oğlu el-Melikü'1-Eşref Musa'yı gönderdi. Bunlar barış yolu ile Van'ı aldılar. Ancak “Evhad Malazgirt” fethetmek için Ahlat'tan ayrıldığında Ahlattılar şehirdeki Eyyûbî askerini çıkarıp hisarı kuşattılar. Halkın maksadı Ahlat-şahlar Devleti'ni ihya etmekti. Bunu haber alan Evhad Ahlat'a döndü; kardeşi Eşrefin de yardımıyla şehri tekrar aldı. Bu sırada halktan pek çok kimse Öldürüldü. Böylece halkın gücü kırıldı, ahilerin (fityân) birliği dağıldı. Bir asırdan fazla sürmüş olan Ahlatşahlar Devleti böylece ortadan kalktı (604/1207-1208).

Pek mâmur olan Ahlatşahlar ülkesinin geliri ancak Mısır'la mukayese ediliyordu. Bununla beraber bu devirden kalma cami, medrese, zaviye, kervansaray gibi eserlerin günümüze kadar gelmemesi de dikkate değer. Bunun, başta zelzeleler olmak üzere, tabii âfetler ve istilâcı orduların yaptıkları tahriplerle yakından ilgisi vardır. Ahlatşahlar devrinden günümüze, sadece, bazıları kitâbeli mezar taşlan intikal etmiştir. [52] Ahlatşahlar'dan ancak II. Sökmen ile halefi Bektemür'ün para kestirdikleri bilinmektedir. Ahlatşahlar zamanında Ahlat halkı Türkçe ve Farsça konuşuyordu. Çok canlı bir ticaret şehri olan Ahlat, aynı zamanda. Bağdat'ı aratmayacak derecede bir eğlence merkezi idi. Sık sık yapılan şenliklere bütün halk katılırdı. Halkın yabancılardan hoşlanmadığı da kaynaklarda ifade edilmektedir. Esnaf ve sanatkârının çokluğundan şehirde içtimaî ve siyasî hayatta da tesirini kuvvetle hissettiren bir ahî teşkilâtı meydana gelmişti. Şeref Ebü'l-Mutahhar'ın Târîhu Ahlat (Hilâl) adlı eserinin günümüze gelemeyişini de önemli bir kayıp olarak belirtmek gerekir. [53]


Bibliyografya


1) el-Muhtârât minç'r-resâ'il [54], Tahran 2535, şş., s. 134, 135, 136, 137, 140, 142;

2) Urfalı Mateos. Vefcâyı'nâme [55], Ankara 1962, s. 233, 239, 329, 330;

3) İbnü'1-Kalânisî. Zeylü Târîhi Dımaşk [56], Beyrut 1908, s. 164, 374;

4) İbnü'l-Ez-rak el-Fârikî. Târîhu Meyyâfânkin ve Âmid [57], Kahire 1959, s. 249, 250, 279;

5) a.e, British Museum, Oriental, nr. 5803;

6) Üsâme b. Munkız. el-l’tibar [58], Princeton 1930, s. 89;

7) İmâdüddin el-İsfahânî, el-Fethu'l-kussî [59] Leiden 1838, s. 401, 407;

8) a.mlf.. el-Berku'ş-Şâmi [60], İstanbul 1979, s. 29, 39, 61, 62, 64, 65;

9) İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, indeks;

10) Bündârî. Zübdetü'n-Fiaşra [61], Leiden 1889, s. 179, 185, 206;

11) a.mlf, Irak ue Horasan Selçukluları Tarihi [62], İstanbul 1943, s. 166, 170, 186;

12) a.mlf., Serıç'l Berkı'ş-Şâmî [63], Beyrut 1971, s. 88;

13) Ahbârü'd-devleti's-Seicûkıyye [64], Lahor 1933, s. 158, 159, 162, 196;

14) Sıbt İbnul-Cevzî, Mir'âtü'z-zamân, Vlll, 36, 383, 421, 423, 525, 534. 535, 711, 712;

15) İbnu I-Adîm, Zübdetü'l-haleb [65], Dımaşk 1951, 68, II. 154. 158, 159, 161, 254;

16) İbn Vâsıl. Müferricü'I-kürûb [66], Kahire 1957-60, II, 132-133, 168-169, 175-376; ili, 16, 145, 178;

17) Ebü'l-Fidâ, el-Muhtaşar fî ahbâri'l-beşer, İstanbul 1286, II, 223, 237, 250; III, 71, 93, 99, 100, 114;

18) Reşîdüddin, Câmi’u’t-tevârîh [67], Ankara 1960, II, 163, 164, 173, 174;

19) Histoire de la Georgie [68], Petersbourg 1848, I, 381, 382, 392, 395, 456, 466;

20) Anili Samıjel. Chronoiogie, Coliection d'historiens Armeniens [69], Petersbourg 1876, II, 461, 464, 465;

21) Halil Edhem (Eldem), Düvet-i İ'slâmiyye, İstanbul 1927, s. 242;

22) Abdürrahim Şerif (Beygü), Ahlat Kitabeleri, İstanbul 1932;

23) Gabriel, Voyages, I, 231-246;

24) V. Minorsky, Studles in Caucasian History, London 1953;

25) Beyhan Karamağaralı. Ahlat Mezartaşiarı, Ankara 1972;

26) Osman Turan. Doğu Anadolu Türk Devletleri Tarihi, İstanbul 1973, s. 83, 97;

27) Vardan. “Türk Fütuhatı Tarihi” [70], Tarih Semineri Dergisi, I, İstanbul 1937, s. 199, 200, 201, 205, 208, 211, 216;

28) Cl, Cahen. “La Chronique abregee d'al-Azimi”, JA (1938), s. 381. 394, 397;

29) Streck. “Ahlat”, İA, 1, 160, 161;

30) F. Taeschner, “Akhlât”, El (İng.), I, 329, 330;

31) C. E. Bosvvorth. “Aklat”, El (İng), I, 725, 726.
 

Ece

Usta Üye
Katılım
11 Mar 2009
Mesajlar
14,117
Puanları
0
AHLATSAHLAR
You must be registered for see images
[HR][/HR] Ahlatsahlar, 1100-1207 tarihleri arasinda Ahlat ve civarinda hüküm sürmüs bir Türk-Islâm hanedanidir.
Van gölünün kuzeybatisinda yer alan Ahlat adinin Urartular'dan geldigi ve onlarin bu sehre "Halads" dedikleri kabul edilmektedir. Ermenilerin Salent, Süryanilerin Keloth dedigi Ahlat Arapça Islâm kaynaklarinda Hilât seklinde geçer. Fakat Türkler'in buraya hâkim oldugu tarihten itibaren Ahlat olarak telaffuz edilmeye baslanmis ve günümüze kadar da bu adla anilagelmistir. Sehir ilk defa Hz. Ömer devrinde el-Cezîre fatihi Iyaz b. Ganm tarafindan Bitlis ve diger bazi sehirlerle birlikte fethedilmistir (20/640-641). Yapilan anlasmayla Ahlat ve Bitlis beyleri Islâm devletinin himayesinde kalacak ve yillik muayyen miktarda vergi ödeyecekti. Selçuklular'in bu bölgeye ilk akinlari, Çagri Bey'in 1015-1021 yillari arasinda gerçeklestirdigi meshur Dogu Anadolu seferi sirasinda yapilmisti. Çagri Bey'in dönüsünde: "Bize karsi koyabilecek bir kavme rastlamadim" seklindeki raporu, Selçuklular'in bu bölgeyi ele geçirme ümitlerini artirdi. Ilk Selçuklu sultanlari Tugrul Bey ve Alparslan, hem Türkmen kitlelerine yurt bulmak ve hem de Islâm ülkelerini korumak gayesiyle Bizans sinirlarina akinlar düzenlediler. Tugrul Bey bu seferlerden birinde Bargiri ve Ercis'i zaptetti.

Sultan Alparslan zamaninda Selçuklular'in eline geçen Ahlat, Anadolul'nun fethi sirasinda bir üs ve karargâh olarak kullanilmistir. Muhtemelen Malazgirt zaferinden önceki bir tarihte Türk hâkimiyetine giren sehir, Selçuklu sultanlari tarafindan tayin edilen valilerce yönetiliyordu. Kaynaklarin ifadesine göre; Malazgirt savasina katilan Ahlatlilar, elde ettikleri ganimetler sayesinde zengin olmuslardir. Daha sonra Mervanîler'in eline geçen Ahlat, 1100 yilina kadar onlarin idaresinde kaldi.
a) Sökmen el-Kutbî (1100-1111):
Ahlatsahlar hanedaninin kurucusu olarak kabul edilen Sökmen'e Selçuklular'in Azerbaycan valisi Kutbuddevle Ismail b. Yâkutî'nin kölesi oldugu için efendisine nispetle el-Kutbî deniliyordu. Kutbuddevle Ismail, Sultan Meliksah'in ölümünden sonra ogullari ve hanedan mensuplari arasinda baslayan taht kavgalari sirasinda öldürülünce, Sökmen onun oglu Mevdud'un hizmetine girdi (486/1093). Ahlat'a hâkim olan Mervanî emirlerinin zulüm ve iskencelerinden usanan halk, adaletiyle meshur Sökmen el-Kutbî'ye haber göndererek onu buraya davet ettiler. Sökmen bu daveti kabul ederek Ahlat'a geldi ve halk tarafindan coskun sevinç gösterileriyle karsilandi (493/1100).
Sökmen Mervanîler'i oradan uzaklastirarak sehre hâkim oldu. Sultan Meliksah'in oglu Melik Muhammed Tapar, kardesi Sultan Berkyaruk'a karsi giristigi taht mücadeleleri sirasinda daima kendisini destekleyen ve basarili hizmetlerde bulunan Sökmen el-Kutbî'ye Ahlat ve Van gölü havzasini ikta ederek onun Ahlat ve çevresine hâkimiyetini onayladi (493/1100). Ahlat merkez olmak üzere kurulan bu hanedana, kuruldugu yer dolayisiyla Ahlatsahlar denildigi gibi kurucusunun adina nispetle de Sökmeniyye, Sokmaniyya veya Sökmenliler de denilir.
Sökmen bu tarihten itibaren yine Melik Muhammed Tapar'a sadakatle hizmet etti. Nitekim 496 (1103) yilinda Hoy'da Muhammed Tapar ile kardesi Berkyaruk arasinda meydana gelen muharebede Yagisiyan'in oglu Muhammed ve Siirt emîri Kizil Arslan ile birlikte Sökmen de Muhammed Tapar'in saflarinda bulunuyordu. Bu savasta yenilen Muhammed Tapar, taraftarlariyla beraber Ercis'e ve oradan da Ahlat'a gitti. Ertesi yil Sultan Berkyaruk ile Muhammed Tapar arasinda anlasma saglaninca, Selçuklu topraklari ikiye ayrilmis ve Sepidrud (Kizilözen) sinir olmak üzere Derbend'den Diyarbekir ve Suriye'ye kadar uzanan saha Muhammed Tapar'in hâkimiyet sahasi olarak kabul edilmis ve Ahlat'ta da hutbe Muhammed Tapar adina okunmustur.
Sultan Muhammed Tapar, 1105 tarihinde Musul'da Emir Çökürmüs'ü kusatirken Sökmen yine onun yanindaydi. Sultan Muhammed Tapar, Eylül-Ekim 1108 tarihinde Emîr Mevdud'u; Porsukoglu Porsuk, Aksungur Porsukî ve Sökmen el-Kutbî ile birlikte Musul'u Çavli'nin elinden almak üzere gönderdi. Sökmen el-Kutbî, daha sonra Mevdud'un birinci Urfa seferine katildi(1110).
Sultan Muhammed Tapar'in emriyle Haçlilar'a karsi bir sefer hazirligina girisen Emir Mevdud, Artukoglu Ilgazi ve Sökmen el-Kutbî'nin de yer aldigi büyük bir orduyla Urfa üzerine yürüdü. Ceziret Ibni Ömer (Cizre)'de karargâh kuran Selçuklu ordusu, diger komutanlarin ve gönüllü mücahitlerin de katilmasi için beklemeye basladi. Urfa'yi ele geçirmeye karar veren müttefik kuvvetler, 2-11 Mayis 1110 tarihleri arasinda Urfa'yi kusatip giris-çikisi kontrol altina aldilarsa da bu kusatmadan önemli bir basari elde edilemedi.
Mevdud, Sultan Muhamed Tapar'in emriyle ertesi yil yeni bir sefere hazirlandi. Ismen sultanin oglu Mesud'un emrinde gerçeklestirilen bu sefere; Ilgazi'nin oglu Ayaz, Meraga emîri Ahmedîl ve Hemedan emîri Porsukoglu Porsuk'tan baska Ahlatsah Sökmen el-Kutbî de katildi. Birlesik Selçuklu ordusu Tellbâsir'i kusatti. Fakat Halep Selçuklu meliki Ridvan'in tutarsiz hareketleri ve Ahmedîl'in Tellbâsir kontu Joscelin ile anlasarak Mevdud'u kusatmayi kaldirmaya ikna etmesi sebebiyle yine netice elde edilemedi.
Sökmen bu sefer sirasinda Bâlis'te aniden rahatsizlanarak öldü (505/1111). Bunun üzerine ona bagli birlikler, efendilerinin cenazesini alarak Meyyafarikîn istikametinde yola devam ederken Sökmen'in hazinelerini ele geçirmek isteyen Ilgazi'nin saldirisina maruz kaldilar. Sökmen'in adamlari tabutu ortalarina alip kahramanca savastilar, Ilgazi'yi maglup ederek Ahlat'a gittiler ve cenazeyi burada defnettiler.
Sökmen'in ölümünden sonra Ahlatsahlar devleti büyük bir sarsinti geçirdi. Meraga emîri Ahmedîl, Sultan Muhammed Tapar'in yanina giderek Sökmen ilini kendisine ikta etmesini istedi. Fakat diger emîrler buna razi olmayinca Ahmedîl'in bu arzusu gerçeklesmedi. Hoy'un batisinda buraya bir konak mesafedeki Sökmenâbâd sehrinin Sökmen el-Kutbî mi yoksa torunlarindan II. Sökmen tarafindan mi kuruldugu kesin olarak tesbit edilememistir.
Sökmen el-Kutbî'nin hükümdarligi sirasinda Ahlatsahlar, basta Ahlat olmak üzere Malazgirt, Ercis, Adilcevaz, Eleskirt, Van, Tatvan, Erzen, Bitlis, Mus, Hani ve Bargiri sehirlerini hâkimiyetleri altina almislardi. Sökmen 502 (1108-1109) yilinda Meyyafarikîn'i yedi ay muhasara ettikten sonra Humartas'in elinden aldi ve Oguzoglu'nu (Kizoglu) buraya vali tayin ederek bazi agir vergileri kaldirdi. Sökmen devrinde bu bölgedeki ticarî hayat büyük gelisme gösterdi. Nitekim Ahlat ticaret gemileri Karadeniz sahillerinde de ticarî faaliyetlerde bulunuyorlardi. Tarihçiler böyle bir ticaret gemisinin Kostantiniyye denizinde (muhtemelen Karadeniz) battigini ve gemideki tüccarlarin boguldugunu ifade ederler.
b) Zahireddin Ibrahim (1111-1127):
Sökmen'in ölümü üzerine yerine zayif bir sahsiyet olan oglu Zahireddin Ibrahim geçti (1111). Ibrahim babasindan güçlü bir devlet miras almisti. Ilk olarak Meyyafarikîn'e giden Ibrahim vali Oguzoglu'nu (Kizoglu) azlederek yerine Ebû Mansur el-Muîn'i tayin etti. Ibrahim 507 (1113-1114) yilinda veziri Ebû Sa'd es-Sedîd'i idam edince Meyyafarikîn valisi olan kardesi Ebû Mansur isyan etti. Sultan Muhammed Tapar, daha sonra Meyyafa-rikîn'i önde gelen emîrlerinden Karaca es-Sâkî'ye ikta etti (508/1115). Böylece Meyyafarikîn Ahlatsahlar'in hâkimiyetinden çikmis oldu. Bu isyan ve karisikliklar sirasinda Meyyafarikîn harap oldugu gibi bu olaylardan rahatsiz olan halk da sehri terketmeye basladi. Sehir daha sonra Artuklular'in eline geçti (515/1121).
Ibrahim'in annesi Inanç Hatun'un ihtiraslari ve devleti ele geçirme arzusu, Ahlatsahlar'in zayiflamasina sebep oldu. Daha önce Ahlatsahlar'a bagli olan Erzen ve Bitlis beyi Hüsameddin Togan Arslan, bagimsiz hareket etmeye basladi. Ibrahim 518 (1124) yilinda Togan Arslan üzerine yürüyerek Bitlis'i kusatti. 1125 tarihinde de Artuklu Davud ile Gürcistan seferine çikti fakat bir netice elde edemedi ve yaklasik ondört-onbes yil hüküm sürdükten sonra 1126 veya 1127 yilinda öldü.
c) Ahmed (1127):
Ibrahim'in ölümü üzerine yerine kardesi Ahmed geçti ise de ancak on ay iktidarda kaldi. Ahmed'in kizi Zeyneb Hatun Artuklular'dan Necmeddin Alpi ile evlenmis ve 1166'da ölmüstür.
Bu sirada Inanç Hatun yeniden siyasî faaliyetlere giristi ve Ibrahim'in oglu Sökmen'i tahta çikardi. Inanç Hatun'un sonu gelmeyen ihtiraslarindan rahatsiz olan devlet adamlari, onu öldürerek devleti kurtardilar (1134).
d) Devletsah Nâsireddin Muhammed Sökmen (II. Sökmen) (1128-1185):
Ahmed'in tahttan uzaklastirilmasindan sonra hanedanin basina Devletsah Nâsireddin Muhammed Sökmen geçti (522/1128).
Irak Selçuklu Sultani Mesud, Ahlat, Malazgirt ve çevresini kardesi Selçuksah'a ikta edince (532/1133-38), Selçuksah Ahlat'i muhasara ederek ele geçirmek istedi. Fakat netice alamadan geri döndü.
540 (1145) yilinda Ahlatsahlar'la Artuklular arasinda sihriyet yoluyla akrabalik kuruldu. Sökmen de Erzurum meliki Saltuk'un kizi Sahbânû ile evlenerek bu iki hanedani birbirine yaklastirdi.
Musul atabegi Imadeddin Zengî'nin ölümü üzerine Ahlat sahi Sökmen de Hizan, Maden ve diger bazi bölgeleri kendi hâkimiyet alanina dahil etti. Daha sonra Artuklular'dan Kara Arslan, Sökmen'e ait olan Malazgirt'i isgal ve yagma etti. Necmeddin Alpi, buna müdahale edip iki taraf arasinda baris sagladi (549/1154).
Türk hükümdarlarinin birbirleriyle ve Haçlilarla mücadelesini firsat bilen Gürcüler, Azerbaycan ve Dogu Anadolu'daki bazi yerleri isgal ettiler. Erzurum meliki Izzeddin Saltuk da Gürcüler'e esir düstü. Fakat daha sonra fidye ödenerek kurtarildi. Gürcüler Ani'yi isgal edince, II. Sökmen, Izzeddin Saltuk, Bitlis emîri Togan Arslan'in oglu Devletsah ve Artuklular'dan Necmeddin Alpi, kuvvetlerini birlestirerek 1161 yilinda Gürcistan seferine çikmaya karar verdiler. Fakat Alpi henüz iltihak edemedigi, Saltuk da habersiz ayrildigi için II. Sökmen agir bir bozguna ugradi. Askerlerinin büyük bir kismi öldürüldü.
Ibnü'l-Esîr, bu olayda dörtyüz süvariden baska salimen dönen olmadigini kaydeder. Türk kuvvetleri büyük kayiplar vererek geri döndüler ve II. Sökmen esirleri kurtarmak için büyük meblaglar ödemek zorunda kaldi. Gürcüler bu zaferden kuvvet ve cesaret alarak 1162 yilinda Duvin'i isgal ve yagma ettiler. Duvin ve köylerinde onbin kisiyi kiliçtan geçirdiler. Kadin-erkek pek çok kisiyi esir aldilar. Kadinlari çirilçiplak soyup yalinayak götürdüler. Cami ve mescitleri yakip yiktilar. Müslüman kadinlara yapilan zulüm ve iskenceyi gören Gürcü kadinlar bile bu durumu tasvip etmediler ve : "Siz müslümanlari, onlarin kadinlarina yaptiginiz seylerin aynisini bize yapmaya mecbur ettiniz" diyerek onlari giydirdiler.
Gürcü kadinlarinin dahi isyan etmelerine sebep olan bu zulüm ve iskenceler, müslümanlari harekete geçirdi. II. Sökmen, Devletsah, Azerbaycan atabegi Ildeniz ve Irak Selçuklu sultani Arslansah, 1163 tarihinde ellibini askin büyük bir orduyla Gürcistan topraklarina girdiler, sehirlerini yagma edip kadin ve çocuklarini esir aldilar. Yaklasik bir ay süren savaslar neticesinde Gürcüler agir kayiplar verdiler. Türk kuvvetleri; ihtida eden, fakat bunu gizleyen bir Gürcü askerin yardimiyla büyük bir zafer kazandilar ve zengin ganimetlerle döndüler.
Sökmen, Ahlat'ta muhtesem bir merasimle karsilandi. Tarihçiler bu hâdiseyi "görülmeye deger bir gün" olarak tavsif ederler. Bu zafer münasebetiyle Türk sehirlerinde bayram yapildi.
Gürcüler ertesi yil (1164) Ani'ye tekrar saldirdilar. Fakat Atabeg Ildeniz yetisip sehri kurtardi. Ildeniz sehri tamir etmekle mesgul iken Gence'nin isgal edildigini duyunca süratle hareket etmis fakat Ahlatsahlar'a tâbi olan Surmari emîri Ibrahim daha önce sehri kurtarmisti. Türkler'le Gürcüler arasindaki savaslar araliklarla devam etti. 1175 yilinda Aras ovasinda Gürcüler'le savasa tutusan Ildeniz, maglup olunca II. Sökmen'den yardim istedi. Irak Selçuklu sultani Arslansah da bu kuvvetlere katildi. Müttefik kuvvetler, Akhalkelek ve Trialith'i yagma ettikten sonra Duvin'e kadar geldiler. II. Sökmen 1175'de Ahlat'a döndü.
Selâhaddin Eyyubî, Siî-Fatimî halifelige son verip Eyyubiler devletini kurduktan sonra hâkimiyet sahalarini genisletmek, Firat ve Dicle vadilerini kendi topraklarina katmak istiyordu. Bu durum, Musul atabegligiyle Artuklular için önemli bir tehlike teskil etmeye basladi. Ahlat sahi II. Sökmen, hem Musul atabegi Izzeddin Mesud, hem de Artuklu Kutbeddin Ilgazi'nin akrabasi oldugu için Selahaddin'in Urfa, Seruc ve Nusaybin'i alarak Musul'a kadar uzanmasi üzerine onu muhasaradan vazgeçirmek için elçiler gönderdi. Sonunda Abbasî halifesi Nâsir Lidinillah, Azerbaycan atabegi Kizil Arslan ve Seyhu's-Suyuh Sadreddin ile isbirligi yaparak onu Musul'u muhasara etmekten vazgeçirdiler. Selahaddin dönüsünde Sincar'i kusatinca, Atabeg Izzeddin Mesud tekrar Sökmen ve Ilgazi'den yardim istedi. Sökmen ileri gelen adamlarindan Seyfeddin Begtimur'u gönderip muhasaraya mâni olmak istedi. Fakat Eyyubîler'in ileri sürdügü sartlara öfkelenerek geri döndü.
Bu yoldaki gayretlerinin neticesiz kaldigini gören Sökmen, Kutbeddin Ilgazi ve Atabeg Izzeddin Mesud da askerlerini toplayarak Mardin-Koçhisar arasindaki Harzem köyünde bulustular. Fakat Selahaddin Sincar'i zaptedip oradan Harran'a geçmis ve askerlerini dagitmisti. Onlarin isbirligi yapip toplandiklarini duyunca, Hama'da bulunan yegeni Takiyyüddin'e haber gönderip onu yardima çagirdi. Takiyüddin geldi ve Selahaddin'e derhal oradan ayrilmasini tavsiye etti. Fakat digerleri ona sakin ayrilma dediler. Selahaddin kendisi de ayrilmaktan yanaydi, bu sebeple oradan Ra'su'l-Ayn'a gitti. Birlesik kuvvetler, onun ayrildigini duyunca dagildilar. Ahlatsahi Sökmen de: "Asker toplayip geri gelecegim" diyerek Ahlat'a döndü. Bu arada Izzeddin ve Kutbeddin Musul'a gitti. Selâhaddin ise yola devam edip Harzem'de konakladi ve birkaç gün orada bekledi.
Ahlat'in zenginligi çevredeki hükümdarlarin bu sehre göz dikmesine sebep oluyordu. Bunlar arasinda Ildeniz'in oglu Cihan Pehlivan, Selahaddin Eyyubî, yegeni Takiyyüddin Ömer, Eyyûbi meliki Mevdud b. Âdil ve Selçuklu Tugrulsah'i sayabiliriz. Sökmen'in 10 Temmuz 1185 tarihinde ölümü, bu hükümdarlarin Ahlat üzerindeki emellerini daha da artirdi. Çünkü Sökmen, geride evlat birakmadigi gibi kendinden sonra devletin basina geçecek baska bir hanedan üyesi de yoktu.
II. Sökmen uzun yillar hüküm sürmüs ve yaklasik seksen yaslarinda ölmüstür. Çevredeki bütün hükümdarlar ona saygi gösterirlerdi. Akilli, ileri görüslü ve güzel ahlâkli bir hükümdardi. Halk da onu çok severdi. Cesareti ve Gürcüler'e karsi cihadi, halkin gönlünde taht kurmasina sebep olmustu. Bundan dolayi hatirasi uzun müddet halkin gönlünde yasadi. Gerçekten de Ahlat, en parlak dönemine onun devrinde ulasti.
e) Seyfeddin Bektimur (1185-1193):
II. Sökmen, oglu olmadigi ve hanedan mensuplarindan da bu görevi üstlenecek kimse bulunmadigi için halkin ve devlet erkâninin arzusu üzerine memluklerinden Bektimur'u evlât edinmis ve devletini ona vasiyet etmisti. Bu vasiyet uyarinca hanedanin basina Bektimur geçti (1185-1193). Selahaddin devlet adamlarini toplayip bu hususu onlarla istisare etti. Bazilari: "Ahlat çok muazzam ve zengin bir vilâyettir. Su anda sahipsizdir" diyerek onu Musul'u muhasaradan vazgeçirip Ahlat'a gitmege tesvik eettiler. Selahaddin ne yapacagina tam karar veremedi. Bu sirada Ahlat'in ileri gelenlerinden, emîrler ve halktan gelen mektuplar da onu Ahlat'a davet ediyordu. Aslinda bu bir taktikten ibaretti. Çünkü o sirada Azerbaycan ve Hemedan hâkimi Semseddin Pehlivan da Ahlat iline göz dikmisti. Ahlatlilar Selahaddin ile Pehlivan'i birbirlerine düsürerek ülkelerini korumak istiyorlardi. Selahaddin vali Davud ve adamlarinin tesvikiyle Nâsireddin Muhammed, Muzaffereddin ve diger bazi emîrlerini Ahlat'a gönderdi. Kendisi de Meyyafarikîn'e dogru yola çikti.
Pehlivan Ahlat yakinlarina kadar gelerek karargâh kurmustu. Sonunda halk ve Bektimur, Eyyubîler'e karsi Pehlivan ile isbirligi yapmaga karar verdiler. Bu arada Selahaddin Meyyafarikîn'i ele geçirdi (29 Agustos 1185) ve halifeye haber gönderip Ahlat, Diyarbekir ve Musul'a hâkimiyetinin tasdik edilmesini istedi. Bektimur Pehlivan ile anlasarak Ahlat'in Eyyubîler tarafindan istilâ edilmesine mâni oldu. II. Sökmen gibi güçlü bir hükümdardan sonra Bektimur'un ülke yönetimine hâkim olmasi Ahlatsahlar için büyük bir bahtiyarlikti. Halkin destegini ve sevgisini kazanmis olan Bektimur, Eyyubîler'in en kuvvetli dönemlerinde Ahlat'i istilâ etmelerine engel oldu.
Bununla beraber Eyyubîler'den Takiyyüddin Ömer, 1191 yilinda Ahlatsahlar'in hâkimiyetindeki Hani'yi ele geçirdi ve Ahlat üzerine yürüdü. Sehri bir müddet kusattiysa da netice elde edemeden ayrilmak zorunda kaldi. Daha sonra Malazgirt üzerine hücum etti. Fakat Erzurum meliki Saltuk'un kizi Mama Hatun Ahlatsahlar'in yardimina kosarak Malazgirt'in istila edilmesine mâni oldu. Bundan dolayi muhasara uzun sürdü ve nihayet Takiyyüddin, Ekim 1191'de ölünce Bektimur rahat bir nefes aldi. Fakat Eyyubîler'in Ahlat'i istila emelleri Selahaddin Eyyubî'nin 1193 yilinda ölümüne kadar devam etti.
Bektimur Selahaddin'in ölümünü duyunca, çok sevinmis ve kendisine el-Melikü'l-Muazzam Selahaddin Abdülaziz adini vermistir. Onun bu davranisi tarihçiler tarafindan ayiplanmaktadir.
Selahaddin'in ölümünden sonra Artuklu Yavlak Arslan ve Musul atabegi Izzeddin Mesud ile anlasan Seyfeddin Bektimur, Meyyafarikîn'i geri almaya tesebbüs etti, fakat 5 Mayis 1193 tarihinde ölümüyle bu tesebbüsü yarim kaldi. Bektimur'un Batinîler tarafindan öldürüldügüne dair rivayetler oldugu gibi, onun yerine göz diken damadi Bedreddin Aksungur Hezar Dinarî tarafindan öldürülmüs olmasi da muhtemeldir. Ibnü'l-Esîr'e göre, Hezar Dinarî tarafindan öldürülmüstür.
Bektimur âdil, dindar, hayir ve hasenati seven, âlimleri, fakir ve sûfîleri himaye eden, cömert, cesur ve güzel ahlâkli bir hükümdardi. Çok sadaka verir, halka çok iyi davranirdi. Ermeni tarihçi Vardan Bektimur'un Sasun bölgesini de fethettigini ve Takiyyüddin Ömer'in ölümünden sonra hristiyanlara karsi da çok iyi davrandigini yazar.
f) Bedreddin Aksungur Hezar Dinarî (1193-1198):
Seyfeddin Bektimur'un öldürülmesi üzerine ülkeye Aksungur Hezar Dinarî hâkim oldu (1193-1198). O da II. Sökmen'in memlûklerindendi. Ahlatsah tarafindan Cürcanli bir tüccardan 1000 dinara satin alindigi için kendisiine Hezar Dinarî lâkabi verilmisti. Daha sonra Bektimur'un kizi Ayna Hatun ile evlenerek yüksek bir mevki elde etmisti. Ihtirasli oldugu için Bektimur'u öldürüp karisiyla oglunu da hapsetmisti. Erzurum meliki Tugrulsah ile birleserek Gürcü kuvvetlerini maglup etti ve pek çok ganimet ele geçirdi. Kaynaklarda onun ölümüyle ilgili farkli rivayetler vardir. Ebu'l-Fidâ Aksungur'un 594'te (1197-1198) yilinda öldügünü söylerken Sibt Ibnü'l-Cevzi ile Ebu'l-Ferec onun 604 (1207-1208) tarihinde Bektimur'un baska bir oglu tarafindan öldürüldügünü kaydederler.
g) Sücaeddin Kutlug (1198):
Aksungur'un ölümünden sonra, Sücaeddin Kutlug adli bir köle Ahlat'ta yönetimi ele geçirdi. Bektimur'un küçük yastaki oglu Muhammed'i de ortak hükümdar ilan etti. Fakat kisa bir müddet sonra Bektimur'un ogluyla anlasmazliga düstü ve onu saltanattan uzaklastirdi. Bunun üzerine Bektimur'un oglu, Kutlug'un Ermeni asilli oldugunu söyleyerek halki ona karsi kiskirtti. Ayaklanan halk Kutlug'u sigindigi kalede yakalayip öldürdü (1198). Ibnü'l-Esîr ve ondan naklen Müneccimbasi, Kutlug'un ileri görüslü, âdil ve halka iyi muamele eden bir hükümdar oldugunu, buna karsilik Bektimur'un oglunun sefih bir insan oldugunu söylerler.
h) el-Melikü'l-Mansur Muhammed (1198-1207):
Kutlug'un öldürülmesi üzerine Ahlat'ta büyük karisikliklar çikti ve sonunda Bektimur'un oglu Muhammed "el-Melikü'l-Mansur" ünvaniyla tek basina tahta çikti (1198-1207). Onun devrinde Gürcüler yeniden birçok sehri isgal ettiler. 1204 yilinda Ercis'e kadar gelerek sehri yagmaladilar ve çok sayida esirle döndüler. Daha sonra Erzurum beyliginin sinirlarinda yer alan Samankale'de, Ahlat ve Erzurum askerleri tarafindan perisan edildiler. Pek çok Gürcü askeri esir alindi. Bunlar arasinda bas komutan Küçük Zekeriyya da vardi. Gürcüler, 1205 yilinda Ahlat'a tekrar saldirdilar. Bektimur'un oglu Muhammed, çok genç oldugu için asker ve halk üzerinde otorite saglayamamisti. Bu yüzden Gürcüler, ciddi bir mukavemetle karsilasmadilar. Ancak daha sonra sûfîler ve gönüllülerin etrafinda toplanan halk Gürcüler'i bozguna ugratti.
el-Melikü'l-Mansur Muhammed'in içki ve eglence âlemlerine dalmasi, halk nezdindeki itibarini kaybetmesine sebep oldu. Askerler de ona karsi ayaklandilar. Bu gelismeler üzerine bir grup Ahlatli, II. Sökmen'in vaktiyle halef tayin ettigi yegeni Nâsireddin Artuk Arslan'a haber gönderip onu ülkelerine davet ettiler. Bu sirada II. Sökmen'in köle emirlerinden Balaban da el-Melikü'l-Mansur Muhammed'e isyan ederek Malazgirt'i ele geçirdi ve topladigi kuvvetlerle Ahlat üzerine yürüdü. Artuklu meliki Nâsireddin Artuk Arslan, davet sebebiyle hiç bir muhalefet ve mukavemetle karsilasmadan Ahlat'a hâkim olacagini düsündügü için yanina silah ve agirliklarini almadan gelmisti. Balaban ona haber gönderip:
"Ahlat halki, beni sana mütemayil olmakla itham ediyorlar. Onlar Araplar'dan nefret ederler. Sen geri dönüp bir merhale uzaklasirsan daha iyi olur. Ben sehri ele geçirirsem sana teslim ederim, çünkü benim Ahlat meliki olmama imkân yoktur." dedi. Fakat Artuk Arslan uzaklastiktan sonra "Ülkene dön, yoksa gelir seni de maiyetini de perisan ederim." diye haber yolladi. Öte yandan Eyyubîler'in el-Cezîre ve Harran bölgesi meliki Melik Esref de Artuk Arslan'in Ahlat'a gittigini duyunca derhal Mardin üzerine yürüdü ve sehrin mahsulünü alip Düneysir'de konakladi. Bir yandan Balaban'in diger taraftan da Melik Esref'in tehdidine maruz kalan Artuk Arslan, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmus ve Mardin'e dönmek zorunda kalmistir.
Nâsireddin Artuk'un Ahlat'tan uzaklasmasi üzerine Balaban, sehri daha siddetli bir sekilde muhasara etmege basladi. Bektimur'un oglu Muhammed, askerleri ve halki toplayip Balaban'in üzerine hücum etti. Balaban kendi hâkimiyetindeki kalelere çekilmek zorunda kaldi. Daha sonra Malazgirt, Ercis ve diger kalelerden asker toplayip yeniden Ahlat üzerine yürüdü. Devlet büyüklerine de haber gönderip onlari kendi tarafina çekmeye çalisti. Onlara bol vaatlerde bulundu. Emîrler Bektimur'un oglunun ülkeyi idare edecek durumda olmadigini, içki ve eglenceye düskün oldugunu bildikleri için Balaban'in teklifini kabul ettiler. Ancak Balaban'dan verdigi sözde duracagina dair yemin etmesini istediler. Sonra da Bektimur'un oglunu ve Ahlat'i ona teslim ettiler. Balaban sehre hâkim olup Bektimur'un oglunu hapsetti (1206).
Bir müddet sonra Meyyafarikîn hâkimi Necmeddin Eyyub, Ahlat üzerine yürüdü ve Ahlat'in bazi kalelerini ele geçirdikten sonra Ahlat'i muhasara etmege basladi. Bunun üzerine Balaban onu aldatmak için hileye basvurarak sehri müdafaa etmekten aciz oldugunu bildirip muhasarayi kaldirmasi için güzel sözler söyledi. Bu davranis Necmeddin Eyyub'u daha da tahrik etti. Fakat Balaban düzenledigi bir baskinla onu perisan etti. Necmeddin çok az sayidaki askeriyle Meyyafarikîn'e dönmek zorunda kaldi.
Bu karisikliklar sirasinda Gürcüler, Kars sehrine saldirdilar ve uzun süre muhasara ettikten sonra ele geçirdiler. Kars valisi, kaç defa elçi gönderip Ahlat'tan yardim istediyse de bu yardim gerçeklesmedi. Vaziyetin giderek aleyhlerine gelistigini ve kendilerine yardim edilemedigini gören vali, sonunda onlardan alacagi iktalar ve para karsiliginda sehri teslime razi oldu. Devrin hükümdarlari, birbirleriyle mücadele etmekle, zulüm, içki ve eglenceyle mesgul olduklari için Kars'in düsman eline düsmesine mâni olamadilar. Böylece Kars, bir Islâm beldesi olmaktan çikip bir küffâr ve sirk beldesi oldu.
Ahlatsahlar'in iç ve dis müdahaleler sebebiyle giderek zayiflamaga baslamasi üzerine Necmeddin Eyyub, büyük bir orduyla Ahlat'a saldirdi. Balaban ona karsi savastiysa da basarili olamadi ve Ahlat'a siginip Erzurum meliki Mugiseddin Tugrulsah'tan yardim istedi. Tugrulsah, ordusunun basinda bizzat yardima geldi ve müttefikler Necmeddin Eyyub'u maglup ettiler. Eyyubîler'in ele geçirdigi Mus kalesini de geri alacaklari sirada Tugrulsah Balaban'a hainlik etti ve ülkesine göz diktigi için onu öldürdü. Buradan süratle Ahlat'a gittiyse de halk onun bu hareketini tasvip etmedigi için sehre sokmadi. Tugrulsah eli bos; fakat bu cinayet sebebiyle günahkâr olarak ülkesine dönerken halk, Necmeddin Eyyûb'a haber gönderip Ahlat'a davet etti. O da bu daveti kabul ederek Ahlat'a gitti ve bir asri askin zamandan beri bölgeye hâkim olan Ahlatsahlar hanedanina son verdi (1207).
Eyyubîler sehre hâkim olduktan sonra pek çok kisiyi öldürdüler. Ileri gelenleri de Meyyafarikîn'e sürdüler. Bu Ahlat için çok agir bir darbe oldu.
Eyyubî hükümdari Melik el-Adil, Abbasî halifesi en-Nâsir Lidinillah'a haber gönderip Ahlat ve Meryafarikîn'e hâkimiyetini tasdik etmesini istedi. Bu teklifini onaylayan halifenin mensûrunu aldiktan sonra, bu iki sehri oglu Necmeddin Eyyub'a verdi (1207). Fakat Ahlat halki ve askerler, yabanci bir yönetimi kolay kolay kabul edecege benzemiyordu. Bazi askerler, Van kalesine çekildiler ve daha sonra Ercis'i kendi hâkimiyetleri altina aldilar. Bunun üzerine Necmeddin Eyyub, babasindan yardim istedi. O da diger oglu Melik Esref'i kardesine yardima gönderdi. Bu sayede Van'i ele geçirdiler. Malazgirt üzerine yürüdükleri sirada Ahlat halki, Sökmen'in bayragini açarak halki bu bayrak altinda toplanmaga ve Eyyubîler'e karsi ayaklanmaga çagirdi. Melik Esref tekrar müdahale ederek sehri muhasara ve zaptetti. Isyana katilan pek çok kisiyi öldürdü.
Bu olaylar Gürcüler'in ihtiraslarini tahrik ediyordu. Nitekim 1208 yilinda Ercis'i isgal ve yagma ettiler. Necmeddin Eyyub halkin isyan etmesinden endise ettigi için Ahlat'tan ayrilamadi. Bundan dolayi Gürcüler, sehri diledikleri gibi yagma edip, yakip yiktiktan sonra ayrildilar.
Gürcüler 1210 tarihinde tekrar saldiriya geçince, Ahlatlilar, köprüyü yikarak yolu kapattilar. Sarhos olan Ivani, köprüden geçmek isterken atindan düstü ve esir alindi. Ivani'den alinan fidyeyle Ahlat'in surlari onarildi ve Gürcüler'le üç yillik bir mütareke imzalandi.
Necmeddin Eyyub, bu sirada ölünce kardesi Melik el-Esref Ahlat'a hâkim oldu. Çok geçmeden Mogol istilâsi her tarafi altüst etti. Onlara karsi kahramanca savasan Harezmsah Sultan Celâleddin, Gürcüler'in Azerbaycan, Ahlat, Erzurum ve Sirvan'da yaptiklari zulüm ve iskenceleri duyunca, 1225 yilinda Tiflis'e girdi ve sehri yeniden Islâm topraklarina dahil etti. Böylece Ani ve Kars sehirleri Gürcüler'den temizlenmis oldu. Bu basarilari ona karsi duyulan sevgiyi kat kat artirdi. Fakat Ahlat muhasarasi bütün iyiliklerini silip süpürdü. Harezmsah 1229 yilinda Ahlat'i muhasara etmeye baslayinca, Anadolu Selçuklu sultani Alâeddin Keykubat, ona haber gönderip âlim, zâhid ve din adamlariyla dolu olan ve bundan dolayi da Kubbetü'l-Islâm adiyla anilan bu sehri muhasaradan vazgeçmesini istedi. Fakat Celâleddin bu teklifi reddetti ve muhasarayi kis boyunca sürdürdü. Halk çok perisan oldu.
Sehirden disari çikan halk açliktan o derece sararmisti ki, baba evlâdini, evlât da babasini taniyamaz haldeydi. Nihayet 14 Nisan 1229'da Ahlat'a giren Harezmsah'in askerleri sehri üç gün yagma ettiler. Sakladiklari altin, gümüs ve degerli esyayi almak için halka iskence ettiler. Celâleddin bu hareketinin cezasini 1230'da Yassiçimen'de maglup olduktan sonra kaçarken Meyyarafarikîn yakinlarinda öldürülerek ödedi.
Alâeddin Keykubad Yassiçimen savasindan sonra Ahlat, Van, Bitlis, Malazgirt ve civarini topraklarina katarak bölgede ziraat ve ticaretin gelismesi için çalisti. Fakat 1243 Kösedag bozgunuyla Mogollar, her tarafi tahrip etmeye basladilar. Ahlat daha sonra Ilhanli, Karakoyunlu ve nihayet Osmanli hâkimiyetine girdi ve Osmanlilar uzun yillar önce yurt tuttuklari bu sehre yeniden hâkim oldular.
"Ertugrul Bey'in ecdadi ve mensup oldugu boy, Anadolu'nun ilk açilisinda yani XI. asrin ikinci yarisinda Sultan Tugrul Bey ve Alparslan'in ümerâsinin maiyyetinde Ahlat bölgesine gelmisler ve Anadolu gaza ve fetihlerine istirak etmisler ve Ahlat bölgesinde yurt tuttuklari gibi Mus, Malazgirt, Eleskirt ve Sürmari (Sürme-Çukuru) ovalarinda ve daglarinda kislak ve yaylak tesis etmisler ve bilâhare Ahlat emîrlerine yani Sökmenliler'e tâbi olmuslar ve onlarin maiyyetinde olmak üzere Gürcüler'e bazen de Erzurum ve Erzincan emirleriyle birlikte Trabzon dükaligina ve bilahare imparatorluguna karsi yapilan gazalara istirak etmislerdir. XIII. yy. baslarinda Ahlat'in Eyyubîler'in eline geçmesi, belki de daha sonra Celâleddin Harezmsah'in Ahlat bölgesini istilasi üzerine Ertugrul Bey'in babasi, maiyyetindeki boy ile birlikte ve tipki kendisi gibi Kayi boyundan olan Artukogullari'nin yani Mardin hükümdarlarinin maiyyetine girmistir. Bu arada Ertugrul'un babasi herhangi bir sebeple belki kislamak üzere Ceber'e giderken Firat'ta bogulmus olabilir".
ILIM, KÜLTÜR VE MEDENIYET
Van gölü havzasinin merkezinde yer alan Ahlat, ilim, kültür, medeniyet ve ticaret bakimindan Ortaçagin en önde gelen sehirlerinden biriydi. Ahlatsahlar, sehri onarmak için büyük gayret sarfettiler. Meselâ 1164 yilinda meydana gelen bir yangin sirasinda pek çok ev ve dükkân harabeye dönmüstü. II. Sökmen'in karisi Sahbânu bu hasari telâfi etmek için seferber olmus, çok sayida köprü ve yolu yeniden yaptirmis, Bitlis kapisi önünde güzel hanlar insa ettirmisti. Ayrica kale ve surlari da onartmisti. Ticaret ve tarim sahasindaki gelismelerle Ahlat, surlarin disina çikmis, halk fevkalâde zengin olmustu. Ahlatli tüccarlarin denizasiri ülkelerle de ticaret yaptiklari bilinmektedir. Ahlat'ta demir-çelik ve çilingirlik çok ilerlemisti.
Ahlat ilim, kültür ve din adamlariyla; zahid, mutasavvif ve san'atkârlariyla meshur bir sehirdi. Bundan dolayi sehre Kubbetü'l-Islâm denilirdi. O dönemde muhtelif sehirlerde insa edilen pek çok eserin Ahlatli mimarlar tarafindan yapilmis olmasi da buranin nasil bir medeniyet merkezi oldugunu gösterir. Ahlatsahlar; ilim, din, san'at ve tarikat adamlarini himaye ederek ilim ve kültürün gelismesine hizmet etmislerdir.
Ahlatli meshur sanatkâr ve âlimlerden bazilari sunlardir: Haci el-Ahlatî, Mufaddal el-Ahlatî, Hurremsah el-Ahlatî (mimar), Fahreddin el-Ahlatî (asronomi bilgini), Ebû Ali el-Ahlatî (filozof) Ibrahim b. Abdullah, Hüseyin el-Ahlatî (kimyager), Safiyüddin Ebu'l-Berekât, Ebdüssamed b. Abdurrahman, Ali b. Muhammed, Seyh Mü'min ed-Darîr, Yahya b. Ahmed, Muhammed b. Melikdâd, Muhammed b. Ali, Ali b. Ömer (âlim).
Ahlatsahlar'in bir medeniyet ve kültür merkezi olan baskentleri Ahlat, Harezmsah Celâleddin'in muhasara ve yagmasi, Mogol istilâsi ve Mogol-Memlûk savaslari sirasinda büyük çapta tahrip edilmis, iktisadî ve ticarî hayat gerilemis ve halk bölgeyi terketmeye baslamistir.
Bazi tarihçiler, esnaf ve sanatkâr birliklerinin (fityan) de ilk defa Ahlat'ta görüldügünü söylerler. Bu teskilât mensuplari Ahlat'in siyasî hayatinda önemli rol oynuyor ve muhasara sirasinda sehrin müdafaasinda yardimci oluyorlardi.
Kaynak: Osmanli tarihi
 
Üst Alt